Basında Yaşlılık

Yaşlılara Saygı Haftasında Önemli Bir Tartışma: Alain Delon’un ötonazi isteği

Yaşlılara Saygı Haftasında Önemli Bir Tartışma: Alain Delon’un ötonazi isteği

Yaşlılara Saygı Haftasında Önemli Bir Tartışma: Alain Delon’un ötonazi isteği

Geniş aile içinde büyüdüm ben. Küçük yaşlardan itibaren de ev içinde sorumluluk verildi bizlere. Babaannem de bizimle yaşardı ve onun sözü her şeyin üstünde idi, bu durum bazen beni kızdırsa da. Öte yandan mahalledeki yaşlıların odunu- kömürü veya kışlık erzakı geldiğinde taşımak biz çocukların da dahil olduğu bir imece işi idi. Keza bayramlardan önce yaşlıların olduğu komşularımızın evini temizlemek, bayramlık tatlılarını hazırlamak ta aynı şekilde bizlerin de dahil olduğu bir imece ile çözülürdü. Keza yaz tatilleri için Artvin’e gittiğimde ki 10 yaşından beri bu her yaz süren bir macera idi, hem benden 3 yaş küçük kardeşime göz kulak olmak, hem de anneannemin sözünden çıkmadan köydeki her işe yardım etmem ön koşul idi. İyi ki de öyle olmuş. Nur içinde yatsınlar anneannem ve büyükbabam “sessiz güç” dediğim bir otorite ile gürültü-patırtıya sebep olmadan sabah evden birlikte çıkar, yapılacak her işte tüm aile birlikte çalışır, eve gelince de halayın en başında oynamak dahil eğlenceye de öncülük ederlerdi. Hiçbir iş yok denen gün dahi ortaya çıkan üretim baş döndürecek denli fazla olurdu. Doğayı tanımayı, doğadaki tüm canlılarla dost olmayı, eko sistemin neden önemli olduğunu, her zorluğun üstesinden ancak birlikte mücadele ederek gelinebileceğini orada öğrendim, bizzat yaşayarak. Anlattıkları hikayeler ve yoktan var ettikleri sofralar dünyamı zenginleştirdi. O nedenledir ki “yaşlandın artık köşene çekil, kafanı dinle” denen büyüklerimizi gördüğümde kendimi kötü hissederim. Anlarım ki bu kişi yakında işlevselliğin anlamını sorgularken depresyona girecek ve işler hiç te iyi gitmeyecek.

Tam bunları sorgularken ve 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası için düşüncelerimi gözden geçirirken gündeme önemli bir haber düştü. 19 Mart tarihinde Le Point’in aktardığına göre ünlü sinem sanatçısı Alain Delon “Yaşlanmak berbat! Hiçbir şey yapamıyoruz. Görünüşümüzü ve görme duyumuzu kaybediyoruz. Ayağa kalkamıyor, ağrı hissediyoruz. Büyük bir eziyet” diyerek ötanazi (kendi iradesi ile ölüm kararı alma) istedi. 2002 yılından beri depresyon tedavisi alan ve bu nedenle işlevselliği giderek azalan sanatçı son isteği ile tüm dünyanın dikkatini çekti, sevenlerini üzdü ve hepimizi düşündürdü. Alain Delon neden bu noktaya geldi orasını bilemiyorum ama kendi deneyimlerimden biliyorum ki işlevselliği azalan ve üretimden kopan her birey, özellikle yapıcı sosyal ağlardan yoksunsa ruhsal ve bedensel açıdan hastalıklara açık haldedir. Benzer tartışmalar pandemi ve izolasyon döneminde de sıkça gündeme taşındı ben dahil yaşlı sağlığı alanında çalışan meslektaşlarım tarafından olası sonuçları ile birlikte.

O halde yaşamın damıtılmış bilgi, hoşgörüsünü koşturmaca ve ego ekseninden soyutlayarak barındıran büyüklerimizin gerçekten farkında mıyız? Onların sosyal ve ekonomik potansiyellerini hakkıyla değerlendirebiliyor muyuz? Yoksa onlara köşenize çekilin, karışmayın ve talepkar olmayın mesajı mı veriyoruz? Son dönemde izlediğim ve çok beğendiğim “intern” isimli filmde Robert De Niro ve Anne Hathaway başrollerde olmak üzere yapımcılar bu konuya muhteşem bir açılım yapmışlardı, neden olmasın diyor insan izledikçe. Keza Mersin Alzheimer Derneği gönüllülerinden olan 92 yaşındaki Emekli öğretmen Ahmet Özer’in bugün 33 ülkenin katıldığı bir turnuvada Masa tenisi alanında 95.kez birincilik kupasını alırken çekilen fotoğrafına baktığımda gördüm olabileceğini. Benzer şekilde derneğimizin gönüllüleri arasında da çok sayıda kıdemli büyüğümüz inanılmaz bir enerji ve motivasyonla çalışıyor, harika işler çıkarıyorlar, olabilirliği teyit ederek.

Ülkemizin ve tüm dünyanın geldiği noktada sosyal ve ekonomik çıkmazların çözümünde değer tanılamamızın yeniden yapılması ve kendi normallerimizi güncellememiz gerektiğini düşünüyorum. Hangi yaş, sosyoekonomik koşul ve eğitim durumunda olursak olalım büyüklerimizin de dahil olduğu sistemleri yeniden hayata geçirmemiz şart. Herkesin bireysel özgürlüğüne saygı duyarken birlikte olmanın makul yolları bulunabilir kanımca. Tecrübe aktarımı, değer aktarımı ve sevgiyi içimizde bularak

doğamıza dönmek şart artık. Dünyada en başarılı eğitim modeli kabul edilen köy enstitülerinde vaktiyle büyüklerimize aktarılan da bu değil miydi? Bir yanda kendi elektriğini üretecek makine yaparken, bir yanda ihtiyacı olan besinleri üretecek çiftlikte çalışmak, öte yandan da klasik batı müziğini yorumlayacak şekilde enstrüman çalıp salon dansı yapmak, hepsi aynı anda mümkünmüş. Bizler de onların başardıklarının hepsini mevcut koşullarda yapamasak dahi çocuklarımıza nineleriyle birlikte tığ işi yapmak, ya da dedeleriyle birlikte ahşap işi yapmakla başlasak dahi hala geç değildir sanıyorum. Her yaşta ve her nefeste yaşamı hissetmek, bize ayrılan sürenin sonuna gelinceye dek sosyal ağların içinde kalıp üretmek ve sevgiyle saygının kol kola gezdiği bir yaşam mümkün olmalı. Olmalı ki %18’i bulan oranda büyüklerimiz süreyi sona erdirme düğmesine kendileri basmasın ve onca güzel başarıdan sonraki veda sahnesi böylesi hüzünlü olmasın.

Sağlıklı günler dileği ile Yaşlılara Saygı Haftasında tüm büyüklerimizin ellerinden öpüyorum.

Not: Bu Yazı mersinmozaik.com Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın