Rengahenk Yaşlılar

“Nato Teyze” ya da “Setenay Gibi” Bir Kadın

``Nato Teyze`` ya da ``Setenay Gibi`` Bir Kadın

Adı Zülfiye. Yaşı yetmişlerde. Elli beş yıldır “değirmen her allahın günü sağa dönmez” diyen Alaaddin Amcayla, nam-ı diğer Çavuş’uyla evli. İki çocuk -bir de gelininin– annesi. Üç torununun babaannesi. Torun çocuğu Koças’ın büyükannesi. Ben dahil bir çok kişinin de “Nato (**)” Teyzesi.

Yıllardır hastalıklar onun peşinde koşmuş, o da hayatın. Dört yıl yatağa bağlı yaşam sürdürmüş, ama hiç yakınmasına tanık olmamış sevdikleri. Yattığı yerde bile boş durmayıp torunlarını oyalamış, iğne-mekik oyaları yapmış, kanaviçeler işlemiş, örgüler örmüş. Kişisel tarihinde hastane anılarının özel yeri var. “Ecel eşikten daha yakın” atasözüne inandığı için hayata hiç teslim olmamış, hep mücadele etmiş.

İlk kez karşılaştıklarında, 1954’lerde, Çavuş Amcaya “Bu gün çok akıllı bir kız tanıdım” dedirten, göz gönül açan, yürek yakan –ve şimdilerdeki yaşını da hiç göstermeyen- Çerkez güzeli Nato Teyze hala alımlı ve hala endamlı.

Çerkez toplumunun “anayasa”sı sayılan “khapze” kuralları haricinde, kendi ‘büyük’ aileleri dahilinde paylaşılarak, yaparak, yaşayarak konulan sonra da aileye eklenen diğer üyelere öğretilen ve benimsetilen –ve uyulması zorunlu– “khapze(!)” ve “Nato(!)”kurallarının da yürütücüsü. Çavuş’u bir sürü konuda ona “yetki devri” yaptığından ailesini bir arada tutan, toparlayan da o.

Herkesin eşit konuşma-görüş bildirme hakkı olsa da, çok önemli şeyler bile sıradan bir şeymiş gibi söylenip geçiliyor gibi görünse de her üye onun koyduğu kurallara uyduğundan kavga ve tartışma yaşanmayan büyük ev’de büyük hanımın otoritesi tartışılmaz.

Kötülüğü dillendirirsen azar, iyiliği dillendirirsen ürer.” atasözüne yürekten inanan, “yedi kez ölç, bir kez kes” atasözünden hareketle söyleyeceği sözü seçen, kimseyi kırıp-dökmeyen, nazik, ince, kibar ve insancıl biri olsa da, karşısındakinin tavrına göre gerektiğinde bu özelliklerinden vazgeçebiliyor.

Geleneklere uygun ama fikriyatı modern, fedakar ama “dağa –da– yumurtayla vurmak”tan imtina eden, açık sözlü, kendini her koşulda ifade edebilen, hakkını ve haklı olduğuna inandıklarını koruyan, küçücük çocuğu bile incitmekten çekinen ama, “üşüdü diye yılanı –da– koynuna almayan” bir kadın o.

Kadının mahareti, aklını gösterir” atasözünü kıvrak zekâsıyla, esprileriyle ve üretkenliğiyle doğru çıkartan Nato Teyze’nin müthiş bir planlama-programlama yeteneği var. Siz henüz planın “a” aşamasındayken o “z” aşaması üzerinden harekete geçiveriyor, sizi şaşkınlığa gark ederek.

O kadar becerikli ki; elinden çıkan her yemek, her iş sanat eseri adeta. Müthiş yaratıcı. Kapı çarpmasın diye içi su ve mavi boncuk dolu kavanoz koymayı, bahçe apliğini yemenilerle süsleyen, asma ağacına boncuklu kurdeleler saran, yastıklara ‘kağıtlı şeker’ kılıfları geçiren, divanlara kimsede olmayan güzellikte örtüler konduran, eski kanaviçe bohçaları kesip biçerek pikelere diken, alpaka kumaşlardan yaptığı mutfak takımlarına kimsede olmayan örneklerle makine işi yapan bu muhteşem kadın her dem gönül çekici düzenleme ve güzelleştirmelerle yaratıcılığını harekete geçirmekten imtina etmiyor hiç. Ördüğü lifleri, havlu kenarlarını sevdiklerine hediye etmekten mutluluk duyuyor.

Gece yarısı gelen torununa o saatte hamur işi yapmaya, lafı geçti diye münasebetsiz saatte mısır haşlamaya, yeni sokaktan geldiği halde bir daha çıkmaya hiç üşenmez.

Sevdiği ve güvendiği insanlar için elinde olanı –hatta olmayanı da– veren ama, o insanların hatasını da asla affetmeyen, yumuşak –aslında sert-, uyumlu –aslında inat, rahat görünen –aslında mükemmeliyetçi– birisi o. Nato’cuğum, hayatın hiçbir alanında ‘tali’ kalmaktan hoşlanmıyor ama öğrenmekten ve öğretmekten de hiç bıkmıyor.

Mesela laf arasında geçince sorduğum “kaşen” sözcüğüne ilişkin o kadar çok şey anlattı ki… “Çerkezlerde evlilik öncesi dönemde birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler arasındaki arkadaşlık ilişkisi. Kız ve erkekler düğünlerde, toplantılarda, muhabbet ortamlarında bir araya gelip, sabaha kadar eğlenir, oynar, sohbet ederler. Gençler birbirlerini tanır böylece. Aynı sülaleden, aynı köyden kaşen olunmaz.”

Anlattıklarını not aldığımı görünce cümleleri nizami oldu: “Kaşenlik adeti kız ya da erkeğin evleneceği kişiye kendinin karar vermesini sağlar. Elbette alışılan kurallar ve mevcut değerler çerçevesinde. Büyükler pek müdahale etmez.

Sözünü kesip “Bir kız, kaşen olduğu erkekle evlenmek zorunda mı?” diye sorduğumda “Hayır! Amaç tanışmak, eğlenmek ve kendine uygun bir eş seçmek olduğu için kaşenlik bazen ciddi, bazen şaka olur. Birbirine şaka kaşeni olanlar birbirleriyle sosyal ilişkilerini kesmezler.” diye anlatıyordu ki ramazan nedeniyle mukabeleye giden komşusu bahçe kapısından seslenince ayağa kalkıp onun yanına seyirtirken hınzırca gülüp “Devamı azzzzzz sonnnnnra ” dese de, bir türlü tamamlayamadı anlatacaklarını vakit bulup.

Yıllarca ülkenin en ücra köşelerinde görev yapan, her iki-üç yılda bir yer değiştiren Çavuş’una, bir sürü şeyden yoksun kalsa da, hiç yüksünmeden destek olmuş. İki düzgün çocuk büyütmüş o zor koşullarda. Tekaüt olup da, memlekete, Havza’ya döndüklerinde hızarcılık yapan kocasının o kocaman keresteler düşecek diye hep çok korkmuş. Dört yıldır Çavuş Amca evinde namazında-niyazında, gazetesiyle televizyonuyla haşır neşir.

Nato, onun yamacında olmasından memnun ama tek sıkıntısı çok fazla politika konuşması.

Çocukları ve torunlarıyla –ve torun çocuğuyla– birlikte yediğimiz keyifli akşam yemeği sonrası Çavuş Amca bana “Söylersen, belki Nato mızıka(akordion) çalar!” dediğinde oralı olmayınca üstelemedim ama fal bakmasını istedim. “İyi gördüğünü söyler, kötü verdiğini.” diye söze başladı.

“Hürriyet’le –kızı ve can arkadaşım– KEY’lerinizi alıp, Prag’a gidiyorsun, ama yanınızda ‘eşek’ yok. Bana da oradan kokular, kremler getiriyorsun. Emeklilik üç vakte kadar. Hürriyet’in Bodrum’daki(!) evinin garajına ‘yavru’ ev yapıyorsun, ben de gelip yemek-temizlik işlerinizi üstleniyorum yazları. Kızların istiyor diye kedi alıyorsun eve. İstersen benimkilerden birini alıp, götür de beni kurtar. Sabaha Çerkez peynirli börek yiyeceksin. Sıkıntı filan yok, arkanda kalmış. ” diyerek sürdürüp “bende yalan bu kadari” diyerek bitirdi.

Nato güzel olan, insanı ve çevreyi güzelleştiren her şeyi çok seviyor. Canı sıkıldıkça evin bir yerini badanayla boyayan, şahsına özel marangoz atölyesinde küçük şeyler üreten, yüksünmeyip gece yarısı idare lambası için düzenek yapan, bahçe kapısına kondurduğu alçı kartalların daha büyüğünü bulamadığı için kahırlanan, ev işi bittiğinde kendisi için giyip süslenen harika bir kadın o.

“Bizde ev sahibi misafirin hizmetkarıdır. Sen misafirsin. Çok istiyorsan git; kendi evinde yap iş. ” diyerek bana ‘göşenay’ muamelesi çeken Nato, anlattığı “Havza’dan insan manzaraları”yla beni çok güldürdü.

Konuşma aralarına sıkıştırdığı atasözlerinden bazılarını not almayı başarabildim. “Cesurdan korkma o, cesaretini haklı işlerde mücadelede gösterir.”, “Tanrının vermediğini peygamber verir mi?”, “Elin ölüsünü uyuyor gibi görürsün.”,”Ver malını ellere, vur dibini yerlere.”

Ben en çok evlenmek üzere iken evlenmekten vazgeçen bir yakınlarından söz ederken damat adayı için kullandığı “Kem aletle keramet olmazdemesine ve şakacıktan birimize laf sokuşturduğunda “Aldın mı alımını?” demesine bayıldım.

Çerkez, Bulgar göçmeni, Kürt, Türk tüm komşularıyla birlikte yaşadıkları mahallede yatacakları vakte kadar açık olan bahçe kapısından gelip-geçenle sohbet edip nabız tutan, ağzıyla konuşmadığında gözüyle konuşan, torun çocuğu Koças’ı koklamaya bile kıyamadığından gözleriyle seven ona Çerkezce ninniler söyleyen Nato Teyze’nin sesi de çok güzel.

Mutfakta kızartma yaparken onu dinlediğimden habersiz “Yüreğimde ince sızı / Sen ol bahtımın yıldızı / Deme sakın kalp hırsızı /Seviyorum çerkez kızı” diye mırıldanırken ‘çerkez’ sözcüğüne vurgu yapıyordu.

Eve misafir gelen komşunun kızı adının “Seteney” olduğunu söyleyince Çavuş Amcanın verdiği “prenses” yanıtını yetersiz bulmuş olmalı açıkladı: “Her bir Çerkez kızı Seteney/Setenay’dır; güzel, akıllı, alımlı, dürüst, açık sözlü. Nart’ların annesi, akıl hocası. Sevecen. Asil. Bizde bu özellikleri taşıyan kadınlar için o Seteney’dir, Seteney gibidir denir.”

Zülfiye Teyze nam-ı diğer Nato Teyze de ‘Seteney gibi’ ve ben onun sayesinde ‘şifayap’ oldum.

(*) Şadiye Dönümcü. sosyal hizmet uzmanı.

(**) Çavuş Amca Çermik’de çalışırken, yarı yıl tatilinde memleketlerine gidemeyen Öğretmen Okulu öğrencisi on kız öğrenciyi evlerine konuk almışlar. Toplam on iki çocuğu zapt etmek kurallar koyan evin annesine öğrenciler “Kuzey Atlantik İttifakı(NATO)”dan esinlenip “Nato Teyze” adı takmış.

(***) Khapze: Çerkez toplumu (dışarının, alanın, çevrenin, aşağısının dili, şablonu, düzeni) kurallarıyla yönetilir. Bu seramoniyel kurallar: görgü, gelenek, görenek, örf-adet-töre-ahlak-din kuralları-sosyal kurallardır.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın