Hayata Dair

Her Nefes Alışımız Bayramdı(r)

Her Nefes Alışımız Bayramdı(r)

Bayram büyümektir, telaştır, yemektir, yorgunluktur, mutluluktur, arınmadır, kavuşmaktır, keyiftir, barışmaktır, çikolatadır, yeni giysidir, mendildir, tatlıdır, gülüş ahenk buluşmalardır, oradan oraya gitmektir, lunaparktır, hüzündür, yeni pabuçtur, alışkanlıktır, özlemdir, harçlıktır, yoksunluklarımızın yüzümüze çarpılmasıdır, şekerdir, tamamlanamayan eksiklerimizin altının çizilmesidir.

Bayram dayanışmadır, hüzündür, olan bitene uzaktan bakmaktır, hayatın içinde ihmal ettiklerimizin ayrımına varmaktır, paylaşımdır, anlaşılmak ve anlamaktır, yardımlaşmadır, hayatın rutin taşkalasına verilen moladır, biriktirmek ve hatırlamaktır.

Annem ve babamla bayramlaşmayı özledim

Hatırladığım ilk bayram sabahı dahil babamı kaybetmemden önceki son bayrama dek evimizdeki bayramlaşmayı hep çok sevdim.

Babam bayram namazındayken biz giyinip süslenir, kahvaltı hazırlayan anneme yardım ederdik. Babam geldiğinde annem onun elini öper; babam da onu yanaklarından ve alnından öperdi. Annem babamın yanına oturduktan sonra, gerçek sayısı beş olan ama bir araya gelmeleri her geçen yıl daha da zorlaşan biz kardeşler de yaş sırasına girip önce onlarla, sonra ablalarımızla bayramlaşırdık.

Kendinden küçük her yaştaki insana elini öptürmeyen, öpmek için davrananlara da “Gel tokalaşalım seninle”, diyen babam sadece nenemin elini öperdi. Çocuklarına da bayram hariç elini öptürmezdi; el öpmeye alışmayalım diye. Alışmadık. Misafirimiz aile büyüğünün elini öpmeyince eleştirilen iki üç yaşındaki kızlarım “Annem el öpmemize kızıyor” diye gerekçe açıklamışlardı. Alışmadılar.

Babam “bayram annemiz” olunca…

Yaşım beş altı.  Göz ameliyatı olan annem İzmir’de, hastanede.  Babam bakıyordu benle kardeşime. Annemin uzun süreli yokluğu; ablamlar yatılı okuduğundan en çok ikimizi etkilemişti. Evimizde hayat normalken sadece balık temizleyip pişiren,  annemin açtığı puf veya saç böreğini kızartan ve nadiren salata yapan babam şimdi mecburiyetten çamaşır, ütü, temizlik, yemek dahil her işi yapıyordu.

Günlerden arife. Bayram tatili için akşama gelecek olan ablamlar için heyecanlı, doktor annemi taburcu etmediği için üzgündük. Bizi mutlu etmeye çalışan babam “Ananız gibi yoğurt tatlısı, kalburabastı yapamam ama kadayıf yapabilirim” deyip işe koyuldu. İkindi vakti iki tepsi kaymaklı kadayıf döşeyip davul fırına atmıştı ki;  sokak kapısının tokmağı çaldı. Kapıyı açtığımızda iki gözü bandajlı annemle karşılaştık. Gözleri sarsılmasın diye onu uzaktan sevip hasret giderirken çok geç fark ettik; yanık kokusunu. Babamın emeği boşa çıkmıştı ama umurunda değildi; avradı yanındaydı, çocuklarının boynu bükük değildi ya.

Annemin kafasını hiç eğmeden bantlı gözleriyle tuttuğu hamuru babamla birlikte şekillendirerek tepsiye dizdik ve çarşı fırınında pişirttik. Ablamlar dahil tüm aile yemek sonrası çay eşliğinde gülüş ahenk yediğimiz kalburabastının tadı hala d(a-i)mağımda .

Gümüş çiçekli papuçlarım

İlkokul 2’deyim. 23 Nisan töreni için Ucuzcu Ali’den aldığımız pabuçlarım çok şık; beyaz, az topuklu, burnu açık, gümüş çiçekler var üstünde. Mart sonuna denk geliyor kurban bayramı. Hava dengesiz; bi sıcak bi soğuk. Annem bayram ziyaretlerinde eski ayakkabımı dışarıda, yeniyi ise evin içinde giymemi söyleyince üzüldüm tabii. Arife günü akşam ezanı vakti annem bayram taşkalasındayken kaçıverdim sokağa; yeni pabuçlarımla. Saklambaç oynayanların arasına karıştım.

