<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sair Yazılar &#8211; Yaşlıyım Haklıyım</title>
	<atom:link href="https://www.yasliyimhakliyim.com/category/sair-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yasliyimhakliyim.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 13 Feb 2021 19:43:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>Bebek Ekonomisi: Hamilelik ve Doğum Sigortası</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/bebek-ekonomisi-hamilelik-ve-dogum-sigortasi/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/bebek-ekonomisi-hamilelik-ve-dogum-sigortasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 03:14:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4492</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">			<link rel="stylesheet" id="wd-section-title-style-under-and-over-css" href="https://www.yasliyimhakliyim.com/wp-content/themes/woodmart/css/parts/el-section-title-style-under-and-over.min.css?ver=8.4.0" type="text/css" media="all" /> 			
		<div id="wd-5dc0e8db0ecf2" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0e8db0ecf2 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Bebek Ekonomisi: Hamilelik ve Doğum Sigortası</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>“Bebek ekonomisiyle ilişkimiz bebek sahibi olma kararımızla, yani öncesinde başladı. Artık anne-baba olmalıyız, dediğimiz noktada ilk yaptığımız şey; özel bir hastanenin doğum sigortası paketini almaktı. Sigorta bedeli, benim iki aylık maaşım kadardı. Poliçemiz yüzde 80’likti. Doğum sigortası paketimiz yanmasın diye itinayla 8 ay hamile kalmadım” <a href="http://bianet.org/biamag/toplum/201204-anne-olunca-cilgin-bir-ekonominin-cilgin-katilimcisi-oldum" target="_blank" rel="noopener noreferrer">demişti</a> söyleşi yaptığımız bir anne.</p>
<p>Pek çok alt sektörden oluşan bebek ekonomisine ilişkin <a href="http://bianet.org/konu/bebek-ekonomisi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">haber dosyasının</a> bu bölümü, bu çerçevedeki en önemli ve en yüksek tutarlı kalemlerden biri olan hamilelik kontrolleri ve doğum.</p>
<p><a href="http://bianet.org/biamag/cocuk/201608-yasama-iyi-bir-baslangic-icin-anaokulu-kres-sart" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TIKLAYIN &#8211; Yaşama İyi Bir Başlangıç İçin Anaokulu/Kreş Şart</a></p>
<p><a href="http://bianet.org/biamag/toplum/201204-anne-olunca-cilgin-bir-ekonominin-cilgin-katilimcisi-oldum" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TIKLAYIN &#8211; “Anne Olunca Çılgın Bir Ekonominin, Çılgın Katılımcısı Oldum”</a></p>
<p>Bu her geçen gün daha da çeşitlenen ve hamilelik durumunda yaptırılan Özel Sağlık Sigortası ya da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası teminat paketi alanların sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>Sosyal Güvenlik</h2>
<p>* Sosyal güvenlik (hukuksal ifadeyle) kısaca: Devletin, yurttaşlarının sağlığını ve geleceğini güvence altına almasını sağlayan düzenlemeler bütünü.</p>
<p>* Sosyal güvenliğin 3 yöntemi: sosyal sigorta, sosyal hizmetler ve sosyal yardım.</p>
<p>* Sosyal güvenliğin 2 sistemi: primli ve primsiz.</p>
<p>* Primli sosyal güvenlik sistemi olan sosyal sigortaların finansmanı sigortalı, işveren ve devlet katkılarından oluşan primlerle karşılanır.</p>
<p>* Primsiz sosyal güvenlik sistemleri: sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler.</p>
<p>* Primsiz sistemin finansmanı devlet bütçesinin gelir kaynaklarından biri olan vergilerle karşılanır.</p>
<p>* Sosyal yardımlarda parasal, sosyal hizmetlerde ise adı üzerinde hizmet yardımları öne çıkar.</p>
<p><a href="https://www.setav.org/turkiyede-sosyal-guvenlik-sistemi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ayrıntılı bilgi için TIKLAYIN.</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>Özel Sağlık Sigortası</h2>
<p>* Sigortalının hastalanma ya da kaza geçirmesi durumunda oluşabilecek sağlık giderlerini karşılamayı taahhüt eden ve istediği sağlık kurumunda tedavi olma imkanı tanıyan sigorta.</p>
<p>* Ücret; poliçe içeriği ve şirkete göre değişiyor.</p>
<p>* Poliçe içeriği cinsiyete, bireyin yaşına ve hastalık geçmişine ve şirketten şirkete değişebiliyor.</p>
<p>* İhtiyacınız olmayan sağlık ürünleri poliçeye dahil edilmemeli.</p>
<p>* Sigortalı adayı, sunulan limit, ödeme yüzdeleri ve muafiyet gibi düzenlemeleri kendi yapabiliyor.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>Tamamlayıcı sağlık sigortası</h2>
<p>* Sosyal güvenliği (sigortası) olan bireylerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı olan özel hastanelerden, fark ücreti ödemeden yararlanmasını ve düşük primlerle yüksek standartlarda sağlık hizmeti alabilmesine olanak veren sağlık sigortası.</p>
<p>* Özel sağlık sigortasına göre daha ucuz olan bu sigortayı yaptıranların bireylerin ve çalışanlarını sigortalayan şirket sayısının arttığı ifade ediliyor.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2>Özel Sağlık Sigortası ya da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası kapsamında yaptırılabilen &#8220;Hamilelik ve Doğum Teminatı&#8221;na dair sorular ve kısa yanıtlar</h2>
<p><strong>Bu teminat ne zaman alınabiliyor?</strong></p>
<p>Bu teminat alımında birçok seçenek mevcut. <strong>H</strong>amilelik sürecinin her haftasında yaptırılabiliyor. Planlanılan hamilelik sürecine göre, örneğin ilerleyen aylarda (<em>1-3-6-12 ay içerisinde</em>) hamile kalma planlandığında uygun paket seçilebiliyor.</p>
<p><strong>Alınan teminat paketiyle her ilde ve her özel hastanede hamilelik takibi yaptırmak ve doğum yapmak mümkün mü?</strong></p>
<p>Hayır, sadece yaşanılan ilde ve tercih edilen özel anlaşmalı hastanelerde mümkün. Zira teminat paketi tercih edilen sağlık kuruma göre değişiklik gösteriyor ve sadece orada geçerli oluyor. Sigortalı istediği doktoru seçebiliyor.</p>
<p><strong>Sigorta teminat paketleri genellikle hangi tetkik, işlem, eylem ve hizmetleri içeriyor?</strong></p>
<p>Sigorta gebelik süresince yapılan kan sayımı, açlık kan şekeri, kan grubu, kan uyuşmazlığı, Hepatit B taşıyıcılık testi, mikrobik testler, idrar tahlili, tarama testleri, ense kalınlığı ölçümü ve birinci trimestr tarama ve üçlü tarama testi, dörtlü tarama testi, amniosentez, şeker yükleme testi, Ultrasonografi ve NST gibi tetkikleri içeriyor.</p>
<p>Hamileliği sonlanmasına ilişkin olarak hiperemezis, preeklampsi, düşük, düşük tehdidi, doğum komplikasyonları ve (<em>normal ve genel anestezi altında sezeryan</em>) doğumu içeriyor.</p>
<p>Pakette 1 / 2 günlük oda ve refakatçı ücreti, bebeğin ilk muayenesi ile ilk aşısı ve topuk kanı alımı yer alıyor. Ayrıca taburcu olunduğunda eve hemşire gönderilmesi ve bebek bakımı eğitimini de içeriyor.</p>
<p><strong>Poliçe içeriğinde olmayan test, kontrol ve inceleme yapılamaz mı?</strong></p>
<p>Poliçeye Ayakta Tedavi Teminatı dahil değilse, yapılamıyor. Dahil ise saptanan limitten, doğum eylemi dışındaki rutin kontrol ve inceleme giderleri düşürülüyor.</p>
<p><strong>Doğum teminatı paketinin süresi nedir?</strong></p>
<p>Süre bir poliçe yılı ile sınırlı.</p>
<p><strong>Sigorta şirketleri, yeni doğan bebeği </strong><strong>14 gün sonra özel sağlık sigortası kapsamına alıyor. Neden?</strong></p>
<p>Şirket, bebeğin doğuştan bir rahatsızlığının olma olasılığı nedeniyle risk almıyor.</p>
<p><strong>Bebek sigortası </strong><strong>paketleri genellikle hangi tetkik, işlem, eylem ve hizmetleri içeriyor?</strong></p>
<p>Aşılar, işitme testi, doktor muayene, göz muayene, kalça ultrasonu refakatçi, çocuk acil, ambulans.</p>
<p><strong>Bu</strong> <strong>teminat paketi alındığında vergi avantajı var mı?</strong></p>
<p>Evet, 6327 sayılı kanunun 5. Maddesi ve Gelir Vergisi Kanununun 63. Maddesi uyarınca primin en az yüzde 15’inden başlayan bölümü iade alınabiliyor.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h2>Önemli</h2>
<p>* Sigortalı adayı, çok küçük puntolarla yazılı şartnameleri dikkatle okumalı.</p>
<p>* Poliçelerin 1-4 yıl arasında “ömür boyu yenileme garantisi” var.</p>
<p>* Kasko sigortadaki hasarsızlık indirimi gibi, sigorta hiç kullanılmamışsa ya da şirkete az masraf çıkarıldıysa yenileme döneminde indirim yapılıyor. (Uyarı: yenileme esnasında prim artışı ya da mevcut poliçe kapsamının genişletilmesiyle bu indirim anlamsız kalır.)</p>
<p>* Ürün satın alırken çok iyi araştırılmalı.</p>
<p>* Hamile kadınlar özel sağlık sigortası yaptıramıyor, hamilelik ve doğum teminatı paketi alabiliyor.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>(ŞD/ÇT)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/bebek-ekonomisi-hamilelik-ve-dogum-sigortasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözleri, Bakışları ve Sırları Olan Kent: Söke</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/gozleri-bakislari-ve-sirlari-olan-kent-soke/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/gozleri-bakislari-ve-sirlari-olan-kent-soke/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 01:59:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4433</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0d6e323e2d" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0d6e323e2d wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Gözleri, Bakışları ve Sırları Olan Kent: Söke</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Ben Söke’de doğdum. Çocukluk yıllarımın geçtiği bu kente ihanet etmedim ama aramızdaki bağ süreç içerisinde gevşedi, mecburen. Yaşımın ve aklımın büyüdüğü son yıllarda fırsat bulduğumda ya da gerektiğinde kısa ya da uzun süreli gitmeye çalıştım. Geçmişimin irimlerinde dolandım her seferinde, kendimi dışarıya vurup. Bir iz, bir koku, bir tat, bir nesne, bir obje, bir ses aradım. Ve işin güzeli buldum da, bölük pörçük olsa da. Her defasında yeni şeyler, yeni yerler, yeni insanlar da tanıdım bir de…</p>
<p><strong>“Işık ve karanlık zamandır(…)” </strong></p>
<p>Tarihi boyunca aldığı göçlerle değişik kültürlere mekan olan Söke, kaçınılmaz olarak zamanın çok yönlü erozyon etkisinden nasibini aldı, elbette. Uzaktan izlediğim kadarıyla son yıllarda, kent hafızasını oluşturmaya yönelik çabalar söz konusu; diğer kentlerde de olduğu gibi. Kent hafızasına aldığı eski ya da yeni kitap, fotoğraf, ses kaydı, film, anı, bilgi, nesne, obje, bina vb. ile orada yaşayan kentlilerin de geçmişte yaşadıklarından ya da öğrendiklerinden kodladığı ya da kaydedip depoladıklarını geri çağırmasına ya da hatırlamasına vesile oluyor.</p>
<p><strong>“(Zaman) insandan bağımsızdır ama insanı var eder”</strong></p>
<p>Mustafa Sütlaş’ın* İtalo Calvino’nun “Görünmez Kentler” kitabından mülhem “Kentler ve Kentliler” <a href="http://www.sutlas.gen.tr/kentlerkentliler.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer">e-kitabında</a>;</p>
<p><em>“Kentin tarihi genellikle dünden kalanların yalnızca görünür yanlarıdır.”</em></p>
<p><em>“Kentler değişir, çünkü değişmeyen hiçbir şey yoktur. Her değişim önce ve sonrayı, eski ve yeniyi yaratır. İkisinin de aynı değerde olabildiği ve kentlerde bir gelişim ve ilerlemeden söz edilir.”</em></p>
<p><em>“Kentlerin var oldukları andan başlayarak varlıklarını sürdürdükleri her anda tüm maddi ve manevi, şimdiki ve geçmiş unsurlarıyla birlikte onlara bakacak irdeleyecek, algılayacak ve anlayacak birileri de gerekir.”</em></p>
<p><em>“Kent ve kentli bir anahtar ve kilit gibidir; açılması için birbirleriyle ilişkide olmaları gerekir.”</em></p>
<p>söyledikleri bu bağlamda çok değerli.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/72493/500/351" width="500" height="351" /></p>
<p><strong>Kendini bakışlardan kaçırmayan kent: Söke</strong></p>
<p>Doğduğum ama kısa süre yaşadığım ancak irtibatımı kesmediğim Söke’ye dair bir fotoğraf albümü geçti elime: <strong>”Zeki Acet ile ‘Geçmişe Yolculuk’ Söke (Sokia)”.</strong></p>
<p>Memleketi(m) Söke’nin geçmişini, arşivindeki ya da duyarlı hemşehrilerinin desteğiyle sağladığı siyah-beyaz fotoğraflarla günümüze aktararak gelecek nesillere tanıtmayı hedefleyen, kent hafızasına ilişkin bu vesikaları önce sergileyen sonra da albümleştiren Zeki Acet’in çalışması, adıyla müsemma geçmişe yolculuğa çıkardı beni.</p>
<p>Eskiden fotoğrafçılık yapan, dört dönemdir Atatürk Mahallesi Muhtarı olan Acet’in;  Söke’nin dünden kalan görünür yanlarını, Söke’nin öncesi ve sonrasını,  eski ve yeni halini, gelişim ve ilerlemesini, anahtar olan kentin kilit olan kentlileriyle ilişki ve iletişiminin vesikalarına yer verdiği bu albümün yeni albümlerin de – ne güzel ki &#8211;  muştucusu olduğunu öğreniyoruz önsözden.</p>
<p><strong>Hafızamın irimlerinde gezindim</strong></p>
<p>Her birinin en küçük detayına kadar bakıp incelediğim üç yüzü geçkin fotoğrafla ve fotoğraf altı metinlerle hafızamın irimlerinde dolandım, durdum gün boyu. Hiç bilmediğim ya da sonradan değiş(tiril)miş halini bildiğim mekânlara, hiç tanımadığım ya da sadece adını bildiğim aile ya da kişilere,  yaşadığım ya da yaşamadığım olaylara, gördüğüm ya da görmediğim yerlere ilişkin kaydettiklerimi, depolamadığımı sandığım “şey”leri geri çağırdım ve hatırladım. Ve dahası yeni “şey”ler öğrenip kaydettim, hafızamın irimlerine.</p>
<p><strong>Mesela…</strong> Efes Sinemasının yerinde eskiden Marsilya Oteli olduğunu; Kemalpaşa Mahallesindeki “Mahfel”in işgal döneminde İtalyan Hastanesi olduğunu; Emniyet Müdürlüğü olan yerde eskiden Türkocağı-Halkevi bulunduğunu;  nişanlı kızlara bayramlarda süslenmiş –boynuzlarına birer altın bilezik de asılırdı hatta) koç gönderildiğini; Tuntaş Otobüs Firmasıyla İzmir’e, okullarına gidip gelen ablamları karşılayış ve uğurlayışlarımızı; işlettikleri otobüs önünde arkadaşlarıyla birlikte poz veren kuzenim Ahmet Abinin çocukluğumuzda bize anlattığı yol hikâyelerini; Koca Caminin duvar kenarında bekleyen hamalları; pikniğe gittiğimizi Kocakelle’yi,  Arnavut kaldırımlı sokakları,  turunç ağaçlı cadde ve sokaklarında hatırladım.</p>
<p><strong>Mesela…</strong> Ulusal bayramlarda zaten sınırlı olan motorlu araçların süslendiğini;  Ziraat Bankası önündeki Söke’nin tek taksi durağındaki afilli ve damalı taksileri;  Çoban Hüseyin’i, Varyemez Amcayı, Pepe Mustafa’yı, Dondurmacı Kasım’ı ve diğerlerini; THK için ulusal bayramlarda taktığımız rozetler karşılığında boynumuza astığımız kumbaralarla para topladığımızı; Ahmet Eniştenin “Foto Aile” dükkânını; Kuşadası yolunun tepelerindeki bizim çocukken ‘perili ev’ dediğimiz evi hatırladım.</p>
<p><strong>Mesela…</strong> Menderes Nehri üzerinde köprü olmadığından salla geçildiğine, Söke Çayının taşmasını engelleyici duvarın yapılışına, eski top sahasında kurulan panayırlara,  hastanenin ilk ambulansına, asker uğurlamalarına, politikacı karşılamalarına, sinemaların faytonlarla film reklamı yapmalarına, Atatürk Parkındaki “Bisiklet ve araba ile dolaşmak yasaktır” yazılı diye ikaz levhasına vb. fotoğrafları görünce karanfilli gülümsedim.</p>
<p><strong>Mesela…</strong> Çiftçi Mallarını Koruma Derneğindeki kır bekçilerine “desteman” dendiğini; Neşe Sineması’nın önceki adının Uyar olduğunu; İtalya işgali altındaki Söke’ye, Rum çetelerinin baskın yapacağını öğrenen İtalyalıların, halkı şimdi kız meslek lisesinin bulunduğu yerdeki top sahasına kurdukları sahra çadırlarında tehlike geçene dek koruma altına aldıklarını; eskiden Çarşamba pazarının Belediye önünde kurulduğunu; Aydın Caddesinde de Çınarlı Kahve olduğunu; 1970’de şimdiki Söke Teknik Meslek Lisesinin bulunduğu yerde Kadir Mezarlığı olduğunu ve inşaat başlamadan mezar sahiplerinin mezarları başka mezarlıklara taşıdıklarını;  Nenemlere giderken kullandığımız “adsız” köprünün adının önceleri “tahta”, sonraları “kambur” köprü olduğunu, Zahireciler Pazarı’nın sonradan Yeni Cami Mahallesi’ne taşındığını vb. öğrendim.</p>
<p><strong>Zihnimde açılan köprü için teşekkürler</strong></p>
<p>Söke’nin hafızasından geri çağrılan kente dair değişik zamanlardaki genel görünümlere, eğitim-sağlık ve sair kamu kurumlarına, sanayi tesislerine, camilere, köprülere, sinemalara, ulusal bayram kutlamalarına, sosyal-kültürel-politik yaşama ilişkin fotoğraflarla çıktığım yolculuk çok güzeldi, güzel olmasına ama yorucuydu.</p>
<p>Teşekkürler Zeki Acet; ellerinize, yüreğinize sağlık. Yeni çalışmalarınızı bekleyeceğim merak ve heyecanla. Hatta sınırlı sayıda fotoğrafla katkı da vereceğim.</p>
<p>“Görünmez Kentler” kitabında “<em>Her değişiklik, kentte ve yıldızlar arasında bir sürü yeni zincirleme değişiklik yaratır mutlaka: Kent ve gökyüzü asla aynı kalmıyor</em>” diyen İtalo Calvino’ya can-ı yürekten katıldım, yolculuğum –ve bu yazı- bittiğinde.</p>
<p>“<em>Köprüsüz ne kent olur, ne de kentli. Köprülerin bazıları gerçek köprülerdir; bazıları ise zihinde, gözde ve anılarda kurulan köprülerdir.”</em> diyen Mustafa Sütlaş’dan mülhem; “Teşekkürler Zeki Acet, fotoğraflara bakan gözlerimle ve anılarımla zihnime açtığınız köprü için” diyorum. (ŞD/EA)</p>
<p>* <strong>Mustafa Sütlaş</strong>. Kentler ve Kentliler. Kendi yayımı. 2015.146 sayfa. Kod: ey/dn-05</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/gozleri-bakislari-ve-sirlari-olan-kent-soke/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayıplı Mal, Kusurlu Hizmet</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/ayipli-mal-kusurlu-hizmet/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/ayipli-mal-kusurlu-hizmet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 00:14:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4334</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0be6299c90" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0be6299c90 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Ayıplı Mal, Kusurlu Hizmet</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Hayatın her alanında hakkını arayan ve sonucundaki kazanımlarının haklı gururunu yaşayan arkadaşıma, Çankaya Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Bürosuna başvuru için giderken eşlik ettim.</p>
<p>Amaç; bir süre önce bankadan çektiği iki tüketici kredisi için kesilen dosya masrafını geri almak. Elindeki, dosya masrafı kesildiğini de gösteren kredi geri ödeme planını –<em>masrafa dair dekont da oluyormuş-</em> matbu dilekçenin <a href="http://www.cankayakaymakamligi.gov.tr/default_B0.aspx?content=97" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ekine </a>koyup, iki nüsha olarak görevliye teslim etti.</p>
<p>Kuyruk uzundu. Her bir kişinin elinde genellikle birden fazla dosya vardı. Kuyruktakiler birbirine yardım ediyordu; ‘uzman tüketici’ edasıyla. Görevliler başvuru alma işlemini pratikleştirmiş; o yoğunluğa rağmen her tür soruya sıkılmadan kısa yanıtlar veriyor. Tüketiciler acaip yardımlaşıyor birbiriyle; fotokopi çektirilecek yerin tarifi, işi biten kalemini ihtiyacı olana veriyor; tel zımba elden ele geziyor. Öne geçme çabasındaki açıkgözlere kimse sırasını kaptırmıyor. Havada uçuşuyor değişik bilgi cümleleri. Duvarlarda bilgilendirici afişler var.</p>
<p>Hak aramanın haklı gururunu taşıyanlar, kredi çekmek zorunda kalmanın ağırlığını taşıyanlar, borçsuz mülk edinmenin mümkün olmadığını düşünenler, çektikleri kredinin borcunu ödemekte zorlananlar vardı kuyrukta. Kuyruktakiler yanındakilerle dertleşiyordu. Herkes birbiriyle –yoksa kendiyle mi?- dertleşiyordu sakin sakin. “Biz bankalardan zengin miyiz”, cümlesi pelesenkti çoğu kişinin ağzında.</p>
<p>50’li yaşlarındaki bir adamın elinde kocaman bir klasör taşıyan 30’lu yaşlarındaki kadına ’evladım zor olmadı mı o kadar dilekçeyi hazırlamak ’sorusuna aldığı yanıt gülümsetti, duyanları: ‘Zor olan çekilen krediyi ödemek’.</p>
<p>Çankaya ilçesinde iki hakem heyeti olmasına rağmen başvuru yoğunluğu nedeniyle dosya incelemesinin <em>‘4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’</em>da belirtilen üç aylık süreden daha fazla zaman alacağı da söyleniyordu kuyrukta. Arkadaşım, hakem heyeti olumlu karar verirse alacağı parayla bizi Amasra’ya götüreceği için heyecanla bekleyeceğiz sonucu.</p>
<p>* * *</p>
<p>Başvuru kuyruğundayken ‘<strong>ayıplı mal’</strong> ya da ‘<strong>kusurlu hizmet</strong>’e dair duvarlardaki afişler ile yapılan konuşmalardan öğrendiklerim ile tüketici haklarına ilişkin genel bilgilerim ile bilvesile hatırladıklarım ve bilmeyip de sanal alemden öğrendiklerime ilişkin notlar var aşağıda.</p>
<h2><strong>Satıcı/hizmet sunucu yükümlülüğünü yerine getirmiyorsa</strong></h2>
<p>Satın alınan ve daha sonra ayıplı yani kusurlu olduğu fark edilen mal/hizmet için, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun dayanağındaki hakları bilmenin getirisi özgüvenle ve seçimlik haklardan birini kullanmaya karar vermenin getirisi rahatlıkla, çok gecikmeden satıcı/sunucuya gitmek gerekiyor.</p>
<p>Örneğin; 150 liraya alınan ve arızalı çıkan su ısıtıcısını  iade etmek,  onarımını yaptırmak,  yenisi ile değiştirmek vb. gibi seçimlik haklar var.</p>
<h2><strong>Önce satıcı sonra üretici firma</strong></h2>
<p>Satıcı sorunu çözmedi; üretici firma da arandı ve sorun yine çözülmedi ise zaman yaşanılan ya da ısıtıcının satın alındığı yerin Kaymakamlığı bünyesindeki Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya Valilik bünyesindeki Ticaret İl Müdürlüğüne başvurulması gerekiyor.</p>
<p>Ancak her yıl Devlet İstatistik Enstitüsü(DİE) tarafından ilan edilen TEFE yıllık artış oranındaki parasal sınır; başvurusu konusunda belirleyici. Örneğin bu sınır 1 Ocak 2014 itibarıyla 1.272,19 lira. Su ısıtıcının fiyatı bu sınırın altında olduğu için uyuşmazlık çözümü için sadece, Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurulabiliyor.</p>
<p>Eğer ısıtıcının değeri (2014 yılı alt sınır) 1.272,19 liranın üstünde ve (2014 yılı üst sınır) 3.321,17 liranın altında olsaydı; hem hakem heyetine hem Tüketici Mahkemesine başvurulabiliyor.</p>
<p>Isıtıcı fiyatı 3.321,17 liranın üstünde olsaydı doğrudan Valilik bünyesindeki İl Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesine başvurulabiliyor.</p>
<h2><strong>Hakem Heyeti, Tüketici Mahkemesi başvurusuna ücret ödenmiyor</strong></h2>
<p>Yaşanılan yerde Tüketici Mahkemesi yok ise Asliye Hukuk Mahkemelerine ‘Tüketici Mahkemesi’ sıfatıyla başvuru mümkün. Mahkemeye açılacak dava, her türlü resim ve harçtan muaf. Hakem heyetine başvuru esnasında da hiçbir bedel ödenmiyor.</p>
<p>Hakem Heyetine başvuracak olan tüketici dilekçesinde; satın aldığı mal/ hizmetin ne olduğunu ve özelliklerini; malın teslim tarihini ya da hizmetin ne zaman ve nerede verildiğini; fiyatını; sorunun ne olduğunu; satıcı/sağlayıcıya durumu ilettiğinde ne olduğunu; ne yapılmasını istediğini belirtmeli. Ayrıca fatura, satış fişi, garanti belgesi, sözleşme vb. belgeleri dilekçe ekine koyması gerekli.</p>
<p>Hakem Heyetine yapılan başvurular en geç üç ay içinde karara bağlanıyor.</p>
<p>Hakem Heyeti kararı beş gün içinde taraflara yazıyla bildiriliyor. Ay içinde alınan tüm kararlar da taraf ve sonuçlarıyla listelenerek illerde Ticaret İl Müdürlüğü, İlçelerde Kaymakamlık duyuru panolarında aylık olarak ilan ediliyor.</p>
<h2><strong>Leh ve aleyhteki kararlar için yapılacaklar</strong></h2>
<p>Hakem Heyeti su ısıtıcısının yenilenmesine, yani tüketici lehine karar verdi ama satıcı heyet kararına  uymuyor ise Adliye’de İcra Müdürlüğüne başvurmak gerek.</p>
<p>Hakem Heyeti ısıtıcısının yenilenmemesine, yani aleyhe karar verdi ise 15  gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz etmek gerekiyor. Mahkeme kararı kesin oluyor.</p>
<p>Tüketici Sorunları Hakem Heyetine <a href="http://www.tuketici.gov.tr/?wapp=genelmudurluk_tr&amp;open=3" target="_blank" rel="noopener noreferrer">online </a>başvuru mümkün.</p>
<p>Tüketici-satıcı arasında en sık yaşanan uyuşmazlık konularından olan satın alınan mala ilişkin garanti belgesi veya Türkçe kullanma kılavuzu verilmemesi; taraflarca imzalanan sözleşme örneğinin tüketiciye verilmemesi; alınan mal/hizmetin etiket &#8211; kasa fiyatı arasında tüketici aleyhine fark olması; cayma hakkı kullanıldığı halde kapıdan satış yapan şirketin gereğini yerine getirmemesi söz konusu ise Valilik bünyesindeki Ticaret İl Müdürlüğü&#8217;ne başvurmak gerekiyor.</p>
<h2><strong>Uyuşmazlık konularına göre başvuru merci farklı</strong></h2>
<p>Tüketici- satıcı arasındaki uyuşmazlık satın alınan mal/hizmetteki ayıba; taraflarca imzalanan sözleşmede yer alan haksız şartlara; erken ödeme yapılarak taksitle alınan mal/hizmet için yapılmayan/yanlış yapılan erken ödeme indirimine; alınan devre tatil sözleşmesine uyulmamasına; alınan paket tur sözleşmesinin sözleşmeye uygun olarak düzenlenmemesine, ön ödemeli alınan mal/hizmetin zamanında ve gereği gibi teslim edilmemesine; internet, TV vb. aracılığıyla yani mesafeli sözleşme ile alınanın zamanında teslim edilmemesine, cayma hakkı kullanılmasına rağmen bedelin iade edilmemesine; banka ile imzalanan kredi sözleşmesi erken kapatıldığı halde faiz indiriminin yapılamaması/yanlış yapılması/sözleşme hükümlerinin ölçüsüz derecede aleyhe olması ile sözleşme esnasında çeşitli isimler altında sözleşmede yer almayan masraf vb. alınmasına; kapıdan alınanlar için yedi gün içerisinde cayma hakkı kullanıldığı ve satıcının ilk yedi gün içerisinde tüketiciden para veya kıymetli evrak alması yasak olduğu halde para veya kıymetli evrak alınması ise bunların iadesi veya iptaline ilişkin ise il/ilçe Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine veya Tüketici Mahkemesi&#8217;ne başvurmak gerekiyor.</p>
<p>Tüketici-satıcı arasındaki uyuşmazlık ön ödemeli sözleşmelerde yapılan ödemelerin güvencede olduğuna dair teminat gösterilmemesi; süreli yayınların verdiği promosyonlara; bankalar ile yaşanan diğer uyuşmazlıklar için Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü&#8217;ne başvurmak mümkün. (ŞD/HK)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/ayipli-mal-kusurlu-hizmet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Öğretmen Liseleri Kapatılmasın!</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/anadolu-ogretmen-liseleri-kapatilmasin/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/anadolu-ogretmen-liseleri-kapatilmasin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 23:50:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4310</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0b8df3faf4" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0b8df3faf4 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Anadolu Öğretmen Liseleri Kapatılmasın!<br />
</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının son halkası olan Anadolu Öğretmen Liselerinin de kapatılacağına ilişkin haberi okuduğumda içim cız etti.</p>
<p>Önce Muallim Mektepleri vardı. Kapatıldı&#8230; Köy Enstitüleri açıldı. Kapatıldı;  İlk Öğretmen Okulları açıldı. Kapatıldı; Öğretmen Liseleri açıldı. Kapatıldı; Anadolu Öğretmen Liseleri açıldı. Şimdi sıra onlara geldi demek.</p>
<p>İlkokulu bitirdiğim yıl öğretmen olma amacıyla sınav kazanarak girdiğim ve yatılı okuduğum Ortaklar Öğretmen Okulu&#8217;ndan, Ortaklar Öğretmen Lisesi diplomasıyla mezun oldum.</p>
<p>1945-1946 öğretim yılında açılan Ortaklar Köy Enstitüsü; 1954&#8217;de 7 yıllık &#8216;İlk Öğretmen Okulu Programı&#8217;nın uygulandığı Ortaklar İlk Öğretmen Okulu’na dönüşmüş, tam 20 yıl sonra ise Öğretmen Lisesi&#8217;ne dönüştürülmüştü. 1975-1976 öğretim yılında bu dönüşümün ilk kurbanı olan bizler öğretmen olamadan mezun olduk. 1990’dan bu yana orada Anadolu Öğretmen Lisesi statüsünde eğitim veriliyor.</p>
<h2><strong>Ot bile yetişmeyen bataklık</strong></h2>
<p>Aydın-Ortaklar Beldesi&#8217;ne iki km. uzaklıktaki 2000 dönümlük bataklık arazide, Adabelen tepesinin iki yanına ve karşısına 18 hizmet binası ve 15 öğretmen lojmanı yapan,  süreç içerisinde ot bile yetişmeyen bataklığı buğday-arpa-pamuk yetiştirilebilen tarım arazisine dönüştüren, 100’er dönümlük incirlik ve zeytinlik ile 50 dönümlük sebze bahçesi olan, dağı taşı ağaçlandıran,  ahırlar ve kümesler inşa eden Kızılçullu Köy Enstitüsünden gelen abi ve ablalarımızın eseriydi bu okul.  İnşaata başlanılan tarih (1944 Ağustos)  ile Kızılçullu Köy Enstitüsü&#8217;nden son sınıf öğrencilerinin mezun edildiği tarih arasında geçen süre sadece 22 aydı.</p>
<h2><strong>Sorgulatan, araştırtan eğitim</strong></h2>
<p>Ezbercilikten uzak; düşünmeye, soruşturmaya, doğruları ve gerçekleri akılcı yollardan araştırmaya özendirici; gözlem, deney, araştırma, inceleme ve tartışma gibi tekniklerin kullanıldığı bir eğitim aldık orada. Birlikte yaşama, çalışma ve öğrenmenin temel alındığı; etkili ders çalışma yollarının öğretildiği; bireysel sorumluluk duygusunun pekiştirildiği; başarı/başarısızlıkların birlikte değerlendirildiği; toplumsal değer, tutum ve alışkanlıkların kazandırıldığı bir eğitim anlayışı vardı okulda.</p>
<h2><strong>Korkak, mütereddit değil…</strong></h2>
<p>Enstitülerden, normal liselerden farklıydı, müfredat. Meslek dersleri 5-6-7 sınıflar da okutulurdu. Köy Enstitülerindeki &#8220;üretim içinde eğitim-öğretim&#8221; felsefesi, eğitim-öğretimdeki ruha hakimdi. Öğrencilerin korkak, mütereddit, iradesiz değil; mücadeleci, kendini ifade eden, kendinden küçükleri ve aciz insanları kollayan, başkalarının haklarına saygı gösteren, doğayı koruyan, hayatın her alanında israftan kaçınan, sağlığını koruyan, dayanışmacı, paylaşımcı, sosyal-kültürel beceri ve alışkanlıklara sahip bireyler olması amaçtı.</p>
<p>Türkçe dersinde doğru okuma-yazma-konuşma öğretiliyor, anla(t)ma yeteneğimiz geliştiriliyor, ‘insanın yaşadığını anlatması’nın öneminden hareketle hayatımızı günlük tutarak ve mektup yazarak ifade alışkanlığı kazandırılıyor, hitabetimiz güçlendiriliyordu.</p>
<h2><strong>Ekilen tohumların genetiği</strong></h2>
<p>11 yaşında başladığımız yatılı ve gündüzlü, kız ve erkek karma, parasız eğitim gördüğümüz okulda her ders farklı mahalde yapılırdı. Teneffüste laboratuara, müzik salonuna, atölyelere, spor sahasına,  kapalı spor salonuna, sebze bahçesine giderdik, koşarak.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ektiği ve arkadaşlarımızla yeşerttiğimiz dayanışma, birlikte iş yapma, karşılıklı sevgi ve saygı, paylaşma duygusu tohumlarının genetiğinde vardı. Demokratik bir ortamda yapılan öğrenci örgütü seçimlerinde, örgütün yaptığı her tür etkinlikte ve okul yönetimine temsilciler aracılığıyla katılımında da aynı etki vardı kanımca.</p>
<h2><strong>Akvaryumda obez balıklar</strong></h2>
<p>Bir dolabı üç kişi paylaşır, sabahları her nöbetçi öğretmene göre değişen şekilde uyandırılır, 50-100 kişilik yatakhanelerde &#8220;sa-aaaat on, yat-ta-ğaaa konnnnn&#8221; dendiğinde uyur, ‘yüksek yüksek tepelere’ türküsüyle ağlardık. Çiğdem çitleyerek açık hava-kapalı sinemada vizyon filmlerini izler, etüt aralarında teknik odadan yayımlanan müzik eşliğinde volta atar, hafta sonlarında radyodan maç dinlerdik.</p>
<p>Kahvaltıda çorba çıktığında kantine kaçar, çay eşliğinde boyoz yerken akvaryumdaki obezleşen Japon balıklarını da besler, yemekhane kuyruğunda kaynak yapardık.  Amerikan yardımı peynir, gül reçelli ve sana yağlı nevaleyi, tencerelerde pişirilen şekeri kendinden menkul çayımtrak su eşliğinde kahvaltı yapardık.</p>
<h2><strong>Her şey öğrenci için</strong></h2>
<p><img decoding="async" class="alignright" src="https://m.bianet.org/resim/olcekle/61870/250/156" width="250" height="156" />Piyano eşliğinde müzik dersi yapar, tümümüz mandolin ve flüt çalabilir, eğlence ve heyecan dolu Beden Eğitimi dersinde gülle, cirit, sırık atlama, yakan top dahil otuzun üstünde not alır, duygu-hareket-ritim estetiği kazandırılırdı. Her sınıfın orkestrası, tiyatro ve folklor topluluğu vardı. Okul tiyatrosu, koro ve orkestrası turneye çıkardı. 19 Mayıs törenleri için trenle Aydın&#8217;a giderdik. 16 Mart Öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü bayram havasında kutlanırdı. Tarım dersinde meyve ağaçlarını aşılardık.</p>
<p>İnceleme ve kültür amaçlı köy gezileri ve turistik gezilere giderdik. Okulda çok çeşitli sosyal, kültürel, sportif ve bilimsel etkinlikler ve yarışmalar düzenlenirdi. Enstitülerdeki gibi öğrenim süremizin yarısı kültür-ziraat ağırlıklı değildi ama gerektiğinde ekin yapar, hasat kaldırırdık. Açık havada resim yapar, Ev İşi dersinde yemek-nakış-dikiş öğrenir, El İşi dersinde tahta oyuncaklar yapar, kitap-defter ciltler, laboratuarlarda çocukça ama tehlikeli şakalar yapardık.</p>
<p>Okul başarısı ve disiplin önemli, öğretmenlerimiz çok kaliteli,  öğretmen-öğrenci ilişkisi yoğundu. Öğrencinin söz hakkı vardı; sorumlulukları da. Temizlik dahil her işi öğrenci yapardı. Flörtün adı ‘tarım çalışma’ydı. Takım ruhu aşılandı bize, galiba biraz da hırs. Günlük zaman çizelgesi enstitü benzeriydi. Etütlerde ders çalışır, tuvaletlerde, metruk yerlerde sigara içerdik.</p>
<h2><strong>Özel bir eğitimdi gerçekten</strong></h2>
<p>Yazıyı daha da uzatmadan özet bir cümleyle; Köy Enstitülülerinden bizlere yansıyan ruh az soluk olsa da; dönemin koşullarında bizlere verilen eğitimi özel kılıyordu.</p>
<p>İlk Milliyetçi Cephe Hükümetinin iş başında olduğu dönemde, Öğretmen Okulundan Öğretmen Lisesine dönüşümün yaşandığı 1975-1976 öğrenim yılında Ortaklar; öğretmenlik hakkının geri alınması için yapılan protesto eylemlerinin merkezi oldu. Okula belli amaçlarla tayin edilen bazı öğretmenlerin foyası çıktı bu dönemde. Bizlere kol kanat geren hocalarımızın çoğu sürüldü. Ülke çapına yayılan eylemler, sürgün, tart ve yargılanmaları getirdi. Öğretmen olamama yüzünden birçok Adabelenlinin yaşamı makas değiştirdi. Eylemlerin sonucunda 2 yıllık eğitim enstitülerine sınavlı giriş hakkı tanındı ama ‘gayri resmi giriş koşulları’nı taşımayanlar alınmadı bu okullara.</p>
<h2><strong>Lise çağında sinmeli; öğretmenlik ruhu kişiye</strong></h2>
<p>Öğretmen okulları en son 1976’da mezun vermişti. Artık oraların ruhunu içine sindirmiş öğretmenlerin hemen hepsi emekli.  Eğitim sisteminde eksikliklerinin ciddi fark edildiğini söylerim hep.</p>
<p>Anadolu Öğretmen Liseleri –sadece- kapatılacakmış; sağlık meslek liseleri, imam hatip liseleri ve sair meslek liseleri duracakmış. Bu memlekette bir türlü nasıl öğretmen yetiştirileceğine karar verilemedi zaten. Mevcut eğitim sisteminin eksiklikleri saptanıp giderilebileceğine sorunu yok sayıp kestirip at.</p>
<h2><strong>Geleneği, ruhu var bu okulların</strong></h2>
<p>Bu okullar geleneği ve ruhu olan okullar. Muallim mektepleriyle başlayan, köy enstitüleriyle taçlanan, öğretmen okullarıyla farklı anlamlandırılan ve sonra süreç içerisinde yok edilmeye çalışılan -ve giderek soluklaştırılan-  bu gelenek ve ruh –bir şekilde- korunmalı bence. Çünkü bu okullarda hala –göreli olarak- eğitim kalitesi yüksek.</p>
<p>Ek puan sorunu çözümlemenin mümkün olduğunu biliyoruz; örneklerini gördük zamanında, malum.</p>
<p><a href="http://www.memurlar.net/haber/469943/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">YÖK’ün aldığı Anadolu Öğretmen Liselilere artık ek puan verilmemesi</a> kararı, süreç içerisinde -iddia edildiği gibi-  bu okulları olumsuz etkileyebilir ama MEB sair önlemlerle bu durumun önüne geçebilir; o müfredata ve amaca sahip çıkarak.</p>
<h2><strong>Sahip çıkalım bu okullara!</strong></h2>
<p>Anadolu Öğretmen Liselerindeki öğrencilerin ders gördüğü sınıflara,  uyudukları yatakhanelere, yemek yedikleri yemekhanelere, avaz avaz şarkılar söyledikleri yollarına, top koşturdukları sahaya, gölgesinde tarım çalıştıkları ağaçlara sinen o ruh yok edilmesin.</p>
<p>Uzun uzun anlattım yukarıda kendimi tutamayıp ama inan olsun yılda bir kez 16 Martlarda gidip, eski günleri yad ettiğimiz Ortaklar’da hala var o ruh; az soluk olsa da.  Sahip çıkalım bu okullara! (ŞD/HK)</p>
<p><em>* Şadiye Dönümcü. 1976 Adabelenli.</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/anadolu-ogretmen-liseleri-kapatilmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Mucidin Büyük Başarısı</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/kucuk-mucidin-buyuk-basarisi/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/kucuk-mucidin-buyuk-basarisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 23:03:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4268</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dc0adfee5725" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dc0adfee5725 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Küçük Mucidin Büyük Başarısı</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Tam da Fethiye’ye gideceğim günlerin arifesinde gazetede okudum: Muğla-Fethiye Atatürk İlk Öğretim Okulu, 7/D sınıfı öğrencisi Muhammet Oran’ın görme engelliler için sensörlü baston yaptığını.</p>
<p>Gittiğimde; arkadaşım; emekli öğretmen Fercan Akçin aracılığıyla ulaştım ona. Okul çıkışında elinde bastonla ve yanında babasıyla geldi; buluşacağımız yere Muhammet.</p>
<p><strong>Nasıl oluştu; bu proje fikri?</strong></p>
<p>Teknoloji ve Tasarım Dersinde Yapım Kuşağı Projesi ödevim için ‘ne yaparım, ne tasarlamalıyım‘ diye düşündüğüm günler. Akşamüzeri mahallede futbol oynadıktan sonra eve giderken; yolda çok yaşlı; 75 yaşlarında; görme engelli bir amca gördük. Yönünü bulamadığı için kaybolmuş. Evini tarif edemeyince polise haber verdik.  Evi bulundu sonunda. Bu beni etkiledi. Akşamleyin babama: “Ödev konumu buldum: görme engelliler için baston tasarlayacağım” deyince, onayladı. Ve yaptım.</p>
<p><strong>Ne kadar sürede yaptın?</strong></p>
<p>Mart ayıydı. İki hafta sürdü. Ben ucunda tekerlekler olduğu için ’görme engelli arabası’ diyorum bu sensörlü bastona.</p>
<p><strong>Ne tür malzemeler kullandın?</strong></p>
<p>Bebek puseti tekeri, puset bastonu, otomobiller için park sensörü ve 12 woltluk pil. Görme engellilerin sabit cisimleri saptayabilmesi için gerekliydi; sensör. Çukur ve tümsek gibi engelleri saptayabilmek için tekerlek lazımdı. Pil ise güç kaynağı.</p>
<p><strong>Nereden sağladın o malzemeyi?</strong></p>
<p>Babam hurdacıdan aldı; tekerlek ve bastonu. Sanayi Sitesinden, Çin malı sensör aldık 35 liraya. 450 liralık sensör alamazdık tabii; bir ödev için. Pil zaten çok ucuz. Yani maliyeti düşük. Kullanılan malzemenin kalitesi artarsa; ürünün kalitesi de artar, kullanıcıya sağlayacağı yarar da artar. Bu anlamda proje geliştirilmeye çok açık. Sensörün sesi azaltılmalı; mesela.</p>
<p><strong>Babanın desteği önemli; galiba.</strong></p>
<p>Evet. Babam teknik öğretmen. Bu proje düşüncesi benim tamamen. Babam malzemeyi sağladı. Bir de ellerimi parçalamayayım diye montesini yaptı; alet tehlikeli diye.</p>
<p><strong>Öğretmenin nasıl buldu; projeni.</strong></p>
<p>Çok beğendi, ilgi gösterdi, kutladı. ‘<em>Bu </em><em>projeden bir şey çıkar’</em> dedi ve dediği oldu. Sadece bir öğretmenim değil okuldaki ve dershanedeki tüm öğretmenlerim arkamda.</p>
<p><strong>Projen gazete ve televizyon haberlerine konu oldu. Ne düşünüyorsun?</strong></p>
<p>Mutluyum. Arkadaşlarım, öğretmenlerim, okul müdürüm kutladı. Gazetecilerle konuşurken heyecanlanıyorum biraz; kamera yüzünden. Aile büyüklerim komşularımız da mutlu oldu; bu başarımdan. Motive ediyor bu gelişmeler beni.</p>
<p>Bu tür projelere yatkınım biraz. Aynı derste; ‘kurgu kuşağı’ projesi çerçevesinde de bir projem var. Arabalar hız yaptığında kazalara neden oluyor. Yollarda 70-80 km hız sınırına uymayanlar var. Ben hızlı giden arabaları hızını algılayarak otomatik olarak düşürecek sensörlü tabelalar yapmayı hayal ediyorum. Adı üstünde bir hayal bu; gerçekleşmesi çok güç yani. En azından benim yaşımda biri yapamaz böyle bir şeyi. Arkadaşlarımla da tartıştım; bu hayalimi.</p>
<p><strong>Arkadaşlarınla nasıl ilişkilerin?</strong></p>
<p>Çok iyi. Sınıfta 7 kişilik bir arkadaş grubum var. Hem rakip,  hem arkadaş olmayı başardık. Aramızdaki tatlı rekabet bizi ileriye taşıyor. Sınıfça; herkesin eşit görev aldığı ‘her şey gülen bir yüz için’ adlı sosyal proje aracılığıyla kardeş okulumuza destek verdik. Kimse kimsenin ne yardım ettiğini bilmiyor.</p>
<p><strong>SBS türü sınavlar hakkında ne düşünüyorsun?</strong></p>
<p>Ben çocukların yeteneklerine göre yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sınıflar çok kalabalık olmamalı. Az sayıda, en fazla 20 öğrenciden oluşan bir sınıfta bir öğretmen olmalı. O çocukları daha iyi tanır böylece ve öğrencileri daha yetenek ve ilgilerine göre yönlendirir. Henüz kesinleşmeyen bir düşüncesi var; Milli Eğitim Bakanlığının. Öğrenciler 4. Sınıftan itibaren böyle değerlendirilecekmiş ama sonuçlar açıklanmayacakmış. Orta öğretimde de buna göre öğrenciler ayrılacakmış. Sağlıklı olmaz; kayırma olur diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Gözlerini kapat ve yıllar sonra nerede olduğunu hayal et; bakalım!</strong></p>
<p>Bilim insanı olarak görüyorum kendimi. Sensörlü baston gibi projeler geliştirip hayata geçiren bilim insanı oluyorum. Bu sayede yardım ettiğim, hayatlarını kolaylaştırdığım insanlar, bana minnettar oluyor. Onlara yardım ettiğim için ben de kendimle gurur duyuyorum. Görme engelliler için geliştirdiğim bu bastonun seri üretimi yapılabilse; çok sevinirim. Bu bastonun titreşimli yapılması da mümkün.</p>
<p><strong>Annen ve baban öğretmen. Üniversite öğrencisi abin var. Ailece yaratıcı ve üretken olduğunuz belli. Bolca okuduğun; hayal dünyanın zenginliğinden en çok bilim kurgu kitabı okuduğun anlaşılıyor. Analiz yeteneğin yüksek. Öğretmen annen ve baban seni her anlamda destekliyor. Okul başarın yüksek. Yabancı dilini de geliştirirsen hayallerine ulaşman için engel yok</strong>. <strong>Hayatında hiç beyaz baston görmemişsin; filmler haricinde. Görme engellilere özel yolları da görmemişsin; duyumların haricinde. Çevrende görme engelli yok ve sen böyle bir proje geliştiriyorsun. Af-ferin sana; yolun açık olsun; hayallerine tez zamanda kavuş Muhammet. Sana madalya takamam ama mavi boncuk takabilirim.</strong></p>
<p>Teşekkür eden Muhammet’le Fethiye Kordonda bastonu kullandık birlikte; fotoğraf çekmek için. Bu arada babası Patent Enstitüsüne yaptıkları başvuruyu yakında tamamlayacaklarını, TÜBİTAK’a da başvurduklarını henüz yanıt gelmediğini söyledi. Dilerim her türlü destek sağlanır ve Muhammet’in hayalleri gerçek olur. (ÇT)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/kucuk-mucidin-buyuk-basarisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Müşteri Velinimet&#8221;, Ya Temsilcileri?</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/musteri-velinimet-ya-temsilcileri/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/musteri-velinimet-ya-temsilcileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 01:18:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4136</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dbf7bd3c83df" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dbf7bd3c83df wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >``Müşteri Velinimet``, Ya Temsilcileri?</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Selin, arkadaşımın kızı. 23 yaşında. Kamu yönetimi okudu. Çağrı merkezinde müşteri temsilcisi olarak çalışıyor. Mutlu mu? Hayır!</p>
<p>Sohbet esnasında yaptığı işe ilişkin anlattıkları benim açımdan öğreticiydi.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>&#8220;Hiç bir yaratıcılığı yok, yaptığım işin. Sürekli konuşmaktan ses tellerimde nodül oluştu. Hep oturduğumdan boşaltım sistemim tembelleşti. Boyun, bel ağrılarım had safhada.  Kamburlaştım sanki.</p>
<p>Sosyal yaşam sıfır. Eve yorgunluktan bitap geliyorum. Bilgisayar, telefon, televizyon görmek istemiyorum. Yatağıma uzanıp; tavandaki göllere, okyanuslara bakıp dalıyorum öylesine. Hafiften depresif bir hal. Bazen söylenenleri bile anlamıyorum.</p>
<p>Kalabalığa giremiyorum. Sokaktaki insanlar ürkütüyor beni.</p>
<p>Merkezde çalışan sayısı çok ama yan &#8220;desk&#8221;te çalışanla bile iletişim kurmak yasak. Müşteri dediğin ise telefonda ses, sadece. Aynı cümleleri, aynı ses tonuyla gün boyu defalarca tekrarlıyorum.</p>
<p>Karşımdakilerle  yüz yüze, göz göze iletişim kuramaz oldum.</p>
<p>İşçi değil, köleyim sanki. &#8216;<em>Biri(leri) beni gözetliyor&#8217;</em> hali tüm enerjimi çalıyor. Her şey görsel-işitsel kayıt altında. Sürekli oto-kontrol ve &#8216;<em>Nerde hata yaptım acaba&#8217; </em>hali zorluyor beni.</p>
<p>Müşteriye her şey serbest: hakaret, taciz. Erkek müşteri temsilcileri bir nebze  şanslı. Çaresizlik, tükenmişlik içinde iliğin kuruyor.</p>
<p>İçeride sürekli gürültü var. Doğal ışık, hava yok. Doğal insan hiç yok. Artı klima ve manyetik alanın etkisi.</p>
<p>Müşteri bir hizmeti ya da ürünü alırken çağrı merkezi hizmeti sunumunu önemsiyor,  firma da ürün sattığı müşteriyle iletişimin kalitesini mühimsiyor. Biz köprüyüz arada. Tüketici hakkını kullansın tamam da, firmanın tüm olumsuzluklarını karşısına çıkan sese yüklemesi haksızlık ama. Bir çalışanı olarak mühimsenmek istiyorum, ben de.</p>
<p>Sekiz saatlik mesaide sürekli yakınma halindeki insanlarla muhatap olunca, yemek dahil 30 dakikalık molada gevşeyemiyor elbette, insan.</p>
<p>Babam her gün heyecanla gider işe; süslenir, özenir kendine.  Ben arkamdan silah dayanmışcasına zorla gidiyorum.</p>
<p>&#8220;<em>Her işin sorunları kendine özgü. Yok öyle bedava ekmek; memlekette</em>&#8221; diyen babama  sinirlenip, ardından &#8220;<em>Benim payıma düşen de bu. Abartma</em>&#8221; diyorum.</p>
<p>Ben bekar ve aile desteğine rağmen bu haldeyim. Evlilerin, çocukluların hali daha zor.</p>
<p>Çağrı merkezlerinde iş yükünü müşteri temsilcileri taşır. Çağrıları yanıtlama ve sonuçlandırma yani. Takım liderleri ise bizimle supervizör arasında köprüdür.</p>
<p>Bir takım liderine 20-30 temsilci düşer. Performansımızı izler, denetler, sorgular ve kendisini denetleyen &#8216;supervizör&#8217;e raporlar. İnsani ve yönetici değerleri gelişmemiş bir takım lideri bu cehennemi çalışmayı daha da dayanılmaz kılar. Liderin iyiyse;  çalışma koşulları değişmez ama daha katlanırlığı artar.</p>
<p>Süpervizör işinin ehli değilse, müşteri memnuniyeti de çalışan memnuniyeti de hikaye. İşe başlarken verilen eğitimde; şirketin şikâyet yönetim sisteminin çok iyi olduğu,  ancak servis seviyesini daha da hızlandırmayı hedefledikleri söylendi bize.</p>
<p>Habire &#8220;<em>performansınız yeterli değil</em>&#8221; deniyor. Motivasyon arttırıcı uygulama yapacağına, mesela ödüllendireceğine cezaya başvurursan sonuca da katlanırsın.</p>
<p>Müşteriyle konuşurken, takım liderimin arkamda, beni izlediğini hissettiğimde kan dolaşımım hızlanıyor, elim titriyor, sesim tarazlanıyor. Haftanın son mesai gününün son saatleri azap; benim için. Niye? Hatalarımız bize yazıyla bildirilir. Uyarı yani. Bir yıl içindeki performansımız bu uyarılarla belirleniyor. Düşükse kapı dışarı.</p>
<p>İki ay sonra bir yılım dolacak, burada. İşten ayrılmayı ekonomik nedenlerle göze alamıyorum ama belki onlar atar da, kurtulurum.</p>
<p>Herkes benim gibi mecburcu çalışıyor. İlişkiler mekanik. Samimiyet sıfır. Maaşlar düşük. Motivasyon alt sınırda, manyetik etki üst sınırda. Hep dem yargılanırsınız. Lider sizi herkesin içinde aşağılar ama başarılarınızı görmez.</p>
<p>Pik saatlerde, çağrılar yoğunlaştığında yani, tuvalete bile gitmenize izin verilmez. Müşterinin dert anlatması uzun sürdüğünde &#8216;kısa kes&#8217; denir, performans hedefinden uzaklaşılacağı için.</p>
<p>Kulaklık irrite ediyor beni. Mesai öncesi temizlerim mutlaka. Sürekli monitöre bakmak göz kuruluğu yaptığından ilaç kullanıyorum. Arkadaşlarımın çoğunun el parmaklarında klavye kullanma kaynaklı tutulma var ve kollarına yayılan uyuşma.</p>
<p>&#8216;<em>Müşteri velinimet&#8217;</em> tamam. Ya temsilcileri? Bize hep &#8216;<em>haklı olsanız da geri durun&#8217;</em> deniyor. İnsanın kendini ifade edememesi kötü bir şey.</p>
<p>&#8216;<em>Başka Dilde Aşk&#8217;</em> ı izledin mi? O film bizim sorunlarımızın fark edilmesine katkı verdi. Çağrı merkezi çalışanları Derneği sorunlarımız için çabalıyor ama güçleri bir yere kadar. Bildiğim bu işin uzun süre yapılamayacağı. Ve benim de yapamayacağım.&#8221;</p>
<p><em>*Şadiye Dönümcü. sosyal hizmet uzmanı.</em></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/musteri-velinimet-ya-temsilcileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evşen Bugün Okulunu Şenlendirecek</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/evsen-bugun-okulunu-senlendirecek/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/evsen-bugun-okulunu-senlendirecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 01:10:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4126</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dbf79e5f2676" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dbf79e5f2676 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Evşen Bugün Okulunu Şenlendirecek</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Kapıyı açtığımda bir elinde çantası, diğerinde kaplama kağıtları olan ve  &#8220;Şado işin yoksa; kitap ve defterlerimi seninle beraber kaplayabilir miyiz?&#8221; diyen komşumun kızı ve yeni arkadaşım Evşen&#8217;i kıramazdım. Masasının üstünü boşaltmama yardım ettikten sonra çantasındaki kitap-defterleri çıkardı.</p>
<h2>Adı gibi şenlikli arkadaşım</h2>
<p>Evşen adı gibi şenlikli bir çocuk. 8 yaşında. İkinci sınıfa başlayacak. Akıllı, uyumlu, ne isteyip ne istemediğini bilen, kendini ifade edebilen bir çocuk; çoğu akranı gibi. Bu sevimli arkadaşımın okullar açılacağı için keyfi yok bir haftadır. Tatil biteceği ya da dersler başlayacağı için değil; yeni bir okul, yeni öğretmenler ve yeni arkadaşları olacağı için kaygılı.</p>
<p>Nazilli&#8217;den babasının tayini nedeniyle geldiler Ankara&#8217;ya. &#8220;Burası çok büyük. Kaybolurum ben burada &#8221; demişti ilk geldiği günlerde. Alıştığı, sevdiği her şey ve herkesten ayrılmıştı. &#8220;Buranın peynirli pidesi bile değişik, hiç güzel değil&#8221; diyordu. Aradan geçen iki ay sürede, ücretsiz izinli olan annesinin kızına daha fazla zaman ayırması sayesinde şehri keşfettikçe sevmeğe, hatta alışmağa bile başladı.</p>
<h2>Kuğulu park, hamak, bilgisayar, kitap derken&#8230;</h2>
<p>Eskisi gibi sokakta oynayamasa da evin yakınındaki Kuğulu Park&#8217;ta bulduğu günübirlik arkadaşlarıyla oynayarak bu açığı kapattı. Apartman görevlimizin akranı olan kızı Aysu&#8217;ya &#8220;Benim buradaki tek dostum Şado. Ama o 52 yaşında. Arkadaşım değil; dostum olabilir. Sen benle arkadaş olur musun?&#8221; teklifi kabul görünce arkadaşına bilgisayar kullanmayı öğretti, ondan örgü örmeyi öğrendi. Birlikte kah kavgalı kah keyifli evcilik oynamak, Aysu&#8217;ların bahçesindeki hamakta sallanmak, bilgisayarda zaman geçirmek iyi geldi ona. Annesinin zoruyla her gün 20 sayfa okudu. Bitirdiği kitabı bana özetle anlattığında şemsiye çikolatayla ödüllendirdim onu.</p>
<h2>Bitti tatil</h2>
<p>&#8220;2. Sınıf Tatil Kitabı&#8221;nı tüm yaz ellememiş, geçen hafta babasının &#8220;Bitirmezsen,  Behzat Ç. dizisini okul zamanı izlemene izin yok&#8221; tehdidi karşısında sıkı bir çalışmayla 10 günde bitirdi. Babasına öfkesi büyüktü; terfi etmeseydi buraya taşınmayacaklar ve dolayısıyla o da okul-öğretmen-arkadaşlarını değiştirmeyeceği için.</p>
<p>Annesi Dila bilinçli bir kadın. Okul değişikliğinden kızının en az düzeyde etkilenmesi için elinden geleni yapıyor. Evlerine çok uzak bir okul yerine yakındaki okulları önce kendisi tek başına gezdi. Uygun bulduğu iki okulu Evşen&#8217;in görmesini sağlayarak kararı kızına bıraktı. Bahçesi büyük ve tuvaletleri güzel olan okulu seçti kızımız. Kayıt için gittiklerinde müdür yardımcısının hediye ettiği oyun kitabı onu mutlu etti. Öğretmeninin kadın değil, erkek olması, sınıfındaki öğrenci sayısının eski okuluna görece az olması, sabahçı olması üzdü onu. Sıraların tek kişilik olması, spor salonu ve müzik salonu bulunması, kantinin büyük olması ve formasının şık olması mutlu etti onu.</p>
<h2>Sardı korkular, kaygılar</h2>
<p>&#8220;Öğretmenim senin kadar yaşlı. Ama senin kadar büyük değil, göbeği&#8221; diyerek güldürdü beni. Pembe-mor çizgili kravatı hoşuna gitmiş ama babası kadar yakışıklı bulmamış onu. Annesinin öğretmeniyle daha önceden konuştuğunu bilmiyor ama öğretmeninin &#8220;Sınıftaki arkadaşlarını seveceksin; hepsi iyi ve akıllı çocuklar. Tek tek tanıştıracağım onları seninle. Hem de kürsünün önündeki sıraya oturtacağım seni&#8221; demesi bir parça güven vermiş ona.</p>
<p>Verilen kırtasiye ve yardımcı kitap listesini almak için çıktıkları alış-verişten liste harici malzemelerle ve bütçe üstü harcamayla döndüklerini söylemem gerek var mı? Formasıyla defile yaptı bana. Okula giymemek koşuluyla alınan tekerlekli ayakkabısıyla Tarkan&#8217;ın şarkıları eşliğinde dans etti bana.</p>
<h2>Evşen şanslı&#8230; Annesi bilinçli&#8230;</h2>
<p>Annesinden ilk üç gün ders aralarında onu bekleyeceğine dair söz aldı. Salonda değil odasında ders çalışacağına dair yemin etti. Evşen, tatil rehavetinden çıkıp, okul düzenine alışması için alınan erken yatıp kalkma, kahvaltı süresini kısaltma gibi önlemlere mızırdansa da uyuyor, mecburen. Saç kestirmeğe gittiği kuaförde modeli saptaması kolay olmamış.</p>
<p>Göz muayenesi için gittiklerinde doktora &#8220;Gözlük verecek misiniz? Mor olanı yakışır bana&#8221; dese de amacına ulaşamamış ancak annesine sokaktan güneş gözlüğü aldırtmış. İşitme kontrolü için gittikleri hastanedeki doktor &#8220;Sağlıklısın&#8221; deyince annesine dönüp &#8220;Odanı, oyuncaklarını topla dediğinde istemediğim için duymadığımı anladın mı şimdi&#8221; deyip, güldürmüş herkesi. Diş kontrolünden mutsuz döndü, iki çürüğüne dolgu yapılacağı ve kola-şeker sınırlaması getirildiğinden.</p>
<p>Babası kocaman bir duvar takvimi almış ona. Daha şimdiden tatil günlerini gülen adam etiketleriyle belirledi. Beslenme saati için süt-meyve suyu stokladılar eve. Her şey tamam olsa da; Evşen için öyle değil.</p>
<h2>&#8216;Of&#8217;lamakta haklı</h2>
<p>&#8220;Şado&#8217;cum; benim eski okulum çok güzeldi. Sadece okuma-yazma öğrenmiyorduk orada. Eğleniyorduk da. Arkadaşlarım iyiydi; bana çelme atan Muhsin hariç. Sınıf başkanıydım. Okuma bayramında bir sürü rolüm vardı. Arkadaşlarımın doğum gününe gidiyordum. Burada beni kimse tanımıyor. Daha adlarını bile bilmiyorum; onların. Teneffüslerde tek başına kalırsam; n&#8217;aparım ben. Kalemimi evde unutacak olsam borç kalem bile veren olmaz bana. Ya Muhsin&#8217;den bile daha kötü oğlan çocukları varsa&#8230;  Öğretmenime de şikayet edemem; çünkü onu da bir kez gördüm sadece&#8221; diyen ve sıkça &#8216;of&#8217;layan Evşen&#8217;e; defter-kitaplarını kaplarken kendime ve kızlarıma ait okul anılarını biraz da değiştirerek anlatmamın ona ne denli yararı olduğunu bilemiyorum.</p>
<h2>Yaşayarak öğrenecek</h2>
<p>Evşen biraz korku, çokça kaygıyla yeni bir yaşam deneyimleyecek bugün. Yeni okulundaki öğretmeni ve arkadaşlarıyla bir üst sınıfa başlayacak yeni şeyler öğrenmek için. Bu &#8216;yeni&#8217;lerin getirisi güçlüklerle baş edip edemeyeceği kaygısı besliyor korkusunu. Oysa açılış töreni sonrası girdiği ilk ders sonunda, günün sonunda azalacak korkusu, kaygıları ama&#8230; Nerden bilsin bacak kadar çocuk bunu. Yaşayarak öğrenecek işte.</p>
<p>Evşen, bugün okullu olacak; ikinci kez.</p>
<p>Bugün yeniden okullu olacak tüm Evşen&#8217;lere başarılar.</p>
<p>Bugün yeniden okullu olacak tüm Evşen&#8217;lere iyi-doğru-güzel şeyler öğretecek olanlara da teşekkürler şimdiden.</p>
<p>* Şadiye Dönümcü, sosyal hizmet uzmanı.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/evsen-bugun-okulunu-senlendirecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakkını Arayan Emekli, Memuriyette Geçen Süresi İçin İkramiye Alacak</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/hakkini-arayan-emekli-memuriyette-gecen-suresi-icin-ikramiye-alacak/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/hakkini-arayan-emekli-memuriyette-gecen-suresi-icin-ikramiye-alacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 00:58:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4117</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dbf772363c64" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dbf772363c64 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Hakkını Arayan Emekli, Memuriyette Geçen Süresi İçin İkramiye Alacak</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 2011/78 sayılı (gerekçeli) kararı 9.07.2011 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlandı. Kararda &#8220;5997 sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı KHK&#8217;de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun&#8217;un 14&#8217;üncü maddesiyle, T.C. Emekli Sandığı Kanunu&#8217;nun 89. maddesinin değiştirilen 1&#8217;inci fıkrasının 2&#8217;nci cümlesinin &#8216;Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4&#8217;üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve &#8230;&#8217; bölümünün Anayasa&#8217;ya aykırı olduğundan iptali&#8221; yer aldı.</p>
<p>İptal kararının getirisi ne olacak?</p>
<p>Memurken istifa edip SSK veya Bağ-Kur&#8217;a bağlı çalıştıktan sonra emekli olanlar, kamuda geçirdikleri süreye ait emekli ikramiyesini mevzuat gereği alamıyordu. Bu emeklilerden Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)&#8217;na ikramiyelerinin ödenmesini talep edenlerden başvurusu reddedilenler idare mahkemesine dava açtı. Yargılama sonucundaki kararla emekli ikramiyelerini alma hakkı kazananlar oldu.</p>
<p>Alınan yargı kararları bireye özgü olduğu ve aynı durumdaki emekliler için düzenleme yapılmadığından konu Anayasa Mahkemesi&#8217;ne götürüldü. Mahkeme ilgili yasa hükmünü iptal edip, yeni bir düzenleme yapması için hükümete bir yıl süre tanıdı. Gecikmeli olarak TBMM tarafından yapılan düzenlemede &#8220;Son defa T.C. Emekli Sandığı&#8217;na tabi görevlerden emekliye ayrılan ve&#8230; (2829 sayılı Kanunun 12. maddesi 1. fıkrası)&#8221; ibaresine yer verilince, ikramiye ödenmesinin yasal dayanağı ortadan kalktı. Anayasa Mahkemesi verdiği iptal kararında, bu durumun Anayasa&#8217;nın 2. maddesindeki hukuk devleti ve 10. maddesindeki eşitlik ilkesine tam olarak uygun olmadığına yer verince azalan umutlar yeniden arttı.</p>
<p>Benzer durumda olanlar ile varisleri, SGK&#8217;ya başvurarak iptal kararı dayanağında ikramiyesi ödenmesini SGK&#8217;dan talep edip, olumsuz yanıt alınca İdare Mahkemesi&#8217;ne dava açtı. Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi &#8220;5997 Sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı KHK&#8217;de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun&#8221;la getirilen düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi&#8217;ne taşıdı.</p>
<p>Bazı idare mahkemeleri emsal uyuşmazlıklar dayanağında; Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararı işbu davaların sonucunu etkileyeceğinden, karar verilene dek bakılan davaların bekletilmesi ve esas hakkında verilecek kararın ertelenmesine, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararı gelmezse davanın yürürlükteki hükümlere göre çözümlenmesine karar verdi.</p>
<p>&#8220;Tek hak kullanılmalı&#8221; demiştik</p>
<p>bianet&#8217;te yayımlanan &#8220;İstifa eden memur ya da varisleri ikramiyesini alabiliyor&#8221; başlıklı ve bir diğer yazımızda &#8220;Bu bir hak ve sonucu ne olursa olsun kullanılmalı&#8221; temasını işlemiş, ayrıca &#8220;(&#8230;) Dava kazanılır ya da kazanılmaz. Bu tek bir haktır. Dava açanların bu süreçten kârlı çıkacağını düşünüyorum. Yasal düzenlemeler sıkça değiştiğinden bu tek hak kullanılmalı. Mağdur olup dava açmayanlar bu süreyi boşa harcamasın. Devlet memuru iken &#8216;istifa&#8217; edip ayrılanlar, memuriyetine son verilenler, askerliğini yedek subay olarak yapanlar ile bu durumda olup da vefat edenlerin varisleri SGK&#8217;ya başvurup, aldıkları yanıt &#8216;red&#8217; ise, idare mahkemesine 60 gün içinde dava açmalı&#8221; diyen Avukat Fatma Şahin Çolak&#8217;ın sözlerine yer vermiştik.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi ikinci kez iptal etti</p>
<p>9.07.2011 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında; &#8220;5997 sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı KHK&#8217;de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun&#8217;un 14&#8217;üncü maddesiyle, T.C. Emekli Sandığı Kanunu&#8217;nun 89. maddesinin değiştirilen 1&#8217;inci fıkrasının 2&#8217;nci cümlesinin &#8216;Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4&#8217;üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve &#8230;&#8217; bölümünün Anayasa&#8217;ya aykırı olduğundan iptaline karar verildi.&#8221;</p>
<p>Emekli Sandığı&#8217;na tabi çalışma süreleri için ikramiye ödenmesini engelleyen yasa hükmünü 2&#8217;nci kez iptal eden Anayasa Mahkemesi, bu kez yasama organına yeni bir düzenleme yapılması için süre vermediğinden, Resmi Gazete&#8217;de yayımlandığı gün itibarıyla yürürlüğe girdi.</p>
<p>İptal Kararı ne getirecek?</p>
<p>Avukat Fatma Şahin Çolak &#8220;Karar sevindirici. Emekli Sandığı&#8217;na bağlı çalışırken ayrılıp SSK veya Bağ-Kur&#8217;a tabi çalıştıktan sonra birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden SSK veya Bağ-Kur&#8217;dan 9 Temmuz 2011 tarihi itibarıyla emekli aylığı bağlanacak olanlar, Emekli Sandığı&#8217;na bağlı süreleri için ikramiye alabilecek. 9 Temmuz 2011 tarihi öncesi açılan, yani sürmekte olan idari yargı davalarının bu kararı beklediği için olumlu sonuçlanacağı düşüncesindeyim. Ancak dava açmamış olanların alamayacağını düşünüyorum. Çünkü Anayasa&#8217;nın 153. maddesinde iptal kararları geriye yürümez. İdarenin uygulamasının ne yönde olacağını kestirmek şimdilik güç olsa da; bu anlamda anayasal ilkeler doğrultusunda uygulama yapılacağını düşünüyorum&#8221; diyor.</p>
<p>Bir dilek</p>
<p>Yazıyı bitirirken, her hizmet yılı için verilecek ikramiye miktarı hesaplanırken aynı derecedeki memurun bugün aldığı maaş ve katsayının baz alınmasını diliyoruz. (ŞD/YY)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/hakkini-arayan-emekli-memuriyette-gecen-suresi-icin-ikramiye-alacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hapishanenin Olduğu Yerde Eşitsizlik Ve Adaletsizlik Var&#8221;</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/hapishanenin-oldugu-yerde-esitsizlik-ve-adaletsizlik-var/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/hapishanenin-oldugu-yerde-esitsizlik-ve-adaletsizlik-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2019 23:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4066</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dbf612a4a743" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dbf612a4a743 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >``Hapishanenin Olduğu Yerde Eşitsizlik Ve Adaletsizlik Var``</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>&#8220;<em>Çocuklar benim kaldığım dönemde buralar bu kadar kötü değildi valla&#8230; Şimdi çok kötü olmuş&#8221;</em> diyen sesi duyunca arkama dönmüştüm; sesin sahibi kim merakıyla.</p>
<p>Kırklı yaşlarda, orta boylu, üzerinde eprimiş tişörtlü bir adamdı. Sağ ve sol yanına aldığı yaşları 12-14 dolaylarındaki biri kız biri erkek çocuğuna söylüyordu bu lafları.</p>
<p>Gülümsememden aldığı güçle &#8220;<em>Yattım burada. Kader mahkûmuydum. Çıktım, evlendim. Çocuklarım oldu. Oto tamirhanesinde çalışıyorum. Patrondan yarım gün izin aldım; yevmiyemden kesilmek kaydıyla. İstedim ki; çocuklarım hayatımın 12 yılını geçirdiğim burayı görsün. Saklım, gizlim yok onlardan. Valla bacım; o zamanlar </em><em>burası bu kadar kötü değildi</em>.&#8221;</p>
<p>O iki çocuğun yüzündeki donuk ifade sohbeti uzatmamı engelledi. &#8220;<em>Babanızla gurur duymalısınız; bu paylaşımı yaşama cesareti nedeniyle&#8221;</em> deyip saçlarını okşadım vedalaşırken. Onları arkamda bırakıp, hızlı adımlarla yürümüştüm film gösteriminin yapılacağı salona doğru.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>1979&#8217;da Kadınlar koğuşunda yatan bir arkadaşıma giysi götürmek için gitmiştim ilk kez Ankara Merkez (Ulucanlar) Kapalı Ceza ve Tevkifevi&#8217;ne.</p>
<p>Bir de yüreğim gitmişti oraya; 26 Eylül 1999&#8217;da. &#8220;40 kişilik koğuşlarda 100 kişinin kalması sağlıklı değil&#8221; diyerek cezaevi yönetiminden koğuş isteyen mahkûmların talebi dikkate alınmayıp da mahkumlar boş olan bir koğuşa kendi iradeleriyle geçince yönetim <em>&#8216;Tünel kazıyorlar&#8217;</em> gerekçesiyle operasyon başlattığında&#8230;</p>
<p>Coplar, kancalı demirler, dipçikler&#8230; Namluları alevli silahlar, gaz bombaları, mermi yağmuru&#8230; İtfaiye araçlarından sıkılan su ve köpük&#8230; Tarumar edilen koğuşlar&#8230;  Ölenler, yaralananlar&#8230; Televizyondan izlerken o haberleri; yüreğim oradaydı o günlerde.</p>
<p>İkinci gidişim ise; Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası Ankara Şubesi&#8217;nin düzenlediği &#8220;Mimarlığın Sosyal Forumuna Doğru Mimarlık Şenliği&#8221; (18-30 Haziran 2007) kapsamında düzenlenen etkinliklere katılmak içindi. Karmakarışık duygularla izlemiştim &#8220;Beynelmilel&#8221; filmini ve avluda düzenlenen söyleşiyi. Yutkunmakta güçlük çekerek gezmiştim sergileri, ziyarete açık olan cezaevi koğuşlarını, tecrit odalarını.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>İlkin askeri depo (1920), ardından cezaevine (1925) dönüştürülen ve yaklaşık 80 yıllık kurumsal tarihi boyunca orada yaşananlarla ve orada kalanlarla  ülke tarihine zifiri kara notlar düşürten, konuk ettiği binlerce insanın kişisel tarihinde önemli yer tutan, filmlere, şiirlere, öykülere, romanlara konu olan Ulucanlar Cezaevi&#8217;nin Altındağ Belediye Başkanlığınca, kültür merkezine dönüştürülmesine ilişkin restorasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyordum.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>Dün akşam televizyonda Ulucanlar Cezaevi Müze ve Kültür Sanat Merkezi&#8217;ne ilişkin haberi izledim.</p>
<p>Alan şimdilik: 20 bin metrekare. İleride açık cezaevi de eklendiğinde toplam alan 30 bin metrekare olacakmış. 22 balmumu heykel yaptırılmış Çin&#8217;de. Koğuş ve tecrit odalarındaki yerleştirilmiş heykeller. Bazı ünlü kişilerin heykellerinin yaptırılması da planlanıyormuş.</p>
<p>Bazı mahkûmların isim-resimleri asılmış bir dilek ağacına. Koğuşlardaki ranza başlarına orada kalanların biyografileri ve resimleri konmuş. Her türlü detay düşünülürken tecrit odasındaki fareler bile unutulmamış.</p>
<p>Işıklandırma ve seslendirilme de yapılmış. Çığlıklar, türküler yayımlanıyormuş merkezi ses yayım sistemi aracılığıyla. Duvar-dolap resimleri ve duvar yazıları korunmuş. Gelecekte isteyen ziyaretçilerin tecrit odasında 3-4 saatliğine kalmaları da sağlanacakmış; gerçek bir mahkum gibi.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>Ulucanlar &#8220;utanç müzesi&#8221;ne ilişkin izlediğim haber aklıma getirdi; bahçesinde gördüğüm iki çocuklu eski mahkûmu ve Tuncay (<strong>Çelen</strong>) hediye ettiğinde, göz gezdirip kitaplığıma kaldırdığım &#8220;<strong>Tanıkların Ulucanlar&#8217;ı</strong>: Sözlü Tarih&#8221; kitabını.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>Kitabı bulup oturdum koltuğuma; elimde kalem, önümde defter.</p>
<p><a href="http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=3918" target="_blank" rel="noopener noreferrer">&#8220;<strong>Tanıkların Ulucanlar&#8217;ı</strong>: Sözlü Tarih&#8221;</a> kitabı &#8220;Mimarlık Şenliği 2007&#8221; çalışmalarının yayınlarından (<strong>***</strong>)biri.</p>
<p>Ulucanlar Cezaevi&#8217;nde 2. ve 7. koğuşlarda kalan ve &#8220;<em>Sözlü Tarih Atölyesi</em>&#8220;ne katılarak bilgi ve anılarını paylaşan <strong>Muzaffer İlhan Erdost, Vahap Erdoğdu, Aptullah Nefes, Tuncay Çelen, Oktay Etiman, Ahmet Sönmez, Ayten Canatan Gümüşel, Halil Çelimli, Hüseyin Sünger, Ahmet Karagücük, Kemal Çeliker, Hazeli Akgöl, Bülent Tanık, Hüseyin Esentürk, Teoman Ata, Hasan Barutçu, Ali Artun&#8217;</strong>un anlattıklarına, Avukat <strong>Halit Çelenk&#8217;</strong>le cezaevi infaz avlusunda yapılan söyleşiye, <strong>Yılmaz Güney&#8217;</strong>in &#8220;Soba, pencere camı ve ekmek istiyoruz&#8221; kitabından alınan &#8220;Ulucanlar Cezaevi Ankara Kapalı Cezaevi Raporu&#8221;na ve &#8216;Ulucanlar Albümü&#8217;ne yer verilmiş kitapta.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p><strong>&#8220;(&#8230;) </strong>Kavak ağacı duruyor; ben ona bakarım, o bana bakar, ikimiz ağlamaklı oluruz&#8217; diye bir yazı yazmıştım. Burası gerçekten tarihi bir yer. (&#8230;) Ben, 1960&#8217;dan bu tarafa olan tarihini biliyorum; yaklaşık 50 yıl, yarım yüzyıldır bu cezaevine geldim, gittim. Türkiye&#8217;nin en önde gelen yazarları, sanatçıları, karikatüristleri, Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları mahkemelerde yargılandılar ve burada yattılar, biz onlarla görüştük. Bu duvarlar bütün bunlara tanık oldu, o insanlara tanık oldu, yatanlara tanık oldu, işkencelere tanık oldu, infazlara tanık oldu. Yani bu cezaevi bütün bu olayların tanığıdır. Yani burası, adeta Ankara&#8217;daki ceza adaletinin serüvenine tanık olmuştur&#8221; diyor <strong>Avukat Halit Çelenk</strong> son derece etkileyici şeyler anlattığı (s:9-25)  söyleşisinde.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>&#8220;(&#8230;) Cezaevinin giriş kapısıyla ikinci kapısı arasına kapıaltı denir. Burada cezaevi zimmetine geçesiniz. Kapıaltını geçince küçük, dört yanı duvarlarla çevrili bir bahçeye çıkarsınız. İdam mahkumlarının infazı bu küçük bahçede yapılır. O uzun ve ince kavak, (en son) Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan&#8217;ın idamına tanık olmuştur. İlk  girenlerin araması burada yapılır. Cepleriniz boşaltılır kemeriniz alınır ve her yanınız didik edilir, ayakkabınıza bakılır. Sakıncalı bulunan eşyalarınız varsa onlara el konulur. Yüz, iki yüz liranın üstünde paranız varsa alınır. (&#8230;) Üçüncü kapıdan geçince saçınızı sıfır numarayla keserler. Ya merdivene oturursunuz tıraş sırasında, ya da ayakta&#8230; saçlarınız önünüze dökülür.</p>
