Kültür Sanat

Acıların, Savaşların Karşısında Duran Sanatçı: Marina Abramovic

Acıların, Savaşların Karşısında Duran Sanatçı: Marina Abramovic

Epey önce sanal dünyadan, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) açılacak dünyanın en önemli performans sanatçısı Marina Abramović (MA)sergisi için Marina Abramović Institute’nin (MAI), performans sanatıyla uğraşan Türkiye’li sanatçılara yeni projeler hazırlamaya davet ettiğini okuduğumda acayip mutlu olmuştum. Abramović’in Türkiye’de, İstanbul’da, SSM’de sergi açacağının muştusuydu bu kısa haber.

Performans sanatına ilişkin bildiklerim –çok- sınırlı olsa da MA’nın bu sanatın en önemli –ve ünlü- temsilcisi olduğunu, performansın ‘an’lar toplamında –süreçte- gerçekleştiğini, her bir performansın –mutlaka- toplumsal bir derdi olduğunu, zor olduğunu, -en üst düzeyde- sabır ve dayanıklılık istediğini ve –illaki- izleyiciyi aktif tuttuğunu biliyordum sadece.

2020 Ocak sonunda açılan sergiye ilişkin haberleri okumamaya çalıştım, kendime sürpriz olmasını istedim orada görebileceğim her bir ‘şey’in. Sanatçının canlı bir performans sergileyeceğini düşünüyordum –ve umuyordum- nedense. Yokmuş; canı sağ olsun MA’nın.
İstanbul’da açılan “AKIŞ/FLUX” Sergisinin –projesinin-; 2019’un son çeyreğinde Balkanlar’da, sanatçının ülkesinde -Sırbistan’da-, doğup büyüdüğü kentte – Belgrat’ta- açtığı “The Cleaner” sergisinin tamamlayıcısı olduğunu duydum; sergi turu yapan bir rehberden.
Hafta içinde, yüreğimin ve havanın –fena- kasvetli olduğu bir günde, müze gişesinde saat 11.30 gibi bilet için –en önde- kuyruğa girdiğimde, arkamdaki kadın ağırlıklı sergi turu katılımcılarından sergiye dair duyduğum cümlelere –keyifle- kulak kabarttım.

MA’nın biyografisinden notlar…

Marina’nın sanatsever ailesi, çocuklarını küçük yaşta kendini çizim ve resimle ifade etmesi için çabalamış, hatta evde atölye kurmuş.

Natürmort ve portreler –sonra da bulutlar- yapan Marina, Belgrat Güzel Sanatlar Akademisi’nde, ardından Zagrep Güzel Sanatlar Akademisi’nde okur. Marina, bedenini sanatı için araç olarak kullanmaya başladıktan bir süre sonra bırakır, resim ve çizimi.
Tito’nun kurduğu Öğrenci Kültür Merkezi’nde (SKC) dönemin kavramsal sanatçılarıyla tanışır. Bu sanatçılardan Peripovic’le –ileride mutsuz olacağı- evlenir.

Bu yıllarda Alman sanatçı Joseph Beuys’le SKC’de çalışmak, Avusturyalı sanatçı Nitsch’le birlikte çalışmak Marina’nın işlerini etkiler.

Bedenin ve bilincin sınırlarını keşfettiği 5 performanstan oluşan “Ritim” dizisinin ilkini Roma’da –sonra Napoli ve Milano- gerçekleştirir.
1975’te Amsterdam’da performans sanatçıları buluşmasında Ulay’la tanışır.
1976’da kocası Peripovic’ten boşanır, Amsterdam’a Ulay’ın yanına taşınır. Birlikte çok iş yürütürler, değişik ülkelerde sergiler açarlar. Sanatları Amsterdam’da önem kazanır. Karavanla seyahatlere çıkarlar.

Avusturya Aborjinleriyle 9 ay birlikte yaşarlar. “Night Sea Crossing” (Gece Denizi Kavşağı) performansını önce Sidney’de sergilerler.
1983’te Budist bir rahip ve Aborjin bir şifacıyla Büyük Viktorya Çölü’ne giderler. “Night Sea Crossing Crossingconjunction” (Gece Denizi Kavşağında Kavuşum) performansını, Hollanda’da gerçekleştirir.

1986’da Vipassana meditasyonu unsurlarıyla oluşturdukları ilk oyunları “Modus Vivendi”yi, Baltimor dahil sergilerler. Bu dönemde performatif video ve fotoğraf çalışmalarını da sürdürürler.

1988’de, uzun zamandır çalıştıkları “The Lowers” (Aşıklar) isimli performans için Çin Seddi yürüyüşüne başlar Marina ve Ulay. Biri Doğu, biri Batı ucundan yürür, seddin. 90 gün sonra buluştuklarında, hem işbirliklerini ve hem ilişkilerini sonlandırır çift.
Her performansında vücudunun sınırlarını zorlayan MA, günümüze dek sergilediği performanslarda –neredeyse canına mal olacak- çok büyük tehlikeler de atlatıyor.

Müzenin giriş katında başlayan sanatçının biyografisinin yer aldığı duvarda bulunan MA’nın yaptığı babası ve –nedense sırtı dönük ve kafası yarım- annesinin portreleri ilginçti.

Sergi beni daha başlangıçta, beyaz kapıdan – “Sound Corridor” (War) “Ses Koridoru” (Savaş) – içeri girerken –acayip- etkiledi. Ses enstelasyonu nedeniyle maruz kaldığım ışık ve ses beni dış dünyanın kasvetinden daha ağır bir kasvete sürüklese de içeride daha neler yaşayacağımın –adeta- habercisiydi.

Serginin ilk katındaki MA’nın yarım asırlık sanat yaşamınca ürettiklerinden oluşan seçkideki video ve yerleştirmeleri izlerken -adeta konuşan- fotoğraflarına bakarken –birbiriyle çelişen- duygu karmaşası yaşıyor insan. “Gelmek ve Gitmek” başlıklı dizi fotoğrafta gözden kayboluyordu sanatçı, oysa benim gözüm ona daha yeni alışmıştı.

MA, “Ritim 10” adlı Performansına (1973, 1 saat) dair diyor ki;

“Yere beyaz bir kâğıt koyuyorum
Kâğıdın üstüne farklı boy ve şekillerde 20 bıçak koyuyorum
Yere mikrofonlu iki teyp koyuyorum.
Performans
İlk teybi açıyorum.
İlk bıçağı alıp sol elimin parmaklarımın arasına
mümkün olduğu kadar hızla saplıyorum.
Her elimi kesişte bıçağı değiştiriyorum
Bütün bıçakları (bütün ritimleri) kullandığımda teybi başa alıyorum.
Performansın ilk bölümünün kaydını dinliyorum.
Konsantre oluyorum.
Performansın ilk bölümünü tekrarlıyorum.
Bıçakları aynı sırayla alıyorum, aynı sırayı izliyorum ve elimi aynı yerden kesiyorum.
Bu performansta geçmişin ve şimdinin hataları senkronize ediliyor.
İkinci teybi başa alıyorum ve bıçakların ikili ritmini dinliyorum.
Gidiyorum.”

Etkilendiğim videolardan biri oldu; “Art Must be Beautiful, Artist Must be Beautiful” (Sanat Güzel Olmalı, Sanatçı Güzel Olmalı). Metal fırça ve metal tarakla saçlarını taradıkça kendi kafa derimin acıdığını fark ettim izlerken. Sabah saçlarımı tararken hep MA’nın acı çeken yüzü geliyor aklıma.

İnsanın sesi çıkmayana dek bağırması yani “Sesi(ni) Özgür Bırakması (1977)” , Ulay’la ortak performansları “Light/Dark” (Aydınlık/Karanlık), “Zamanda İlişki” (1977), “Durağan Enerji”, “AAA- AAA” videoları ile iki kanallı video “The Lowers” (Aşıklar) ilginçti, anlatın dersen anlatamam ama izlendiğinde insanda çok farklı duygular uyandırıyor, gerçekten.

MA, 1995 tarihli “The Onion” (Soğan), videosu için (10 dakikalık) performansına dair deşifresinden:

“İri bir soğanı kabuğuyla birlikte yiyorum, gözlerini göğe çevirmiş, hayatımdan yakınırken.
Bu kadar sık aktarma yapmaktan; bekleme odalarında, otobüs duraklarında, tren istasyonlarında, havaalanlarında beklemekten yoruldum.
Sonu gelmez pasaport kontrollerinde beklemekten yoruldum.
Alışveriş merkezlerinde alelacele alışverişlerden.
Kariyerle ilgili karar üstüne karar almaktan yoruldum, müze ve galeri açılışlarından, sonu gelmez resepsiyonlardan.
(…)
Yanlış adama aşık olmaktan yoruldum.
Burnumun çok büyük olmasından, kıçımın kocaman olmasından utanmaktan yoruldum.
Yugoslavya’daki savaştan utanmaktan.
Uzağa kaçmak istiyorum, o kadar uzak olsun ki artık hiçbir şeyin önemi kalmasın.
Tüm bunların arkasında neyin yattığını apaçık anlamak ve görmek istiyorum.
Artık bir şey istemez olmak istiyorum.”

Beş kanallı bir video yerleştirmesi olan “Cleaning the Mirror 1” (Aynayı Temizlemek 1) önemli bir çalışma olsa da, irite olduğum için izleyemedim. MA’nın kendi gölgesiyle yaptığı tangoyu izlediğimiz “Insomnia” (Uykusuzluk) video performansı düşündürücüydü epeyce.
MA’nın, “Balkan Baroque 1” adlı performansında temizlediği kanlı hayvan kemiklerine ilişkin enstantane, 1997’de Venedik Bienali’ndeki performansından. Sanatçının o yıllarda Balkanlar’da yaşanan savaşa gösterdiği karşı duruşu olan bu performansı Altın Aslan ödüllü ve sanatçının anıtsal işlerinden.

“Ormanın bütün kuşları,
ormanın bütün kuşları denize iniyor.
Sadece bir tanesi kalıyor, sadece bir tanesi kalıyor,
bana mutsuz aşkın şarkısını söylemek için.”
Balkan Barok. 3 kanallı video enstalasyonu. Deşifre.

“Standing Structures for Human Use” (İnsanların Kullanımı İçin Ayaklı Yapılar) adlı iş, sergiyi gezenlerin “kullanımı için geçici nesne”ydi. “Platformun üstüne çıktım, kafam, kalbim ve alt bedenimle kristallere yüklendim ve bu halde sessiz kaldım.” Değişik bir deneyimdi ama etraf sessiz olmadığı için kendimi pek susturamadım. Bu ayaklı yapılardan birinin yanı başında duruyordu sanatçının talimatlarına uymaya çabalayarak “Yola Çıkış Ayakkabıları”nı (Shoes for Departure); çıplak değil ama çoraplı ayaklarımı ayakkabıların içine soktum, gözlerim kapalıydı, kıpırtısızdım, yola çıkmayı denedim başaramadım.

Sıra en sevdiğim performans videosuna geldi: “Confession” (İtiraf). Ama bu videoyu anlatmak/yazmanın zor olduğunu deneyimledim az önce ha bire yazıp silerek. Lütfen izleyin bu güzelim videoyu bir şekilde.
Sırbistan’daki savaşı konu alan 4 kanallı video yerleştirmesi olan “Count on US” (Bize Güven) performansını, sergiden çıktıktan sonra sergi kataloğunu okurken anladım; keşke o arada okumuş olsaydım dedim ama telafisi yoktu.

PERFORMANSLARA DAİR (katologdan) notlar…

SSM ve MAI’nin Agustos 2019’da yaptığı çağrıya 300’ü aşkın sanatçı başvurmuş. MAI, 44’ünü uzun süreli performans geliştirmeye çağırmış. Sonunda sergiye performans, dans, müzik ve tiyatro gibi farklı alanlarda çalışmış 12 Türkiyeli sanatçı ile Almanya, Yunanistan ve İspanya’dan uzun süreli performans deneyimi olan sanatçılar davet edilmiş. Seçilen sanatçılar 76 gün boyunca, müzenin açık olduğu günlerde 12.00-18.00 saatleri arasında performans sergiliyor.

Arda Cabaoğlu. “Zorla Mizofoni: Patlama, Üfleme, Nabız. 2020”. 28 gün – Günde 8 saat.
Bahar Temiz. “BUZ”. 18 gün – günde 8 saat.
Dilek Champs. “Kırmızı Halı”. 22 gün – günde 8 saat.
Evren Kutlay. “Tekliğe Giden Yolda: Doğuya ve Batıya Barış İçin Öneri”. 12 gün – günde 8 saat.
Halil Atasever. “Mezbaha”. 24 gün – günde 8 saat.
İlyas Odman. “Yolluk”. 34 gün – günde 8 saat.
Maria Stamenkovic Herranz. “Bu Ölümlü Ev”. 24 gün – günde 8 saat.
Merve Vural. “Aynanın Önündeki Venüs”. 12 gün – günde 8 saat.
Murat Adash. “Haberleşme (Biçimlenme)” 24 gün – günde 8 saat.
Umut Sevgül – Metehan Kayan. “Dikine”. 18 gün – günde 8 saat.
Murat Ali Cengiz. “Müzisyensiz Bölge”. 69 gün – günde 8 saat.
Nancy Stamatopoulou. “İskemle”. 6 gün – günde 8 saat.
Nezahat Ekici. “Devam Eden Çalışma – Kişisel Harita”- 10 gün – günde 8 saat.
Şebnem Dönmez. “Bayan Kontür”. 6 gün – günde 8 saat.
Virginia Mastrogiannaki. “SJ”. 36 gün – günde 8 saat.

Benim gittiğim tarih Dönmez, Cengiz, Herranz ve Cabaoğlu’nun performansları denk geldi. İlginç bir deneyimdi benim açımdan. Anlat(a)mayacağım/yaz(a)mayacağım, izlenmesinin daha anlamlı olduğunu düşündüğümden ancak buraya bianet’ten Ayşegül Özbek’in Dönmez’le yaptığı o güzelim söyleşinin linkini bırakıyorum:

TIKLAYIN – Şebnem Dönmez Yaşlanmak ve Güzellik Normlarını Sorguluyor

“Acı hissetmeyeceğim bir noktaya ulaşana kadar kendimi kırbaçlıyorum.”

Serginin üçüncü galerisinde METOT var. Performans sanatında ‘Abramovic Metod’u olarak nitelenen bu metot ile bir ziyaretçi olarak şahane bir deneyim yaşadım. Başka insanlarla -ortak katılımla- ve kendimle iletişime geçtiğim bu deneyimi yazarsam sürpriz bozulacağından yazmayacağım. Kesinlikle öneriyorum ki; mutlaka buraya – hem de uzun- zaman ayırın. Bu size iyi gelecek üstelik sanatçıyı daha iyi anlayacak ve çıktığınızda ‘iyi ki girdim, bu mekana’ ve ‘keşke daha çok zamanım olsaydı” diyeceğinize eminim. Bir öneri daha; bu sergiye dingin bir beden ve zihinle gitmeniz ve çıkışta da hayatın koşuşturmasına mesafeli dahil olmanız.

Akbank Sanat’daki ziyaretçilere tarihsel bağlamda performans sanatını –ve Türkiye’li sanatçıları da- tanıtan sergide, 25 Nisan 2020 tarihine dek izlenebilecek film programına akbanksanat.com‘dan ulaşılabiliyor. Sergi Pazar ve Pazartesi hariç 10:30 – 19:30 saatleri arası açık.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir