Kültür Sanat

Deli Dalgaların Duvarları Yaladığı “Yer”e Dair

Deli Dalgaların Duvarları Yaladığı ``Yer``e Dair

* Fotoğraf galerisine buradan ulaşabilirsiniz.

“Göklerde kartal gibiydim/  Kanatlarımdan vuruldum/  Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım” diye başlar Sabahattin Ali‘nin  “Hapishane Şarkısı 1-2-3**  şiiri.

Ozanın bu şarkılı-şiiri yazdığı hapishane, Sinop Cezaevi. Bir zamanların zindanı, başka zamanların tersanesi, yakın zamanların Kapalı Cezaevi ve Çocuk Islahevi (1997’de kapandı) olan ve şimdilerde Kültür Bakanlığı’nın işlettiği (1999’da açıldı) müze-cezaevi ve de (dizi)film mekanı ve dahası turistik mekan.

“(…) Coşkundum pınarlar gibi,
Sarhoştum rüzgarlar gibi;
İhtiyar çınarlar gibi
Bir gün içinde devrildim(…)”**

Sinop’un havası depresifti o gün; kendi havam daha da çok depresif oldu o gün. Beş Liralık bilet alıp giriyorsunuz içeri. Yüzlerce ziyaretçi vardı her yaştan. İkinci gelişimdi buraya. Ancak bu kez gözlerime ve kulaklarıma 44 çift kulak ve göz eşlik ediyordu; beraber olduğum üniversiteli grup nedeniyle.

“(…)Ekmeğim bahtımdan katı,
Bahtım düşmanımdan kötü;
Böyle kepaze hayatı
Sürüklemekten yoruldum(…)”**

Kocaman arazi içindeki ana kalenin bir yanı kara, üç tarafı deniz. Dört asır önce yapılmış. En sonu Osmanlılar olmak üzere bilinen beş-altı uygarlık görmüş. Ne zamandan beri zindan/cezaevi? Söylendiğine göre 1568. Ana kale dik bir surla kesilmiş. Yapılan ikinci bir duvar ile iki bölüme ayrılmış. “Kale içinde kale” yapılarak oluşturulmuş bu zindan.

Ta 17. Yüzyıl’da Seyahatname’sinde yazmış burayı; Evliya Çelebi.

“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”


“(…)Ey gönül, acaip huyun,
Boğazından geçmez tayın,
Acır testindeki suyun;
Aklına nazlı yar gelir. (…)”**

Cezaevi binasını gezip gördüğünüzde içinizden geçenler ise daha ürkünç.  10 dönüm kadar bir yer düşünün. 20 metre kadar yükseklikte 10 kadar burç var çevresinde. İç kaleyi çevreleyen 2-3 metre kalınlığındaki surlarda gezinirmiş gardiyan/muhafızlar. Burçlar hala dimdik. Üzerindeki kitabelerde neler yazıyor, öğrenemedik. Ancak mimari karmaşık; süreç içerisindeki eklemeler nedeniyle olsa gerek. Tepe taşları, yatay taş bloklar, kaideler, kıvrık kısımlı başlığı olan sütunlar var, bolca.  Binayı gezerken üzerinize –ve yüreğinize– yapışan katran karası renk, avlulardaki ulu ağaçların yeşili algılamanızı engelliyor.

“(…)Burda çiçekler açmıyor,
Kuşlar süzülüp uçmuyor,
Yıldızlar ışık saçmıyor,
Geçmiyor günler, geçmiyor.
 (…)”**

Çok bilindik duygu-durumları ve mekanları yazarken basmakalıplık kaçınılmaz ve de zor. Kendimi saklamalı en iyisi. Ancak grubumuzdaki gençlerden burası hakkında bildiği olanların bu bilgilerini bilmeyenlerle paylaştıklarını yazmakta ya da duygularını ifade edenlerin söylediklerini de.

“(…)Gözlerin uzağa bakar,
Kimden ne beklediğin var?
Yar semtinden gelen rüzgar
‘Seni unuttu! ‘ der gelir.
 (…)”**

“Kale içindeki tek cezaevi burası herhalde, dünyada”, “Alcatras Kuşçusu filmini izledin mi?”, Alcatras Cezaevinden sonra dünyanın en kötü cezaeviymiş burası”, ” Hücreler için insanlık dışı demek bile yetersiz”, “Mahkumları suyla dolu hücrelere atarlarmış”, “Buraya giren gün ışığı görmezmiş bir daha.”

“Sadece tahin helva, üzüm ve su verilirmiş tayın diye”, “Sabahattin Ali’den Eşber Yağmurdereli‘ye, Mustafa Suphi‘den Nazım Hikmet‘e, Refik Halit Karay‘dan Zekeriya Sertel‘e kadar aklına gelen herkes burada yatmış.”

Kerim Korcan‘ın “İdamlıklar”ını okumalısın; burayı anlatıyor”, ” Bir sürü insan burayı ‘Parmaklıklar Ardında’ dizisinin  çekildiği yer diye geziyor; kafayı yiyeceğim ya…”, “Denize açılan zindanları niye ziyarete açmıyorlar?”

“Burada ‘Pala’ denilen bir emekli gardiyan vardı; büyük maharetmiş gibi anlatırdı burada geçmişte olan biteni. Şimdi yok, sanırım”, “Pala anlattıydı; üç kişi kaçmaya kalkışmış biri başarmış galiba”, “Biri lağım kanalıyla kaçmayı başarıyormuş ki; mazgal kesmiş önünü. Boğuluvermiş oracıkta.”

“(…)Gönülde eski sevdalar,
Gözümde dereler, bağlar,
Aynada hayalim ağlar,
Geçmiyor günler, geçmiyor. (…)”**


“Bu hücrede insan nasıl yaşayabilir ki? Işık yok. Rutubet çok. Buz gibi”, “Gireli bir yıl olmadan ölüyormuş mahkumların çoğu”, “Hücrede hela var, lavabo yok”,”Annem buraya geleceğimi öğrenince Eşber Yağmurdereli’nin yazdığı Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Altan Erkekli’nin oynadığı ‘Akrep‘ adlı oyunu anlattı bana; aklında kaldığı kadarıyla. Tüylerim diken olmuştu; şimdi çalı…”

“Ziyaretçilerin duvarlara ‘Ali Ayşe’yi seviyor’ türü şeyler yazmasını anlamak mümkün değil, 4-5 yaşlarındaki oğlunu hücreye kapatıp, fotoğraf çekti adamın biri. Dövecektim adamı”, “Sahi insan buraya çocuğunu niye getirir ki; gezdirmek amacıyla”, “Burayı herkes görmeli tamam da, ne için görmesi gerektiğinin bilincinde olarak.”

“İnsan işlediği bir suçun bedelini bu kadar pahalı ödememeli”, “Duvarların rutubet kokusu üzerime sindi”, “Dizi çekilen bölüm belli ki elden geçmiş. Yapımcı keşke koğuşların gerçek halini bozmayaymış.”

“Kadın blokunun avlusu bile yok doğru dürüst”, “Sübyan koğuşu göreli iyi durumda o kadar. Çocukların konduğu hücreler, koridora yazılmış özdeyişler için söylenebilecek bir şey yok”, “Bodrum kalesinde de böyle zindanlar varmış”,  “Kültür Bakanlığı iyi para kırıyor burada. Bari doğru dürüst bir bilgilendirme yapsa…”

“(…) Ey gönül, kuşa benzerdin,
Kafesler sana dar gelir;
Bir yerde durmaz gezerdin,
Hapislik sana zor gelir. (…)”**

Grup içinde ortaya atılan soruların cevabı ortak verilmeye çalışıldı. Söylenilen, duyulan her sözcük, gözlerin hapsettiği her kare yüzlerini soldurdu gençlerin.

Sabahattin Ali’nin koğuşunda hep birlikte “Aldırma Gönül‘” şarkısını söylerken, her birinin yüreği de solgundu, gençlerin.

Çıkmaya yakın oturduğumuz hapishane kafeteryasında  yudumlamaya çalıştığımız limonata içimizi serinletmeyip, yaktı. (ŞD/AS)

Şadiye Dönümcü. Sosyal hizmet uzmanı.

** Şiirin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

*** Fotoğraflar: Busem Erdinç.

Ve bir not: Kültür Bakanlığı 14 yaşından küçük çocukların burayı gezmesini engellemeli.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir