<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür Sanat &#8211; Yaşlıyım Haklıyım</title>
	<atom:link href="https://www.yasliyimhakliyim.com/category/kultur-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yasliyimhakliyim.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 13 Feb 2021 18:43:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>Yaşlılardan kurtulmak ya da –çizgi roman penceresinden– uygarlıkta hangi noktadayız</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslilardan-kurtulmak-ya-da-cizgi-roman-penceresinden-uygarlikta-hangi-noktadayiz/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslilardan-kurtulmak-ya-da-cizgi-roman-penceresinden-uygarlikta-hangi-noktadayiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2020 22:41:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basında Yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=7150</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">			<link rel="stylesheet" id="wd-section-title-style-simple-and-brd-css" href="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/themes/woodmart/css/parts/el-section-title-style-simple-and-brd.min.css?ver=8.4.0" type="text/css" media="all" /> 			
		<div id="wd-5eb9d4269814d" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5eb9d4269814d wd-title-color-primary wd-title-style-simple text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Yaşlılardan kurtulmak ya da –çizgi roman penceresinden– uygarlıkta hangi noktadayız</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<h3>&#8220;Yaşlılar sisteme yük mü? Bu çizgi romanların sorduğu soru bu değil. Daha çok şu: İşimize gelince uygar, işimize gelmeyince vahşi miyiz?”</h3>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Çizgi roman dünyasının dizi şeklinde yayınlanan örneklerinin en az kahramanlaştırdığı yaş grubudur yaşlılar. Çocuk kahramanlar vardır, yardımcı çocuk kahramanlar vardır; ergenler, gençler, orta yaşlılar… Ancak yaşlı yok denecek kadar azdır.</p>
<p>Sadece ara ara yaşlılıktan dem vuran kahramanlar görürüz. Teks ve dostu Kit Carson birbirlerine “<em>ihtiyar keçi</em>” diye seslenir her başarılarının ardından işlerinin bitmediğini ispat ederek mutlu olurlar. İyileşme ve adeta ölümsüzlük gücü olan Wolverine’in yaşlılığını anlatan “Old Logan” dizisindeyse bedensel yetersizlikler ele alınırken süper güçlerde bile azalmaların olacağının altı çizilir. Atlantis çizgi roman dizisinin kahramanı Martin Mystere de yine yaşlandığını dile getirir her fırsatta. Ancak bu serzenişten çok, yaşla birlikte bilgeliğin geldiğini her macerasında göstermiş olduğu oyunudur onun. Kaldı ki hiç yaşlanmayan uzatmalı nişanlısı Diana’nın varlığı da onu hep genç gösterir. Bu sayede öyle de hisseder. Tıpkı genç ve çekici bir kadınla evli olan Asterix karakteri Eskitopraks gibi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589019596418-martin-yas.jpeg" alt="" width="700" height="297" /></p>
<p>Yaşlılık bir yetersizlik, bir elden ayaktan düşme, bir yük olma, bir oyundan çıkma durumudur çizgi romanlarda. Genç kahramanlardan beklenti geleceğe umutla bakmak, bilgilenmek, başarmak, aşk, mücadele gibi unsurlarken yaşlılar bu denkleme dahil edilmezler bir türlü. Onlar çok çok akıl veren bilge insanlar veya bilim insanı veya aileden sevilen bir birey ama sonuçta korunmaları gereken kişiler olarak gösterilirler.</p>
<p>Ha, bir de sürekli gençleşmek veya ölümsüz olmak için doğanın dengesiyle oynayan sapkınlar da olabilirler. Bazen de bir şekilde geleceği görmek veya geleceğe damga vurmak için dünyayı da yanında götürmek isteyen vicdansız insanlar olarak.</p>
<p>Şimdilerde, salgın günlerinde, yaşlıların Covid-19 aracılığıyla adeta gözden çıkarıldıkları bir dönemde dönüp yaşlılara bir daha bakmak gerek. Bugün onlara reva görülen muameleye karşı çıkmamamız halinde yaşlılığımızda başımıza gelecek her türlü musibete davetiye çıkaracağımız aşikârdır.</p>
<p><strong>Çizgi romanda yaşlı sorunu</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignright" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589021235760-ken-parker-eskimo.png" alt="" width="424" height="618" />Yaşlılıkta yaşanan sorunlar pek çoktur. Ancak ben bunu üç basamakla sınırlamaya karar verdim burada. İlk sorun bence sosyoekonomik… Günümüzde yaşlı nüfusunun artması ülkelerin üretimde payı olmayan bu geniş kitle için gerekli düzenlemeleri yapmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak kapitalist sistem bu kişilere ilgi göstermeyi kârlı bulmadığından onları yük olarak görmektedir ve dünya nüfusu hızla yaşlanmaktadır.</p>
<p><em>Alaska </em>(<em>Ken Parker</em>) “Erkekler Ülkesi” macerasında yazar Giancarlo Berardi bu durumu ilkel Eskimolar üzerinden sorgulamaktadır. Amerika’nın iç savaş sonrası tarım toplumundan çıkarak sanayi toplumuna dönüşmesi hadisesini günümüz kapitalist sistemini eleştirmek için zemin olarak kullanan yazar yıllar öncesinden nereye gidildiğini göstermiştir adeta. Bu macerada Eskimolarla yaşamak zorunda kalan (anti) kahraman o kültürde elden ayaktan düşen yaşlıların buzlarda donmak üzere soğuğa bırakıldığına tanıklık eder. Bu olayda topluluğa yük olmaya başlayan yaşlı bireyin “itlaf” edildiği görülür. Bununla birlikte yine de bir çıkar, kâr sağlama mantığı devrededir. Buna göre yaşlı birey donarak ölecek, kutup ayısına yem olacak, o ayı yavrularını besleyecek, insanlar da ilerleyen zamanlarda o ayıları avlayarak hayatta kalabileceklerdir.</p>
<p>Akıl melekelerinin ve fiziksel sağlığın yitimi ikinci sorun olsa gerek.</p>
<p>“<em>Sana bir çocukmuşsun gibi davranmaları utanç verici, öyle değil mi?</em>” diye soruyor Miguel huzur evine yeni gelen Emilio’ya Paco Roca’nın bol ödüllü <em>Kırışıklıklar</em> grafik çizgi romanında.</p>
<p>Evet, aklın yitimi bedenin yetersizlik göstermesinden daha büyük bir sorun. Geçmişe saplanıp kalmak, sevdiklerini tanıyamamak, bildiklerini unutmak, sevgi gösterememek, bir bakıma bitkiye dönüşmek…</p>
<p><em>Kırışıklıklar</em>, oğlu tarafından huzur evine yatırılan Emilio’nun farklı yaşlanma belirtileri gösteren ve alıştıkları hayatla ailelerinden koparılarak terk edilen insanlarla tanışma sürecini anlatıyor. Ama daha da acı olan, kendine yetemeyenlerin olduğu üst kata adım adım yaklaşışı…</p>
<p>Hayatını kurmak için didinen, karakterini şekillendirmek için uğraşan, düzen kurmak için çalışan insanın hepsinden uzaklaşmasının hazin hikayesi. Bir anda, şıp diye kenara atılıverilmek…</p>
<p>Bunama veya Alzheimer veya geçmiş takılıp kalmak, sürekli konuşmak… “Kırışıklıklar”larda bunun birçok çeşidine tanık oluyoruz. Alaska’nın “Sönmeyen Kin” macerasında ise aynı konu şu diyaloglarla anlatılıyor:</p>
<p>Adam – … Adam kendini kışlada sanıyor.</p>
<p>Ken – Bu kadar zaman sonra insan alışkanlıklarından vazgeçemiyor… İnsanın gençliğine dört elle sarılması gibi bir şey bu!</p>
<p>Adam – Yaşlanmak benim de hoşuma gitmiyor ama bu yüzden başkalarının kafasını şişirmiyorum.</p>
<p>Ken – Hiç de değil. Sen de her sabah sızlanmalarınla kafamı şişiriyorsun.</p>
<p>Adam – Tanrı aşkına bunca zaman canını sıktığımı mı söylüyorsun?</p>
<p>Ken – Evet ama bu sinirlenmek için yeterli bir sebep değil. Birkaç yıl önce olsaydı aldırmazdım. Yoksa ben de mi yaşlanıyorum?</p>
<p>İhtiyar – … bana öyle bakma! Bu sabah çok alçak sesle bağırdım!</p>
<p>Diyaloğun devamı şu karelerde:</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589021668013-sonmeyen-kin.jpg" alt="" width="700" height="662" /></p>
<p>Yaşlı bir birey geçmişine saplanıp kalabilir, herkese hikâyesini anlatmak isteyebilir. Üstelik bunu çok sık yapabilir.  <em>Büyülü Rüzgâr</em> adlı çizgi roman dizisinin “Aynalar Dağı” macerasında Gianfranco Manfredi buna vurgu yapar. Ona göre her hayat değerlidir, her birey özeldir ve her yaşantı kutsaldır, ilginçtir. Kahramanın yaşlı kadınla, Sudaki Halka’yla sohbeti bunu anlatır:</p>
<p>Büyülü Rüzgâr – … Anlatmaya devam et.</p>
<p>Sudaki Halka – Ciddi misin? Canını sıktığımı sandım. Hikâyemin ilginç bir yanı yok… Günlük yaşam…</p>
<p>Büyülü Rüzgar – Bu yüzden hoşuma gitti, devam et. (s. 51)</p>
<p>Aileye ve topluma yük olmak bir diğer sorun…</p>
<p><em>Kırışıklıklar</em>&#8216;da bunu Miguel çok güzel özetliyor:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589022151812-img-20200507-103957.jpg" alt="" width="700" height="308" /></p>
<p>&#8220;Varlığımızı unutmak için bizi buraya yollarlar&#8221; cümlesine yanıt <em>Büyülü Rüzgâr</em> çizgi roman dizisinden yankılanıyor:</p>
<p>Sağlam Bacak – Olabilir ama bizi saygıyla anacaklar, Büyülü Rüzgâr, bak, bir adam başkalarının saygısını kaybederse, ölür.</p>
<p>Gianfranco Manfredi’nin kaleme aldığı <em>Aynalar Dağı</em> yine ölüme terk edilen yaşlı bireyleri ele alıyor. Kış mevsiminin gelmesiyle ılıman bir coğrafyaya göç eden kabile kendilerine yük olarak gördükleri yaşlıları geride bırakmıştır. Ancak yaşlılar gururlarını yitirmemek uğruna yola çıkmış, karlı dağları aşarak kendilerini ispat etmeye kalkışmışlardır. Yazar, kahramanının ağzından şunu dile getirir:</p>
<p>Büyülü Rüzgâr &#8211; Ama belli bir yaştan sonra kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz. İşte böyle düşünüyorum.<br />
Sudaki Halka – Senin çocukların yok, değil mi? (s. 47)<br />
…<br />
Büyülü Rüzgâr – Sen ve İnleyen Flüt’ün yedi çocuğunuz var değil mi?<br />
Sudaki Halka – Torunları saymıyorum!<br />
Büyülü Rüzgâr – Neden sizi terk ettiler?<br />
Sudaki Halka – Onları yargılama, bir sürü nedenleri var… (s. 49)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589021962916-buyulu-ruzgar-giden-cocuklar.png" alt="" width="700" height="307" /></p>
<p>Çocuklar… İnsan neden çocuk yapar? Onlardan ne bekler? Binlerce kahır çektikten sonra bir kenara atılmak için midir tüm çabalar? Yoksa asıl soru şu mudur: Dün kişi kendi yaşlısına nasıl davranmıştır ki bugün kendi için ne beklesin? Çocuklar kendisine öğretilenleri yapan kişiler değiller midir sonuçta?</p>
<p>Antonia – “… Yaşlılık doğal bir şeydir. Tabii ki ailelerimize rahatsızlık vermek istemeyiz… Ama bizi moruk diye adlandırmayın, o zaman kendimizi işe yaramaz hissediyoruz… Bize, büyüklerimiz demeniz daha iyi.” Nasıl buldunuz? Noel kutlamasında okuyacağım.</p>
<p>Miguel – “Bize büyüklerimiz demeniz daha iyi demeniz daha iyi çünkü biz ıstırap çekmek için varız” ya da şu daha iyi “Bize, büyüklerimiz demeniz daha iyi çünkü biz titremeden hareket edemeyiz.” (<em>Kırışıklıklar</em>, s. 41)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589022464928-miguel-sevimsiz.jpg" alt="" width="567" height="493" /></p>
<p>Antonio Altarriba’nın <em>Uçma Sanatı</em> grafik çizgi romanının sayfalarından, şu sözlerle sesleniyor karakter huzurevi sakinlerine:</p>
<p>Sevgili yaşlılarımız, bugün burada söylemek isterim ki, milletimiz size çok şey borçlu… Sizin özveriniz olmadan, bizler bugün sahip olduğumuz refaha kavuşamazdık… (s. 170)</p>
<p>İspanya iç savaşına tanıklık etmiş, ailesini hayatta tutmak için mücadele vermiş, oğlunu düzgün yetiştirmek için çabalamış, faşizmle boğuşmuş bir bireyin, Antonio’nun hikâyesidir <em>Uçma Sanatı</em>. Sonra da yaşlanmasının hikâyesidir. Huzurevinde yaşadıklarının: Yaşlılıkla, huzureviyle, aklının ona oynadığı oyunlarla, sanrılarıyla baş edemeyen Antonio oğluna şöyle der:</p>
<p>“<em>Oğlum, artık daha fazla yapamayacağım… Bana yardım etmelisin… Ben denedim ama başaramadım… ÖLDÜR BENİ… Bir yolunu ara… Yastıkla boğ… Burada her gün ihtiyarları öldürüyorlar, hiç şüphelenmeyecekler.</em>”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2020/05/1589022612064-oldur-beni.jpg" alt="" width="700" height="458" /></p>
<p>Covid 19 salgını, salgın öncesinde siyasilerce sarf edilen “yaşlılar sisteme yüktür” sözlerinin ışığında yaşlılarımızı ve yaşlılığımızı sorgulamamızı gerektirdi. Çizgi roman, birçok örneğiyle bunu defalarca yapmışlığı olan bir sanat dalı olarak ulaşabileceğimiz bir yerde duruyor. Hatta bize sorgulamamız için bir soru yöneltiyor: “İşimize gelince uygar, işimize gelmeyince vahşi miyiz?”</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/yaslilardan-kurtulmak-ya-da-cizgi-roman-penceresinden-uygarlikta-hangi-noktadayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıların, Savaşların Karşısında Duran Sanatçı: Marina Abramovic</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/acilarin-savaslarin-karsisinda-duran-sanatci-marina-abramovic/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/acilarin-savaslarin-karsisinda-duran-sanatci-marina-abramovic/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[alıntıdır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Feb 2020 04:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[acılar]]></category>
		<category><![CDATA[savaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=6158</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">			<link rel="stylesheet" id="wd-section-title-style-under-and-over-css" href="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/themes/woodmart/css/parts/el-section-title-style-under-and-over.min.css?ver=8.4.0" type="text/css" media="all" /> 			
		<div id="wd-5e59e85c74870" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5e59e85c74870 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Acıların, Savaşların Karşısında Duran Sanatçı: Marina Abramovic</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Epey önce sanal dünyadan, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi&#8217;nde (SSM) açılacak dünyanın en önemli performans sanatçısı Marina Abramović (MA)sergisi için Marina Abramović Institute&#8217;nin (MAI), performans sanatıyla uğraşan Türkiye&#8217;li sanatçılara yeni projeler hazırlamaya davet ettiğini okuduğumda acayip mutlu olmuştum. Abramović&#8217;in Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da, SSM&#8217;de sergi açacağının muştusuydu bu kısa haber.</p>
<p>Performans sanatına ilişkin bildiklerim –çok- sınırlı olsa da MA&#8217;nın bu sanatın en önemli –ve ünlü- temsilcisi olduğunu, performansın &#8216;an&#8217;lar toplamında –süreçte- gerçekleştiğini, her bir performansın –mutlaka- toplumsal bir derdi olduğunu, zor olduğunu, -en üst düzeyde- sabır ve dayanıklılık istediğini ve –illaki- izleyiciyi aktif tuttuğunu biliyordum sadece.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/104661/475/270" width="475" height="270" /></p>
<p>2020 Ocak sonunda açılan sergiye ilişkin haberleri okumamaya çalıştım, kendime sürpriz olmasını istedim orada görebileceğim her bir &#8216;şey&#8217;in. Sanatçının canlı bir performans sergileyeceğini düşünüyordum –ve umuyordum- nedense. Yokmuş; canı sağ olsun MA&#8217;nın.<br />
İstanbul&#8217;da açılan &#8220;AKIŞ/FLUX&#8221; Sergisinin –projesinin-; 2019&#8217;un son çeyreğinde Balkanlar&#8217;da, sanatçının ülkesinde -Sırbistan&#8217;da-, doğup büyüdüğü kentte &#8211; Belgrat&#8217;ta- açtığı &#8220;The Cleaner&#8221; sergisinin tamamlayıcısı olduğunu duydum; sergi turu yapan bir rehberden.<br />
Hafta içinde, yüreğimin ve havanın –fena- kasvetli olduğu bir günde, müze gişesinde saat 11.30 gibi bilet için –en önde- kuyruğa girdiğimde, arkamdaki kadın ağırlıklı sergi turu katılımcılarından sergiye dair duyduğum cümlelere –keyifle- kulak kabarttım.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>MA&#8217;nın biyografisinden notlar&#8230;</h2>
<p>Marina&#8217;nın sanatsever ailesi, çocuklarını küçük yaşta kendini çizim ve resimle ifade etmesi için çabalamış, hatta evde atölye kurmuş.</p>
<p>Natürmort ve portreler –sonra da bulutlar- yapan Marina, Belgrat Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde, ardından Zagrep Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde okur. Marina, bedenini sanatı için araç olarak kullanmaya başladıktan bir süre sonra bırakır, resim ve çizimi.<br />
Tito&#8217;nun kurduğu Öğrenci Kültür Merkezi&#8217;nde (SKC) dönemin kavramsal sanatçılarıyla tanışır. Bu sanatçılardan Peripovic&#8217;le –ileride mutsuz olacağı- evlenir.</p>
<p>Bu yıllarda Alman sanatçı Joseph Beuys&#8217;le SKC&#8217;de çalışmak, Avusturyalı sanatçı Nitsch&#8217;le birlikte çalışmak Marina&#8217;nın işlerini etkiler.</p>
<p>Bedenin ve bilincin sınırlarını keşfettiği 5 performanstan oluşan &#8220;Ritim&#8221; dizisinin ilkini Roma&#8217;da –sonra Napoli ve Milano- gerçekleştirir.<br />
1975&#8217;te Amsterdam&#8217;da performans sanatçıları buluşmasında Ulay&#8217;la tanışır.<br />
1976&#8217;da kocası Peripovic&#8217;ten boşanır, Amsterdam&#8217;a Ulay&#8217;ın yanına taşınır. Birlikte çok iş yürütürler, değişik ülkelerde sergiler açarlar. Sanatları Amsterdam&#8217;da önem kazanır. Karavanla seyahatlere çıkarlar.</p>
<p>Avusturya Aborjinleriyle 9 ay birlikte yaşarlar. &#8220;Night Sea Crossing&#8221; (Gece Denizi Kavşağı) performansını önce Sidney&#8217;de sergilerler.<br />
1983&#8217;te Budist bir rahip ve Aborjin bir şifacıyla Büyük Viktorya Çölü&#8217;ne giderler. &#8220;Night Sea Crossing Crossingconjunction&#8221; (Gece Denizi Kavşağında Kavuşum) performansını, Hollanda&#8217;da gerçekleştirir.</p>
<p>1986&#8217;da Vipassana meditasyonu unsurlarıyla oluşturdukları ilk oyunları &#8220;Modus Vivendi&#8221;yi, Baltimor dahil sergilerler. Bu dönemde performatif video ve fotoğraf çalışmalarını da sürdürürler.</p>
<p>1988&#8217;de, uzun zamandır çalıştıkları &#8220;The Lowers&#8221; (Aşıklar) isimli performans için Çin Seddi yürüyüşüne başlar Marina ve Ulay. Biri Doğu, biri Batı ucundan yürür, seddin. 90 gün sonra buluştuklarında, hem işbirliklerini ve hem ilişkilerini sonlandırır çift.<br />
Her performansında vücudunun sınırlarını zorlayan MA, günümüze dek sergilediği performanslarda –neredeyse canına mal olacak- çok büyük tehlikeler de atlatıyor.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Müzenin giriş katında başlayan sanatçının biyografisinin yer aldığı duvarda bulunan MA&#8217;nın yaptığı babası ve –nedense sırtı dönük ve kafası yarım- annesinin portreleri ilginçti.</p>
<p>Sergi beni daha başlangıçta, beyaz kapıdan – &#8220;Sound Corridor&#8221; (War) &#8220;Ses Koridoru&#8221; (Savaş) &#8211; içeri girerken –acayip- etkiledi. Ses enstelasyonu nedeniyle maruz kaldığım ışık ve ses beni dış dünyanın kasvetinden daha ağır bir kasvete sürüklese de içeride daha neler yaşayacağımın –adeta- habercisiydi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/104662/475/307" width="475" height="307" /></p>
<p>Serginin ilk katındaki MA&#8217;nın yarım asırlık sanat yaşamınca ürettiklerinden oluşan seçkideki video ve yerleştirmeleri izlerken -adeta konuşan- fotoğraflarına bakarken –birbiriyle çelişen- duygu karmaşası yaşıyor insan. &#8220;Gelmek ve Gitmek&#8221; başlıklı dizi fotoğrafta gözden kayboluyordu sanatçı, oysa benim gözüm ona daha yeni alışmıştı.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>MA, &#8220;Ritim 10&#8221; adlı Performansına (1973, 1 saat) dair diyor ki;</strong></p>
<p>&#8220;Yere beyaz bir kâğıt koyuyorum<br />
Kâğıdın üstüne farklı boy ve şekillerde 20 bıçak koyuyorum<br />
Yere mikrofonlu iki teyp koyuyorum.<br />
Performans<br />
İlk teybi açıyorum.<br />
İlk bıçağı alıp sol elimin parmaklarımın arasına<br />
mümkün olduğu kadar hızla saplıyorum.<br />
Her elimi kesişte bıçağı değiştiriyorum<br />
Bütün bıçakları (bütün ritimleri) kullandığımda teybi başa alıyorum.<br />
Performansın ilk bölümünün kaydını dinliyorum.<br />
Konsantre oluyorum.<br />
Performansın ilk bölümünü tekrarlıyorum.<br />
Bıçakları aynı sırayla alıyorum, aynı sırayı izliyorum ve elimi aynı yerden kesiyorum.<br />
Bu performansta geçmişin ve şimdinin hataları senkronize ediliyor.<br />
İkinci teybi başa alıyorum ve bıçakların ikili ritmini dinliyorum.<br />
Gidiyorum.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Etkilendiğim videolardan biri oldu; &#8220;Art Must be Beautiful, Artist Must be Beautiful&#8221; (Sanat Güzel Olmalı, Sanatçı Güzel Olmalı). Metal fırça ve metal tarakla saçlarını taradıkça kendi kafa derimin acıdığını fark ettim izlerken. Sabah saçlarımı tararken hep MA&#8217;nın acı çeken yüzü geliyor aklıma.</p>
<p>İnsanın sesi çıkmayana dek bağırması yani &#8220;Sesi(ni) Özgür Bırakması (1977)&#8221; , Ulay&#8217;la ortak performansları &#8220;Light/Dark&#8221; (Aydınlık/Karanlık), &#8220;Zamanda İlişki&#8221; (1977), &#8220;Durağan Enerji&#8221;, &#8220;AAA- AAA&#8221; videoları ile iki kanallı video &#8220;The Lowers&#8221; (Aşıklar) ilginçti, anlatın dersen anlatamam ama izlendiğinde insanda çok farklı duygular uyandırıyor, gerçekten.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>MA, 1995 tarihli &#8220;The Onion&#8221; (Soğan), videosu için (10 dakikalık) performansına dair deşifresinden:</strong></p>
<p>&#8220;İri bir soğanı kabuğuyla birlikte yiyorum, gözlerini göğe çevirmiş, hayatımdan yakınırken.<br />
Bu kadar sık aktarma yapmaktan; bekleme odalarında, otobüs duraklarında, tren istasyonlarında, havaalanlarında beklemekten yoruldum.<br />
Sonu gelmez pasaport kontrollerinde beklemekten yoruldum.<br />
Alışveriş merkezlerinde alelacele alışverişlerden.<br />
Kariyerle ilgili karar üstüne karar almaktan yoruldum, müze ve galeri açılışlarından, sonu gelmez resepsiyonlardan.<br />
(&#8230;)<br />
Yanlış adama aşık olmaktan yoruldum.<br />
Burnumun çok büyük olmasından, kıçımın kocaman olmasından utanmaktan yoruldum.<br />
Yugoslavya&#8217;daki savaştan utanmaktan.<br />
Uzağa kaçmak istiyorum, o kadar uzak olsun ki artık hiçbir şeyin önemi kalmasın.<br />
Tüm bunların arkasında neyin yattığını apaçık anlamak ve görmek istiyorum.<br />
Artık bir şey istemez olmak istiyorum.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Beş kanallı bir video yerleştirmesi olan &#8220;Cleaning the Mirror 1&#8221; (Aynayı Temizlemek 1) önemli bir çalışma olsa da, irite olduğum için izleyemedim. MA&#8217;nın kendi gölgesiyle yaptığı tangoyu izlediğimiz &#8220;Insomnia&#8221; (Uykusuzluk) video performansı düşündürücüydü epeyce.<br />
MA&#8217;nın, &#8220;Balkan Baroque 1&#8221; adlı performansında temizlediği kanlı hayvan kemiklerine ilişkin enstantane, 1997&#8217;de Venedik Bienali&#8217;ndeki performansından. Sanatçının o yıllarda Balkanlar&#8217;da yaşanan savaşa gösterdiği karşı duruşu olan bu performansı Altın Aslan ödüllü ve sanatçının anıtsal işlerinden.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>&#8220;Ormanın bütün kuşları,<br />
ormanın bütün kuşları denize iniyor.<br />
Sadece bir tanesi kalıyor, sadece bir tanesi kalıyor,<br />
bana mutsuz aşkın şarkısını söylemek için.&#8221;<br />
<em>Balkan Barok. 3 kanallı video enstalasyonu. Deşifre.</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;Standing Structures for Human Use&#8221; (İnsanların Kullanımı İçin Ayaklı Yapılar) adlı iş, sergiyi gezenlerin &#8220;kullanımı için geçici nesne&#8221;ydi. &#8220;Platformun üstüne çıktım, kafam, kalbim ve alt bedenimle kristallere yüklendim ve bu halde sessiz kaldım.&#8221; Değişik bir deneyimdi ama etraf sessiz olmadığı için kendimi pek susturamadım. Bu ayaklı yapılardan birinin yanı başında duruyordu sanatçının talimatlarına uymaya çabalayarak &#8220;Yola Çıkış Ayakkabıları&#8221;nı (Shoes for Departure); çıplak değil ama çoraplı ayaklarımı ayakkabıların içine soktum, gözlerim kapalıydı, kıpırtısızdım, yola çıkmayı denedim başaramadım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/104663/475/475" width="475" height="475" /></p>
<p>Sıra en sevdiğim performans videosuna geldi: &#8220;Confession&#8221; (İtiraf). Ama bu videoyu anlatmak/yazmanın zor olduğunu deneyimledim az önce ha bire yazıp silerek. Lütfen izleyin bu güzelim videoyu bir şekilde.<br />
Sırbistan&#8217;daki savaşı konu alan 4 kanallı video yerleştirmesi olan &#8220;Count on US&#8221; (Bize Güven) performansını, sergiden çıktıktan sonra sergi kataloğunu okurken anladım; keşke o arada okumuş olsaydım dedim ama telafisi yoktu.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>PERFORMANSLARA DAİR (katologdan) notlar&#8230;</strong></p>
<p>SSM ve MAI&#8217;nin Agustos 2019&#8217;da yaptığı çağrıya 300&#8217;ü aşkın sanatçı başvurmuş. MAI, 44&#8217;ünü uzun süreli performans geliştirmeye çağırmış. Sonunda sergiye performans, dans, müzik ve tiyatro gibi farklı alanlarda çalışmış 12 Türkiyeli sanatçı ile Almanya, Yunanistan ve İspanya&#8217;dan uzun süreli performans deneyimi olan sanatçılar davet edilmiş. Seçilen sanatçılar 76 gün boyunca, müzenin açık olduğu günlerde 12.00-18.00 saatleri arasında performans sergiliyor.</p>
<p><strong>Arda Cabaoğlu</strong>. &#8220;Zorla Mizofoni: Patlama, Üfleme, Nabız. 2020&#8221;. 28 gün &#8211; Günde 8 saat.<br />
<strong>Bahar Temiz</strong>. &#8220;BUZ&#8221;. 18 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Dilek Champs</strong>. &#8220;Kırmızı Halı&#8221;. 22 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Evren Kutlay</strong>. &#8220;Tekliğe Giden Yolda: Doğuya ve Batıya Barış İçin Öneri&#8221;. 12 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Halil Atasever</strong>. &#8220;Mezbaha&#8221;. 24 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>İlyas Odman</strong>. &#8220;Yolluk&#8221;. 34 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Maria Stamenkovic Herranz</strong>. &#8220;Bu Ölümlü Ev&#8221;. 24 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Merve Vural</strong>. &#8220;Aynanın Önündeki Venüs&#8221;. 12 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Murat Adash</strong>. &#8220;Haberleşme (Biçimlenme)&#8221; 24 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Umut Sevgül – Metehan Kayan</strong>. &#8220;Dikine&#8221;. 18 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Murat Ali Cengiz</strong>. &#8220;Müzisyensiz Bölge&#8221;. 69 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Nancy Stamatopoulou</strong>. &#8220;İskemle&#8221;. 6 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Nezahat Ekici</strong>. &#8220;Devam Eden Çalışma – Kişisel Harita&#8221;- 10 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Şebnem Dönmez</strong>. &#8220;Bayan Kontür&#8221;. 6 gün &#8211; günde 8 saat.<br />
<strong>Virginia Mastrogiannaki</strong>. &#8220;SJ&#8221;. 36 gün &#8211; günde 8 saat.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Benim gittiğim tarih Dönmez, Cengiz, Herranz ve Cabaoğlu&#8217;nun performansları denk geldi. İlginç bir deneyimdi benim açımdan. Anlat(a)mayacağım/yaz(a)mayacağım, izlenmesinin daha anlamlı olduğunu düşündüğümden ancak buraya bianet&#8217;ten Ayşegül Özbek&#8217;in Dönmez&#8217;le yaptığı o güzelim söyleşinin linkini bırakıyorum:</p>
<p><a href="http://bianet.org/bianet/yasam/220339-sebnem-donmez-yaslanmak-ve-guzellik-normlarini-sorguluyor" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TIKLAYIN &#8211; Şebnem Dönmez Yaşlanmak ve Güzellik Normlarını Sorguluyor</a></p>
<p><strong>&#8220;Acı hissetmeyeceğim bir noktaya ulaşana kadar kendimi kırbaçlıyorum.&#8221;</strong></p>
<p>Serginin üçüncü galerisinde METOT var. Performans sanatında &#8216;Abramovic Metod&#8217;u olarak nitelenen bu metot ile bir ziyaretçi olarak şahane bir deneyim yaşadım. Başka insanlarla -ortak katılımla- ve kendimle iletişime geçtiğim bu deneyimi yazarsam sürpriz bozulacağından yazmayacağım. Kesinlikle öneriyorum ki; mutlaka buraya – hem de uzun- zaman ayırın. Bu size iyi gelecek üstelik sanatçıyı daha iyi anlayacak ve çıktığınızda &#8216;iyi ki girdim, bu mekana&#8217; ve &#8216;keşke daha çok zamanım olsaydı&#8221; diyeceğinize eminim. Bir öneri daha; bu sergiye dingin bir beden ve zihinle gitmeniz ve çıkışta da hayatın koşuşturmasına mesafeli dahil olmanız.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>Akbank Sanat&#8217;daki ziyaretçilere tarihsel bağlamda performans sanatını –ve Türkiye&#8217;li sanatçıları da- tanıtan sergide, 25 Nisan 2020 tarihine dek izlenebilecek film programına <a href="https://www.akbanksanat.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">akbanksanat.com</a>&#8216;dan ulaşılabiliyor. Sergi Pazar ve Pazartesi hariç 10:30 – 19:30 saatleri arası açık.</td>
</tr>
</tbody>
</table>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/acilarin-savaslarin-karsisinda-duran-sanatci-marina-abramovic/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pembe Yorganın ve “Emenike”lerin ya da “Umut”ların Öyküsü</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/pembe-yorganin-ve-emenikelerin-ya-da-umutlarin-oykusu/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/pembe-yorganin-ve-emenikelerin-ya-da-umutlarin-oykusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Dec 2019 09:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=5135</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5de4e0cf1e7dc" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5de4e0cf1e7dc wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Pembe Yorganın ve “Emenike”lerin ya da “Umut”ların Öyküsü</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Ayşegül Devecioğlu&#8217;nun yeni kitabı, &#8220;Güzel Ölümün Öyküsü&#8221;nü yüreğim yalazlanarak okudum, bitirdiğimde ise üzerime is kokusunun sindiğini, dilimin paslandığını fark ettim.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>&#8220;Sokakta hava ağarana kadar bekleyip sonra uyumaya alışkın. Art arda birkaç geceyi uykusuz geçirdiğinde bile, çevresinden akıp giden günü duyumsuyor. Peltemsi, çığırtkan bir yoğunluk duyumsadığı, beynini emen yapışkan bir uğultu, arada bir de o kükreme, betonun inşaat, kepçesinin, polis arabasının kim bilir neyin.</p>
<p>Örtündüğü eski yorganın altında kıpırdanıyor. Toza toprağa karışmasına rağmen sabahı pembesine katıveriyor yorgan, bulaştırıyor pembeyi, lohusa yataklarının, sünnet düğünlerinin, maaşallahların, inşallahların, bir yastıkta kocamaların, analı babalı büyümelerin pembesini. Epey solgun bir yorgan olduğu halde başarıyor bunu. Sokakta pembeden başka siyahlar, koyu açık griler görünüyor, kahverengiler, donuk sarılar&#8230; &#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Devecioğlu &#8220;bir ülke, bir şehrin parçası olan, yine de hiçbir şeyin parçası olamayan, sınırları sürekli değişen, sınırları yok ya da sürekli değişen&#8221; sokağı, yerleştirildiği yetiştirme yurduna tercih eden Emenike&#8217;nin, Kral&#8217;ın, onların yurttaki ve sokaktaki arkadaşlarını yazmış. Yazar, büyük kentteki yoksulluğu, yoksulların yoksunluklarını, korunmaya muhtaç çocuklar gerçeğinin çok yönlü girdaplarını anlatıyor, Emenike&#8217;nin ve Kral&#8217;ın özelinde.</p>
<h2>&#8220;Su testisi su yolunda kırılır&#8221; ya da &#8220;ah, evlerden uzak kardeş&#8221;</h2>
<p>Şaşırtıcı olan sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocuklara ve yetiştirme yurtlarındaki yaşama dair yazdıklarındaki gerçeklik, gerçeğe uygunluk. Çocuk yuvasında da, yetiştirme yurdunda da görev yapan bir sosyal hizmet uzmanı olarak, yazarın sadece &#8220;Emenike yetimhaneye getirildiğinde sustuğunu anımsıyor. Suskunlukla etrafına duvar ördüğünü&#8230;&#8221; satırlarının bile, kuruluşa yeni gelen çocuklara dair çok gerçekçi olduğunu söylemek isterim.</p>
<p>&#8220;Seslere, kelimelere ihtiyaç duyma(yan), yurdun dilsiz düzenini tanı(yan)&#8221;, &#8220;uzun zamandan beri hiçbir şeye sahip&#8221; olmayan, &#8220;yetiştirme yurdunda sahip olduğu her şeyden arındırılan&#8221; Emenike &#8220;her şeye bir neden aramaya gerek yok&#8221; diyen müdürün yönettiği yurttan kaçıyor, bile isteye kendini Kral&#8217;a teslim ediyor, roman ilerledikçe.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>&#8220;Emenike kral ne derse yapar. Yasa bu. Kral, Emenike&#8217;den sorgusuz sualsiz ardından gelmesini, söylediklerine inanmasını bekliyor. Kral&#8217;a bağlılığını sorgulamıyor bile. Emenike&#8217;ye uzun gelen belki de o kadar uzun olmayan bir zaman öncesinde bu bağlılık hak edildi. Kral ona sahip, Emenike Sahibi adil değil yırtıcı Emenike de adalet aramıyor.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Her dem &#8220;gözleri soramadığı sorularla dolu&#8221; olan, &#8220;aklına hiç ağlamak gelmeyen&#8221;, bir şekilde edindiği &#8220;küçük siyah kusursuz aletle -cep telefonu- kendini biraz olsun değerli biri gibi hisseden, &#8220;bu koca dünyada Kral&#8217;dan ve yorgandan başka&#8221; bir şeyi olmayan Emenike&#8217;ye bir şey(ler) oluyor, sonra&#8230;</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>&#8220;Gece yattığı yerde duran yorgana takılıyor gözü. Artık yorgana da ihtiyacı kalmadı. Pembe yorganı alıp, benzine buluyor. Kral&#8217;ın yatağının yanındaki çaputların, battaniyelerin arasına sokuşturuyor. Ateş yanlışları düzeltecek, her şeyi yoluna koyacak; tıpkı Kral&#8217;la dünyayı yakmak istedikleri gece olduğu gibi.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sonra&#8230; Asma kilit taktığı garajdan Kral&#8217;ın çığlıklarını, kapıyı yumruklamasını, yıllardır duymadığı asıl ismini duyuyor Emenike.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>&#8220;(&#8230;) O isim çoktandır ona ait değil. İsminden her zaman nefret etti. U&#8217;nun dil içeride rüzgara kapılmış da geriye doğru hafifçe çekiliyormuş gibi söylenmesi, m derken nefesin dışarı doğru belli belirsiz üflemesi, t&#8217; de dil dişlerin arkasındayken yakarır gibi harfin üstüne basılması, u&#8217;nun m&#8217;yi ucun ucun ucun kemirmesi.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sonra mı? Dünya dönmeye devam ediyor, Emenike de yürümeye devam ediyor.</p>
<p>Her kitabını keyifle okuduğum yazar Devecioğlu&#8217;nun, &#8220;bohçalarında kaçırdıkları hayatlarını yabancı evlere sığdıramayan &#8220;Emenike&#8221;leri, &#8220;Kral&#8221;ları anlattığı son romanı &#8220;Güzel Ölümün Öyküsü&#8221;nü okurken yüreğim yalazlanmıştı; bitirdiğimde üzerime sinen is kokusu ve dilimde oluşan pas gitmedi, sabitlendi.</p>
<h2>Ayşegül Devecioğlu kimdir?</h2>
<p>Çeşitli dergilerde makaleleri, denemeleri yayımlandı. &#8220;Ağlayan Dağ Susan Nehir&#8221; romanıyla 2008 Orhan Kemal Roman Armağanı&#8217;nı kazandı.<br />
• Kuş Diline Öykünen 2004<br />
• Ağlayan Dağ Susan Nehir 2007<br />
• Kış Uykusu 2009<br />
• Başka Aşklar 2011<br />
• Ara Tonlar 2015<br />
• Güzel Ölümün Öyküsü 2019</p>
<p><em>*Ayşegül Devecioğlu, &#8220;Güzel Ölümün Öyküsü&#8221; Metis Yayıncılık, 128 sayfa. 2019.</em></p>
<p>(ŞD/AÖ)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/pembe-yorganin-ve-emenikelerin-ya-da-umutlarin-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokunsan Kırılan Dokunmasan Kuruyan İnsanlar</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/dokunsan-kirilan-dokunmasan-kuruyan-insanlar/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/dokunsan-kirilan-dokunmasan-kuruyan-insanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 13:22:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziki Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlı Nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıkta bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4553</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc56b9fa40e2" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc56b9fa40e2 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Dokunsan Kırılan Dokunmasan Kuruyan İnsanlar</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Beli bükülmeden, gücü sıfırlanmadan, yüzü buruşmadan, dert çekmeden dünya değiştirmek isteyen Mehmet Amca’yı tuttuğu futbol takımını şampiyonluğa götüren maç sonrası kaybettiğimizde, yıllar önce terk ettiği evinin bahçesindeki ağaç ve çiçeklerini anlatan Remzi Baba’nın gözlerindeki kırağılaşmış yaşları gördüğümde, odasına her geleni “Yaşasın, tavuklu jambonlu özgürlük sandviçim geldi! Hadi verin” diye karşılayan Nuriye Teyze’yi izlerken, köy kökenli kadın yaşlının kent kökenli kadın arkadaşına “Ne kadar güzelsin! Yorgan gülü gibi” dediğini duyduğum anda renk değiştirdim.</p>
<p>Gazete okuyan Hasan Amca’ya “Ne var, ne yokmuş dünyada?” diye sorduğumda “Bilmem ki… Okuyorum güya. Ancak bir alt satıra indiğimde üst satırda ne yazıldığını unutuyorum, evlat” yanıtını aldığımda, erkek olmadığım ve genç olduğum için huzurevini yönetemeyeceğime inanan Mehmet Amca’nın ilettiği sorunları çözdüğümde “Başarıyorsun ama, yine de erkek olsaydın daha iyiydi” dediğini duyduğumda renk değiştirdim.</p>
<p>İlk kez gittiği bale gösterisinde kostümleri açık-saçık bulan yaşlı tarafından “Bizi günaha soktunuz” diye suçlandığımda, her sabah odasındaki dahili telefonla ‘Sevdim bir genç kadını’ ya da ‘Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim’ şarkılarıyla Doğaner Bey aniden dünya değiştirince toparlanmakta zorlanan Efsun Hanım omzuma yaslanıp ağladığında renk değiştirdim.</p>
<p>Odasının penceresinde kuşlara ekmek ikram eden Vedat Amca “Bu dünyada hiç değilse bir sürü kuşun açlıktan ölmesini engellemeye yarıyorum” dediğinde renk değiştirdim.</p>
<p>Bu kitapta yaşlılara değgin hepimizin yaşadığı ya da tanık olduğu hikayeler anlatılıyor. Kâh güldüren kâh hüzünlendiren hikayeler…</p>
<p><a href="http://www.dipnotkitap.com/ckfinder/userfiles/files/dokunsan%20k%C4%B1r%C4%B1lan%20dokunmasan%20kuruyan%20insanlar.pdf">Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın</a></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/dokunsan-kirilan-dokunmasan-kuruyan-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yedi Tepeli Şehirde Yedinci Kıta İşleriyle Keyfettim</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/yedi-tepeli-sehirde-yedinci-kita-isleriyle-keyfettim/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/yedi-tepeli-sehirde-yedinci-kita-isleriyle-keyfettim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:43:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4526</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0ef8fce9a3" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0ef8fce9a3 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Yedi Tepeli Şehirde Yedinci Kıta İşleriyle Keyfettim</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Artık aktif üyesi olduğum <a href="http://bianet.org/biamag/toplum/118817-en-guzel-yastaki-insanlar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">&#8220;En Güzel Yaştaki İnsanlar Kulübü&#8221;nün</a> zaman ve mevsime bağlı kalmaksızın ke(ş-y)fetmek amentüsü uyarınca &#8216;fırsatın kazası olmaz&#8217; diyerek gittiğim İstanbul&#8217;da; keşfettim, keyfettim, yoruldum, Eylül güneşi ve serinliğiyle güzelleştim.</p>
<h2>Yedi Tepeli şehirde &#8220;Yedinci Kıta&#8221; işleri</h2>
<p>Yıllardır kültür ve sanat adına güzellikler üreten, üretilen güzelliklere destek vererek sergileme fırsatları yaratarak sanatseverleri ihya eden İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)&#8217;nın güncel sanat alanında 16. kez düzenlediği 2019-İstanbul Bienali&#8217;nde sergilenen işleri izlemek iyi geldi bana.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>16. İstanbul Bienali&#8217;ne dair</h2>
<p><strong>Bienal başlığı Yedinci Kıta:</strong> Pasifik Okyanusu&#8217;nda yüzen devasa atık yığınına bilim çevrelerinin verdiği isim. Bu plastik atık yığınının genişliği 3,4 milyon kilometrekare, ağırlığı 7 milyon ton.</p>
<p>Sanayi atıklarından görünmez olan okyanusların, plastik torbaların ve kulak temizleme çubuklarının arasında yüzen balıkların ve diğer deniz canlılarının imgesi.</p>
<p><strong>Küratör:</strong> Nicolas Bourriaud. <strong>Direktör:</strong> Bige Örer.</p>
<p><strong>Sanatçı ve eser sayısı:</strong> 25 ülkeden 56 sanatçı. 220&#8217;den fazla eser. 36 eser bienal için özel üretilmiş.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;den katılan sanatçı sayısı 8. Mekanlar:</strong> Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) , İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Pera Müzesi, BüyükadaBienal tarihleri: 14 Eylül – 10 Kasım 2019 Sponsör: Koç Holding. Ücret: Yok. (Davetiye iksv.org sitesinden doldurulan form sonrası gönderilen karekodla giriş yapılabiliyor) Rehberli Tur: Var. Ücretli.</p>
<p><strong>Ziyaret gün ve saatleri:</strong> Pazartesi hariç her gün 10.000-18.00 (Gitmeden önce teyit ediniz.) Yayın: Rehber (20 TL) , Saha Raporu (45TL) , Opti ile Pesi: Bu Dünya Hepimizin (ücretsiz)</p>
<p><strong>Öneri:</strong> Hangi yaşta olursanız olun ücretsiz dağıtılan &#8220;Opti ile Pesi Bu Dünya Hepimizin&#8221; kitabının Türkçe/İngilizce baskılarından birini edinin.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bienal&#8217;in ana mekanı olan <strong>MSGSÜ</strong> İstanbul Resim ve Heykel Müzesi&#8217;nin giriş dahil toplam beş katında 39 sanatçı ve sanatçı kolektifinin toplam 38 eseri görülebiliyor.</p>
<p>&#8220;İçinde bulunduğumuz, insanların dünya üzerindeki etkisinin en üst düzeye çıktığı, insan faaliyetleriyle şekillenen jeopolitik dönem&#8221; olarak adlandırılan Antroposen (insan) çağına ilişkin gerçek / kurmaca hikâyelere dayalı eserler buraya yerleştirildiğini söyledi, rehber gezdirdiği gruba.</p>
<p>Müzenin bölümlenmesi, sergilenen işleri ferah feza izleyebilme ve inceleme olanağı sağlıyor. Bazı eserler sürprizli; örneğin Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin&#8217;in işi gibi.</p>
<p>Tueriya Magadlela&#8217;nın her renkteki naylon külotlu çorabın ağ kısımlarını dikerek birleştirdiği emek, cinsellik, cinsiyetler arası eşitsizlik, ırk temelli şiddeti işlediği işi de dikkat çekiciydi.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Yedinci Kıta</strong>, yağmur ormanlarının yandığı ve plastik moleküllerinin okyanusları doldurduğu, içine girdiğimiz yeni dünyanın adı.</p>
<p>Davet ettiğim sanatçılar, insan ve insan olmayanların, makinelerin, atıkların, hayvan hayatının ve ağaçların alttan alta yeni formlar ürettiği bu araziyi keşfediyor. Bir nevi antropolog gibi çalışıyorlar.</p>
<p>Fikirlerin ve insanların yüzyıllar boyunca başkalaşıma uğradığı, çevrenin önemli bir mesele haline geldiği İstanbul, bu kapitalosen operası <a href="https://bienal.iksv.org/tr/haberler/yedinci-kita-ya-yolculuk-basliyor-16-istanbul-bienali-14-eylul-de-kapilarini-aciyorNicolas%20Bourriaud.%20Bienal%20K%C3%BCrat%C3%B6r%C3%BC" target="_blank" rel="noopener noreferrer">için kusursuz bir sahneydi.&#8221; </a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yaklaşık üç saatte gezdiğim müzeden dışarı çıktığımda gözlerim gün ışığına zor uyum sağladı. İnsanlığın doğaya verdiği zararı sanat aracılığıyla anlatan eserleri izlemek -yine- kafamı karıştırmıştı, içtiğim kahve bir nebze toparlamaya yardımcı oldu.</p>
<p>Bienalin ikinci mekanı Pera Müzesi&#8217;ydi. İstanbul&#8217;a her gittiğimde bir şekilde yolumu düşürdüğüm bu müzede, Bienal kapsamında 14 eser yer alıyordu. Charles Avery&#8217;nin <strong>&#8220;Ada&#8217;nın Sakinleri&#8221;</strong> adlı yerleştirmesi enteresandı.</p>
<p>Bienal&#8217;in üçüncü mekanı Büyükada. Hacopulo Köşkü, Taş Mektep, Anadolu Kulübü ve &#8216;sahil sergi alanı olarak seçilmiş ve dört sanatçının işine yer verilmiş. Ben zaman fukaralığı nedeniyle göremedim; dilerim Bienal kapanmadan tekrar yolum düşer İstanbul&#8217;a da izleyebilirim bu eserleri.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Bienal Çocuk Kitabı:</strong> Opti ile Pesi Bu Dünya Hepimizin&#8221;<br />
<strong>Yazan:</strong> Yekta Kopan. Çizen: Gökçe Akgül<br />
<strong>Martı Opti</strong> ile martı <strong>&#8216;Pesi&#8217;</strong> İstanbul semalarında oyun oynayarak uçarken güvercin Greta&#8217;yla çarpışınca &#8220;Neden dikkatsiz uçuyorsun?&#8221; diye sorarlar.Greta&#8217;dan &#8220;Olan bitenden haberiniz yok herhalde sizin, gelin benimle&#8221; yanıtını alınca birlikte 16. İstanbul Bienali mekanlarına doğru uçarlarken sohbet ederler.&#8221;İnsanlar sadece kendilerini düşünüyor. Denizleri, ormanları, Gökyüzünü, her yeri kirletiyorlar. Dünyamızı atıkla doldurdular.&#8221; diyen Greta&#8217;ya, Opti ve Pesi de katılır; insanların geri dönüşümü önemsememesinden, eskiyen şeyleri hemen çöpe atmasından onlar da rahatsızdır çünkü.</p>
<p>İstanbul Resim ve Heykel Müzesi üzerinde uçarken içerideki eserlere göz atarlarken Greta insanların ihtiyaç fazlası eşyaya sahip olduklarını ve o eşyaları azaltmayı düşünmediklerini, dünyayı çok kirlettiklerini, bilim insanlarının Pasifik Okyanusu&#8217;nun ortasında oluşan devasa atık yığınını &#8216;yedinci kıta&#8217; dediğini anlatır.</p>
<p>Pera Müzesine doğru uçarlarken &#8220;bir şey&#8221; olur:) Sonra&#8230; sonra&#8230; sonra&#8230; derken&#8230;</p>
<p>Greta, Opti ve Pesi&#8217;nin yolu –ne güzel ki- kediler, köpekler, atlar, eşekler, sincaplar, tavuklar, ördekler, mandalar, keçiler, martılar, güvercinler, serçeler, kargalar, kırlangıçlar, doğanlar, karabataklarla kesişir.</p>
<p>Büyükada&#8217;da güneş batarken gökyüzüne bakanlar şaşa kalır:<br />
&#8220;Gezegenimizi kirletmenize izin vermeyeceğiz.&#8221;<br />
&#8220;Atıklarınızla dünyamızı kirletmeyin!&#8221;<br />
&#8220;Bu dünya sadece insanların değil!&#8221;<br />
&#8220;Bizim hav hav&#8221;<br />
&#8220;Bizim gıdak&#8221;<br />
<strong>&#8220;Bu dünya hepimizin&#8221;</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2>&#8220;Hoş Geldin Gazi&#8221; ve &#8220;Abrakadabra&#8221;</h2>
<p>Pera Müzeden çıkıp İstiklal Caddesindeki Yapı Kredi Kültür&#8217;ün müze bölümünde küratörlüğünü Cengiz Kahraman&#8217;ın yaptığı <strong>&#8220;Hoş Geldin Gazi: Atatürk&#8217;ün İstanbul Günleri&#8221;</strong> sergisini gezdim.</p>
<p>Zaman fukarası olmasaydım, bu sergiyi daha detaylı gezmek isterdim.</p>
<p>Galeri bölümündeki Halil Altındere&#8217;nin <strong>&#8220;Abrakadabra&#8221;</strong> adlı solo sergisinin küratörü Hou Hanru. Sanatçının üç boyutlu yirmi beş işinin yer aldığı sergi izleyiciye tatlı –ve popüler kültüre dair- sürprizler yapıyor.</p>
<p>Gerçekçi -ve bazıları tanıdık kişilere ait- heykellerle ve yerleştirmelerle İstiklal Caddesinin ara sokaklarında geziniyormuşçasına -ve tesadüfen- karşılaşıyorsunuz adeta.</p>
<p>Sergi kapsamında sihirbaz Kubilay QB Tunçer&#8217;in 8-12 yaştaki çocuklara ve yetişkinlere ayrı tarihlerde sihir gösterisi yapması da programlanmış.</p>
<h2>SALT Beyoğlu: Mutluluk resimlerimiz</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/100141/480/308" width="480" height="308" /></p>
<p>Nur Koçak&#8217;ın &#8220;Mutluluk Resimlerimiz&#8221; sergisi, sanatçının 50 yıllık sanat yaşamındaki üretimlerine toplu bir bakış ve SALT&#8217;ın iki mekanında sergileniyor. SALT Galata -1&#8217;de &#8220;Nur Koçak; Önce&#8221; alt başlığıyla sergilenen eserlerini zaman fukaralığı nedeniyle göremedim.</p>
<p>SALT Beyoğlu&#8217;nda giriş katı dahil üç katta sergilenen sanatçının 50 yıllık sanat yaşamında ürettiği &#8216;mutluluk resimleri&#8217;ni görmek çok keyifliydi.</p>
<p>SALT Beyoğlu&#8217;nun girişine yerleştirilen &#8220;Vitrinler&#8221; seçkisinin yarattığı keyifli şaşkınlığın içeride de devam edeceğinden emin çıkıyorsunuz mekanın merdivenlerinden. Ne güzel ki yanılmıyorsunuz da&#8230;</p>
<p>Sergiye gitmeden önce, Nur Koçak&#8217;ın foto gerçekçilik akımının ülkemizdeki ilk temsilcilerinden olduğu, &#8220;Mutluluk Resimlerimiz&#8221; sergisinin 1960&#8217;lar ile 2010&#8217;lar arasındaki desenleri ve resim serilerinden oluşan en kapsamlı sergisi olduğu, serginin adını 1981 tarihli bir seriden esinle adlandırıldığı, kadın dergilerinden Hollywood sinemasına popüler kültürün yaygınlaşması ve Türkiye&#8217;deki yansımalarını eleştirel bir gözlemci anlatıcı olarak irdelediği, serginin sanatçının üretimine ayrıntılı bir bakış sağladığına <a href="https://saltonline.org/tr/2091/mutluluk-resimlerimiz?tag=17" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dair bilgilenmek yararlı oldu.</a></p>
<p>Sergideki <strong>&#8220;Fetiş Nesneler</strong> (1974-1988)&#8221;, &#8220;<strong>Nesne Kadınlar</strong> (1975-1979)&#8221; , &#8220;<strong>Vitrinler</strong> (1989-2019)&#8221;, &#8220;<strong>Ebrusan Vitrini</strong> (1989-1996), &#8220;<strong>Cahide&#8217;nin Öyküsü</strong> (1996-2006)&#8221;, &#8220;<strong>Aile Albümü</strong> (1979-2012)&#8221;, &#8220;<strong>Mutluluk Resimlerimiz</strong> (1981)&#8221; serilerini sıradan bir izleyicisi olarak yazıyla ifade etmekte zorlanıyorum. En güzeli İstanbul&#8217;da olup zaman ayırabilenlerin gidip gezmesi galiba.</p>
<h2>ARTER: &#8220;Kelimeler Pek Gereksiz&#8221;</h2>
<p>İstanbul&#8217;a, İstiklal Caddesine yolum düştüğünde uğradığım çağdaş sanat sergi mekanı ARTER&#8217;de sınırlı sayıda da olsa çok güzel sergiler gezdim.</p>
<p>ARTER&#8217;in inşa edildiğini bildiğim yeni binasının bittiğini ve çok iyi sergilerle açıldığını sosyal medyadan İstanbul&#8217;a gitmeden hemen önce okuduğumda çok heyecanlandım, sınırlı olan arza maruz zamanım kapsamında mutlaka gitmeliydim.</p>
<p>Gittim, yürüme kapasitemi epey zorlayarak ve epeyce insanı yol tarif ettirerek. Değdi, fazlasıyla. <em>(ARTER&#8221;e Pera Müze&#8217;den ve Gezi Parkından servis kalkıyormuş oysa&#8230;)</em></p>
<p><em><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/100145/480/271" width="480" height="271" /></em></p>
<p><strong>ARTER</strong>&#8216;in 18.000 metrekare kapalı alanı olan muhteşem binası Dolapdere&#8217;de.</p>
<p>Grimshaw Mimarlık&#8217;ın tasarımı olan binada sadece sergi alanları ve etkinlik alanları değil, yeme/içme alanları ve gereksinim duyulabilecek sair etkinlik alanları da mevcut.</p>
<p>İstanbullular güncel sanat alanında hep şanslıydı biz Ankaralılara göre. Biraz daha fazla kıskanacağız herhalde İstanbulluları.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>ARTER&#8217;de;</strong></p>
<p>Beyazımtırak, Ayşe Erkmen. 17 eser. Küratör Emre Baykal. 08.03.2020 tarihine kadar açık.</p>
<p>Saat Kaç? 34 sanatçı, 44 eser. Küratörler Emre Baykal, Eda Berkmen. 09.02.2020 tarihine kadar açık.</p>
<p>Kelimeler Pek Gereksiz. 53 eser. Küratör Selen Ansen. 08.03.2020 tarihine kadar açık.<br />
offroad,v.2. Celeste Boursıer-Mougenot. Küratör Selen Ansen. 15.12.2019 tarihine kadar açık.</p>
<p>Altan Gürman. Küratör Başak Doğa Gürman. 09.02.2020 tarihine kadar açık.<br />
Bir An İçin. İnci Furni. Küratör Eda Berkman. 26.01.2020 tarihine kadar açık.<br />
Gizli konferans. Küratör Başak Doğa Temür. 19.01.2020 tarihine kadar açık.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sevgili okur; <a href="http://m.bianet.org/bianet/siyaset/150222-evet-biz-barbariz-cocugum" target="_blank" rel="noopener noreferrer">13.Bienalde sanatçı Magdy&#8217;nin </a>&#8220;Dünyayı Anlamak İçin 13 Kural&#8221; adlı eserindeki &#8220;Asla bir şeyi anladığını varsayma, anlamış gibi yapma.</p>
<p>Çünkü senin de aynı bizim gibi bir şey anlamadığını biliyoruz&#8221; kuralına kulak asmayarak güncel sanat eserlerini anladığını varsayan/ anlamış gibi yapıp bu satırları yazan kişinin sadece iyi niyetli olduğu biliniz lütfen.</p>
<h2>Emin Alper: Kız Kardeşler</h2>
<p>İstanbul&#8217;u Eylül güneşi ve serinliğinde –biraz daha- keşfederken, üretilen kültür ve sanat güzelliklerini izlerken güzelleştim. Arza maruz zamanımın sınırlılığım nedeniyle gidip göremediğim güzellikleri bir dahaki İstanbul&#8217;a gelişime erteledim.</p>
<p>Ancak ben İstanbul&#8217;dayken vizyona giren, büyük heyecan ve merakla beklediğim Emin Alper&#8217;in &#8220;Kız Kardeşler&#8221; filmini izlemeyi Ankara&#8217;ya dönüşüme erteleyemezdim. İzledim. İhya oldum. Bu güzelim filme her düzeyde emeği geçenlerin yüreğine sağlık. (ŞD/PT)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/yedi-tepeli-sehirde-yedinci-kita-isleriyle-keyfettim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükler için “Ötekileştirmeyen Masallar”</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/buyukler-icin-otekilestirmeyen-masallar/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/buyukler-icin-otekilestirmeyen-masallar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4523</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0eea28d5d6" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0eea28d5d6 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Büyükler için “Ötekileştirmeyen Masallar”</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Hep çok sevdim masalları. Çocukluğumda, kreş ve gündüz bakımevi ile korunmaya muhtaç çocukların bakım gördüğü yuvada sosyal hizmet uzmanı olarak çalışırken, kızlarımı büyütürken bulduğum her yerde hemencecik okuyuverirdim. Şimdilerde toruncuk için alıyorum sevdiğim (ya da yeni keşfettiğim) masal kitaplarını, hemen okumaktan imtina etmeyerek bittabi.</p>
<p>Tesadüfen -ve çok geç- haberdar oldum; Amerikalı yazar ve hiciv ustası <strong>James Finn Garner</strong>&#8216;in &#8220;Ötekileştirmeyen Masallar&#8221; kitabından. Çok keyif aldım, çoğunun &#8220;ötekileştirilmiş&#8221; halini bildiğim on dört masalı okurken.</p>
<p>Özgün adı &#8220;Modern Dünya İçin Masallar&#8221; olan, bugüne dek 20 dile çevrilen, Amerika&#8217;da 2.5 milyon satan kitabı, Türkçemize kazandıran <strong>Devrim Evci&#8217;</strong>nin -kanımca- zorlu bir işi başardığına ve kitaba çok şey kattığına inanıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/98245/475/662" width="475" height="662" /></p>
<p>Yazar Garner kitabın girişinde okuyacağımız masalların yazıldığı dönemde murat edileni gerçekleştirdiğini, uzunca süre ataerkili tahkim ettiğini, insanları kendi doğal itkilerine yabancılaştırdığını &#8220;kötü&#8221;yü şeytanlaştırdığını ve &#8220;iyi&#8221;yi ödüllendirdiğini söyleyip ardından ekliyor:</p>
<p>(özetle) &#8220;Mesela Grimm kardeşleri kadın meselelerine, azınlık kültürlerine ve çevre konusuna duyarsız oldukları, Andersen&#8217;i Kopenhag&#8217;da denizkızlarının &#8220;devredilemez&#8221; haklarına neredeyse hiç önem vermediği için kınayamayız.&#8221;</p>
<h2>Giyinmenin tercihe bağlı olduğu bir yaşamı seçen kral</h2>
<p>Hepimizin bildiği &#8220;Kralın Yeni Giysileri&#8221; adlı masalda kral; olmayan elbisesiyle enkaza dönüşmüş ataerkil bedeniyle tören alanında, delice keşmekeş içinde yürürken, uyruğu kalabalıkların sevinç çığlıkları alkışlara, alkışları riyaya karıştıkça şişinirken çocuğun biri &#8220;Hey, bakın kral çıplak! Kral çıplak&#8230;&#8221; diye bağırır ya&#8230; Hani kral donakalır, uyruğu da suspus olur. Masalın sonunda ne mi oluyor? Kalabalıktan bir köylü &#8220;Hayır, hiç de değil! Kralımız giyinmenin tercihe bağlı olduğu bir yaşam tarzını benimsemiş. Konu bundan ibaret. Yaşasın kral&#8221; diye bağırır. Sonra törendeki insanların tümü, hep birlikte giysilerini çıkarıp güneşin okşayan ışınları altında, dans etmişler. Ve o günden itibarıyla ülke giyinmenin bireysel tercihe ve yönelime bağlı olduğu bir yer haline gelmiş.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Ötekileştirmeyen &#8220;Kırmızı Başlıklı (Genç Bir kadın)&#8221; masalından&#8230;<br />
</strong><br />
<em>Kırmızı Başlıklı, yeni tomurcuklanan cinselliğinden öylesine emindi ki, (kurdun sergilediği) apaçık Freudyen imgeler onu yıldıramazdı.</em><em><strong>Kurt:</strong> Bu ormanda küçük bir kızın yalnız başına dolaşması çok tehlikelidir.</em><em><strong>Kırmızı başlıklı:</strong> Bu cinsiyetçi ifadenizi pek nahoş bulduğumu söylemem gerek. Ama bunu kulak ardı edeceğim, çünkü siz de toplum dışına itilmiş bir varlıksınız.</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;Artık klasik öyküleri aydınlanmış zamanları yansıtacak şekilde yeniden düşünme fırsatımız -ve yükümlülüğümüz- var&#8221; diyen yazarı, -çok sevdiğim ve sorunlu olduğunu düşündüğüm- &#8220;Çirkin Ördek Yavrusu&#8221; adlı masala verdiği adla anlamak mümkün: &#8220;Fiziksel Görünümü Yerine Kıymetiyle Değerlendirilen Ördek Yavrusu.&#8221;</p>
<p>Yazar &#8220;eğer bile isteye metinlerde herhangi bir şekilde cinsiyetçi, ırkçı, kültürcü, milliyetçi, bölgeci, yaş ayrımcısı, görünüşçü, engelli ayrımcısı, beden ve boy ayrımcısı, türcü, entellektüalist, sosyo-ekonomik indirgemeci&#8221; ya da &#8220;etnik-merkezci, fallus-merkezci, hetero-ataerkilci ya da henüz adı konmamış başka bir tür ön yargısal yaklaşım sergilediysem affımı dilerim.&#8221; diyecek kadar da zarif.</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Ötekileştirmeyen &#8220;Rumpelstiltskin&#8221; masalından&#8230;<br />
</strong><br />
<em>Ekonomik durumu çok da parlak olmayan değirmenci, Esmeralda adlı kızını cinsiyetçi ve arkaik bir yaklaşımla, zengin bir adamla evlendirme derdinde.</em><em>Dikey açıdan dezavantajlı standart dışı boydaki adam Esmeralda&#8217;dan doğuracağı ilk çocuğu isteyince, &#8220;Üreme haklarıma müdahale etmeyi aklına koymuş birisiyle konuşacak bir şeyim olmaz benim!&#8221; yanıtını alır.</em>(Sonunda Esmeralda evlenmiyor, başka bir şehre taşınıyor ve açtığı doğum kontrol kliniğinde hemcinslerine üreme sistemlerinin kölesi olmamak için ne yapmaları gerektiğine dair bilgiler veriyor.)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kitaptaki diğer masallarda olduğu gibi &#8220;Üç Domuz Yavrusu&#8221;, &#8220;Karavan Parkının Kavalcısı&#8221;, &#8220;Kurbağa Prens&#8221; ve &#8220;Üç Huysuz Keçi&#8221; gibi masallarda da yazarın belirttiği gibi ön yargısız ve ön yargıların getirisi kusurlu kültürel geçmişin etkilerinden arındığını –keyifle- hissediyoruz.</p>
<h2>Rantçı müteahhit: Kurbağa Prens</h2>
<p>Hepimizin bildiği &#8220;Külkedisi&#8221; masalının sonunda külkedisi, üvey annesi ve kız kardeşleri dahil saraydaki baloya katılan tüm kadınlar müthiş bir dayanışma içine giriyorlar. &#8220;Altın Saçlı&#8221;, kitapta en sevdiğim –öncesinde de bilmediğim- masallardan biri oldu. Ebeveyn ayılar altın saçlı genç kadına pençe ve dişleriyle girişip hapur hupur yutunca, yavru ayı anne-babasına &#8220;Biz vejeteryanız sanıyordum&#8221; deyince baba ayı &#8220;Öyleyiz ama yeni şeyler denemeye de hiç hayır demeyiz. Esneklik çok kültürel olmanın yararlarından biridir çocuğum; bunu sakın unutma.&#8221;</p>
<p>&#8220;Jack ve Fasulye Sırığı&#8221; masalını öncesinde bilmesem de ötekileştirilmemiş halinden çıkarmak mümkün. &#8220;Hoş ya da alımlı nitelikleri ışıkla, nahoş ya da itici nitelikleri ise karanlıkla özdeşleştirilmeye eğilimli o ayrımcı anlayışın belirtisi olan adıyla&#8221; &#8220;Pamuk Prenses&#8221; masalının gidişatına ve finaline bayıldım. Şu kadarını söyleyeyim prens, hepsi sakallı ve dikey yönden sorunlu yedi küçük insan, cadı üvey anne, pamuk prenses bambaşka bu masalda.</p>
<p>&#8220;Küçük Tavuk&#8221; da arkadaşlarıyla hak mücadelesi veriyor.</p>
<p>Tanıdık masalların ötekileştirici söylemlerini, ötekileştirmeyen söyleme –kişiliklere- eviren yazar Garner&#8217;ın ve leziz Türkçesiyle yazarın evirdiği kişiliklerini içselleştirmemizi sağlayan çevirmen Evci&#8217;nin yüreğine sağlık&#8230;</p>
<table border="2">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Ötekileştirmeyen &#8220;Rapunzel&#8221; masalından (özetle)&#8230;</strong></p>
<p><em>Ekonomik açıdan dezavantajlı kalaycı ile karısı, bir cadının yemyeşil bahçeli evine bitişik kulübede oturuyordu. Hamile karısının canı cadının bahçesindeki marullardan çekmiş. Kalaycı gizlice girip kopardığı marullarla yakalanmış, nezaket-engelli cadıya. Kalaycı sahiplik kavramı üzerinden marulların aç olan ve onu topraktan çıkarmaya yeltenen herkese ait olduğunu söylemek yerine, özür dileyip &#8220;Hamile karımın canı çekti. Canıma kıymayın, tek ebeveynli bir aile pek ala makul bir şey olsa da, beni öldürmeyin ki doğacak çocuğum istikrarlı, iki ebeveynli aile yapısından mahrum bırakmayın.&#8221;</em></p>
<p><em>Kısa süre sonra, bir erkeğin asla gerçekten anlayamayacağı bedensel acılarla kalaycının karısı, Rapunzel adını verdikleri bir ön-kadın doğurmuş. Cadı yaptığı iyiliğin karşılığı olarak Rapunzel&#8217;i almaya gelmiş. Hayatta işgal ettikleri güçsüz konum nedeniyle hep itilip kakılmaya maruz bırakılmış kalaycı ve karısı çaresiz, vermiş Rapunzeli.</em></p>
<p><em>Cadı, Rapunzel&#8217;i upuzun, göğü delecekmiş gibi yüksek, kapı ve merdiveni olmayan, minnacık penceresi olan –elbette simgesel manada- kuleye kapatmış. Yıllar geçiyor, Rapunzel burada kadınlığı anımsatacak yaşa geliyor. Odasındaki minnacık pencereden aşağıya, upuzun saçlarını sarkıtması durumunda ancak, birisi tepeye &#8211; elbette simgesel manada- çıkabiliyordu. Cadı talep eder, Rapunzel saçlarını aşağı sarkıtırdı. Rapunzel, uzun yıllar bir başkasının ulaşım ihtiyacı için bedeninin kullanılmasına rıza göstermiş ve hep birlikte şarkı söylemişler.</em></p>
<p><em>Kulenin önünden geçen bir prens, şarkı söyleyen Rapunzel&#8217;in sesini duyunca durmuş. Tam o sırada cadı gelmiş, Rapunzel&#8217;e seslenmiş, uzattığı saç merdivenden yukarı çıkmış. Epey süre sonra cadı aşağı inince prens saklandığı yerden çıkıp seslenmiş: &#8220;Rapunzel saçlarını aşağı sarkıt, tırmanıp geleyim yanına&#8221;.</em></p>
<p><em>Saç merdivenle tırmanıp pencereden içeri giren prens, Rapunzel&#8217;in ortalamadan fazla denebilecek fiziki uzak çekiciliğini ve saçlarını gördüğünde, salt dış görünüşe önem veren kişiler gibi, genç kadının kişiliğinin de enfes olacağını düşünmüş.</em></p>
<p><em>Rapunzel, hiç bir erkeği bu kadar yakınında ve yanı başında görmemiş. İri, yoğun kıllı, koku bileşimi çekici olan prensin talebiyle şarkı söylerken aniden cadı giriyor odaya. Meğer sakladığı bir saç öbeği varmış. &#8220;Rapunzel&#8217;in yeri burası. O sadece benim için şarkı söyleyecek. Onu gerçekten seven sadece benim&#8221; demiş.</em></p>
<p><em>Prens yanıtlamış: &#8220;İlişki bağımlılığı konusunda yaşadığınız sorunlar hakkında sonra konuşabiliriz. Rapunzel&#8217;in sesi eşsiz. Size onun menejeri olmanızı teklif ediyorum. Ses kayıt endüstrisi desteğiyle onu dünyaya tanıtır, paraya para demeyiz.&#8221;</em><br />
<em>Dediği oluyor; kayıt sözleşmeleri, video klip anlaşmaları, değişik pazarlama taktikleri&#8230;</em></p>
<p><em>Saçlarının yıllarca başkalarına ulaşım aracı olduğunun, şimdi de sesinden yararlanıldığının farkında olan Rapunzel, açgözlülüğün sadece toplumsal cinsiyetle sınırlı olmadığını da anlamış.</em><br />
<em>Cadının kullandığı saç öbeğiyle fallus şeklindeki kuleden aşağı inen Rapunzel, prens ve cadı kullanamasın diye saç öbeğini aşağıya çeker. Sonra ne mi olur? Şehre yerleşir, müziğin özgürce yaygınlaştırılması derneğini kurar ve ömrünün kalanını bu adanmışlık anlayışıyla geçirir.</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>(ŞD/AÖ)</p>
<p><em>*Künye: James Finn Garner. &#8220;Ötekileştirmeyen Masallar&#8221; (Orijinal adı: Politically Correct Bedtime Stories, Çev. Devrim Evci.) Dipnot Yayınları. 2017, Ankara</em></p>
<p><em>*Manşet görseli kitabın orijinal baskısından alınmıştır. </em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/buyukler-icin-otekilestirmeyen-masallar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şen Bir Sosyal Bilimin Mümkün Olduğunu Gösteren Hoca: Ferhunde Özbay</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/sen-bir-sosyal-bilimin-mumkun-oldugunu-gosteren-hoca-ferhunde-ozbay/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/sen-bir-sosyal-bilimin-mumkun-oldugunu-gosteren-hoca-ferhunde-ozbay/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:37:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4519</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0ee3e73ab8" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0ee3e73ab8 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Şen Bir Sosyal Bilimin Mümkün Olduğunu Gösteren Hoca: Ferhunde Özbay</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>“<em>Ev emeğinde ücretli elemanların orta sınıflara doğru yaygınlaşması ve artması tek başına ev işleri ve bakım hizmetleri yapan milyonlarca kadının daha da görünmez olmasına neden oluyor. Yaşlılar, hastalar ve çocuklar için kurumsal bakım hizmetlerinin arttırılmasını istemek önemli</em>.” diyor ve ardından ekliyor <strong>Ferhunde Özbay; </strong>“<em>Ama çoğunlukla özel sektörün açtığı bu tür kurumlar giderek orta sınıfların bile ulaşamayacağı pahalılıkta yerler haline dönüşüyor. Yardımcı ev hizmetlisi kullanmayan ve de kurumsal destek alamayan kadınlar anneler kızlar gelinler yakın akraba ve arkadaşlar hatta komşular olarak biraz daha fazla yükün altına girmek durumunda kalıyor. Emekleri biraz daha görünmez hale geliyor ve piyasada giderek artan bakım hizmetleri maliyetlerine karşın onların yaptıklarının değeri hiç artmıyor</em>.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/96799/500/324" width="500" height="324" /></p>
<p>Yukarıdaki paragrafı <strong>Ferhunde Özbay’</strong>ın“<strong><em><a href="https://www.alternatifkitap.com/kadin-emegi-ferhunde-ozbay-iletisim-yayinevi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kadın Emeği Seçme Yazılar</a></em></strong><em>”</em> kitabının son bölümündeki yer alan 2012 tarihli “<em>Türkiye’de Ev Emeğinin Dönüşümü: 19. Yüzyıldaki Osmanlı Ev Kölelerinden Günümüze Kaçak Göçmen İşçilere</em>” başlıklı makalenin sonuç bölümünden alıntıladım.</p>
<p align="center">***</p>
<p>“<strong>Kadın Emeği</strong>” kitabının hem hüzünlü hem de çok sevgi ve saygı dolu, emek yoğun bir öyküsü var.  Ferhunde Hoca,  1979-2011 tarihleri arasında yazdığı ‘kadın emeği’ne dair dokuz makalesinin yer aldığı çalışmasını yayımlanmak üzerek İletişim Yayınlarına gönderiyor.</p>
<p><strong>Özbay,</strong> aniden 8 Nisan 2015’de aramızdan ayrılınca onu çok seven -Kadın Emeği Çalışan Feminist Araştırmacılar Ağı <strong>(KEFA</strong>) üyesi- arkadaşları Saniye <strong>Dedeoğlu,</strong> Ayşe <strong>Durakbaşa</strong>, Yıldız <strong>Ecevit</strong>, İpek <strong>İlkkaracan</strong> ve Şemsa <strong>Özar; </strong> onu <em>sadece</em> yazdıklarından tanıyan genç araştırmacı ve akademisyenlerden destek alarak, <em>kolektif emekle ve </em>elbette <em>sevgi ve saygıyla </em>Hocanın kitabını yayıma hazırlıyorlar.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>Prof. Dr. Şemsa <em>Özar</em>,  çok zarif cümlelerle yazdığı kitabın ‘<em>önsöz</em>’ünde, Ferhunde Hocanın bir makalesine atıfta bulunuyor ve okuyucuyu uyarıyor: “(Kitaptaki) <em>tartışmaların toplumsal koşullar altında yaşayan kadınları hangi dönemlerde incelediği de (sonuçlar da ) önemli farklılıklar yaratabilmektedir.”</em></p>
<p align="center">* * *</p>
<p>Kitabın giriş yazısı “<strong><em>Ferhunde Özbay’ın Türkiye’de Kadın Ve Çocuk Emeğinin Kavramsallaştırılmasına Katkıları</em>”</strong> başlıklı ve Prof. Dr. Yıldız <strong>Ecevit</strong> imzalı ve son derece kapsamlı.</p>
<p>Ecevit’in değerlendirmesiyle öğreniyoruz/hatırlıyoruz <strong>Özbay</strong>’ın kadın emeği çalışan ilk sosyal bilimcilerden olduğunu, Türkiye’de kadın ve çocuk emeğine kavramsal ve yöntembilimsel katkılar yaptığını, kırsal ve kentsel kesimlerde kadınların istihdamlarının önündeki engelleri 70’li yıllarda henüz oluşan feminist kuram tartışma ve kavramları düşünce sistemine Türkiye için erken sayılacak bir tarihte dahil etmeyi başardığını, sınıfsal konumları hesaba katılmadan ne ev kadınları ne de çalışan kadınlar üzerine çalışılamayacağını, <em>homojen olmayan ve farklı özellikleri olan bir grup olan kadınları </em>genellemeden ve konumlarını da &#8211;<em>egemen ideolojinin etkisinden sıyrılarak</em>&#8211;  sürekli olarak sorgulamak gerektiğini söylediğini.</p>
<p>Ferhunde Hocanın ağırlıklı olarak <em>(örn: “Hacettepe Üniversitesi 1973-Türkiye’de Nüfus Yapısı ve Nüfus Sorunları Araştırması”, “Hacettepe Üniversitesi 1975 Köy Araştırması”, “1982- Ereğli’de Kadınların İşgücüne Katılmaları gibi) </em>nitel çalıştığını, ürettiği çalışmalara sonuç yazmakla yetinmeyip politika önerilerinde bulunduğunu, diğer sosyal bilimciler gibi çocukların ne yaptığı ya da söylediğiyle değil onlara ne olduğuyla ilgilendiğini, araştırma kapsamına aldığı çocukların kendi hayatlarını nasıl anlattıklarını onlardan dinleyerek bize aktardığını, “El Kızları” çalışmasında anı, hikaye, roman gibi edebiyat ürünlerinden yararlandığını, <strong>Ecevit</strong>’in kaleminden öğreniyoruz/hatırlıyoruz.</p>
<p>Sosyal Hizmet lisans eğitimi alan <strong>Özbay</strong>’ın kimsesiz çocuklar, evlatlıklar, köleler, cariyeler ve beslemeler gibi toplumsal konumları itibarıyla istismara uğramaları en olasılıklı ve en kırılgan ve en ihmal edilmiş kesimler hakkında bilinenleri arttırmaya çalıştığını, ‘<em>ev içini anlama merakı</em>’nın onu demografik ve sosyolojik çalışmalara yönlendirdiğini, kentli kadınlar, ev kadınları ve ev kadını statüsü olmayıp ev içi emek kullanan ’<em>ötekiler’</em> üzerine çalışırken feminist duruş sergilediğini hane içindeki egemenlik ilişkilerinin ‘görünmez hale gelişine’ karşı çıktığını, son yüzyılda ev hizmetlerinde köle kullanımından kaçak çalıştırılan göçmen kadın işçilere geçiş süreci yaşandığını ve bu dönüşümün ülkenin siyasal yapısı ve üretim biçimindeki dönüşümlerin sonucu olduğunu savunduğunu altını çiziyor <strong>Ecevit Hoca </strong>ve ekliyor: <strong> </strong></p>
<p><strong>“</strong><em>Özbay, Kapitalizmin öncesi başat olan ev kölelerini onların yerini alan batılı mürebbiyeler ve ücretli dadıları ulus devletin inşası sırasında hizmetçi olarak kullanılan evlatlıkları, kapitalizmin yaygınlaşmasıyla gözlenen gündelikçileri ve ileri kapitalizmin yarattığı yabancı uyruklu bakıcı ve hizmetçileri süreklilik/geçicilik kamusal alanda görünme(me) eksenlerini kullanarak anlatır.”</em></p>
<p>“Kadın Emeği” kitabında dört bölüm var ve Özbay’ın toplam dokuz makalesi yer alıyor. “<em>Kadın Emeği Ve İstihdamı Çalışmaları</em>” başlıklı ilk bölümün haricindeki diğer bölümlerin her birindeki sunuş yazıları ayrı imzalara ait.</p>
<p>İkinci Bölüm ”Eğitim ve İstihdam” başlığı altında ve Prof. Dr. İpek İlkkaracan’ın “<em>Kadın İstihdamı Politika Söyleminde 1970’lerden Günümüze Dönüşümler: “Eğitim Şart”tan İş-Yaşam Dengesi Ve Kapsayıcı Büyüme Hedefli Makroekonomik Politikalara”</em>  başlıklı sunuş yazısının ardından Özbay’ın 1979 tarihli iki, 1994 tarihli bir olmak üç makalesi yer alıyor.</p>
<p>Özbay’ın “<em>Kadınların Ev İçi Ve Ev Dışı Uğraşlarındaki Değişme</em>”, “<em>Türkiye’de Kadın Ve Çocuk Emeği”</em> ve “<em>Ev Kadınları</em>”  başlıklı makalelerin yer aldığı  “E<em>meğin Bütünlüğü”</em> adlı üçüncü bölümün sunuş yazısı “Kadın Emeğinin Bütünlüğü: Ücretli Ve Ev İçi Ücretsiz Emek Tartışmaları” başlıklı ve “Prof. Dr. Saniye Dedeoğlu imzalı.</p>
<p>“<em>Ev Emeği</em>” başlıklı dördüncü bölümün sunuş yazısı “<em>Ev İçinde Sosyal Sınıf Dinamikleri</em>” başlıklı ve Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa imzalı. Bu bölümde Özbay’ın “İstanbul’da Ev İşinde Kullanılan Çocuk Emeği”, “Evlerde Ev Kızları: Cariyeler, Evlatlıklar, Gelinler”  ile “<em>Türkiye’de Ev Emeğinin Dönüşümü: 19. Yüzyıldaki Osmanlı Ev Kölelerinden Günümüze Kaçak Göçmen İşçilere</em>” başlıklı üç makalesi yer alıyor. Bir sosyal hizmet uzmanı olarak benim en çok ilgimi çeken bu bölüm oldu.</p>
<p>“<em>2. Dünya Savaşı sırasında açlık ve sefalet içinde olan Anadolu köylüsü kızlarını, kentte bir aileye evlatlık vermek için yarıştı.  Görüştüğüm kişilerden bir hanım “1940larda sokaklarda adamlar kapı kapı dolaşır, evlatlık ister misin diye sorardı.“ </em>bilgisi bile tek başına çok çarpıcı, “<em>Gelinleri ve kamusal alana çıkartılmış öteki kadınları anladığımız ölçüde çözüm önerileri geliştirmek mümkün olacaktır</em>.” önerisi bile çok anlamlı değil mi?</p>
<p align="center">* * *</p>
<p> “Kadın Emeği” kitabında, öğrencilerinin Ferhunde Hoca için yazdığı veda metnine yer vermezsem bu yazı eksik kalır kanımca.</p>
<p><em>“Hocamızdan çok şey öğrendik. Nazarıyla ve neşesiyle hepimizi esinlendirdi. Bizleri daima can kulağıyla dinledi. Onunlayken yaşınızın farkını hiç hissetmezdiniz. Bizleri dengi gibi görürdü. Yüreklendirici ve cesaret vericiydi.  Öğrencilerini işinin değil hayatının bir parçası olarak görür, sever ve korurdu. Hepimizin hayatında bir hocanın ötesinde yer edindi. Bizler şimdi onu neşesiyle hatırlıyoruz. Dünyadaki tüm kötülüklere meydan okuyan bir neşe! Neşesindeki o gücü, yaptığı işin ve bizlerin üstüne düşürebildi. Bizlere şen bir sosyal bilimin mümkün olabildiğini gösterdi.”</em></p>
<p align="center">* * *</p>
<p>2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu’nca düzenlenen “Türkiye’de Demografik Dönüşüm: Yaşlanan Bir Toplumun Karşı Karşıya Olduğu Sorunlar Üzerine Birlikte Düşünmek” konulu toplantıda tanışmıştım; Ferhunde Hocayla. Toplantı sonrası yaptığımız ikili uzun sohbet çok keyifliydi benim açımdan. Üzerinde çalıştığı “<em>Türkiye’de Ev Emeğinin Dönüşümü</em>” başlıklı çalışmasından da söz etmişti. Bu tanışma/görüşmenin ilk olduğunu biliyordum ama son olduğunu bilemezdim. Gittiğin yerlerde ışığın ve kahkahan çok olsun Ferhunde Hocam.</p>
<h2>Ferhunde Özbay hakkında</h2>
<p>Prof. Dr. Ferhunde Özbay, 8 Nisan 2015’te 71 yaşında hayata veda etti.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi olan Özbay, nüfus bilimleri, göç, aile, ev içi emek, sosyal tarih gibi konularda çalışıyor, feminist çalışmalara katkıda bulunuyordu. Özbay emekli olduktan sonra haftada bir gün sürdürdüğü öğretim üyeliğine bu dönem ara vermişti.</p>
<p>1944’te Ankara’da doğdu. Çocukluğu Ankara’da geçti. Özbay, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü&#8217;nde birlikte çalıştığı hocası Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in 1992’deki ölümünün ardından şöyle yazmıştı:</p>
<p>“Bilimde yaşa ve titre göre hiyerarşi olmaması gerektiğini, özgür bir düşünme ve tartışma ortamının ne kadar geliştirici olduğunu öğrendim. Gençlere öz güven vermenin başka bir yolunun olmadığını öğrendim. Şimdi bu öğrendiklerimi öğrencilerime aktarmaya çalışıyorum ve yaşım ilerledikçe genç kuşaklarla tartışmanın bana da ne kadar yararlı olduğunu görüyorum.”</p>
<p>Özbay’ın bianet’te de <a href="http://bianet.org/bianet/insan-haklari/138741-1930-lardan-2012-ye-nufus-muhendisligi" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>“1930&#8217;lardan 2012&#8217;ye Nüfus Mühendisliği” </strong></a>ve <a href="http://bianet.org/bianet/yasam/155531-cerkes-gocuyle-tetiklenen-evlatlik-uygulamalari" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>“Çerkes Göçüyle Tetiklenen Evlatlık Uygulamaları” </strong></a>başlıklı iki makalesi yayınlandı.</p>
<p>Ferhunde Özbay Bali Makine yöneticisi Jak Kamhi ile evliydi. (ŞD/AS)</p>
<p><strong><em>* Künye:</em></strong><strong><em>Ferhunde Özbay.Kadın Emeği S</em></strong><em>eçme Yazılar. Yayına hazırlayan Şemsa Özar. İletişim Yayınları. 2019. İstanbul.</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/sen-bir-sosyal-bilimin-mumkun-oldugunu-gosteren-hoca-ferhunde-ozbay/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatı Kolaylaştırmanın Yolu: Kendiyle Dost Olmak</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/hayati-kolaylastirmanin-yolu-kendiyle-dost-olmak/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/hayati-kolaylastirmanin-yolu-kendiyle-dost-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:29:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4510</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0ec60a23e5" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0ec60a23e5 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Hayatı Kolaylaştırmanın Yolu: Kendiyle Dost Olmak</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/94439/250/374" width="250" height="374" />Almanyalı felsefeci ve yazar Wilhelm Schmid “<em>Önce kendinden başla, bu senin hayatın. Sana sevinç verecek ve böylece başkalarına da sevinç vereceğin bir şey yap onunla</em>.” diyor “<strong>Kendiyle Dost Olmak</strong> <strong>Hayatı Nasıl Kolaylaştırır</strong>?” kitabının önsözünde. Ve ekliyor: “<em>Bir kitapta okuduğum cümlelerle sarsıldım; o cümleler bana yol gösterdi</em>.”</p>
<p>“<em>İnsanın kendisiyle ilgili dikkat ve özenine felsefenin yön verdiğini, bu sayede düşünerek kendi yolunu bulmak, büyük huzursuzluk anlarında kendi içine çekilmek, sonra tekrar başkalarına yönelmek, olup biteni didiklemek yerine ona sevgiyle yaklaşmak ve kendi kabiliyetleri oranında eylemde bulunmak, iyi insan olmak üzerine tartışmak yerine öyle birisi olmak ve böylece ‘en güzel hayatı sürmek’ mümkündü</em>.” <strong>Marcus Aurelius</strong>. “Kendime Düşünceler”</p>
<p><strong>Kendisini <em>–</em></strong><em>birazcık<strong>&#8211;</strong></em><strong> seven insan huzur bahşeder etrafına.</strong></p>
<ul>
<li>Her şey sadece insanın kendi ben’i etrafında dönerse zorluklar büyür, kendi benlerini şiddetle dayatmak tahripkar olabilir.</li>
<li>Ben’ler keyfi sebeplerle başkalarını “kendini sev, yıkıp geçtiklerini boş ver” şiarıyla terörize eder.</li>
<li>Kendini sevmeyi abartmak yıpratıcı bir çıkmaz.</li>
</ul>
<p>Azıcık narsizme itirazı olmayan Schmid<strong>,</strong> kişinin kendiyle dost olma fikrinin, kendini tükenmiş hisseden insanları yüreklendirebileceğini, kırılan ve yaralanan benliklerine merhem olabileceğini, başkalarıyla birlikte toplumda arzu edilir değişimleri gerçekleştirebileceğini düşünüyor.</p>
<p>Yazar bu kitapla insanın kendisiyle dostça olmasını kavramsal açıklığa kavuşturmayı amaçlamış, belli ki.</p>
<p>Kendiyle dost olan bir ben;</p>
<p>•        tutkulu abartmalara daha az meyleder.</p>
<p>•        kendine mesafe koyar.</p>
<p>•        dar egosunu geniş bir ben’e dönüştürmez.</p>
<p>•        kendisine daha çekilir bir dünya olması için uğraşır.</p>
<p>•        kibrini makul sınırlarda tutamadığında, ötekilerin de -bazen- kendisi gibi çekilmez olmasını anlayışla karşılar.</p>
<p>•        düşük narsizm, yüksek insani cazibeyi sağlar.</p>
<p>•        ‘biz’e varmanın yolunu açar.</p>
<p>•        başkalarına muhtaç olmamak için çok şeyi kendi halleder.</p>
<p>•        kendini aşırı sevmekle bağdaşamayacağından yapayalnızdır.</p>
<p>•        mükemmel olmamaktan incinmez.</p>
<p>•        kendi hassasiyetlerini bilir.</p>
<p>•        hata ve zaaflarını aleni görür ve kendine hakikati söyler.</p>
<p>•        kendiyle alay edebilir, özeleştiri yapabilir,</p>
<p>•        mükemmel olmamaktan incinmez, kendiyle alay edebilir, özeleştiri yapabilir vb.</p>
<p>•        insanlarla ilişkisi sebatlıdır, işbirliğine açıktır.</p>
<p>•        çevresindekilerin hayatını kolaylaştırır, teşekkür beklemeksizin.</p>
<p>Kitap 79 sayfa ve 12 bölüm. İflah olmaz bir <strong>Schmid-sever</strong> olarak, yazarın tüm kitaplarının küçük hacimli olduğunu, Tanıl Bora’nın şahane çevirisine rağmen çok hızlı okunamadığını kendimden ve çevremdekilerden biliyorum. Niye? Çünkü yazarın diğer eserlerinde de olduğu gibi okurken kendine dönüyorsun hep.</p>
<p><strong><em>“Kendini tanı/ mükemmel olmadığını idrak et/ kendini abartma </em></strong><strong>bu sana acı verebilir”</strong></p>
<p>Schmid kendiyle dost olanların benliklerini idealleştirmekten kaçındığını, başkalarıyla ilişkilere açık olduğunu, kendisini gerçekçi değerlendirdiğini velveleli zamanlarda geri çekilme, neşesiz zamanlarda ise sevinç devşirdiğini söylüyor.</p>
<p>Kendini aşırı sevenler;</p>
<p>•        benlikleri daraldığından kendinden kopamaz.</p>
<p>•        konuşmalarda her lafı kendine bağlar,</p>
<p>•        kendi ben’inden ötesini göremezi kendi beğenmişliğini dizginleyemez.</p>
<p>•        talep ve iddiaları yerine gelmezse, benliğinin şahaneliğini idrak edememiş ötekileri cezalandırmak isteğiyle yaşamak istemez. (narsistik intihar)</p>
<p>•        daima genç, kusursuz ve başarılı olmak ister.</p>
<p>•        yaşlanmak deformasyon ve depresyondan azade olmak ister.</p>
<p>•        zaruret, can sıkıntısı ya da yardıma muhtaç olduğunda ötekine yönelir.</p>
<p>•        insanları çok yoğun bir ilgiyle ele geçirebilir, başaramazsa dışarı atabilir, onun tasavvuru olmayan hiçbir şeyi kabullenemez.</p>
<p>•        kendilerine “git gel”li bir sevgi besler.</p>
<p><strong>Schmid,</strong> “<em>365 gün beraber yaşadığınız ben’le ilişkinize mola veremezsiniz</em>” diyor ve ekliyor: <em>İnsan, kendisini biçimlendirişi ile başkaları ve başka şeyler tarafından biçimlendirilmişinin karmasıdır.</em></p>
<h2>Beden hassasiyeti: karnınızdaki hissi kale alın</h2>
<p>Yazar, duyular konusunda okuyucuyu uyarıyor; “B<em>edeninize bakın, zayıf noktalarını kabullenin</em>”,<strong> “</strong>İşitme <strong>d</strong><em>uyunuzu tahrik edin, dinlediğiniz müzikler kulaklarınızdan geçip bütün bedeninizin nabzında atsın”</em>, “ <em>İnsana ömür boyu eşlik eden kokular, hayat duyusunu temellendirir</em>”, “Ötekiyle teati edilen dokunuşlar, karşılıklı samimiyeti ve varoluş hissini güçlendirir”.</p>
<h2>Ağrılar, bizi bedenimize daha sakınımlı davranmaya zorlar</h2>
<p>Nörobiyologların beş duyuya hareket ve sezme duyularını eklediğini, hareket duyusunun her tür hareket esnasında bedenin tüm parçalarının hareket misyonununu üstlendiğini, dile gelen bedenin bilgi ve sezişlerinin anlamlandırılması gerektiğini, konuşması kale alınmayan bedenin aldanacağını söylüyor yazar ve ardından uyarıyor: “<em>Bedeniniz tüm ihtimamınıza rağmen ondan talep ettiklerinizi veremiyorsa, onu hoş görün zira o makine değil insandır.”</em></p>
<h2>Benliğin enerji santrali: ruh</h2>
<p><strong>Schmid,</strong> benliği yaşatan enerjinin duygularla idrak edildiğini, insanın benliğinde duygulara alan açması durumunda enerjinin akabileceğini, düşüncelerin hayatı taşıyan enerjinin ifadesi olduğunu, kendine dışardan bakan insanın kendiyle ve başkalarıyla daha geçimli olacağını, fanilikle yüzleşildiğinde hayatın güzelliğinin algılanıldığını söylüyor.</p>
<h2>Her insanın mutlu olmaya uğraşma hakkı var</h2>
<p>Yazar kendini tanımak isteyenlere <strong>benlik çerçevesi</strong> öneriyor: hayatınızdaki en önemli ilişkileri ve tecrübeleri, şimdiye kadar ki hayatınızı (<em>nereye, niçin, niye</em>) davranışlarınıza yön verebilecek değerleri, benliğinizle ilgili alışkanlıkları, tecrübeleri, korkuları, yara ve travmalarınızı, kendiniz için güzel olanı tanımlayın.</p>
<h2>Kendiyle dost olanın hayatı kolaylaşır</h2>
<p>Schmid’in “<em>Doygun bir hayat; paylaşmak, değiş-tokuş etmek, adil sürdürülebilir ilişkiler geliştirmekle mümkün. Doygun bir hayat ebeveyn-çocuk, kardeşler, büyük anne-baba ve torun, arkadaşlar, meslektaşlar, diğer insanlar arasındaki sevgiyle, doğa-hayvan-bitki sevgisiyle, bir meslek-hobi- spor sevgisiyle, kültür ve sanat sevgisiyle, tanrıya duyulan sevgiyle, &#8211;</em>bazılarının önemsediği<em>&#8211; maddi şeylere duyulan sevgiyle alakalı”</em> sözleriyle bitirelim yazıyı. (ŞD/AS)</p>
<p><strong><em>Künye:</em></strong><em> Wilhelm Schmid.</em><em> <strong>Kendiyle dost olmak hayatı nasıl kolaylaştırır</strong>? </em><em>İletişim Yayınları. Çeviren Tanıl Bora, Ocak 2019, 79 sayfa.</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/hayati-kolaylastirmanin-yolu-kendiyle-dost-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Genetik Havuzundan Çeyiz Sandığına: Migren&#8221;</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/genetik-havuzundan-ceyiz-sandigina-migren/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/genetik-havuzundan-ceyiz-sandigina-migren/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:27:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4507</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0ebe2deeb3" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0ebe2deeb3 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >``Genetik Havuzundan Çeyiz Sandığına: Migren``</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>&#8220;25 yılı aşan bir süredir baş ağrısı hastası gören bir hekim olarak migrenin farklı yüzlerini görmek okumak ve araştırmak ile yoğrularak yaptığım zihinsel yolculuk sırasında oluştu; migren hastalığını tanı(t)ma, hastalığa dair farkındalık yaratma ve hastaların yaşam kalitesinin artmasına hizmet edecek bir kitap yazmak&#8221; diyor, <strong>Prof. Dr. Aynur Özge</strong>, &#8220;Genetik Havuzundan Çeyiz Sandığına: Migren&#8221; adlı kitabının ilk satırlarında.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/92487/150/227" width="150" height="227" />Özge, &#8220;bilimsel terminolojiden uzak, ancak her bilgiyi bilimsel dayanağı ile birlikte sunmaya özen gösterdiği&#8221; kitabında, kişisel gözlemlerini ve görüşlerini paylaşmış; &#8220;takip ettiği on bini aşkın baş ağrısı vakası ve bu alanda yüzü aşkın uluslararası yayının verdiği cesaretle&#8221; ancak &#8220;her aşamada belirli bir teşhis veya tedaviyi adres göstermekten ya da mucizevi çözümleri çağrıştıracak mesajlardan uzak durmaya&#8221; çalışarak.</p>
<blockquote><p>
<em>&#8220;Ağrıyı tadan bir beyin bir daha asla normal bir beyin değildir.&#8221;</em> Patrick D. Wall (1965)
</p></blockquote>
<p>İçeriğinde &#8220;Migren gibi insanın varoluşundan beri neredeyse yüzde 90&#8217;ını etkileyen bir sorunla mücadele&#8221; eden, &#8220;halk arasındaki tabirle &#8216;akan-kokan&#8217; bir hastalık olmadığı için kendini anlatmakta güçlük&#8221; çeken, &#8220;Bana ne olduğunu ben anlayamıyorum ki tam olarak, insanlar nasıl anlasın beni&#8221; diye düşünen, &#8220;yaşadıklarından dolayı her geçen gün yaşam enerjisi ve iş verimi düşen&#8221; ve &#8220;bu uğurda harcadığı onca zaman, emek ve paraya rağmen konuyu tam olarak çöze(bile)meyen&#8221; sevgili hastalarına yazdığı mektubun da yer aldığı kitabı bitirdiğimde, –elimde olmayan nedenlerle- çektiğim çok yönlü ağrılara dair bilmediğim pek çok şeyi öğrendim, bildiklerimi de teyit ettim.</p>
<p>Özge&#8217;nin kitabındaki her bir satır çok değerli. Bu anlamda tanıtım yazısı yazmak zor; özetlerken hata yapabileceğimden.</p>
<h2>Nedir Migren?</h2>
<p>İnsan hayatına, anne-babasından miras kalan genlerden üretilen proteinlerin şekil verdiğini, proteinlerin genlerdeki kodlardan ihtiyaca göre üretildiğini ve kullanıldıkça yenilendiğini, bu mirasın henüz açılmamış kodlarının uygun ortam oluştuğunda açılarak kendisini gösterdiğini söyleyen yazar; migren şeklinde verilen kırkı aşkın odaktan üretilen gen paketinden önce &#8216;ağrı&#8217; ile ilgili proteinlerin üretilebileceğini söylüyor.</p>
<h4>Özge, her 5 kadın ve her 10 erkekten 1&#8217;ini etkileyen migrenin, herkesten daha kırılgan, detaycı, alerjik, mide-barsak, romatizmal ve uyku sorunu vb. olan bireylerin yaşadığı sorunların toplamı olduğunu ekliyor.</h4>
<ul>
<li>Hasta, ağrı öncesi saatlerde huzursuzluk yaşar, esner, iştahı değişikliğe uğrar. bazen mide bulanır ve kusar. Koku, ışık, ses ve hareketli objelere hassasiyet artar.</li>
<li>Ağrı öncesi ve sırasında kırılgan olan hastanın ağrısı, çoğunlukla tek taraflıdır. Bazen tuhaf görme sorunları, bedenine ait anlamsız uyuşma ve güç kaybı yaşar.</li>
<li>Müdahale edilmezse ağrı, -neredeyse- tüm gün sürer. Şiddetli ve zonklayıcı olur.</li>
<li>Hasta ağrı sırasında hareket etmek istemez. Karanlık bir odada konuşmadan yemeden içmeden ağrının geçip kendini yeniden iyi hissedeceği anı bekler.</li>
<li>Ağrı geçince kendini yorgun hissettiğinden bir süre uyumak ister.</li>
</ul>
<h2>&#8220;Haberci çığlık&#8221; ve &#8220;aura&#8221;</h2>
<p>Migrenli kişilerin yüzde 10-15&#8217;inin, ataktan bir saat önce ya da atağın ilk saatinde görme sorunu yaşanmasına, kısa süreli kol-bacakta felç olmuş gibi hareket edememe durumuna, bedenin belirli bir bölgesinden gelen hissiyatın aksamasına tıpta &#8216;aura&#8217; belirtileri yani &#8216;haberci çığlık&#8217; dendiğini belirten Özge; bazen her atağın farklı bir aurayı düşündürdüğünü, bazen de hastanın her atakta farklı aura görülebileceğini de sözlerine ekliyor.</p>
<ul>
<li>Migren karakterinde olmayan aura belirtileri hastayı ürkütür. Hekim, felçten epilepsiye kadar bir dizi sorunu gözden geçirmek ve pek çok tetkik yaptırır.</li>
<li>Görme alanının dış kısmında &#8220;cam kırığı/denizanası şeklinde haleler&#8221; olarak tariflenen puslanma, gölgelenme ve çift görme gibi görsel aura belirtileri hastayı endişelendirir.</li>
<li>Görme sorunları, kas güçsüzlüğü, konuşma bozuklukları, duyuları algılama sorunları ve baş dönmesi, denge bozuklukları vb. aura bağlamında önemli.</li>
<li>Atak öncesi 24 saatte görme sorunları, duygu durum değişiklikleri, bedende şişlik hissi, izahı güç huzursuzluk oluşur.</li>
</ul>
<h3>Migren dahil tüm ağrılı tablolar, beşikten mezara her insanın sorunu</h3>
<p>Yazar, yeni doğan bir bebekte ve dil gelişimi tamamlanmamış çocukta da migrenin 27 ayrı yüzünden birinin görülebileceğini, tanıyı koyan hekimle ailenin işbirliği yapması durumunda çeyizdeki diğer tohumların aktifleşip DNA&#8217;da protein üretilmesini ve migren görünümünün şekillenmesinin engellenebileceğini söylüyor.</p>
<ul>
<li>3-9 aylık bebeğin zaman zaman sıra dışı ağlama atakları (infantil kolik) migrenin en erken yaştaki yüzü olabilir.</li>
<li>Küçük bir çocuğun, durduk yerde aniden başını döndürmek gibi tuhaf hareketler yapması ve bu esnada huzursuz olması migrenin bir yüzü olabilir.</li>
<li>Biraz daha büyük bir çocuğun zaman zaman yaşadığı açıklanamayan karın ağrıları abdominal migreni akla getirir.</li>
<li>Karnı ağrıyan çocuk, cenin pozisyonu alıyorsa, bunu önemseyin.</li>
<li>Çocuklar atak boyunca hareket etmekten kaçınır, ses ve ışıktan rahatsız olur, beslenmeyi reddeder, bir köşede oturur ya da uyumaya çalışır.</li>
<li>Atak geçince kaldığı yerden hayatını sürdüren çocuklar ile hareket hassasiyeti &#8211; örneğin arabaya biner binmez uyuyan- olan çocuklar -ileride büyük olasılıkla- migren adayıdır.</li>
<li>Baş ağrısı olmadığı halde periyodik denge sorunu olan, kısa süreyle başı dönen, bazen &#8216;yer ayağımın altından kayıyor&#8217; veya &#8216;içim geçiyor&#8217; şeklinde baygınlık hissi yaşayan çocuklar &#8216;masum baş ağrısı&#8217; (benign paroksismaal vertigo)&#8221; tanısı alabilir.</li>
<li>Migrenin ağrı dışındaki diğer tüm özelliklerini gösteren çocuklar, basit bir migren tedavisiyle rahatlayabilir.</li>
<li>Migrenli çocukların uyku kalitesini düşüren ve &#8216;gece terörü&#8217; de denilen canlı rüya görme haline, bazen uyurgezerlik de eşlik eder.</li>
</ul>
<h3>Dikkat eksikliği olan hiperaktif çocukların başı sık ağrıyor</h3>
<p>Yazar, hiperaktivite bozukluğu&#8217; veya &#8216;dikkat eksikliği denilen, davranış ve algılama sorunlarına konu olan, kısaca <strong>&#8216;DEHB&#8217;</strong> diye adlandırılan rahatsızlığın görülme sıklığının –neredeyse- migren ile bire bir örtüştüğünü söyleyen yazar, DEHB tanılı çocuklar ile ebeveynlerinde sıkça baş ağrısı sorunu yaşandığını söylüyor.</p>
<p>DEHB&#8217;li çocuklar, migren türü baş ağrıları için akranlarına oranla daha fazla risk taşıyor. DEHB&#8217;li çocuklarda, kafatasını yerinde tutan kasların kasılması ve içsel gerginlikle giden baş ağrısı ataklarının yani &#8221;gerilim tipi baş ağrısı&#8217; ortalamanın üzerinde bir sıklıkta gözleniyor.</p>
<p>DEHB&#8217;li çocuklarda ve ebeveynlerinde baş ağrısı sorgulaması yapılması çocuğun ve ailenin yaşam kalitesini arttırır, ileride çocuğun migren türü şiddetli baş ağrılarını önler.</p>
<h3>Öğrenme güçlükleri ve bellek sorunları, migren habercisi</h3>
<p>Özge, migrenin bilgilerin anlık bellekten kısa ve uzun süreli belleğe aktarılmasını olumsuz etkilediğini, atakların tür ve sıklığının hatırlama performansını değiştirdiğini, atakların beyindeki öğrenme mekanizmalarına verdiğini, özellikle gelişen beyinlerdeki ağrı matrisinin sıkça meşgul edilmesinin ağrı hafızası geliştirerek beyin şebekelerinde kalıcı hasarlara, mesela unutkanlığa yol açtığını söylüyor.</p>
<p>Migren hastaları;</p>
<ul>
<li>Sık atak geçirmemek için yardım alın.</li>
<li>Yaşamın her anında zihinsel becerilerinizi güçlendirecek fiziksel ve zihinsel egzersizler yapın.</li>
<li>Aktif sosyal yaşam için fırsat yaratın.</li>
<li>Kendinizi hobilerle güçlü tutun.</li>
<li>Gün içerisinde ruhunuzu dinlendirin ve kendinize zaman ayırın.</li>
<li>Hayata bakış açınızı değiştirin.</li>
</ul>
<p>Özge; yaşanılan her ağrılı deneyimin ağrı hafızasını geliştirerek bir sonraki ağrılı olay için ağrı eşiğini düşürdüğünü ve ağrının getirisi bedensel ve ruhsal tepkilerinin değiştiğini, ağrıya dayanmanın iyi bir şey olmadığını, ağrının belleğimize kazınmaması için kısa sürede müdahale edilmesini, mutlaka nedeninin öğrenip çözülmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: hekim ve hasta ağrıyı önlemeye odaklanmalı.</p>
<h3>Otizm spektrumu ve reflü spektrumu migreni de kapsar</h3>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/92488/180/257" width="180" height="257" />Yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluk olan &#8220;otizm spektrumu&#8221; ile migren öncüsü/eşlikçisi olarak sıkça rastlanılan mide-barsak sorunlarına neredeyse aynı oranlarda ve benzer klinik görünümlerle rastlandığını söyleyen Özge, konunun esas kahramanı olan migren veya otizm aktivasyonu arasında orantısal bir ilişkiden söz ediyor, kitabında.</p>
<blockquote><p>
&#8220;Ağrı varsa hemen dindirin.&#8221; Hipokrat
</p></blockquote>
<p>Beyinde ortak sinir şebekelerinde bozulan kimyasal dengenin beyin ve barsak işlevlerini aksattığı ve bu iki durum birbirini olumsuz etkilediğinden otizm spektrumuna migren penceresinden bakmalı diyen Özge ekliyor:</p>
<p>&#8220;Ootistik çocuklar ile ebeveynlerinin migren ve bulantı, kusma, kabızlık, ishal, barsak ritmi gibi işlevsel mide-barsak sorunları sorgulanmalı.&#8221;</p>
<h3>Titiz ve depresif kişilerin mi başı çok ağrır? Yoksa başı sıkça ağrıyanlar mı depresif olur?</h3>
<p>Kaygı veya titizlik gibi farklı şekillerde yeşeren psikolojik bozuklukların tohumu olan migrenin mükemmeliyetçi, detaycı, titiz ve hassas&#8217; bahçede kolayca yeşerdiğinden bu tip insanların ve çocuklarının migren türü baş ağrısı açısından dezavantajlı olduğunu, aile içindeki ihmal ve istismarın genden çıkan proteinleri biraz değişikliğe uğrattığını ve tedavi gerektiren hastalık boyutuna getirdiğini söylüyor, yazar.</p>
<p>Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB) ve depresyon migren bahçesinde yeşerir.</p>
<p>&#8220;Saplantılı-zorlantılı psikiyatrik tablo olan OKB ve depresyon, migren bahçesinde kaygı tohumunda yetişen hastalıklı bir bitki olup, bahçenin düzenini ve verimliliğini bozar&#8221; diyor Özge.</p>
<p>Kaygı-depresyon-ağrı: şeytan üçgeniyle baş etmek için;</p>
<ul>
<li>Migrenle depresyonu aynı bahçede barındırmayın. Müzminleşmesine fırsat vermeden, daha başlangıcında profesyonel destek alın.</li>
<li>Ağrının stresinizi artırmasına izin vermeyin.</li>
<li>Hekiminizden ağrı başlangıcında çözecek ve sık ağrı atağı geçirmenizi önleyici tedavi talep edin.</li>
<li>Sorumluluklarınızı gözden geçirerek taşıyamadığınız yükleri, bedelini göz etmeksizin paylaştırın veya yardım alın.</li>
<li>Beklentilerinizi gözden geçirin. Zorlayıcı olanlarından vazgeçin. Mükemmellik beklentinizi düşürün. Yapıcı düşüncelere yönelin.</li>
<li>Yaşam kalitenizi düşüren uğraşları saptayın. Gereksiz detayları hayatınızdan çıkarıp, sizi mutlu eden uğraşlarla doldurun.</li>
<li>Çözümler konusunda aceleci olmayın.</li>
<li>Bedensel ve zihinsel egzersiz yapın.</li>
<li>Enerjinizi ekonomik kullanın. Cebinizde &#8220;hayır&#8221; kartı bulunsun, hep.</li>
<li>Kendinize telefon-internet-televizyonla kirlenmemiş bâkir zamanlar yaratın.</li>
<li>Yardım amaçlı bir işle meşgul olun; dokunduğunuz yaşamların getirisi pozitif geri bildirimler özsaygınızı pekiştirir.</li>
</ul>
<h2>&#8220;Uykunuz başınızdan eksik olmasın&#8221;</h2>
<p>Kitabın &#8220;Ağrıdan Uyuyamamak; Uykudan Dinç Uyanamamak&#8221; bölümünde yazar, çok değerli bilgiler aktardıktan sonra migrenden kaçınmak için sağlıklı bir uykuya, uyku bozukluğundan kaçınmak için ağrısız gecelere ve sağlıklı bir uyku hijyenine ihtiyacımız olduğunu söylüyor ve ekliyor: Uykunuz başınızdan eksik olmasın.</p>
<p>Kitabın &#8220;Migren mi, Sinüzit mi?&#8221; bölümünde yazar; migrenin sinüzit benzeri burun akıntısı, göz yaşarması, yüzde dolgunluk hissi yapabildiğini, sinüzit ataklarının da tıpkı migren gibi tek taraflı baş ağrısı, bulantı, ışık-ses-koku hassasiyeti gibi sorunlarla seyredebildiğini, bu sorunların hangisinin önce başladığının saptanarak tedavinin yapılması gerektiğini, akut rinosinüzit olguları haricinde sinüzitin baş ağrısı yapmadığını, tekrarlayan nefes darlığı veya ciltte kaşınma atakları araştırılırken migrenin akılda tutulması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>&#8220;Kas Romatizması (Fibromyalji) ve Migren&#8221; bölümünde, yaygın ve gezici beden ağrıları, müzmin yorgunluk, algılama güçlükleri, duygulanım sorunları ve migren karakterine benzer baş ağrıları ile seyreden bu biyopsikososyal hastalık olduğunu; &#8220;El Titremesi ile Baş Ağrısının Bağlantısı Nedir?&#8221; bölümünde ise beyinde hareketin ince ayarını yapan kimyasallara ait genetik kökeni olan el titremesi olan hastaların migren türü baş ağrılarını sağlıklı bireylere oranla iki kat daha fazla yaşadığını söylüyor yazar.</p>
<p>&#8220;Mahşerin Üç Atlısı: Bilinç Bulanıklığı, Epilepsi, Migren&#8221; ve &#8220;Migren, Damar Sertliği ve Felç Riskini Artırır&#8221; bölümlerinde de yazar; &#8220;ortak tıbbi tedaviler ve yaşam şekli düzenlemesi ile sağlıklı bir yaşam sürülebileceğini söylüyor.</p>
<p>Migrenliyseniz;</p>
<ul>
<li>Kesinlikle elektronik ya da &#8216;light&#8217; bile olsa sigara içmeyin.</li>
<li>Kilo-boy orantınızı koruyun.</li>
<li>Kolesterolünüzü yüksekse, diyet ve egzersizle düşürün. Genetikse hekim önerisiyle ilaç kullanın.</li>
<li>Düzenli egzersiz yapın.</li>
<li>Tansiyonunuz yüksekse, diyet, ilaçlarla -ve illaki- yaşam şeklinizi değiştirerek düşürün.</li>
<li>Şeker hastalığı/ insülin direnci sorununuz varsa egzersiz, tıbbi tedavi dâhil tüm önerileri dikkatle uygulayın. ( İşler yolunda gitmezse, damar sertliği ve sinir hasarı bireyin yaşamını olumsuz etkiler.)</li>
</ul>
<p>&#8220;Migren kadınların kaderi mi?&#8221; sorusunun uzun cevabını verdikten sonra kısa cevabı da veriyor yazar: &#8220;Kadınlar migren, migrenin kendisi, müzmin formu ve istenmeyen sonuçları için dezavantajlı durumdadır.&#8221;</p>
<p>Yazarın &#8220;Cep Telefonları ve Kablosuz Yaşam Migren Ataklarını Tetikliyor mu?&#8221; sorusuna verdiği kısa yanıt –elbette- evet.</p>
<p>Elektromanyetik Alanların Dolaylı Etkileri&#8221;ni azaltmak için;</p>
<ul>
<li>Pulunduğunuz yerdeki kullanmadığınız tüm fişleri prizden çekin.</li>
<li>Kablosuz aletler yerine mümkün olduğunca kablolu olanları tercih edin.</li>
<li>Telefonun kablosuz bağlanma seçeneğini kullanmadığınızda kapatın, kablolu kulaklık kullanın.</li>
<li>Telefonu beyninizden, özellikle de kulak kepçemizden 3 cm. içerdeki hafıza merkezi ve bağlantılarından 20 cm. uzakta tutun.</li>
<li>Telefonu gömlek cebinde taşımayın, yatarken yastığınızın altına koymayın.</li>
<li>Tablet vb. aletleri kucağınızda değil, bedeninizden en az 20 cm. uzak tutacak bir düzenekte kullanın.</li>
<li>Binalarınızın ve yaşam alanlarınızın 100 metre yakınına elektromanyetik alan vericilerinin yerleştirilmesini engelleyin.</li>
<li>Sosyal medyada geçirdiğiniz zamanı kontrol altına alın.</li>
</ul>
<h2>Ağrısız bir hayat şart</h2>
<p>Yazar son söz olarak; hekimlerin migren hastasına ilaçlar veya tıbbi müdahaleler ile destek olduğunu, ancak işin en önemli kısmının hastada olduğunu, hastanın güzel ve doğru şeyler yapmasının sadece kendini değil genetik mirasıyla doğacak çocuk, torun ve torun çocuklarını da ilgilendirdiğini söylüyor ve ekliyor: Yaşam bahçenizi gönlünüzce düzenleyin ve keyfini çıkarın.</p>
<p>Yazıyı, Aynur Özge Hocanın kitabındaki son cümlesiyle bitirmek istiyorum: &#8220;Işığınız eksik olmasın. Ağrısız, sevgiyle ve sevdiklerinizle kalın.&#8221;</p>
<table border="4">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>Prof. Dr. Aynur Özge kimdir?</h2>
<p>1971 Artvin Şavşat doğumludur. 20 yılı aşkın süredir kurucu üyesi olduğu Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalında çalışıyor.</p>
<p>Aynı zamanda Algoloji (ağrı) ve Klinik Nörofizyoloji uzmanıdır. Dünya Başağrısı Cemiyeti Sınıflama ve Çocuk-Ergen Başağrısı Alt Komitesi üyesidir.</p>
<p>Kurucu üyesi ve şimdiki başkanı olduğu Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesinde 12 yıldır sosyal sorumluluk odaklı çalışmalar yapmaktadır. Biri BMA(İngiliz Tıp Akademisi) ödüllü olmak üzere 3 adet uluslararası tıp kitabı olmak üzere, 100&#8217;den fazla uluslararası makale, konferans, halka açık eğitim ve proje çalışması yapmıştır. Migren hastalığının ağrı dışı yönlerine odaklandığı &#8220;Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına: Migren&#8221; isimli son kitabını, toplumun yüzde 16&#8217;dan fazlasını etkileyen bir hastalığa dikkat çekmek üzere yazmış ve tüm satış gelirini Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi ne bağışlamıştır. Evli ve iki erkek çocuk annesidir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em>*Künye: Prof. Dr. Aynur Özge. Genetik Havuzundan Çeyiz Sandığına: Migren. A7 Kitap Yayıncılık. İstanbul. 2018</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/genetik-havuzundan-ceyiz-sandigina-migren/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı Bir Atatürk&#8217;le Tanıştım</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/farkli-bir-ataturkle-tanistim/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/farkli-bir-ataturkle-tanistim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:19:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4498</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0ea13559f1" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0ea13559f1 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Farklı Bir Atatürk'le Tanıştım</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>“Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı (1881-1927) kitabını okuyup bitirdiğimde, öğrenim yaşamımda ve sonrasında okuyup öğrendiğim ve hep sevdiğim Atatürk&#8217;ten’ten farklı bir Atatürk’le tanıştım.</p>
<p>Kitabın yazarı İpek Çalışlar ilk kitabı “Latife Hanım”ın hayatını yazarken yakından tanımaya başladığı ve eşiyle eşit ilişki kurmaya çalışmasının dikkatini çektiğini; ikinci kitabı “Halide Edip”i yazarken de onu çalışma arkadaşı bir kadının gözüyle yeniden tanıdığını, anlatılması zevkli ama yazılması zor ve dokunulmazlıkları olan büyük bir kişiliği Mustafa Kemal Atatürk’ü; kız kardeşi Makbule Hanım’ın 1950’li yıllarda gazetelerdeki anlatımlarını okuduktan sonra yazmaya karar verdiğini söylüyor kitabın önsözünde.</p>
<h2>Bölümler</h2>
<ul>
<li>559 sayfa, 3 kısım ve toplam 61 bölüm</li>
<li>1. Kısım İmparatorluk Yılları ( 158 sayfa, 16 bölüm, <em>145 ara başlık) </em>,</li>
<li>2. Kısım İşgal ve Milli Mücadele (289 sayfa, 31 bölüm, 221 ara başlık),</li>
<li>3. Kısım Cumhuriyet ve Sonrası (137 sayfa, 14 bölüm, 143 ara başlık)</li>
</ul>
<h2> Kaynaklar</h2>
<ul>
<li>576 kaynak</li>
<li>8 arşiv belgesi,</li>
<li>295 (yerli-yabancı) kitap,</li>
<li>109 makale ve gazete yazısı,</li>
<li>12 tez çalışması,</li>
<li>45 internet kaynağı,</li>
<li>5 görüşme,</li>
<li>2 televizyon programı.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Çalışlar kitabı yazma sürecinde;</strong></p>
<ul>
<li>çocukluk ve delikanlılık yıllarının geçtiği Selanik’e, anneyle babasının yaşadığı Çayağzı’na ve ‘karga kovaladığı’ Langaza’ya, askeri idadiyi okuduğu Manastır’a, Çanakkale’deki savaş alanlarına, Çankaya Müze Köşküne, Birinci ve İkinci Meclis binalarına, Diyarbakır, İzmir ve İstanbul’da yaşadığı evlere gitmiş ve hafızasına nakşetmiş.</li>
</ul>
<p>incelediği belgeler ışığında, kitaba eklediği haritaya;</p>
<ul>
<li>yaşadığı mahalleyi, doğduğu evi, ailesinin ikinci evini, Selanik’te görevli iken aldığı iki evi, günümüz Türkiye Konsolosluğunu, anneannesinin evini, babasının gittiği kahveleri, okuduğu Askeri Rüştiye’yi, gittiği ilkokulu, annesinin gelin gittiği evi, babasının gömüldüğü camiyi, Fransızca dersi için gittiği koleji, üvey babasının çalıştığı Rüsumat İdaresini işaretlemiş.</li>
</ul>
<p>Atatürk biyografilerinin tümünün erkekler tarafından ve erkek kaynak kişiler dayanağında yazıldığından hareketle, kadınların da anlattığı bir Atatürk yazmak istediğinden;</p>
<ul>
<li>Zübeyde Hanım, Makbule Hanım, Halide Edip, Latife Hanım, Afet İnan, ve Sabiha Gökcen’le görüşen ya da yakınında bulunmuş gazetecilerin anlatımlarından yararlanmış.</li>
</ul>
<p>Zamanında çocuk olmuş, annesinin dizinin dibinde ağlamış, aşık olmuş, keyiflenmiş, kederlenmiş Atatürk’e çok yakından baktığını ve gün gün izini sürdüğünü,  ‘<em>yoksul aile’, ‘başarısız baba’, ‘karga kovalayan çocuk’</em> gibi klişe anlatımları tersine çevirdiğini söyleyen yazar<strong>; a</strong>ilenin varlıklı, “<em>Pembe Ev</em>” dahil altı evleri olduğunu, babanın ileri görüşlü, azimli ve zeki olduğunu, annesinin varlıklı bir aileden geldiğini ve çevresinde kabul gören bir kadın olduğunu, Küçük Mustafa’nın yoksul bir yetim olmadığını saptamış. Atatürk’ün yaşamındaki bazı kör noktaların üzerine gitmiş.</p>
<p>Hayatın tüm hoyratlıklarına karşın ölen babasının da yerini dolduran bir anne özverili bir dayı, görmüş geçirmiş ve anlayışlı bir üvey baba tarafından itinayla ve şefkatle büyütülen zeki, yüzü başarıya dönük azimli bir çocukla karşılaştığını söylüyor, yazar.</p>
<p>Roman olarak, ama çok daha dikkatli bir okuma gerektiren kitap insanın elinde akıp giderken değişken duygular yaşatıyor. Kitap tanıtımı amaçlı bu yazıyı yazarken bile zorlanan ben, İpek Çalışlar’ın on yılı aşkın süren ve çok titiz bir çalışmayla ortaya çıkardığı bu şahane kitabı yazarken ne denli zorlandığını hayal bile edemiyorum.</p>
<h2>İmparatorluk yılları</h2>
<p>Kitabın 1. kısmında Selanik’le,  Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendiyle tanışıyor, Mustafa’nın doğumu ve çocukluğuna, mektep günlerine, babasının ölümü üzerine gittikleri dayısının çiftliğinde geçirdiği günlere, üvey babasına dair bilgileniyoruz. Abdülhamit’le büyüyen Mustafa’nın Harp Okulu yılları, sultan deviren şehir olan Selanik, sırtına gümüş pelerin giyen Mustafa Kemal ve böbrek enfeksiyonu tedavisi için gittiği Karlsbad günlerine dair bilgileniyoruz.</p>
<h2>İşgal ve Milli Mücadele</h2>
<p>Kitabın 2. Kısmı, “<em>13 Kasım 1918 günü denize bakan çehresi değişmiş, ürkütücü savaş gemileri Marmara Denizi’nin mavi dinginliğine son vermişlerdi,</em>” cümlesiyle başlıyor ve “ <em>9 Eylül 1923 günü halk fırkası resmi kuruluşunu tamamladı, başkanlığa Mustafa Kemal’i seçti,</em>” cümlesiyle sona eriyor.</p>
<p>İşte bu ilk ve son cümle arasında geçen beş yıl, işgal ve Milli Mücadele yılları aynı zamanda Mustafa Kemal’in mebus olduğu ve evlendiği bir dönem&#8230;</p>
<h2><strong>Cumhuriyet ve sonrası</strong></h2>
<p>Kitap,  Cumhuriyet’in ilanı başlayıp, 1927’de Mustafa Kemal’in önderlik ettiği Milli Mücadele’yi tarihe kaydetmek üzere Nutuk’u kaleme aldığı günlerin hikayesiyle sona eriyor.</p>
<p>Bu kısımdaki özel yaşamına dair alt başlıklar da daha önceki kısımlardaki benzer alt başlıklar gibi onu daha iyi tanımamızı sağlıyor.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h3><strong>3. Kısım 50. Bölüm: </strong><strong>Kişisel özellikleri, alışkanlıklarıyla Cumhurreisi (</strong>özetle<strong>)</strong></h3>
<p>Rumeli şivesinin etkisiyle ‘h’ harfini okumaz,  ‘ş’ harfini ‘j’ diye, ‘o’ harfini  ‘ü’ ya da ‘u’ diye okur,  “a be”, “heyt” ve “bre” nidasını kullanır, heceleri bastırarak söyler, “<em>bak beri çucuk</em>” diye seslenir, konuşurken <em>–takma-</em> dişlerinin arasından ıslık sesi çıkardı.</p>
<p>Münasebetsiz durumlarda hayvan, anlamsız davranışlar karşısında <em>ahmak, ebenneka </em>ya da<em> akl-ı perişan</em> der, öfkelendiğinde “mendebur”, çok kızdığında “<em>katalavis</em> (anlamıyor musun)”, karşısındaki lafı uzattığında “<em>sadede gel</em>”, anlamında “yani”, lafı değiştirmek istediğinde “başka”, bazen “<em>eşekulu eşek”</em> alengirli durumlarda “men dakka dukka” derdi.</p>
<p>Anılarını yazardı. Hafızası kuvvetliydi, ancak tarih-gün ve isim hatırlamakta zorlanırdı. Enerjisi hayatiyet fışkırır,  bittiğinde ise depresif olurdu. Dinç tutmaya çalıştığı enerjisi onu uyutmazdı. 99’lu kehribar tespihini elinden düşürmezdi. Aydınlığı ve temiz havayı severdi. Sigara ve kahveyi çok severdi. Söze gireceğinde bir gözünü yumar, bir şey düşünürken sigarasının dumanıyla halkalar yapardı.</p>
<p>İnsanları yüzleştirmeyi tercih eder, reddedilmekten çekinirdi. Utangaçtı, hayalleri genişti. Titizdi, giyimine düşkündü. Sarı leblebiyi çok severdi. <em>’İnsanı hipnotize eden metalik tınılı, hafif ince’’</em>, “<em>gönül tellerine dokunan büyülü</em>”, “<em>cazip</em>”, “<em>çınlayan</em>” bir sesi vardı. İyi bir hatipti. Söylevlerini kendi hazırlardı. Kokulu yiyecekleri sevmez; ızgara kefal, İzmir çipurası, İtalyan soslu makarna ve irmik helvası severdi.</p>
<p>Misafirperverdi. Bir vazifede kullanacağı kişileri sofra meclisinde imtihan ederdi. Sofrasında Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ile ordu ve hükümet mensupları sıkça yer alır, yemek esnasında hayal, tasarı, ıstırap ve hatıralarını anlatırdı. Güreşmeyi ve güreşenleri izlemeyi severdi.</p>
<p>Çevresine neşe, cesaret ve nefse itimat telkin ederdi.</p>
<p>Çehresinden daima bir sertlik, gözlerinde derin bir bakış görülürdü. Alnı düşünceli ve çatıktı. Neşeli ve muzipti, romantik ve maceracı ortamlarda mutlu olurdu. Cömertti, bazen hasisliği tutardı. Bilardo oynar, briçe bayılmaz, pokeri çok severdi, Kazandığı parayı sahiplerine geri verir ya da çalışanlarına dağıtırdı. İçkisine çok müdahale eden Hikmet Bayur’u Afganistan’a büyükelçi atamıştı. Çifte tabancayla gezer, yakınlarına silah hediye ederdi. Hizmetçi ve neferleriyle arkadaşça konuşurdu.</p>
<p>Mütefekkir oldukları için Abdülhak Hamit ve Yusuf Akçura’dan ürker, Lenin’i sever, Mussolini’yi küçümser, Roosvelt’e dostluk hisseder, kumandan olarak Muhammed Peygambere, Fatih’e ve Timur’a hayran, Napolyon’u bazen severdi.</p>
<p>Uyurken keten gecelik entarisi giyer, ipek krep iç çamaşırı kullanırdı. Köpekleri çok severdi. İlgisini çeken bir kitabı tek oturuşta bitirmek ister, gözleri yorulup yaşardığında tülbentle gözlerini kurulardı.</p>
<p>(<em>Yazar, 11 sayfalık bu alt başlık için 46 adet yayından yararlanmış.)</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<p>Keyifli okumalar</p>
</div>
<h2><strong>İpek Çalışlar hakkında</strong></h2>
<p>Gazeteci, araştırmacı ve yazar. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nden mezunu.  Gazeteciliğe TRT Haber Merkezi&#8217;nde başladı. 12 Eylül&#8217;de TRT&#8217;den ayrıldı; 1980&#8217;lerde muhalefetin sesi olan &#8220;Nokta&#8221; dergisinde haber müdürlüğü yaptı, kısa ömürlü &#8220;Söz&#8221; gazetesinin ve patronsuz dergi olarak bilinen ‘Sokak’ın kurucularından biriydi. 1990-1992 yılları arasında Hamburg&#8217;da cinsel kimlikler üzerine araştırma yaptı. Türkiye&#8217;ye dönünce &#8220;Cumhuriyet&#8221; gazetesinin haber müdürlüğünü üstlendi, ardından 10 yıl süreyle &#8220;Cumhuriyet Dergi&#8221;yi çıkarttı.</p>
<p>2006 yılında çok satan biyografisi Latife Hanım ile edebiyat dünyasına adım attı; bu kitabıyla PEN Yazarlar Derneği Duygu Asena Ödülü&#8217;nü aldı. İkinci kitabı Halide Edib &#8211; Biyografisine Sığmayan Kadın 2010&#8217;da yayımlandı. Kültür Bakanlığı ödüllü bir senaryosu ile edebiyat çevirileri var.</p>
<p>Oral Çalışlar ile evli. Reşat Çalışlar’ın annesi. (ŞD/APA)</p>
<p><strong><em>Künye: </em></strong>İpek Çalışlar, <strong>Mustafa Kemal Atatürk – Mücadelesi ve Özel Hayatı</strong> (1881-1927), Yapı Kredi Yayınları, 2018.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/farkli-bir-ataturkle-tanistim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