Sobelendim; çöp tenekesinin arkasında saklanırken.  Eğer ebeden önce koşup sobelersem yanmayacağım; kural bu. Delice koşarken dengem bozuldu; komşunun evi önündeki sönmüş kireç çukuruna düştüm. Çok ağladım; canımın yanmasından çok pabuçlarım mahvolduğu için. Çok üzüldüm; 23 Nisan töreninde de eski pabuçlarımı giyeceğim için. Bu yaşıma dek çok ayakkabım oldu; ama o gümüş çiçekli kadar güzeli olmadı hiç.

Kürk yakalı mantom

İlkokul yaşlarım. O bayram külotlu çorap alınabildi sadece bana ve kardeşime. Teyzem ablamlardan kalma etek-bluz takımını tadilattan geçirip bana bayramlık uydurmuştu. Kalabalık aile çocukları, abla-abilerinin küçülenlerini giymeye alışır mecburen. Bayram yeni giysi-pabuç demek çocuk için. E, mutsuzum tabii eskiden bozma bayramlığım için.

Arife günü akşam vakti. Annem, yorgun argın yemek masasını kurarken kapı çalınınca,  “Kim bu ya; misafir mi gelinir bayram üzeri” dedi; ben açmaya giderken. Elimde blanj kağıda sarılı bir paketle geri döndüm salona. İçinden siyah üzerine kırmızı-mavi-sarı ekose bir kaban çıktı; yakası, kol ağızları ve düğmeleri kürkten. Kardeşim için de lacivert kanun pileli etek ile astarlı yelek. Halam sürpriz yapmıştı bize. Annemin ağladığını hatırlıyorum; biz keyifle dolanırken ortalıkta. Bu yaşıma dek sahip olduğum en güzel dış giysim o kabandı.

Bayram yalnızlığı

Orta 3’teyim. Yatılı okuyorum. Ortaklar, Söke’ye 20 kilometre uzaklıkta. Ailesini sıkça gören mutlu azınlığa dahilim. Memleketleri çok uzak olan arkadaşlarımız sömestr ve yaz tatilinde gidebiliyorlar sadece. Beş gün bayram tatili için davet ettim Emine’yi;  evimize, şehrimize. “Gelemem; ailemden habersiz”, dedi ve kaldı okulda. Tatil bitimi okulun cümle kapısında bekliyordu “Geçmek bilmedi; günler. Keşke geleydim seninle” deyip ağlayarak sarıldı bana. O gün bugün hiç sevmem bayramda yalnız kalmayı.

Hayat ders dolu

Ankara’da; Akademi 1’deyim. Bayram için bilet bulamayınca gidemedim; Söke’ye. Babamsız geçireceğimiz ilk bayramdı. Annemin yanında olamadığım için kendime çok kızdım. Kaldığım öğrenci yurdundan bakkal alışverişi hariç dışarı çıkmama cezası verdim kendime. O oldu; bayram tatili için bir programım varsa; çok erken alırım biletimi.

Memuriyetimin ilk yılı; Gaziantep’deyim. İzmir 20 saat sürüyor, otobüsle. Gözüm yemedi ve gitmedim bayramda. Gurbet, yalnızlık çok oturdu içime. Söz verdim kendime; her bayram annemin yanına gitmeye.

Çalışanlar için bayram tatil demek çoğu kez. Tekdüzeliği kırmak adına önüne arkasına birer ikişer gün yıllık izin ekledik her defasında. Olası her fırsatta gittim annemin yanına, İzmir’e. Şimdilerde ise gitmediğim bayramlar için “keşke daha çok gideydim” diyorum.

‘Ö’lesine’ bayramlar

Bayram biriktirmektir, hatırlamaktır, dedik. Benim bayrama dair biriktirip hatırladıklarım çocukluğuma dair hep. Bayramlar çocukluğumda kaldığından yaşadığım sair bayramlar ‘ö’lesine’ bayram benim için.

Bayramlar sadece yitirdiğim sevdiklerime özlem artık; bazı ‘keşke’lerimi hatırladığım zamanlar artık; bi’dahaki sefere’ diye ertelediklerime yenilerinin katılması demek artık.

Umut, nefes, bayram…

Hiç bir kere hayat bayram olmadı/ ya da her nefes alışımız bayramdı/ bir umuttu yaşatan insanı” diyor “Bulutsuzluk Özlemi” bir şarkısında.

Umutsa yaşatan insanı; illaki ve her şeye rağmen umudunuz çok olsun, içiniz umut dolsun bu bayram ve her bayram. (ŞD/AS)

* Bulutsuzluk Özlemi

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir