<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>alıntıdır &#8211; Yaşlıyım Haklıyım</title>
	<atom:link href="https://www.yasliyimhakliyim.com/author/sadiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yasliyimhakliyim.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Mar 2021 03:23:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>Metaları fetiş olmaktan çıkarmak: Bakım Manifestosu</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/metalari-fetis-olmaktan-cikarmak-bakim-manifestosu/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/metalari-fetis-olmaktan-cikarmak-bakim-manifestosu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2021 03:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11663</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">			<link rel="stylesheet" id="wd-section-title-style-simple-and-brd-css" href="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/themes/woodmart/css/parts/el-section-title-style-simple-and-brd.min.css?ver=8.4.0" type="text/css" media="all" /> 			
		<div id="wd-605c00b2ede3f" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-605c00b2ede3f wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Metaları fetiş olmaktan çıkarmak: Bakım Manifestosu</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><span class="caption">Bakım emeğinin kadınlar nezdinde çocukluktan itibaren kurulan şefkatli ve fedakâr olmak gibi nitelikler sebebiyle ve ilerleyen yaşlara hazırlanırken “kadınlık rolleri” kapsamına alınan en doğal yöntem ve işlevlere sahip, aynı zamanda “üstün yetenekli bakıcılar” a dönüştüğünü söylemek için uzun uzadıya araştırmalara en azından bu yazı açısından gerek yok.</span></p>
<div class="body-text"></div>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><em>“Pratik anlamda bakım-ya da Joan Tronto’non terimleriyle ‘birine bakmak’-başka bir ‘şey’den ya da metadan farklıdır, çünkü gerek bakım verenler gerek bakım alanlar ancak karşılıklılık, katlanma ve sabırla gelişebilecek bir ilişki içinde olduklarından çoğu kez her ikisi için de ‘zorluklar taşır’. Piyasa mantığının bu tür değerleri kavrayacak ya da ölçecek, bırakalım yeteneği, sözcük dağarcığı bile yoktur. Feminist iktisatçı Nancy Folbre’nin ifadesiyle, bakımın nasıl örgütlendiği ve aslında nasıl örgütlenmesi gerektiği söz konusu olduğunda, ‘görünmez elleri’ değil ‘görünmez yürekleri’ düşünüyor olmamız gerekir. Yani bakım ve merhametin gücünün piyasa tarafından dolayımlanan bireyselleşmiş öz-çıkarın gücüne her zaman üstün gelmesi gerektiğini tümüyle kabul etmeliyiz. Evrensel bakım modelimiz bu ekonomi paradoksunu çözebilmemiz için kilit bir adımdır.”</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Bakım emeği, şefkat emeği ya da daha kapsamlı bir kavram seti kullanırsam, ev içi emeğinin Marksist literatürdeki yeri, yani “yeniden üretim alanı” üzerine düşünmek için <em>Bakım Manifestosu/Karşılıklı Bağımlılık Politikası</em><em> </em>adlı kitaptan söz ederek yazıma başlıyorum. Üstelik kitabın çevirmeni de Türkiye’de bu tartışmanın yürütülmesine katkılarıyla bildiğimiz feminist yazar/çevirmen Gülnur Acar Savran. Bir başka kitabı da bu bağlamda anmadan geçmemek lazım, Sylvia Walby’nin<em> Patriyarka Kuramı</em> isimli kitabı ve çevirmeni de yine bu meselelere kafa yoran Hülya Osmanağaoğlu.</p>
<p>Bakım emeği tartışması Türkiye’de son yirmi yılda, akademi içinde ve dışında daha çok kadınların yürüttüğü bir tartışma biçiminde yürüyor. Örneğin 2015 yılında Ankara Üniversitesi KASAUM (Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi) dergisi <em>Fe</em>’de “Feminist Eleştiri” yayımlanan, Özge Sanem Özateş Gelmez’in makalesi <em>“Ailevileştirilen bakımın kürek mahkûmları: Evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren kadınların deneyimleri”</em> gibi makaleler ya da tezler üretiliyor. Bir başka örnek olarak, Başak Tuğsavul ve Özgün Akduran’ın yazdıkları <em>ÇATLAK ZEMİN’</em>de yayımlanan <em>“Bir tarihsel izleğin peşinde: Eviçi emek” </em>adlı yazı gibi, tartışmalara yer veren zihinsel ve pratik örgütlenme çeşitliliğini içeren yazılar verilebilir.</p>
<p>Yeniden üretim alanı aynı zamanda kapitalist piyasa açısından “görünmezlik halesi” ile tanımlandığı için hem tahayyül etmek hem de “ücretlendirme” tartışması yürütmek hep zor oldu. Eşitlikçi bir topluma yakınsak deneyimlere sahip olmayan bizim gibi coğrafyalarda düşünmenin önündeki engeller, yaşamlarımızı da kısıtlıyor. Sakarya Feminist Okumalar Grubu ile her ay toplanıp kitaplar okuyoruz, filmler, söyleşiler izliyoruz. Mart 2021 okuma listemizde Burçin Tetik’in Annemin Kaburgası isimli öykü kitabı da vardı. Kitabın adını taşıyan ilk öyküyü feminist edebiyat eleştirisi açısından özel bir yaklaşımla inceledik ve tartıştık. Bakım emeği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği açısından en önde duran paragraflardan birini hepimiz fark etmiştik.</p>
<p><em>“Onuncu günde çıktık hastaneden. Ayrılmadan başhemşire uzun uzun anlattı iğnesini nasıl yapacağım, dikişlerine her gün nasıl pansuman yapılması gerektiğini. Annemin kızı değil de oğlu olsaydım aynen böyle anlatacak mıydı tüm bunları, diye düşündüm. Yoksa gözleri bir kadın arayacak, karıma mı anlatacaktı önce tentürdiyotu boca edip sonra yukarıdan aşağı bastırarak, metal dikişlere takılmamasına dikkat ederek yarayı sileceğimi? Bir karım olmasaydı, bakıcı tutmamı, eve hemşire çağırmamı söylerdi belki. Oysa benim en birincil görevim annemin kızı olmaktı. Gerekirse onun hemşiresi, doktoru, aşçısı, temizlikçisi, iğnecisi, bakıcısı olacaktım. Annelerin kızları olmak bunu gerektirirdi. Hâlbuki erkek olup aynı işleri yapsam özverimden, anneme bağlılığımdan ötürü ne çok övülürdüm. “Ne hayırlı oğlanmış!” derlerdi arkamdan. Şimdi ise kimse hayırlı olmamdan dem vurmuyordu, aksine, komşulara, annemin arkadaşlarına, akrabalara, doktorlara yetmiyordu yaptıklarım.”</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div  class="wpb_single_image wpb_content_element vc_align_center">
		
		<figure class="wpb_wrapper vc_figure">
			<div class="vc_single_image-wrapper vc_box_shadow_3d  vc_box_border_grey"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="353" height="525" src="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/03/1616449253annemin-kaburgasi.jpg" class="vc_single_image-img attachment-full" alt="" srcset="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/03/1616449253annemin-kaburgasi.jpg 353w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/03/1616449253annemin-kaburgasi-202x300.jpg 202w" sizes="(max-width: 353px) 100vw, 353px" /></div>
		</figure>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Bakım emeğinin kadınlar nezdinde çocukluktan itibaren kurulan şefkatli ve fedakâr olmak gibi nitelikler sebebiyle ve ilerleyen yaşlara hazırlanırken “kadınlık rolleri” kapsamına alınan en doğal yöntem ve işlevlere sahip, aynı zamanda “üstün yetenekli bakıcılar” a dönüştüğünü söylemek için uzun uzadıya araştırmalara en azından bu yazı açısından gerek yok. Özge Sanem Özateş Gelmez’in makalesinin başlığı<em> “Ailevileştirilen bakımın kürek mahkûmları”</em> olan kadınlar bile başlı başına pek çok şeyi anlatıyor.</p>
<p><strong>BAKIM ODAKLI TOPLULUKLAR</strong></p>
<p>Bakım Kolektifi, manifestolarında yerel kütüphanelerden yola çıkarak, becerilerimizi ve bilgilerimizi kolektifleştirmeyi, maddi olmayan kaynakların nasıl paylaşılacağını tartışıyorlar. Yerel kütüphaneler hâlâ metalaşmamış mekânları ve yerel kaynakların paylaşımını zihnimizde temsil eden bir örnek olması hasebiyle, bakım emeğinin kolektifleştirilmesine de dayanaklandırılıyor. Kitapların, internetin, sosyalleşmenin paylaşılabilir olması, eşya kütüphaneleri, takas ekonomisi örnekleri atölyeler, mağazalar gibi geri dönüşüm ve ekoloji bilinci taşıyan çalışmaları da daha iyi anlayabilmemizi sağlıyor. Bakım Kolektifi’nin somut önerilerinden biri, bu kaynakların dijital altyapılar aracılığıyla sağlandığı, platform kapitalizmi yerine platform kooperatifçiliğidir. Koronavirüs krizinin acı bir şekilde açığa çıkardığı ve İngiliz İşçi Partisi’nin 2020 manifestosunda önerdiği, yüksek hızlı internet bağlantısının temel bir hizmet sayılması ve mülkiyetinin kolektif hale getirilmesi, ev içi emeğinin tüm veçheleri açısından anlamlı bir talep olarak görülüyor.</p>
<p><em>“Belediye ölçeğinde demokratik bakım ve gözetmenin çok önemli bir boyutu, bir kez kamu tedariki ‘kurum içine’ geri getirildiğinde işi içeriye yaptırmasıdır. İşler kamu sektörüne geri döndüğünde işçiler, hastalık ve tatil ücretinin yanı sıra iş güvenliğine, geçimlerini sağlayacak ücretlere ve emeklilik maaşına kavuşur. Dolayısıyla işi içeriye yaptırmak işçileri gözetmek demektir, ki bu da onları daha fazla bakım sunabilecekleri bir konuma getirir. Koronavirüs krizi özelleştirilmiş huzurevi sisteminin başarısızlığına ışık tutmuştur; Bev Skegg’in sözcükleriyle, işçiler ve müşteriler azap çekerken sistem ‘devletin ATM makinesi muamelesi gördüğü’ bir duruma tanıklık etmiştir. Kriz sırasında huzurevlerinde binlerce insan ölmüş, çalışanlar yetersiz donanımla ya da tümüyle araç gereçsiz bırakılmış ve en trajik olanı, salgının ilk günlerinde birçok yaşlı insan büyük ölçüde terk edilmiş, koronavirüsten öldükleri kayıtlara bile geçmemiştir. Huzurevlerinin kâr amaçlı kuruluşlar olmaması, mümkün olduğunca yerel yönetimler tarafından işletilmesi gerekir. Bu bağlamda olumlu örnekler arasında Kanada British Columbia’da huzurevlerinin yeniden kamu sektörü kapsamına dâhil edilmesini sayabiliriz; ayrıca Hollanda’daki, müşterilerinin gereksinimine göre hizmet veren Buutzorg sosyal bakım kooperatifi kullanıcıları ve çalışanlarından son derece yüksek puan toplamıştır; dahası bu kooperatif kâra değil nitelik ve ihtiyaca öncelik tanıyarak ulusal sağlık sistemi masraflarında yüzde 40’lık bir tasarruf sağlamaktadır.”<a title="" href="https://amp.ilerihaber.org/icerik/onur-butun-yazdi-metalari-fetis-olmaktan-cikarmakbakim-manifestosu-124344.html?__twitter_impression=true&amp;s=03#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a></em></p>
<p>Türkiye’de “yaşlı” kavramı, koronavirüs pandemisinde 65 yaş üzeri olarak kodlandı. Ağırlıkla özelleştirilmiş yaşlı bakım merkezlerinin yanı sıra, kamuya ait huzurevlerinde ve evde bakım hizmetlerinde son derece kısmi bazı olumlu gelişmeler de oldu ama hâlâ çok yetersiz bu atılan adımlar. Bakım emeği muazzam bir metalaşma silsilesi içinden geçiyor. Göçmen kadınların gecesi gündüzü olmayan ucuz emekleri, pahalı hizmet veren özel yaşlı bakım evleri ve kız çocuklarından yorgun kadınlara kadar genişleyen bu yelpaze; pıtrak gibi her semtte, mahallede ve evde çoğalıyor. Yaşam süresi beklentisinin yükselmesi, nüfusun yaşlanma hızı ve büyüklüğü düşünüldüğünde Türkiye açısından yaşlı bakım emeğinin kolektifleştirilmesi mücadelesi giderek önemli hale geliyor.</p>
<p>Türkiye’de çalışma çağındaki her 100 kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranı %12.2’dir.<a title="" href="https://amp.ilerihaber.org/icerik/onur-butun-yazdi-metalari-fetis-olmaktan-cikarmakbakim-manifestosu-124344.html?__twitter_impression=true&amp;s=03#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a> Kadınlar tüm yaşlı bakımı işinin yaklaşık %70’ini yapmaktadırlar. Daha çok bakım verme sürecindeki ilişkilerle şekillenen yaşlı bakımı, tüm ülkelerde toplumsal cinsiyet temelinde yaygınlaşmaktadır. Yaşlı çiftler arasında kadınların genellikle erkeklerden daha uzun yaşamaları ve daha genç olmaları nedeniyle erkek eşlerine bakmaktadırlar. Eğer eş yoksa ya da erkek eşe bakamayacak durumda ise genellikle yaşlı bakımı büyük kız çocuğunun sorumluluğundadır. Hem yetişkin kız çocuğunun hem de yetişkin erkek çocuğunun olduğu ailelerde kız çocukların, yaşlı ebeveynlerin bakımında iki katı sorumluluk aldıkları belirlenmiştir <em>(Özmete, 2015).</em></p>
<p>Hal böyleyken, yeniden üretim alanı üzerine düşünmek, kolektif yaşam pratiklerine dikkat kesilmek ve uygulamaya geçirmek için yaşlanmamız gerekmiyor. Yaşlıların elini öpmekle cisimleşen saygı kültürü, kadınların tüm yükü üstlendiği bir cendere halini almıştır. En modern aileden en gelenekseline, yalnız yaşayan kadınlardan, queer ilişkilere kadar çeşitliliği artan bağlanma ve yaşam biçimlerini incelerken “bakım emeği” üzerine düşünmek, yangında acil kurtarılacaklar listesinin en başında. Yoksa o saygı duyulduğu iddia edilen yaşlılar, yalnız ya da kalabalık evlerde, huzurevlerinde, bakıcılarının ve kendilerinin acı çektiği bir sona doğru hızla yürüyecekler.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://amp.ilerihaber.org/icerik/onur-butun-yazdi-metalari-fetis-olmaktan-cikarmakbakim-manifestosu-124344.html?__twitter_impression=true&amp;s=03">ilerihaber.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/metalari-fetis-olmaktan-cikarmak-bakim-manifestosu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslandikca-insanlarin-karakterleri-nasil-degisiyor/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslandikca-insanlarin-karakterleri-nasil-degisiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2021 03:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11660</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-605bfef389b59" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-605bfef389b59 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<div class="bbc-19j92fr e57qer20" dir="ltr">
<p class="bbc-bm53ic e1cc2ql70" dir="ltr"><b>Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan&#8217;a kararlıkla dikti ve &#8220;Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum&#8221; dedi.</b></p>
</div>
<div class="bbc-19j92fr e57qer20" dir="ltr">
<p class="bbc-bm53ic e1cc2ql70" dir="ltr">Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.</p>
</div>
<div class="bbc-19j92fr e57qer20" dir="ltr">
<p class="bbc-bm53ic e1cc2ql70" dir="ltr">Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.</p>
</div>
<div class="bbc-19j92fr e57qer20" dir="ltr">
<p class="bbc-bm53ic e1cc2ql70" dir="ltr">73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.</p>
</div>
<div class="bbc-19j92fr e57qer20" dir="ltr">
<p class="bbc-bm53ic e1cc2ql70" dir="ltr">Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yaşlı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.</p>
</div>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-55744067?s=03">bbc.com</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslandikca-insanlarin-karakterleri-nasil-degisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynimiz Arızaya mı Geçti</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/beynimiz-arizaya-mi-gecti/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/beynimiz-arizaya-mi-gecti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 10:33:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11656</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-60474edc9fc6a" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-60474edc9fc6a wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Beynimiz Arızaya mı Geçti</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<div class="article-content news-description">
<p>Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”</p>
</div>
<div class="article-content news-text"></div>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de <strong>“ARIZALI BEYİNLER”</strong> oldu. Peki, sonuç mu?</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN</strong></p>
<p><strong>PANDEMİDE </strong>“uykusuzluk, depresyon, obezite salgınlarına” ek olarak bizi bekleyen yeni bir sorun var: ARIZALI BEYİN SALGINI. Sinsice ilerleyen bu muazzam salgının, “pandemideki psikiyatrik sorunların sayısını arttıracağından, kaygı bozukluğu, takıntılar, depresyon dahil pek çok ruhsal soruna zirve yaptıracağından, çocuklarımızda IQ kaybını, yaşlılarımızda bellek zayıflamasını hızlandıracağından” korkan bilim insanlarının sayısı oldukça fazla. Üzülerek belirteyim, metilfenidat gibi uyarıcı ilaçlar kullanan çocuklar, gençler ve yetişkinlerin sayısı artıyor. Zira dikkat dağınıklığı meselesi neredeyse uçuşa geçmiş durumda. Sağlık uzmanları, çocuk ve ergenlerdeki öğrenme güçlüklerinden ciddi ölçüde rahatsızlar. Nörologlar ise “Eğer böyle giderse Alzheimer hastalığı önümüzdeki günlerde en hızlı büyüyen sağlık sorunlarından biri olacak” diye korkuyorlar. Kısacası eğer bu PANDEMİ MESELESİNE bir an önce “Dur” diyemezsek, eğer onu küresel işbirliğiyle bir an önce başımızdan defedemezsek sadece bugün yaşadıklarımız değil, yarınki sağlık kayıplarımız da büyüyecek. İşte bu nedenle “ARIZALI BEYİN” meselesine ayrı bir başlık açmamızda ve konuya biraz daha odaklanmamızda yarar var.</p>
<p><strong>İYİ HABER</strong><br />
<strong>ATTIĞIMIZ HER ADIM ÖMRÜMÜZE EKLENİYOR</strong></p>
<p><strong>DÜZENLİ</strong> egzersiz, sağlıklı yaşamın 4 vazgeçilmezinden biri, en az<strong> “beslenme, uyku, huzur”</strong> başlıkları kadar da önemli. Bir süre önce “Amerikan Koruyucu Tıp Birliği” dergisinde sonuçları yayımlanan mühim bir araştırmaya göre, normal tempolu yürüyüşler düzenli yapıldıklarında bisiklete binmek, tempolu yürümek, jogging denemek, kas güçlendirici egzersizlerden istifade etmek ve diğerleri gibi güçlü egzersizlere göre daha az bir performans sağlasa da <strong>“hareketsizliğe bağlı ömür kısalığı”</strong> meselesini önemli ölçüde frenleyebiliyor. Araştırmanın sonuçları <strong>“sadece normal tempolu yürüyüşlerin bile sağlığı güçlendirip yaşam süresini uzatabileceğini” </strong>göstermiş, “Yürümenin sağladığı faydayı sadece adımlarımızın sayısı belirlemiyor” demiş. Araştırmayı yapan uzmanlar, <strong>“Normal tempolu basit yürüyüşler bile hiç hareket etmemekten daha anlamlı ve faydalı. Önemli olan hemen her gün düzenli ve en az 20 dakika yürümektir”</strong> diyor.</p>
<p><strong>NOT EDİN</strong><br />
<strong>&#8216;NE ZAMAN&#8217; YEDİĞİNİZ &#8216;NE KADAR&#8217; YEDİĞİNİZ KADAR ÖNEMLİ</strong></p>
<p><strong>ÖNEMLİ</strong> bir yayın organında, “Cell Metabolism”de yayımlanan bir çalışma, beslenme/kilo dengesi ile ilgili düşüncelerimizde mühim bazı değişiklikler yapmamız gerektiğine işaret ediyor. Araştırmaya göre sadece “kalorileri kısıtlamak, hafif yemekler yemek, yani diyet yapmak” yeterli değil. “Sadece kalori hesabı” yaparak da kilo meselesini çözmeniz biraz zor. “Beslenme/biyolojik saat ilişkisine” de dikkat etmenizde fayda var. Araştırmaya göre, fiziksel olarak aktif olunmayan saatlerde tüketilen gıdalar sağlıklı ve düşük kalorili olsalar da daha kolay kilo aldırıyor. Bu nedenle akşam yemeklerini olabildiğince erken yiyip yemek sonrasındaki tembellik süreçlerinde yani “pijama, terlik, televizyon” saatlerinde ve “gece uykusu öncesinde” ağızlara fermuar çekmek önemli bir kilo kontrol ayrıntısı, mühim bir “kilo freni”!</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/beynimiz-arizaya-mi-gecti-41757315">hurriyet.com.tr</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/beynimiz-arizaya-mi-gecti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağhan Kızıl: Alzheimer hastaları sosyal hayattan koparılmamalı</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/caghan-kizil-alzheimer-hastalari-sosyal-hayattan-koparilmamali/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/caghan-kizil-alzheimer-hastalari-sosyal-hayattan-koparilmamali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 18:57:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11653</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-6043ce4864cb4" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-6043ce4864cb4 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Çağhan Kızıl: Alzheimer hastaları sosyal hayattan koparılmamalı<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>Alzheimer üzerine araştırmalar yapan genetik ve nörobilim uzmanı Doç. Dr. Çağhan Kızıl, Alzheimer’ın patolojik ve genetik temelleri olan, ancak henüz tedavisi bulunmayan bir hastalık olduğunu söylüyor. Kızıl, tanı konma evresine gelindiğinde çok geç kalınmış olan Alzheimer’a yakalanma riskini azaltmak için fiziksel olarak hareketli, bilişsel olarak aktif bir yaşam tarzı öneriyor.</strong></p>
<div class="detail mb20"></div>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Dünyada 40 milyon Alzheimer hastası var ve bu sayının 2050 yılında 150 milyona kadar çıkacağı düşünülüyor. 100 yıldan uzun süre önce tanımlanmış bir hastalık olmasına rağmen henüz bir tedavisi yok. Çünkü hastalık başladığında değil, ancak belirti gösterdiği geç bir evrede teşhis edilebiliyor. Biliminsanları hastalığın daha erken teşhis edilebilmesi ve yıkıcı evrenin geciktirilmesi için araştırmalarını sürdürüyor ama hâlihazırda milyonlarca insan bu hastalıkla boğuşuyor.</p>
<p>Peki Alzheimer’a yakalanmamak mümkün mü? Tedavi için umut veren gelişmeler var mı? Ailemizde Alzheimer hastası varsa bu bizim de Alzheimer olacağımız anlamına mı geliyor? Alzheimer hastası yakınlarımıza nasıl yardımcı olabiliriz?</p>
<p>Bugüne kadar kendisine hep Covid-19 salgını dolayısıyla mikrofon uzattık ama esas uzmanlık alanı Alzheimer olan, Alman Sağlık Bakanlığı Nörodejeneratif Hastalıklar Merkezi Laboratuvarı’nda Alzheimer üzerine çalışan ekibe liderlik eden genetik ve sinir bilim uzmanı Doç. Dr. Çağhan Kızıl’la konuştuk.</p>
<p><strong>Alzheimer’ı konuşmaya geçmeden önce, nörolojik hastalıkların genel şemasını anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p>Nörolojik hastalıkların tümünün insanın merkezi sinir sistemi yani bilişsel kapasitesi, aklî işlevleri üzerine etkisi olduğu düşünülüyor. Bildiğimiz kadarıyla 600’den fazla nörolojik hastalık var. Örneğin beyinde iltihaplanma, menenjit, belli tip kanserler de nörolojik patoloji yaratan hastalıklardan. Ama bizim demans olarak tanımladığımız nörodejeneratif hastalıklarda sinirler dejenerasyona uğruyor ve zamanla yok oluyor.</p>
<p><strong>Bunun hasta üzerindeki etkisi nasıl beliriyor peki?</strong></p>
<p>Bilişsel kapasite azalıyor, yani iletişim kurma, hatırlama, günlük işleri yapma gibi elzem ve temel beyin işlevleri yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Bunlardan en önemlisi hatırlamama ve kişiliğin değişmesi. Kişi farklı bir hafıza durumuna geçiyor. Demansı sadece nörodejeneratif hastalıklar yaratmıyor. Örneğin bir beyin travması geçirince, kafamızı şiddetli bir şekilde çapınca da kısa süreli demanslar, yani hafıza kayıpları yaşayabiliriz. Demans kısa veya uzun süreli, hızlı veya yavaş gerçekleşebilir.</p>
<p><strong>Beyin bir bilgisayar gibi mi çalışıyor? Yani bir yere çarpınca hafıza kartı siliniyor mu?</strong></p>
<p>Beynimizde 90 milyara yakın sinir hücresi ile kan damarlarının ve bağışıklık sisteminin hücreleri var. Sinirler birbiriyle elektrik iletim mekanizması gibi bağlantılı bir ağ yaratıyor. Beynin çalışmasını bir evin içindeki elektrik devresine benzetebiliriz. Kablolardan biri fırını çalıştırıyor, diğeri ışıkları vs. Konuşurken beynimin belli bölgeleri çalışıyor, cümleme başlıyorum ve devam ederken cümlemin nerede başladığını da hatırlıyorum. Ayrıca dün ne giydiğimi, bugünkü işlerimi, konuşabildiğim dilleri hatırlıyorum. Bunlar istemli işlevler. Bir de istemsiz işlevler var. Midem ben istemesem de çalışıyor, istemesem de nefes alıyorum. Beynimiz bunların hepsini kontrol eden elektrik devresi gibi.</p>
<h2>ALZHEIMER, DEMANSLARIN YÜZDE 70’İNİ OLUŞTURUYOR</h2>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>Nörodejeneratif hastalıklara yakalandığımızı nasıl anlayabiliriz?</strong></p>
<p>Bunun etkileri erken aşamalarda fark edilmiyor. Örneğin yan yana yüzlerce fiber optik kablosu şehre internet taşıyor. Bir tanesi koptuğunda internet yavaşlamıyor ama 500 tanesi kopunca internetle ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Nörodejeneratif hastalıkların oluşması da böyle. Sinirlerin yavaş yavaş kopmasıyla bir yerden sonra işlevsizlik başlıyor. Evdeki elektrik devresi örneğine dönersek, devrede bir kopukluk olduğunda ışık yanmıyorsa devreyi tamir edersiniz, ışık tekrar yanar.</p>
<p><strong>O halde insan beyni için de devreyi tamir emek mümkün değil mi?</strong></p>
<p>Maalesef insan beyni bu tamiri yapamıyor.</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p>Bunun birinci nedeni beyin gelişiminin evrimsel bir süreç olması. Beynimiz embriyo gelişiminde çok yüksek sayıda sinir hücresi yapıyor, sonra bu düşüşe geçiyor. Sistem oturduğunda, yani erişkin olduğumuzda yüksek işlev dediğimiz bilişsel işlevlere ulaşıyoruz. Fakat sinirler yeniden yapılamıyor. Çünkü sinirleri oluşturan hücrelerin var olduğu ortamı dışarıdan oluşturmak mümkün değil. Bu da bir araştırma konusu aslında. İkinci neden, bu süreçte sinirlerin ölmeye devam ediyor olması. Üçüncü neden ise kök hücrelerin sinir hücresi yapmak yerine artık başka şeyler yapması. Dolayısıyla Alzheimer hızla ilerliyor. Bu bir döngü, başında patoloji var. Yani biz sinir hücresi yapmayı başarsak bile bu patoloji sinir hücresi yapımını da bloke ediyor.</p>
<p><strong>Böylece demans mı başlıyor?</strong></p>
<p>Demans burada bir çatı isim, tıpkı kanser gibi. Kanserin çeşitleri var ve her birinin tedavisi farklı. Demans da böyle. Demans, travmatik veya psikolojik nedenlerle bilişsel kapasitenin kaybolması demek. Kafanızı çarptığınızda, genetik olarak gelişen bir Alzheimer nedeniyle de hafıza kaybı başlayabilir. Alzheimer, demansın yüzde 70’ini oluşturuyor. Yani demansların çoğu Alzheimer.</p>
<h3>BAZI İNSANLARDA ALZHEIMER’IN KULUÇKA DÖNEMİNİN 20-30 YIL SÜREBİLECEĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR</h3>
<p><strong>Alzheimer’ı nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Alzheimer ya da nörodejeneratif hastalıklar “progressive disease” dediğimiz ilerleyen hastalıklar grubunda. Yani artış evresine geçtiğinde hızla ilerliyor. Alzheimer’ın patolojisini ve nasıl oluştuğunu biliyoruz. Genetik temelleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Geç yaşta ortaya çıkan, yaşlanmaya bağlı bir hastalık. Henüz teşhis konulamayan bir dönemde kuluçkaya başlıyor. Bu dönemin bazı insanlarda 20-30 yıl sürebileceği düşünülüyor. Bu nedenle de müdahale şansı düşük. Çünkü bir insan 30 yıl boyunca bu hastalığa karşı ilaç kullanamaz.</p>
<p><strong>Alzheimer hastalığı kaç yıldır biliniyor, literatüre nasıl geçmiş?</strong></p>
<p>Hastalık Alman doktor Alois Alzheimer tarafından tanımlanmış. 1905 yılında unutkanlık ve kişilik değişiklikleri yaşayan 56 yaşında bir hastada görülmüş. Hasta üç sene sonra hayatını kaybetmiş, ama bu arada benzer başka hastalar da gelmiş. Doktor Alzheimer ve çalışma arkadaşları, bu hastalıktan ölen insanların beyinlerinden aldıkları parçaları inceleyip deneyler yapıyor ve demans olarak tanımladıkları bir çalışmayı 1907 yılında yayımlıyor. Araştırmada, beyinde normalde olmaması gereken iki farklı yapı görülüyor. Bunlar plak ve fibril oluşumu. Yani sinir hücrelerinin şekli bozuluyor. 1960’lardan bu yana bilinen bu iki patolojik altyapı Alzheimer’ın temelini oluşturuyor. Bunların hangi proteinler tarafından yapıldığını da biliyoruz.</p>
<h4>VÜCUT KENDİNİ KORUMAYA ÇALIŞIRKEN ASLINDA ZARAR VERİYOR</h4>
<p><strong>Nasıl oluşuyor bu proteinler?</strong></p>
<p>Beynimize dışarıdan gelen bir şey yok. Vücudun normal işlevi içinde kullandığı proteinlerden iki tanesi kendi işlevleri dışında işlev kazanıyor. Plaklar iki hücrenin birbirine değmesini, yani iletimi engelliyor.</p>
<p><strong>Yani bir nevi kablo uçlarının birbiriyle temasını engelleyen bant gibi, öyle mi?</strong></p>
<p>Evet. Elektrik sinyali geçmediğinde hem hücre bir süre sonra işlevini kaybediyor hem de ikincil etkiler ortaya çıkıyor. Vücut plak yapısını yadırgıyor ve bağışıklık sistemi bunu yok etmek için tepki gösteriyor. Fakat o tepki de zamanla kötü sonuçlar yaratıyor. Vücut kendini korumaya çalışırken aslında zarar veriyor. Beyinde bir enflamasyon oluşuyor ve plaklardan ayrı olarak o da hücreleri öldürmeye başlıyor. Plaklar ile çok yavaş başlayan süreç böylece hızlanıyor ve artık geri dönülemez noktaya geliniyor. Maalesef hastalar da belirtileri bu dönemde yaşamaya başlıyor. Yani biz hastaları hafızalarını kaybettiklerinde ya da kişilikleri değiştiğinde görebiliyoruz.</p>
<p><strong>Peki işlevini yitiren hücrelerin yerini doldurmak mümkün olmuyor mu?</strong></p>
<p>Hayır. Bir kere Alzheimer 70 yaşında başlamıyor. Yeni çalışmalar çok daha erken başladığını ortaya koyuyor. Biz farkına varmıyoruz ama belki 50’li yaşlarda başlıyor. Plakların oluşumu, hücre yapılarının bozulması belki daha erken yaşa gidiyor. Oysa teşhis bundan çok sonrası için mümkün olabiliyor.</p>
<h5>ALZHEIMER’A KARŞI UYGULANAN İLAÇLARIN YÜZDE 99,9’U BAŞARISIZ</h5>
<p><strong>Peki bilim buna müdahaleyi yapabilecek aşamaya yakın mı?</strong></p>
<p>Henüz değil.</p>
<p><strong>Bu hastalığa karşı kullanılan ilaçların başarılı etkileri yok mu?</strong></p>
<p>Alzheimer’a karşı uygulanan ilaçların yüzde 99,9’u başarısız. Bundan 30-40 yıl önce, ölen sinir hücrelerinin beyinde ürettiği asetilkolin maddesi dışarıdan verilirse hücrelerin işlevi sağlanır diye düşünüldü. Mantıklı bir bakış açısı, ama çalışmadı. Son 10 yıldır bağışıklık sistemine bakılıyor ve gerçekten de bağışıklık sisteminin etkisi çok önemli. Bu kez bağışıklık sistemini baskılama denendi ama bu da çalışmadı. Çünkü bağışıklık sisteminin de iyi ve kötü olmak üzere ikili bir etkisi var.</p>
<p><strong>Nedir o ikili etki?</strong></p>
<p>Plaklar oluşmaya başladığında vücut bunu seziyor ve bağışıklık sistemi hücreleri gidip o plakları yemeye çalışıyor. Bu iyi etki. Ama bir zaman sonra o kadar çok plak oluyor ki, bağışıklık sistemi çok çalışmaya başlıyor ve yapı kronik hale geliyor. Plakları yerken bazı moleküller salgılıyor, onlar da kötü etkiler yaratıyor. Bağışıklık sistemini baskıladığınız zaman bir şekilde iyileşme görülebiliyor ama uzun vadede vücudun tepki vermesinin de önüne geçiliyor. Yani bu da çalışmadı tam olarak. Üçüncü bir çalışma olarak da plakların içindeki proteinlere karşı vücut bir antikor tepkisi verebilir mi diye Alzheimer aşıları denendi. Bu çalışmalar devam ediyor ama onlar da tam olarak çalışmadı.</p>
<p><strong>Yani bu hastalığa karşı kullanılan hiçbir yöntemden sonuç alınamadı, öyle mi?</strong></p>
<p>Evet, çünkü burada bir kısır döngü var. Klinik çalışma yapabilmeniz için bir hasta grubuna bir de kontrol grubuna ihtiyacınız var. Ancak hasta grubunu belirleyemiyorsunuz çünkü tanı konduğunda zaten çok geç oluyor. En iyi yöntem şu olabilir, siz hasta olacak kişileri 15-20 yıl öncesinden bilirseniz onlarda hasta grubu olarak ilaç deneyebilirsiniz. Bu kanserde kolay, belli mutasyonlar işaret veriyor. Ama Alzheimer’da böyle değil. Hiç mutasyonu olmayan insanlar ileride Alzheimer olabiliyor. Dolayısıyla olası hastaları seçemiyoruz. Hasta olabilecek kişileri seçmemizi sağlayacak teknolojiler yok. Bir insanda Alzheimer çıkmadan 10-20 yıl önce bu hastalığı tanımlayabilir miyiz? Risk faktörlerini ölçüp bir insanın Alzheimer olup olamayacağını yüzde 100’e yakın bulabilir miyiz? Şu anda araştırma ve çalışmaların ana hedeflerinden biri bu sorulara yanıt bulmak.</p>
<h5>ALZHEIMER’A KARŞI BİLİŞSEL KAPASİTENİN GELİŞTİRİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ</h5>
<p><strong>Araştırmalar nasıl yürütülüyor?</strong></p>
<p>Birinci yöntem alınan kan örneklerine ölçüm ve analiz yapıp riskli faktörleri yakalamak. Bir skor tablosu oluşturulabilir. Buna göre yüzde 90 ihtimalle Alzheimer olacak kişilere erken aşamada tedaviye başlanabilir. Bunun üzerine gidiliyor. Yani şehre giden bin tane fiber optik kablosundan 300 tanesi koptuğunda ve iki tanesi yenilendiğinde sonuç değişmez; ama 3-4 tanesi koptuğunda ve iki tanesi yenilendiğinde sonuç değişir. Alzheimer’da da durum bu, erken tanı erken müdahale.</p>
<p><strong>Fakat erken müdahale ve erken tanı da çok zor değil mi? Çünkü örneğin erken yaşlarda unutkanlık yaşadığımızda B12 vitamini eksikliği tanısı konuyor. Başka belirtiler kendini gösterdiğinde ise geç oluyor…</strong></p>
<p>Kesinlikle, zaten asıl konu bunun nasıl yapılacağı. Üç metot var. Birincisi görüntüleme. İşlevsel görüntüleme metotları gelişiyor, küçük değişiklikleri çok daha erken görebilmemiz lazım. Bir iki yıl öncesinde tanı koymak bile bir etki yaratabilir. İkinci metot kandaki biyo-belirteçler. Belli proteinler yüksekse bu kişi Alzheimer oluyor diyebilir miyiz? Bunun dışında hastalığın farklı aşamalarında farklı seviyelere gelen belirteçler var, bunları karakterize edebilir miyiz? Üçüncü metot da risk faktörlerini dikkate almak. Alzheimer sadece genetik veya sadece sinir hastalığı değil. Yaşlanmayla gelen bir hastalık olduğu için birçok başka etki de Alzheimer’a katkı sunuyor. Alzheimer olan insanların çoğunun diyabeti de var. Vücudun belli bir dengesi var. Bu denge bozulduğunda erken yaşlarda ikincil etkiler olarak da Alzheimer’ın başlaması ve hızlanması mümkün olabilir. Risk faktörleri tanımı önemli.</p>
<p><strong>Yaşam tarzını bir şekilde değiştirebilirsek Alzheimer’ın oluşmasını azaltabilir miyiz?</strong></p>
<p>Çok oturarak çalıştığımız bir iş ile hareket ederek çalıştığımız iş arasında büyük fark var. Yine örneğin bilişsel kapasitenin geliştirilmesi çok önemli. Bir araştırmaya göre eğitim seviyesi Alzheimer’a yakalanma riskini etkiliyor. Örneğin eğitim seviyesi üniversite düzeyinde olan insanlarda risk faktörleri daha az. Çünkü bu insanlar belirli bir şekilde düşünerek, muhakeme ederek yaşıyor, buna göre bir işte çalışıyor. Burada farkı yaratan akademik bilgi değil elbette, bilişsel kapasiteyi teknik olarak kullanmak.</p>
<h6>ALZHEIMER KADINLARDA ERKEKLERDEN DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR</h6>
<p><strong>Yani kafa işçilerinin nörolojik problemlerle daha az karşılaşıp bedensel sorunlarla daha sık karşılaştığını, beden işçilerinin ise daha az bedensel sorunla, daha çok nörolojik hastalıkla karşılaşma ihtimalleri olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Yatkınlık olarak evet, ama saydığınız ilk grubun Alzheimer olmayacağını gibi bir genelleme yapamayız elbette. Evet, Alzheimer’da eğitim seviyesi bir risk faktörü. Ama sigara da riski artırıyor. Biyolojik cinsiyet hakeza.</p>
<p><strong>Nasıl yani?</strong></p>
<p>Alzheimer kadınlarda erkeklerden daha fazla görülüyor. Bunlar korelatif çalışmalarla tespit ediliyor. Keza hastaların beslenme ve diyet alışkanlıkları araştırılıyor ve ortak noktalar var mı diye bakılıyor. Ayrıca uzamsal çalışmalar yapılıyor. Belli popülasyonlardan 500 veya bin kişi seçilip 30 yıl boyunca takip ediliyor. Altı ayda bir kan örnekleri alınıp değişikliklere bakılıyor.</p>
<p><strong>Bu verilerle ne yapılıyor peki?</strong></p>
<p>Bu insanlardan bazıları muhakkak Alzheimer da oluyor. Bu kez geriye dönüp kan örneklerinde diğerlerinden farklı ne var diye bakılıyor. 60 yaşında Alzheimer olan bir insanın hastalığı 30 yaşında başlıyor ama o zaman bu bilinmiyor. Uzamsal çalışmalarla, “geçmişe dönük belli bir yaş aralığındaki kişilerin Alzheimer olma risklerini hesaplayabilir miyiz ve müdahaleye başlayabilir miyiz” diye bakılıyor. Örneğin olası Alzheimer hastalarının beslenmeleri düzenlenerek hastalığın etkileri azalabilir mi? Ya da kardiyovasküler hastalıklar Alzheimer’ı artırıyor, burada bir müdahale olabilir mi? Hastaları erken tanımak Alzheimer’ı önlemek için değil, yavaşlatmak için de önemli.</p>
<h6>ALZHEIMER BELİRTİLERİNİ YORGUNLUK VEYA B12 EKSİKLİĞİNE BAĞLAMA YANILSAMASI YAŞAYANLAR VAR</h6>
<p><strong>Alzheimer’ın bir tedavisi yok ve şu anda yavaşlatmak da mümkün görünmüyor. Peki o halde erken teşhis ne işe yarar?</strong></p>
<p>Çünkü Alzheimer süreci hem hasta hem de yakınları için zor. Psikolojik yükü ağır. Bir zaman sonra hasta kişiliğini kaybediyor. Üstelik bakımı da maliyetli. Dolayısıyla klinisyenlerin yapmaya çalıştığı, bu hastalığı yavaşlatabilmek. Klinisyenlerin, bilim insanları ile birlikte yapmaya çalıştığı ikinci şey ise hastalığın patolojik moleküler temelini bulup etkili ilaçlar geliştirerek geri dönüşü sağlamak. Alzheimer’ın kuluçka aşaması çok uzun, birçok insan bu aşamada kalıyor. Örneğin insanlar ayakkabısını bağlayamıyor, anahtarını tutmaya çalışırken yere düşürüyor veya birilerinin ismini hatırlamıyor. Ama Alzheimer belirtilerini yorgunluk veya B12 eksikliğine bağlama yanılsaması yaşayan insanlar var. Bazen de insanlar bu durumu kendine bile itiraf etmiyor, başkalarına da söylemiyor. Dolayısıyla bu aşama çoğu zaman kaçırılıyor. Hastalığın ikinci aşamasına gelip de bilişsel kapasite azalınca insanlar doktora gidiyor.</p>
<p><strong>Peki her unutkanlık anında aklımıza Alzheimer mı gelmeli?</strong></p>
<p>Bir seçenek olabilir ama asıl belirtiler kişilik ve davranış biçimlerinin radikal şekilde değişmesi. Yani doğuştan unutkan birinin ilerleyen yaşlarda unutmaya devam etmesi Alzheimer olduğu anlamına gelmez ama her şeyi çok iyi hatırlayan bir insan yavaş yavaş bir şeyler unutuyorsa, bu önemli. Çok sakin bir insan sinirli oluyorsa ya da tam tersi yaşanıyorsa dikkat etmek gerekiyor. Erken teşhis şu nedenle de önemli: Sadece anahtarını tutamayıp düşüren, hafif unutkanlıklar yaşayan bir kişinin hastaneye gitmesi, nörologla görüşmesi, MR çektirmesi hem pahalı hem zor. Ama eğer çok basit testler geliştirilebilirse ve o aşamalarda bu insanların taraması yapılabilirse çok erken aşamada rehabilitasyona başlanabilir. Hasta olacak bir kişiye beş yıl önce müdahaleye başlayabilirsek hastalık daha yavaş ilerliyor. Örneğin kötüleşmenin başlaması bir yıl sürüyorsa, ilaçları erken kullanınca bu iki-üç yıla çıkabilir.</p>
<h6>SİGARAYI BIRAKMAK, AKTİF BİR YAŞAM TARZI SÜRDÜRMEK, BİLİŞSEL KAPASİTEYİ ARTIRMAK VE DİYETE DİKKAT ETMEK GEREKİYOR</h6>
<p><strong>Ailesinde demans ya da Alzhemier hastası olanlar örneğin 50 yaşından itibaren çeşitli testlere başlamalı mı? Ya da ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bildiğimiz kadarıyla Alzheimer’ın üçte birini, risk faktörlerini değiştirerek azaltılabiliyor. Yani sigarayı bırakmak, hareketli ve aktif bir yaşam tarzı sürdürmek, bilişsel kapasiteyi artırmak ve diyete dikkat etmek gerekiyor. Risk faktörlerinin üçte ikisine ise müdahale edemiyoruz. Çünkü bilmiyoruz. Bu üçte ikinin küçük bir kısmı ise genetik. Alzheimer’ın yüzde 10’unun genetik olarak temelini tanımlayabiliyoruz. Ama bu, tüm Alzheimer’ın yüzde 10’u genetik demek değil. Alzheimer’a neden olduğu bilinen yaklaşık 30 tane gen var ama bizim 22 bin genimiz var. Alzhemier ailesel ve sporadik olarak ikiye ayrılıyor. Ailesel diyebilmemiz için birinci derece aile üyelerinde ve her jenerasyonda bu hastalığın görülmüş olması gerekiyor. O kişilerde risk faktörü yüksek ama şimdilik yapılabilecek teknik bir müdahale yok.</p>
<p><strong>Yani ailesel yatkınlığı olan insanlar elleri-kolları bağlı, bu hastalığa yakalanıp yakalanmayacaklarını mı bekleyecekler? Yapacak hiç mi bir şey yok?</strong></p>
<p>Bir kere yaşam tarzlarını düzenlemeliler. Sık sık nöroloğa gidip kontrol yaptırmalılar. Bağışıklık sisteminin sağlıklı olması gerekiyor. Yani daha az toksik madde, sağlıklı beslenme, aktif bir bilişsel kapasite, fiziksel egzersiz, yürümek, hareket etmek; tüm bunları bir yaşam tarzı haline getirmek önemli. Hareket ettikçe beyinde yeni sinir hücreleri oluşuyor. Akdeniz diyetinin Alzheimer yaygınlığını azalttığına dair büyük korelatif çalışmalar var ama bir kesinlik henüz yok. İnsanlar yeni ortamlara girdiğinde, yeni bir dil öğrendiğinde, yeni bir kitap okunduğunda bilişsel kapasiteleri artıyor. Yani işleyen demir ışıldar sözü beynimiz için de geçerli. Ama “şunu yaparsanız Alzheimer olmazsınız” diye bir şey söyleyemiyoruz. Dünyadaki yaygınlığa baktığımız zaman 60 yaşın üstündeki 10 kişiden, 75 yaşın üstündeki beş kişiden, 85 yaşın üstündeki üç kişiden biri Alzheimer. Yani 50’li yaşlarındaki 10 kişilik bir gruptaysak, içimizden biri mutlaka Alzheimer olacak, daha uzun yaşarsak üç kişi olacak.</p>
<p><strong>Peki “Türkiye’de Alzheimer tedavisi daha ilkel; ama Avrupa’da, ABD’de gelişmiş tedaviler var” denilebilir mi?</strong></p>
<p>Hayır, üç aşağı beş yukarı her yerde aynı, zaten tedavisi yok. Sadece tanı yöntemleri, sağlık sistemine erişim ve toplumsal bilinç açısından farklılık olabilir. Örneğin demans bizde utanılacak bir şey gibi düşünülüyor. Doktora bile gidilmiyor, saklanıyor. Öyle bir süreçte bir iki yıl bile çok önemliyken o yıllar kaybediliyor. Kanser olunca kimse saklamıyor, normal bir hastalık olarak düşünülüyor. Alzheimer da öyle olmalı.</p>
<h6>HASTALIK TANISI ALANLAR YALNIZ KALMAMALI, SEVDİKLERİNE SARILMALI</h6>
<p><strong>Hastalığın başlama ve yayılma evreleri zamanla nasıl bir sürece evriliyor?</strong></p>
<p>Sinir hücreleri ortadan kalktığı için önce bilişsel hafıza, motor hareketler gibi belli işlevler yok oluyor. Ama daha ilerleyen aşamalarda kişilik değişimi ve başta bahsettiğim istemsiz işlevler de kayboluyor. Çoğunlukla son aşamalarda zaten solunum, organ yetmezliği yaşanıyor. Çünkü iç organlarımızı kontrol eden sinirler de işlevsiz hale geliyor. Hastalar zayıflayıp çoğunluğu ikincil etkenlerden, yani enfeksiyondan ya da solunum yetmezliğinden hayatlarını kaybediyor. Son aşamalar ağır, çünkü beyin öyle bir hal alıyor ki, şiddet de ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><strong>Peki demans veya Alzheimer tanısı alan bir kişi ve yakınları o andan itibaren ne yapmalı?</strong></p>
<p>Teşhis konduktan sonra Alzheimer hastalarının depresif bir dönemleri oluyor. Genellikle kendi başlarına kalıyor, kendi içlerine çekiliyor, iletişim kurmuyor ve hareketsiz kalıyorlar. Tüm bunlar da Alzheimer’ı tetikliyor. Dolayısıyla hasta yakınlarının, özellikle teşhis konduktan sonra hastanın yaşam tarzını düzenlemeleri çok önemli. Hastalara anti-depresan ilaç da veriliyor ama bu durumda önemli olan hastanın sevdiklerine sarılması. Tabii yakınlarına da büyük bir sorumluluk düşüyor. Süreç ne kadar çabuk kabullenilirse o kadar etkili olur. Yanındaki insanlar, bakım verecek olanlar öncelikle bilinçlenmeli. Nasıl müdahale ve mücadele edebileceklerini öğrenmeliler. Türkiye’de hasta dernekleri ve halk sağlığı merkezleri var, buralara danışabilirler. Ayrıca gerektiğinde müdahale edebilecek profesyonel kişilerle iletişim kurmalılar. Hastanın yalnız kalmasına izin vermemeliler, hâlâ aktif bir yaşam sürmesini sağlamalılar. Morali yüksek olmalı, tek başına kalıp depresyona girmemeli hasta. Sosyalleşme çok önemli. Hastayı eve kapatmak değil, onu olabildiğince sosyal hayata katmak gerekiyor.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/caghan-kizil-alzheimer-hastalari-sosyal-hayattan-koparilmamali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Hikâyelerle Yaşlılık Halleri&#8217; yayında</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/hikayelerle-yaslilik-halleri-yayinda/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/hikayelerle-yaslilik-halleri-yayinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2021 14:42:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11641</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-602e7aca9de07" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-602e7aca9de07 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-l" >'Hikâyelerle Yaşlılık Halleri' yayında</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>3 kadın bir araya geldi, ortaya seyrine doyulmayan öyküler çıktı. &#8220;Hikayelerle Yaşlılık Halleri&#8221; adlı 13 videonun hikayelerini Şadiye Dönümcü yazdı, tiyatro sanatçısı Hülya Savaş seslendirdi, yönetmenliğini Ebru Baran yaptı.</strong></p>
<p>Hikayelerini Şadiye Dönümcü&#8217;nün yazdığı, tiyatro sanatçısı Hülya Savaş&#8217;ın seslendirdiği, yönetmenliğini Ebru Baran&#8217;ın yaptığı &#8220;Hikayelerle Yaşlılık Halleri&#8221; yayında. Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle hazırlanan çalışma, Dönümcü&#8217;nün, hayata geçirdiği &#8220;yaşlıyımhaklıyım&#8221; web sitesinde yayımlanıyor. Videolara Youtube&#8217;tan da ulaşmak mümkün. Yaşlı hakları &#8220;Hikayelerle Yaşlılık Halleri&#8221; çalışmasında yaşlılığa dair teorik bilgi, kahramanları yaşlı insanlar olan portre &#8211; hikayelerle veriliyor. İncinebilir ve kırılgan bir grup olan yaşlılar dünyanın her yerinde ve Türkiye&#8217;de &#8220;yaşçılık-Agizm&#8221; ile karşı karşıya. Yaşlı haklarının tanınmadığı bir dünyada ve Türkiye&#8217;de yaşlıların, yaşam kalitelerinin yüksel(til)mesi için yapılacak çok şey olduğunu söyleyen Sosyal Hizmet Uzmanı Şadiye Dönümcü, 13 videodan oluşan çalışma ile ilgili şunları söylüyor: &#8220;Yaşlılık bir durum/ kurum/ politik değişim hali. Ülkemizde yaşlılığa dair toplumsal inanç ve gelenekler ile önyargılar, bireyleri daha yaşlanmadan &#8216;yaşçı/Agist&#8217; kılıyor. Yaşçılıkla savaşılması, kurbanlarının haklarının savunulmasının ne denli önemli olduğu Kovid-19 pandemisinde daha iyi anlaşıldı. Hayatımda tanıdığım, gözlediğim insanlardan esinlenerek veya kurgulayarak, didaktiklikten kaçınarak mesaj veren sade, kolay anlaşılır bir dille ve genellikle &#8216;ben&#8217; diliyle yazdığım ve yaşlılığı anlattığım hikayeler yer alıyor videolarda.&#8221;</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div  class="wpb_single_image wpb_content_element vc_align_center">
		
		<figure class="wpb_wrapper vc_figure">
			<div class="vc_single_image-wrapper vc_box_shadow_3d  vc_box_border_grey"><img decoding="async" width="1000" height="562" src="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset3_1.jpg" class="vc_single_image-img attachment-full" alt="" srcset="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset3_1.jpg 1000w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset3_1-300x169.jpg 300w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset3_1-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
		</figure>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>&#8220;Yüreği darda, gönlü bozgunda yaşlılar&#8221; diyen Dönümcü şunları söylüyor: &#8220;Bu portre hikayelerle huzurevinde kalan, evinde yalnız yahut çocuklarıyla yaşayan, bakım, fiziksel, sosyal veya psikolojik sorunları olan, yakınlarıyla, bakım verenleriyle problem yaşayan yaşlıların hikayeleriyle; akranlarının ve yaşlanmakta olanların yaşamına dokunabileceğimi, yaşlıların yakınlarına, bakım verenlerine ve hizmet edenlerine ayrıca bu döneme dair bilgilenmek isteyenlere yardımcı olabileceğimi düşünüyorum. Yaşlılığa dair rehber nitelikli bu çalışmanın, yaşlıların dijital (bilgi-kültür) haklarını kullanarak internet yoluyla gelişme hakkını kullanmasına da katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bir nebze de olsa &#8216;yüreği darda, gönlü bozgunda&#8217; olan yaşlıların kısık olan sesini duyurmaya, yaşam alanlarını genişletmeye, yaşlı hakları konusunda farkındalık çalışmalarına katkı vermeye yararı olacağını düşünüyorum.&#8221; Hikayelerden etkilendim Hülya Savaş da şunları söyledi: &#8220;Arkadaşlarım, &#8216;Bu çekim yapılmadan önce hikayeleri kaç kez okudun, çok içten okumuşsun&#8217; dediler. Hikayeler çok içten ve özenle yazılmıştı gerçekten. Zaten hikayelerin kahramanı olan yaşlılar hem ailemizde, içimizde hem çevremizde gördüğümüz bildiğimiz tanıdığım insanlar. Çok duygulandığım, etkilendiğin anlar oldu okurken. Sevdiğiniz, kaybettiğini insanları hatırlıyorsunuz. Özellikle pandemi sürecinde yaşlıların üzerindeki baskıyı. Çok inandım bu projeye ve bu konunun benim ya da bir başkası tarafından aktarılması gerektiğini düşündüm. İnsanlara bir şeyleri dikte etmektense sanatı kullanarak anlatmayı tercih ettik. Bu arada 3 kadının dayanışması çok önemli. Kadınların ayrıntıcı tarafı, detayların daha güzel anlatılmasına ve ortaya çıkmasına neden oldu diye düşünüyorum.&#8221;</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div  class="wpb_single_image wpb_content_element vc_align_center">
		
		<figure class="wpb_wrapper vc_figure">
			<div class="vc_single_image-wrapper vc_box_shadow_3d  vc_box_border_grey"><img decoding="async" width="1000" height="562" src="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset_18.jpg" class="vc_single_image-img attachment-full" alt="" srcset="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset_18.jpg 1000w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset_18-300x169.jpg 300w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/manset_18-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
		</figure>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Şadiye Dönümcü hakkında Sosyal hizmetler uzmanı. Kamu yönetimi bilim uzmanı. 40 yıllık memuriyetinin yaklaşık yarısı kadar sürede yaşlılık alanında yönetici ve sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştı. &#8220;bianet.org&#8221;da yaşlılık ağırlıklı olmak üzere diğer sosyal hizmet alanları ile hayatın dair hallerine ilişkin yazıları yayımlanıyor. Yaşlılığa dair sosyalhizmetuzmani.org sitesinde, değişik dergi ve gazetelerde yayımlanan yazıları ve bilimsel toplantılarda sunduğu tebliğleri var. TRT&#8217;nin yaşlılık temalı &#8220;Mavi&#8221; ve &#8220;Ömür Dediğin&#8221; programlarında danışmanlık/ metin yazarlığı yaptı. (Mülga) SHÇEK yayını &#8220;Yaşlılık El Kitabı&#8221;nın editörü, &#8220;Dokunsan Kırılan, Dokunmasan Kuruyan İnsanlar&#8221; ve &#8220;Yaşamla Bütünleşen Bir Mesleğin Öyküsü: Sosyal Hizmet &amp; Sema Kut&#8221; adlı kitaplarının yazarı, &#8220;Türkiye&#8217;de Hak Temelli Sivil Toplum Örgütleri&#8221; adlı kitabın bölüm yazarı. &#8220;Yaşlıyımhaklıyım.com&#8221; sitesi ve ilgili ve sosyal medya hesap ve sayfalarının kurucu, yürütücü ve sorumlusu. Son çalışması &#8220;Hikayelerle yaşlılık halleri&#8221; ,(Şubat-2021) ilgili site ve kanalda yayımlanıyor.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://www.dokuzeylul.com/kultur-sanat/hikyelerle-yaslilik-halleri-yayinda-h179780.html">dokuzeylul.com</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/hikayelerle-yaslilik-halleri-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cogito&#8217;nun yeni sayısı: Hasta bir dünyada yaşlanmak</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/cogitonun-yeni-sayisi-hasta-bir-dunyada-yaslanmak/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/cogitonun-yeni-sayisi-hasta-bir-dunyada-yaslanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2021 23:24:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11628</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-6029b0af86775" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-6029b0af86775 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Cogito'nun yeni sayısı: Hasta bir dünyada yaşlanmak<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Üç ayda bir yayımlanan düşünce dergisi Cogito&#8217;nun 98. sayısı &#8220;Hasta Bir Dünyada Yaşlanmak&#8221; başlığıyla okurla buluştu.</p>
<p>Türkiye&#8217;de derinlemesine çalışılmamış bir alan olan yaşlılık çalışmaları ya da gerontoloji, dosyadaki sosyolojik makalelerde de özellikle vurgulanıyor. Dosyada ayrıca koronavirüsle daha çok gündeme gelen yaşlı hakları ve yaş ayrımcılığına dair yazılar da bulmak mümkün.</p>
<p>Yaşlılık çalışmalarındaki eksiklikleri, yaşlanma sürecindeki eşitsizliklerin siyasal, kültürel ve iktisadi etmenlerini, sosyoekonomik ve yapısal sorunları ele alan makale ve söyleşilerde bir mücadele alanı olarak yaşlılığın imkânları, hak temelli ve eşitlikçi uygulama talepleri de dile getiriliyor.</p>
<p>Şeyda Öztürk editörlüğünde hazırlanan dosya bir yandan da yaşlılık ve toplumsal cinsiyet ilişkisine, yaşlılığın ruhsal süreçlerine ve yaşlılıkta psikanalitik çalışmanın dinamiklerine, sanatın ve sanatçının yaşsızlığına odaklanan yazılarla yaşlı olmanın ne anlama geldiğini tekrar düşünmeye davet ediyor.</p>
<p><strong>Cogito&#8217;da yer alan yazar ve yazılar şöyle: </strong></p>
<p><em>Necmiye Alpay • Altmış Beş Artı Damgası</em></p>
<p><em>Lynne Segal • &#8220;Temel Koşullar&#8221; – Birleşik Krallık&#8217;ın Covid-19 Karşısındaki Tutumunda Yaşlanma veya Yaş Ayrımcılığı</em></p>
<p><em>Lynne Segal • Toplumsal Cinsiyet, Arzu ve Yaşlanmanın Skandalları</em></p>
<p><em>Françoise Dastur &#8211; Michel Eltchaninoff • &#8220;Ölüm kaygısı yaşama sevinciyle bağdaşmayan bir şey değil kesinlikle&#8221;</em></p>
<p><em>François Villa • Psikanaliz Yaşlanma Sorunuyla Karşılaştığında</em></p>
<p><em>Bella Habip • Psikanalizde Yaşlılık</em></p>
<p><em>Toros Güneş Esgün • &#8220;Çirkin Tekrarlar&#8221;ı Bırakmak: Tante Rosa, Yaşlılık ve Beauvoir</em></p>
<p><em>Fisun Yalçınkaya • Sanatçının Yaşsızlığı ya da &#8220;Zamanının İlerisinde&#8221; Sanat</em></p>
<p><em>Ayşe Günaysu &#8211; Eren Keskin • İnsan Hakları Kimin Hakları?</em></p>
<p><em>Covid-19 Salgını ve Hak İhlalleri</em></p>
<p><em>Özgür Arun • Eşitsiz Yaşlanmak: Türkiye&#8217;nin Serüveni, Alanın Niteliği </em><em>ve Yaşlanma Gündemi</em></p>
<p><em>Alan Duben • Kuşaklar ve Nüfus Yaşlanması: Aile, Devlet ve Piyasa</em></p>
<p><em>Gülçin Con Wright • Yaşlanma, Yaşlılık ve Yaşlılar: Kavramsal Tartışmalar, </em><em>Toplumsal Algılar ve Yaşlının Sosyal Statüsü</em></p>
<p><em>Merve Tunçer • Kriz Döneminde Yaşçılık: Yeni Mücadele Alanları</em></p>
<p><em>Göksenin İnalhan • İnsan-Mekân-Zaman: Yerinde Yaşlanma ve Sağlık-Herkes için Yaşanılabilir Kent</em></p>
<p><em>Mutlu Binark • Eşitsizliklerin Yeniden Tezahürü: Dijital Eşitsizlikler ve Yaşlı Bireyler</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://m.bianet.org/bianet/toplum/225860-cogito-nun-yeni-sayisi-hasta-bir-dunyada-yaslanmak">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/cogitonun-yeni-sayisi-hasta-bir-dunyada-yaslanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı Kadınlarda Kalp Krizi, Meme Kanseri Kadar Ölümcül Hale Geldi!</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/yasli-kadinlarda-kalp-krizi-meme-kanseri-kadar-olumcul-hale-geldi/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/yasli-kadinlarda-kalp-krizi-meme-kanseri-kadar-olumcul-hale-geldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2021 23:21:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11625</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-6029affe6372a" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-6029affe6372a wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Yaşlı Kadınlarda Kalp Krizi, Meme Kanseri Kadar Ölümcül Hale Geldi!<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Meme <span class="dictionary-tooltip" tabindex="0" role="button">kanser</span>i, kadınlardaki kanser vakalarının neredeyse üçte birini oluşturuyor. Neyse ki kanser tedavisindeki gelişmeler ve erken <span class="dictionary-tooltip" tabindex="0" role="button">tanı</span> bu hastalıktan kurtulma şansını büyük ölçüde artırdı. <em>BioMed Central</em>’ın oluşturduğu açık erişimli bilim dergisi <em>Breast Cancer Research</em>’te yayınlanan bir araştırmaya göre, meme kanseri olan kadınların üçte ikisi bu hastalığın dışında gelişen faktörlerden hayatını kaybediyor ve özellikle kardiyovasküler hastalıklar bu ölümlerin başını çeken neden olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Meme kanseri şu anda İngiltere&#8217;deki en yaygın kanser türü ve bu bölgedeki tüm kadınların %12.5&#8217;inde, bu sayı içindeki 50 yaş ve üzerindeki kadınların ise %80&#8217;inde var&#8230; Colorado Üniversitesi&#8217;nden araştırmacılar, SEER-Medicare veri bankasından aldıkları verileri incelediler ve en düşüğü 66 yaşında olan 60.000 kadını, meme kanserinin tanımlanmasından 12 yıl sonrasına kadar izlediler.</p>
<p>Araştırmanın sonuna gelindiğinde, neredeyse gözetim altında olan kadınların yarısı hayattaydı. Hayatını kaybedenler arasındaki yaş ortalaması ise 83 idi ve hayatını kaybedenlerin üçte ikisinden fazlasının ölüm sebebi meme kanseri harici nedenlerdi. Hatta meme kanserine sahip kadınlar arasında kardiyovasküler hastalıklar, kanserin kendisinden daha fazla ölüme neden oldu.</p>
<p>Genç yaşta kanser tanısı koyulmuş, yüksek <span class="dictionary-tooltip" tabindex="0" role="button">tümör</span> dereceli ya da ER negatif statülü kadınlar, en yüksek ölüm riskine sahip gruptu, ama bu araştırmalardan sonra görüldü ki yaşlı ve daha farklı sağlık problemlerine (daha önceden kansere sahip olma, kardiyovasküler hastalıklar, kronik bronşit veya <span class="dictionary-tooltip" tabindex="0" role="button">diyabet</span> gibi) yatkınlığı olan insanlarda ölüm riski çok daha fazla.</p>
<p>Kardiyovasküler hastalıkların başını çektiği bu listedeki kadınların ölüm nedenleri, genel <span class="dictionary-tooltip" tabindex="0" role="button">popülasyon</span>daki yaşlı kadınların ölüm nedenleriyle de uyuşuyor. Denver Colorado Üniversitesi&#8217;nden Jeniffer Patnaik şöyle söylüyor:</p>
<blockquote><p>
<em>Kanser büyük bir katil ve tüm ölümlerin yaklaşık dörtte birinden sorumludur. Ancak meme kanseri illa ölümle sonuçlanmak zorunda değildir ve hastalar, kalp hastalığı ve diğer yaşa bağlı hastalıklardan ölme riskini azaltmak için kendi sağlık durumlarına çok dikkat etmeleri gerekir.</em>
</p></blockquote>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://evrimagaci.org/yasli-kadinlarda-kalp-krizi-meme-kanseri-kadar-olumcul-hale-geldi-2415/amp?utm_source=evrimagaci&amp;utm_medium=social&amp;utm_campaign=as-twitter&amp;__twitter_impression=true&amp;s=03">evrimagaci.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/yasli-kadinlarda-kalp-krizi-meme-kanseri-kadar-olumcul-hale-geldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemide Yaşlı Olmak</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/pandemide-yasli-olmak/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/pandemide-yasli-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2021 23:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=11621</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-6029af7e67c87" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-6029af7e67c87 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Pandemide Yaşlı Olmak</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div  class="wpb_single_image wpb_content_element vc_align_center">
		
		<figure class="wpb_wrapper vc_figure">
			<div class="vc_single_image-wrapper vc_box_shadow_3d  vc_box_border_grey"><img loading="lazy" decoding="async" width="1462" height="2048" src="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844.jpg" class="vc_single_image-img attachment-full" alt="Pandemide Yaşlı Olmak" srcset="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844.jpg 1462w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844-214x300.jpg 214w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844-731x1024.jpg 731w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844-768x1076.jpg 768w, https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/uploads/2021/02/38844-1097x1536.jpg 1097w" sizes="auto, (max-width: 1462px) 100vw, 1462px" /></div>
		</figure>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/pandemide-yasli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biraz daha sabır</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/biraz-daha-sabir/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/biraz-daha-sabir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 21:52:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=10071</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-6024552bd8aa2" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-6024552bd8aa2 wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Biraz daha sabır<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<h2 class="news-description">Küresel bir karantina ve mağduriyet bu.</h2>
<p>Neticesi de çoktan belli: Sıkıldık, bunaldık, yorulduk hepimiz. Tam da “Aşıdan umutlanalım” derken “mutasyon meselesi” giriverdi devreye. Peki, çare ne? Tek çaremiz var: <strong>Gülümsemek!</strong> Önce gülümseyecek, sonra da tek çıkar yol belleyip birbirimize yaslanarak, sırt sırta verip kol kola girerek bu uzamış belanın bir an önce defolup gitmesini, yakamızdan düşmesini bekleyeceğiz. Kısacası, diğer hocalar söyleyemiyor, bilim insanları bir türlü diyemiyor ama ben tavsiyelerin toplamını üç sözcükten özetleyeyim: <strong>SABIR, SABIR, SABIR!</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>ÖNEMLİ<br />
YAŞLILARA DİKKAT</strong></p>
<p><strong>SİZ</strong> de farkında olmalısınız: “<strong>Yeni ve farklı bir dünyamız var</strong>”. Ve biz, hepimiz o yeni dünyanın bize dayattığı yeni ve farklı koşulara uyum sağlamaya çalışıyoruz. Uyumda en çok zorlananlarımız ise yaşlılarımız. Resmi tanımları ile “<strong>65 yaş üstü</strong>” büyüklerimiz. Bir başka deyişle, “<strong>gölge çizgisine geçip ömür yolculuğuna çıkanlarımız</strong>”. Şu kesin: Pandemi en çok onları zorladı. Zorlamaya da devam ediyor. Karantinalar en çok onları üzdü. Üzmeye de devam edecek gibi görünüyor. Duygusal çoraklaşma en fazla onları yalnızlaştırdı. Yalnızlaştırmayı da sürdüreceği anlaşılıyor. Pandemi kâbusu en fazla onların “ruhlarının amentüsü”nü çalıp bunalttı. Bunaltmaya devam edeceği de kesin. İşte bu nedenle bugünlerde her zamankinden çok daha fazla dikkat etmeliyiz yaşlılarımıza. Onların ruhsal ve bedensel sağlıklarına.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>BANA GÖRE</strong><br />
<strong>DAHA ÇOK GÜLÜMSEYELİM</strong></p>
<p><strong>YUKARIDA</strong> belirttiğim nedenlerle yaşlılarımızın bize her zamankinden çok daha fazla ihtiyaçları var. Şefkate, güzel sözlere, içten gülümsemelere en çok o “65 yaş üstü” yorgun canlar ihtiyaç duyuyor. Hepsi bizden her zamankinden daha fazla anlayış daha çok gülümseme bekliyor. “<strong>Gülümseme de neymiş</strong>” demeyin; önemli, hem de çok önemli bir ayrıntıdır. Ünlü Fransız edebiyatçı André Maurois diyor ki “Herkese gülümseyin çünkü herkesin öncelikle güvene ihtiyacı var. Bir insanda güveni sağlayan en güçlü şey ise karşısındakinin yüzünde bir gülümseme görmesidir.”</p>
<p><strong>AKLINIZDA OLSUN</strong><br />
<strong>YAŞAMAK SANATI</strong></p>
<p><strong>SÖZ </strong>yaşlılıktan açılıp sürece André Maurois’nın cümleleri girince, tabii ki akla hemen ve anında ünlü düşünürün 1939’da yazdığı “<strong>YAŞAMAK SANATI/UN ART DE VIVRE</strong>” isimli kitabı geliyor. Söz o kitaptan açılınca da beni en çok etkileyen bölümünden, “Yaşlanmak sanatı” kısmından bahsetmemek yanlış olur diye düşündüm. Ve o bölümden aldığım bazı cümleleri yaşlanma yolculuğunu zarafetle sürdüren “<strong>sabır anıtı”</strong> yaşlılarımızla da paylaşmak istedim. İşte o cümleler&#8230;</p>
<p><strong>NOT ALIN</strong><br />
<strong>ANDRE MAUROIS’DAN 7 ÖNERİ</strong></p>
<p>Andre Maurois diyor ki&#8230;</p>
<p><strong>VARAN 1-YAŞLILIK KAÇINILMAZDIR: </strong>Yaşlanmak tuhaf bir şeydir. Hem de o kadar tuhaftır ki yaşlılığın başkaları gibi bizim de başımıza geleceğine bir türlü inanmayız.</p>
<p><strong>VARAN 2- BEDEN YAŞLANIR, RUH YAŞLANMAZ: </strong>Yaşlılığın en kötü yanı bedenin zayıf düşmesi değil, ruhun kayıtsız kalmasıdır. Bu kayıtsızlıkla mücadele edebiliriz, etmeliyiz de&#8230; Yitirilen, “hareket etme yeteneğinden çok hareket etme isteğidir”.</p>
<p><strong>VARAN 3-MÜCADELEYE DEVAM: </strong>Yaşlanmak sanatı, yaşlılığın kötü yanlarıyla mücadele etmek ve onlara rağmen hayatın sonunu mutlu bir dönem haline getirmektir.</p>
<p><strong>VARAN 4-BEDEN DE AKIL DA SAĞLAM KALABİLİR: </strong>Hayat süresinin sınırlı olduğunu pek kederlenmeden kabul ederiz ama genelde yolun sonuna bedence ve akılca sağ salim varmayı arzularız. Bu mümkün müdür? Hem de pek mümkündür. Yaşlılığın ille de kötü yanlarıyla birlikte gelmesi gerekmez.</p>
<p><strong>VARAN 5-</strong><strong>EGZERSİZ, EGZERSİZ, EGZERSİZ: </strong>Dün yaptığını insan bugün de (yaşlanınca da) yapabilir. Egzersiz ve sabır harikalar yaratır. Demek oluyor ki vaktinden önce bedensel faaliyetten vazgeçmek yok.</p>
<p><strong>VARAN 6-ÖNÜMÜZDE İKİ YOL VAR: </strong>İYİ YAŞLANMANIN iki ayrı yolu vardır: “<strong>Birincisi, yaşlanmamaktır</strong>”. Faaliyete devam etmek suretiyle yaşlılıktan kurtulanların izlediği yol bu yoldur. İyi yaşlanmanın ikinci yolu ise “<strong>yaşlılığı kabul etmek”</strong>tir.</p>
<p><strong>VARAN 7-</strong><strong>KÖTÜ YAŞLANMAYA GİRİNCE: </strong>KÖTÜ YAŞLANMANIN ise ikiden fazla yolu vardır. En kötüsü, elimizde kalanlara dört elle sarılmak.</p>
<p><strong>İYİ HABER</strong><br />
<strong>DELİ KÖREK COVID-19’A ÇARE Mİ</strong></p>
<p><strong>ARAŞTIRMA</strong> Nottingham Üniversitesi’nde yapılınca ve sonuçları da üniversitesinin internet sayfasında yayınlanınca, ilk sonuçları size duyurmamak olmaz. Ege bölgemizde ve genelde Akdeniz coğrafyasının tamamında kendiliğinden yetişen zehirli bir bitkiden, bizdeki adıyla “<strong>deli körek otu</strong>”ndan elde edilen “<strong>THAPSİGARGİN</strong>” maddesinin yeni tip koronavirüse karşı da etkili olduğu anlaşılıyor. Araştırmayı üniversitesinin farklı bölümlerinin uzmanları, bitkisel ilaçlar konusunda deneyimli Çinli uzmanlarla birlikte yürütmüşler. Sonuçlarını da Journal of Viruses’da yayınlamışlar. Elde edilen ilk sonuçlara bakılırsa, thapsigargin yalnızca koronavirüse karşı değil, diğer solunum yolu virüslerine karşı da oldukça etkili bir molekül. Eğer ilaç haline getirilebilirse -ki pek kolay görünmüyor ama araştırılmaya değer- thapsigargin sadece COVID-19’da değil, grip, nezle gibi diğer virüs enfeksiyonlarında da başarıyla kullanılabilecek.</p>
<p><strong>BİR DİPNOT:</strong> Thapsigargin aslında uzun süredir üzerinde çalışılan bitkisel bir molekül. Aralarında John Hopkins Üniversite’nin de bulunduğu pek çok merkez, prostat kanseri dahil bazı kanserlerin tedavisinde de thapsigarginin etkinliğini araştırıyor.</p>
<p><strong>AKLINIZDA OLSUN</strong><br />
<strong>AĞRI KESİCİLER AŞININ ETKİSİNİ AZALTABİLİR</strong></p>
<p><strong>YENİ </strong>yapılan bir çalışma, aşı yapılmadan hemen önce ve sonrasında yoğun ağrı kesici kullanımının COVID-19 aşılarının etkinliğini azaltabileceğini göstermiş. Bu nedenle de uzmanlar aşı sırası gelenlerin bu bilgiyi dikkate alarak ciddi bir ihtiyaç olmadığı takdirde bu süreçte ağrı kesicilerden uzak durmalarını tavsiye ediyorlar. Bilindiği gibi aşılar bağışıklık sistemimizi harekete geçirerek, yani onu uyararak etkili oluyor. Ağrı kesiciler de tıpkı aşılar gibi bağışıklık sistemini harekete geçirebiliyor ve aşıların yaptığı etkiye benzer etkiler yaparak aşılara karşı oluşabilecek bağışıklık cevabını azaltabiliyor.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/biraz-daha-sabir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>9 Yaşındaki Mia Unutkanlığın Dünyasında</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/9-yasindaki-mia-unutkanligin-dunyasinda/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/9-yasindaki-mia-unutkanligin-dunyasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2021 20:04:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=10063</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-600dd182b353b" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-600dd182b353b wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >9 Yaşındaki Mia Unutkanlığın Dünyasında<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>“Dedişkom Hatırlamayı Unuttuğunda” artık anılarını hatırlamakta güçlük çeken 88 yaşındaki Abendroth’un torunu Mia’yla kurduğu ilişki üzerine bir çocuk kitabı. 9 yaşındaki Mia’nın gözünden unutmanın beraberinde getirdiği değişimleri izlediğimiz kitap, aynı zamanda yaşlılarla nasıl iletişim kuracağını bilemeyen ebeveynlere de yol gösteriyor.</p>
<p>Ailenizden biri yavaş yavaş anılarını kaybetmeye başladığında ne yaparsınız? Yaşayan için güçlüklerle dolu bu durum, tanıklık edenler için de yeterince zor değil midir? “Dedişkom Hatırlamayı Unuttuğunda” bu konuyu merkeze almış bir çocuk kitabı.</p>
<p>9 yaşında anne babası ve ikiz kardeşleriyle yaşayan Mia’nın büyükbabası Abendroth’un onların yanına taşınmasıyla beraber değişen hayatına odaklanıyor. Abendroth uzun yıllar doktorluk yaptıktan sonra unutkanlıkla başa çıkmaya çalışan ve artık hayatını yalnız idame ettiremediği için ailesinin yanına taşınan 88 yaşında biri.</p>
<p>Dedesiyle o güne kadar hep güzel anıları olan, onunla hamurdan kuğular yapmaya meraklı Mia için bu durum yenilik anlamına geliyor. Anne babası kızlarını dedesinin değişen alışkanlıklarına karşı uyarsa da, 9 yaşındaki küçük bir kız için unutmak karmaşık bir kavram:</p>
<p>“Mia’nın aklından bir türlü çıkmıyordu. Kaç zamandır bunu kendine sormuştu: Dedişkonun unuttuğu şeyler neredeydi? Çünkü onlar yaşanmıştı ve var olmuşlardı. Ve bir kere var olan bir şey öylesine ortadan kaybolamazdı. Peki, ama başkalarının da hatırlamadığı şeylerde durum nasıldı?”</p>
<p>Üstelik dedesinin onlara taşınmasıyla beraber beliren 10 yaşındaki Berti de işleri iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Dizlerine kadar uzanan çorapları, başından büyük kasketi ve balık kokusuyla tam bir yaramaz olan Berti, Mia’nın kısa zamanda baş belası haline geliyor.</p>
<p>Uticha Marmon, unutma üzerine bir hikaye anlatma cesaretiyle ortaya çıkmış. Büyüannesi ve büyükbabası da demanstan muzdarip olan Marmon, onlardan aldığı ilhamla, bu kitabı yazmış:</p>
<p>“Ebeveynlerime, kardeşlerime ve diğer aile fertlerime şunu söylemek istiyorum. Gerektiğinde birbirimize kenetleniyor olmamız paha biçilemez ve bunu unutkanlık bile yenemez.”</p>
<p><strong>Unutma cini</strong></p>
<p>Mia, dedesinin anılarını nasıl unuttuğunu anlamadığı için kendince bir açıklama buluyor: Unutma cini. Bu cini alt edebilmek için çareler arıyor:</p>
<p>“Bu cin unutkanlığın ta kendisiydi. Dedişkonun kafası fazla karıştığında hemen sinsi sinsi ortaya çıkıyor, dedişkonun o güne kadar bildiği her şeyin üstünü siyah boyayla kaplamaya başlıyordu. Mesela öyle zamanlarda dedişko bugüne kadar hiç elma püresi yemediğini iddia ediyordu. Öyle anlarda, ayakkabılarını nasıl bağlandığını veya esnerken ağzını eliyle kapatması gerektiğini ona kimsenin öğretmediğine de gayet emindi. Mia biliyordu ki tüm bunları dedişkoya o simsiyah unutkanlık fısıldıyordu. Onun için de dedişkonun hatırlaması bu kadar önemliydi. Çünkü hatırlamak, siyah boyayı yeniden silip yok edebilen kocaman ıslak bir süngerdi.”</p>
<p>Mia dedesinin hafızasını yerine tamamen getiremeyeceğini kabul etse de, onunla iletişim için yollar bulmayı denemekten vazgeçmiyor ve ikisi arasında fotoğraflardan oluşan bir bağ kurmayı başarıyor.</p>
<p>“Dedişkom Hatırlamayı Unuttuğunda”, bu yönüyle sadece bir çocuk kitabı değil. Demans ve alzheimerla başa çıkmakta güçlük çeken yetişkinlerin de neler yapabileceklerine ilişkin iyi bir hikaye. Bu hikaye sayıları her gün artan demans hastalarının toplum içinde nasıl hayatlarını sürdüreceklerine dair ipuçları içeriyor.</p>
<p>Marmon, çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de zaman zaman gülerek, zaman zaman hüzünlenerek okuyabilecekleri, herkesin kendinden birşeyler bulacağı ve ilham alacağı bir eser kaleme almış.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="https://www.heryasta.org/2021/01/08/9-yasindaki-mia-unutkanligin-dunyasinda/?fbclid=IwAR33th9Uf9JRp-pQ-DOct-87g253Xj6Qo9ruz6mqno6EhZa18RMtB_Fm1ik%2Baem_AbikjlGRO-NP8mNtjPTBPoc0goCr22Syi7WW8puMpIDKwpkFzFECn3sgUxkUB36VnOGGUFwgFmmVU4X-Mr4uazvJaIpKqOID7H5HNBJV7pyCCA">heryasta.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/9-yasindaki-mia-unutkanligin-dunyasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