<p>Tecrit, tutukluların genellikle üç gün kalmak zorunda oldukları, üç metre eninde, yedi metre boyunda, üç-üç buçuk metre yüksekliğinde, köhne, pis bir koğuştur. Yan yana, birbirine ekli sekiz ranzası vardır. Bu ranzalar altlı üstlü oldukları için tecrit on altı kişiliktir.  İşte bu on altı kişilik yere yetmiş seksen kişi sıkıştırılır, üç günlük yasal bekleyiş içinde. Pislik ve bakımsızlık örneği bir helayı paylaşırlar. Su, temizlik, hava gibi en doğal ihtiyaçlardan yoksun bulunan tecrit koğuşu; bit, pire, hamamböceği, tahtakurusu ve başka her türlü haşeratın, her türlü bulaşıcı hastalığın kaynağı olan bir yerdir.</p>
<p>(&#8230;)Sık sık bit araması yapılır, bitlilerin bir kısmı azarlanır, dayak yerler. Her yerin bit pire istilasına uğradığı yerde bitli olmak yasaktır. Fakat bu kurala uymak elde değildir. Bitlerimiz ve pirelerimizle dostça yaşarız. Fare kardeşlerimizle ekmeklerimizi, yiyeceklerimizi bölüşürüz.</p>
<p>(&#8230;) Yarım metrekarelik, camlı ve tel örgülü kabinlerde, yüksek sesle görüşmek zorundasınız. Yavaş konuşursanız, karşınızdaki camlardan ve daracık tel örgülerden sesiniz duyulmaz. Görüş on beş dakikadır. (&#8230;)Yenmeyecek kadar kötü olan karavanaları yemek zorunda olan garibanlar vardır. Karavanaları yiyemeyenler ve dışarıdan yemeği gelmeyenler ihtiyaçlarını tabldot ya da kantinden karşılarlar. Çayımız ucuzdur yalnız.(&#8230;) &#8220;diye yazmış <strong>Yılmaz Güney&#8217;</strong>; &#8220;Soba, Pencere Camı Ve Ekmek İstiyoruz&#8221; kitabında yer alan &#8220;<strong>Ulucanlar Cezaevi Ankara Kapalı Cezaevi Raporu</strong>&#8220;nda (s:27-36)  söyleşisinde.</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p><strong>Vahap Erdoğdu</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;)Bir komün hayatı yaşıyorduk. Hergün bütün gazeteleri alıyorduk; o gazeteleri bir arkadaş okuyordu. Akşam olunca o arkadaş o günün siyasi olaylarını, o gazeteleri özetleyerek  bir oturum yapıyorduk ve tartışıyorduk. (&#8230;) Komünde gerçekten çok mütevazi yaşıyoruz. Şunun için mütevazi yaşıyoruz? Mesela  Samsun sigarası falan hediye geldiği zaman  her yemekten sonra  arkadaşlara birer tane dağıtıyoruz.(&#8230;) &#8221;</p>
<p><strong>&#8216;Rakıya kement atan adam&#8217;</strong>, <strong>Abdullah Nefes</strong> anlatıyor: (&#8230;) Koğuş üstündeki kulede nöbet tutan askeri tavladık. Haftada bir bize rakı getiriyordu. İple aşağı sallandırıyor, biz de pencereden alıyorduk. Bir şişe ona çalışıyor, bir şişe bize çalışıyordu. Biz iki şişe parası veriyorduk. Fukara, Tokat&#8217;lı bir çocuktu, unutmuyorum da. Bir akşam tam alacağız, iyi bağlamamış, küt düştü rakı şişesi betonun üzerine ama kırılmadı. Rakının düştüğü yer öyle garip bir yer ki, saat başı gardiyan geliyor, saat kuruyor. Tam onun gelip ayağına dokunacağı yerde, öyle kötü bir yerde duruyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Hela sık sık tıkanırdı, onu açmak için kullandığımız şöyle bir uzun sopa var, kimi &#8216;O sopayla itelim rakıyı karşıya, görünmeyecek bir yere&#8217; , kimi &#8216;Oraya çamaşır asıyorduk, oraya çamaşır atalım &#8216; gibi öneriler yapıyordu. Olacak gibi değildi. Şaşkındık.</p>
<p>Ben o aralar boncuk işi yapıyorum. Boncuk örüyorum. (&#8230;) Tamam, kement yapacağım ve onu kementle alacağım, ancak ip tutmuyor ki; boşalıyor. O ilmiği atıyorsunuz, boşalıyor. Naylon iplik olduğu için sigarayla çok hafif yakıp tutturdum onu. Oturttuk, gardiyanın gelmesine üç dakika kala şişe içerideydi. Yukarıdan sevinç çığlıkları geliyordu, tabiî ki, asıl bizden çok yukarısı önemli, yukarıdan nasıl alkışlar falan geliyor anlatamam. Adettir rakı geldiği zaman hemen boşaltılır şişe kırılır, toz halne getirilir, tuvalete atılır. Çünkü şişe en önemli kanıttır o suça. O arada Süleyman Ege söyledi galiba, &#8216; Tamam adını bulduk senin, rakıya kement atan adam&#8217; Ertesi hafta artık utandık, ısmarlayamadık. Ama yukarıdan bir yetmişlik rakı indi bize. Cebinden almış asker(&#8230;)&#8221;</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p><strong>Tuncay Çelen</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;) 5 mayıs gecesi&#8230; (&#8230;) Oranın en gaddar gardiyanı, Nafız, cellat derlerdi. &#8216;Cellat Nafız&#8217; , görüntüsü de öyleydi. Diğer eski mahkumlara da çok çektirmiş ama bize karşı bir gaddarlığını görmedik. Baktım Nafız geldi sabah, boynuma sarıldı, hüngür hüngür ağlıyor. Tabii biz de hüzünlendik. Boynundaki kravatı çıkardı, &#8216;bu&#8217; dedi &#8216;Deniz&#8217;in anısı&#8217;. Giderken kravatını ona hediye etmiş.(&#8230;)</p>
<p><strong>Oktay Etiman</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;) O zamanlar buraya aileler, mahkum yakınları, yiyecek getirebiliyordu, karpuz, kavun filan. Bir akşam çay bardaklarında limonata dağıtıyorlar. Küçücük bir yer zaten, tek gözlü bir yerdir orası. Çay bardaklarında sarı bir su dağıtılıyor, herkese dağıtıldı, bana da verildi. Ben de limonata içeceğim zannettim, ağzıma götürdüm, şarap yapmışlar. Ağzıma götürdüğüm anda hepsi çok güldüler, çok büyük bir komplo yapmışlar, bana espri yapacaklar, çünkü o zaman benim yedinci yılımdı. Daha önce sormuşlardı bana, biliyorlardı içki içmediğimi.(&#8230;)</p>
<p><strong>Ahmet Sönmez</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;) Bizim günlerimiz avluda boncuk dizerek veya tespih yaparak geçerdi. Boncuk dizerek, sallama yapılırdı, tespih yapılırdı veya örme keseler, cüzdanlar&#8230; Kapının üzerine kuş gibi asarsın&#8230; Bunların hepsi önceden hesap edilmek suretiyle, kareli kağıtlara, işte şuraya üç tane mavi boncuk, arkasından beş tane kırmızı, iki tane sarı boncuk diye tasarlanır ve iple dizilirdi. Bu ipler de hemen hemen otuz metre. Volta atarken iplere çarpmayacaksın. Bilmem neredeki pencere parmaklığından, bilmem hangi ağaca gerilmiş ipler şeklinde olurdu. Orada, ha baba, de baba boncuk dizilirdi. Yani boncuklarla uğraşarak, hepimiz iyi-kötü yattık hapiste, saatlerin nasıl geçeceğini insan bilemez, kendi iç dünyasına hapis olursa, hapislik içinde bir hapislik daha olur ki, en tehlikeli ruh hali de budur. O nedenle, bu gibi uğraşlarla vakit geçirmeğe çalışırdık.(&#8230;)</p>
<p><strong>Ayten Canatan Gümüşel</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;) Ortalıkta dolaşan, hatta gece yattığımız yere gelip, ranzalara tırmanıp, yorganları, yatağı kemiren kocaman fareler vardı. Bize mutfak diye ayrılan bölümün üstünde, tuvaletler ve banyolar vardı. Yapı zaten böyle bir iş için yapılmadığından sağlıksız bir mekan, yaptığımız yemeğin içine lağım sularsının damladığını çok iyi biliyorum. Tencere kapağını açamazdınız, pişene kadar veya dışarı kaçırır, yemek pişti mi diye bakar, sonra geri getirir koyarsınız. (&#8230;)</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p><strong>Hüseyin Sünger</strong> anlatıyor: (&#8230;) Bizim komünler vardı, daha önceden sistem oturmuş. Dışarıdan yemekler geliyor, müthiş bir organizasyon, Bir gün Siyasal, üsteleniyor, bir gün Ziraat, bir gün ODTÜ. Dışarıda korkunç bir organizasyon var; içerdekilerin buradaki hayatlarının idamesini kolaylaştırmak amacıyla ama nefis bir organizasyon. Komünler hazır, yiyecekler geliyor. Burada idare sürekli yemek veriyor; kuru fasulye, nohut, kapuska şudur budur. O yemekleri yememiz mümkün değil. Kuru fasulye çuvaldan doğrudan doğruya tencereye dökülüp pişiriliyor. (&#8230;)  Kuru fasulye çıktığı zaman, çinko çanaklar vardı, herkes hakkını alıyor. Koğuşta kaç kişiysek&#8230; Bir araya getiriliyor, yemek dökülüyor süzgeçlerden, fasulyesi ayıklanıyor, haşlanmış fasulye haline getiriliyor, ondan sonra tekrar yağı, soğanı, salçası konularak tekrar pişiriliyor ve temiz bir kuru fasulye yiyoruz.(&#8230;)&#8221;</p>
<p>(&#8230;) Dışarıda yatacak yeri olmayan, yiyecek bulamayan, buraya gelip, bu yemeklerden ve bu yatacak yerden yararlanmak için, kışını burada geçirmek için kendileri bir şekilde tutuklattıran insanlar gördüm. Cezaevinin anlamı ıslah olarak tanımlanıyor, fakat buraya gelen bu tür insanlar da var.(&#8230;)&#8221;</p>
<p><strong>Ali Artun</strong> anlatıyor: (&#8230;) Bir daha hiç karşılaşmayacağım tipler tanıdım. Örneğin bir kalpazanı hiç unutamıyorum. Son derece beyefendi, Cumhuriyet gazetesi okuru bir sanatkardı. Aslında suçu son derece yetenekli bir baskı ustası olmasıydı. Her akşam bir müebbetliğe misafir oldum, kant içerek ve meyve yiyerek onların dramlarını dinledim. Bol bol safiyane propoganda yaptım: &#8216;<em>her şeytanlığın başı Amerikan emperyalizmi</em>&#8216; gibisinden. İkramlarını ve ısrarlarını reddedemeyerek ucundan bir kez esrar bile çektim. Sallama çevirmenin, volta atmanın inceliklerine ve derinliklerine vardım.(&#8230;) &#8221;</p>
<p><strong>Hasan Barutçu </strong>anlatıyor: &#8220;(&#8230;) Cezaevlerinde bazı temel kurallar vardır. Sabah koğuş kapıları açıldıktan sonra yatakta kalamazsın. Yatağını düzenler, yorganını dürüp yatağın başucuna koyar, giyinir ve avluya çıkarsın. Söyle &#8216;bir sat daha kestireyim&#8217; yoktur.(&#8230;) Geceleri de ışıklar sabaha kadar yanar ve ikişer kişilik nöbetlerle koğuş içinde düzen sağlanır, ahlaksızlık önlenir. Bu nöbetçilerin bir görevi de fazla horlayanları dürtüp uyandırmaktır. Ben de çok uyandırılanlardan biriydim. Arada bir de bit kontrolü yapılır. Koğuş kıdemlilerinden iki kişi sırayla herkesin fanilasını çıkarttırır ve fanilanın altına gelen yerinde bit aranır. Bit çıkarsa hamama gönderilirsin, sonra da ceza nöbeti yersin. İlk zamanlarda bizlerde fazlaca çıkmağa başladı. Şaşırdık. Çünkü temizliğimize dikkat ediyoruz. Sonra mesele anlaşıldı. Yenilere hep yapılan bir şakaymış. Kıdemli tırnağının arasına sakladığı bit senden çıkmış gibi yaparmış, sen de ceza nöbeti yermişsin. Böyle gırgırlar olurdu.(&#8230;)&#8221;</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p><strong>Hazeli Akgöl </strong>anlatıyor: &#8220;(&#8230;) Tutuklu olarak gelmeden önce buraya devamlı ziyaretçi olarak geliyordum.(&#8230;) Beni Ulucanlar Cezaevine getirdiler. Sabahın erken saatinde geldik, kapıaltı denilen yerden içeri gireceğimize, Topal Sadık denilen başgardiyan kapıyı açtı, beni kapıaltı yerine içeri aldılar. Orası sürekli dayak yenilen, ilk gelene hoş geldin denilen bir alan. Ben oraya geldim, bu Sadık koşarak geldi: &#8216;Çık dışarı, ne giriyorsun?&#8217; falan beni itekliyor. Yanımda sivil bir polis vardı, o da diyor ki: &#8216;Ne oluyor beyefendi, bir dakika ben de görevli falan filan&#8217; &#8216;Buraya kadar girmeyeceğini yıllardır kaç kere söyledim, anlamadın&#8217; diyor beni dışarı atıyor. Ben de &#8216;tamam, çıkayım&#8217; falan diyorum ortada kaldım. Dediler ki&#8217; Yaaa, biz tutuklu getirdik.&#8217; Bu inanamadı &#8216;Tutuklu mu geldin, iyi gel o zaman&#8217; dedi.</p>
<p>Beni içeri aldılar, içeri geçtim. Belgeleri filan aldılar. &#8216;Yaa, bizim kız buraya tutuklu olarak geleceğine hiç inanamıyorum. Niye seni Mamak&#8217;a götürmediler? Yoksa başka bir suçtan mı geldin, bak o zaman döverim seni&#8217; dedi. Böyle tuhaf hareketler, neyse içeri girdik. &#8216;Benim moralim senden çok bozuk. Siz beni çok kötü bilirsiniz&#8217; dedi. Ben &#8216;neden&#8217; diye sordum. Morali bozuk olacak kişi biziz, biz tutuklanmış geliyoruz. &#8216;Yaa, bir kaç gün önce burada bir idam oldu. Çocuğu çok tanıyorduk, çok üzüldük. &#8216; Hemen aklıma Necdet geldi. Çünkü 8 Kasım&#8217;da Necdet Adalı burada idam edilmişti.  Necdet&#8217;in de uzun yıllar ziyaretine gelmiştim.(&#8230;) Öyle deyince birden kendimden çok utandım. Ben tutuklandım, karşımdaki sağ görüşlü bir gardiyan olmasına rağmen o idamın üzüntülerini yaşıyor.</p>
<p>Neyse geçtik. Sadece giderken &#8216; Nerede olduğunu bana gösterebilir misin?&#8217;  dedim. &#8216;Tabii&#8217; dedi, beni aldı, geçerken o idam edilen yeri de gösterdi: &#8216; İşte burasıydı&#8217; dedi. Daha kenarda böyle şeyler falan da duruyordu, kaldırmamışlar, kuruları, şeyleri kenar tarafa yığmışlar.(&#8230;) &#8221;</p>
<p><strong>Bülent Tanık</strong> anlatıyor: &#8220;(&#8230;) Ben çocuklarıma o günleri fazla anlatmadım. İki tane oğlum var, küçük oğlum daha politize kimliği olan birisi. Cezaevinin ilk ziyarete açıldığı dönemde onu da aldım, cezaevini gezdirdim. Şok oldu, yani onun için olağanüstü, çarpıcı bir şeydi. Bunlara kendimizi öğrencilik döneminde de siyasete bulaşma döneminde de hazırlamıştık. Yani böyle bir mekanın var olabileceği ve bu mekanda insanların adalet deyimiyle terbiye edilip, topluma yeniden kazandırılması gibi amaçlarla tutulacağı, haklarının kısıtlanacağı gibi şeylerin böyle bir yerde nasıl olabileceği konusunda daha uyanık, daha doğrusu daha politize olmasın rağmen ufak oğlumun çok büyük bir şok yaşadığını gözledim.(&#8230;)&#8221;</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>&#8220;Tanıkların Ulucanlar&#8217;ı kitabından alıntılanacak çok şey var ama yerimiz dar.</p>
<p>Ulucanlar&#8217;ın tanığı o kadar çok ki; anlatacakları yazacakları o kadar çok şey var(dır) ki&#8230;</p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>O günlerin anısı olan fotoğraflar eklenmiş kitaba.</p>
<p>Teoman Ata&#8217;nın orada yaptığı desenler eklenmiş kitaba.</p>
<p>Duvar resimleri eklenmiş kitaba.</p>
<p>78&#8217;liler Derneği sergisinden resimler eklenmiş kitaba.</p>
<p>Ulucanlar albümünden fotoğraflar klenmiş kitaba.</p>
<p>Duvar yazıları eklenmiş kitaba.</p>
<p align="center"><em>&#8220;Hürriyetini kaybettin, onurunu kaybetme&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Taş taşı, laf taşıma&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;iyiler affeder. Sen affet&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Tek yol devirim&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Umutlarım yarına kaldı, kardaşım&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Kendimize değil bu isyan, sizler için&#8221; İmza : Kader Mahkumları</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Ne savcı, ne hakim Allah&#8217;ın dediği olur&#8221;</em></p>
<p align="center"><em>&#8220;Adalet yok, adalet gezmeğe gitmiş&#8221;</em></p>
<p align="center"><strong>* * * * *</strong></p>
<p>Televizyonda izlediğim &#8216;Utanç Müzesi&#8217; haberi sonrası hatırladıklarım,  Ulucanlar&#8217;ın tanıklarının anlatılarını okumak, dönemin görsellerine bakmak ve tüm bunların çağrışımlarının bende yarattığı ağırlıklı duygu ile <strong>&#8220;utanmak</strong>&#8221; oldu.</p>
<p>Sonra yazmak istedim; eski kader mahkumu yeni oto tamircisi ve iki çocuk babası o geçmişinin onurunu taşıyan o güzel yürekli adam için ve geçmişte inançları ve değerleri için Ulucanlar&#8217;a konuk olan güzel insanlar için. (ŞD/BB)</p>
<p>*<strong>Şadiye Dönümcü</strong>.</p>
<p><strong>**</strong>Başlık: Aristoteles&#8217;in &#8216;<strong>Suçun Olduğu Yerde Adaletsizlik var&#8217; </strong>özdeyişinden esinlenen Oktay Etiman&#8217;a ait.</p>
<p><strong>***</strong> Tanıkların Ulucanları &#8211; Sözlü Tarih, derleyen: Çetin Ünalın, Mimarlar Odası Ankara Şubesi yayını, Ankara, Ocak 2010, 238 sayfa</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/hapishanenin-oldugu-yerde-esitsizlik-ve-adaletsizlik-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobbinge Karşı Elde Etkili Araç: Borçlar Kanunu</title>
		<link>https://www.yasliyimhakliyim.com/mobbinge-karsi-elde-etkili-arac-borclar-kanunu/</link>
					<comments>https://www.yasliyimhakliyim.com/mobbinge-karsi-elde-etkili-arac-borclar-kanunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Dönümcü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2019 23:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sair Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasliyimhakliyim.com/?p=4063</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
		<div id="wd-5dbf5f3d33248" class="title-wrapper wd-wpb wd-set-mb reset-last-child  wd-rs-5dbf5f3d33248 wd-title-color-primary wd-title-style-underlined-2 text-center  wd-underline-colored">
			
			<div class="liner-continer">
				<h4 class="woodmart-title-container title  wd-font-weight- wd-fontsize-xl" >Mobbinge Karşı Elde Etkili Araç: Borçlar Kanunu</h4>
							</div>
			
			
			
		</div>
		
		</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>&#8220;İşveren, hizmet ilişkisinde işçilerin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.</p>
<p>&#8220;İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.</p>
<p>&#8220;İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçilerin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlâline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tâbidir.&#8221;</p>
<p>Yukarıdaki metin bir kanun maddesi. 11.01.2011 günü TBMM Genel Kurulu&#8217;ndan geçen yeni <strong>Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun bir maddesi.</strong></p>
<p><strong>Maddenin 1. fıkrasıyla getirilen düzenleme tüm çalışanların uzun süredir ve özlemle beklediği bir düzenleme bu.</strong></p>
<p><strong>Maddenin 1. fıkrasıyla yapılan düzenleme</strong><strong> &#8216;mobbing&#8217;</strong>e ilişkin bir düzenleme.<strong> Mobbing </strong>yani<strong> &#8216;</strong>işyerinde psiko-terör&#8217;e ilişkin bir düzenleme bu.<strong> Mobbing </strong>yani<strong> &#8216;</strong>işyerinde psikolojik şiddet&#8217;e ilişkin bir düzenleme bu.<strong> Mobbing </strong>yani &#8216;işyerinde işverenin, işçilere psikolojik şiddet uygulaması&#8217;na ilişkin bir düzenleme bu. <strong>Mobbing </strong>yani &#8216;işyerindeki zorbanın, kurbana psikolojik şiddet uygulaması&#8217;na ilişkin bir düzenleme bu.</p>
<p><strong>Madde (</strong><strong><em>tasarı gerekçesinde de yer verildiği üzre</em>) içeriği ile;</strong></p>
<ul type="disc">
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin kişiliğini korumak,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin kişiliğine saygı göstermek,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin sağlığını gözetmek,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işyerinde ahlâka(?) uygun bir düzen gerçekleşmesini sağlama yükümlüsü.</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin sağlığını korumak amacıyla hastalandığında onu çalışmaya zorlayamayacak.</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin tedavisi için gerekli izinleri vermek,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin sağlığı için işyerinde acil tedavi imkânlarını sağlama yükümlüsü.</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin cinsel tacize uğramaması gerekli önlemleri almak,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren cinsel tacize uğrayan işçilerin derhâl yardım isteyebilecekleri bir güvenlik sistemi kurmak,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin cinsel tacize uğramasını engellemek güvenlik personeli bulundurmak,</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin cinsel tacizle karşılaşma tehlikesini ortadan kaldırmak için uygun önlemleri almakla yükümlüsü.</li>
<li><strong>Artık</strong> işveren işçilerin i yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlüsü.</li>
</ul>
<p><strong>Maddenin 1. fıkrasında yapılan </strong><strong>&#8216;mobbing&#8217;</strong>e ilişkin bu düzenleme, işyerinde psiko-teröre maruz kalan kurbanların (<em>yani çalışanların</em>), bu hukuk dışı uygulamalar için zorbalar (<em>yani işveren/amirlerin</em>) aleyhine dava açma hususundaki belirsizlikleri ortadan kaldırıyor.</p>
<p><strong>Maddenin 1. fıkrasında yapılan </strong>bu düzenleme &#8216;mobbing&#8217;in hukuk içine çekilmesini sağladığından;</p>
<ul class="unIndentedList">
<li><strong>Artık</strong> çalışanlar (kurbanlar yani) yaş-ırk-cinsiyet-din-uyruk-hastalık-meslek vb. nedeniyle işyerinde maruz kaldıkları psikolojik şiddete &#8211;<em>daha rahat</em>&#8211; karşı durabilecek,</li>
<li><strong>Artık</strong> kurbanlar zorbaya &#8211;<em>daha rahat</em>&#8211; hayır diyebilecek,</li>
<li><strong>Artık</strong> kurbanlar zorbaya &#8211;<em>hemen yenilip</em>&#8211; istifa etmeyecek, yer değiştirme isteminde bulunmayacak, yer değiştirme önerilerini kabul etmeyecek ya da emekli olmayacak.</li>
</ul>
<p>Çalışma yaşamında hep var olduğu halde hukuk dışında kalan mobbing; Borçlar Kanunu&#8217;nun<strong> ilgili maddesinin 1. fıkrasında yapılan </strong>bu düzenleme ile hukuku içine alınması; çalışanları psiko-terör kavramıyla çalışanları yüzleştirme, ilgili bilim insanlarını konuya ilişkin çalışma yapma ve kurbanları dava açmak için yüreklendirmeye anlamlı katkı verecek.</p>
<p>Borçlar Kanunu&#8217;nun<strong> ilgili maddesinin 1. fıkrasında yapılan </strong>bu düzenleme İş Kanunu&#8217;ndaki önemli bir eksikliği gidererek, mobbing davalarının kolayca açılmasına ve dolayısıyla açılacak tazminat davalarından daha çabuk sonuç alınmasına &#8211;<em>dolaylı</em>&#8211; katkı verecek.</p>
<p>Mobbing davası açacak kurbanların belge-belirti-beyan delillerini ekleyerek açacakları davalar başka çalışanların kurban olmasını da engelleyecek.</p>
<p>Düzenleme uygulandıkça eksikleri ortaya çıktıkça ardından yeni yasal düzenlemeler gelecektir.</p>
<p>Ankara&#8217;da &#8220;<strong>M</strong><strong>obbing İle Mücadele Derneği </strong>(<strong>MOB-DER</strong>)&#8221; kurulmuş olması, TBMM&#8217;nde &#8220;Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu&#8221;na bağlı &#8220;<strong>Mobbing Alt Komisyonu</strong>&#8221; kurulmuş olması, &#8220;<strong>Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu Kanun Tasarısı</strong>&#8220;nda konuya yer verilmiş olması, <strong>mobbing </strong>konulu bilimsel toplantılar düzenleniyor olması, medyada konuya sıkça yer verilmesi sevindirici ve anlamlı.</p>
<p>Mobbing kurbanının zorbasına dava açmasına dayanak oluşturan <strong>Borçlar Kanunu&#8217;</strong>nun ilgili maddesinin 1. fıkrasının çalışma yaşamında mihenk taşı olacaktır. (ŞD/EÖ)</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element" >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu Yazı <a href="http://bianet.org/yazar/sadiye-donumcu?sec=biamag">bianet.org</a> Sitesinde Yayınlanmaktadır.</strong></p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasliyimhakliyim.com/mobbinge-karsi-elde-etkili-arac-borclar-kanunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
