Hayata Dair

O Küçümen Bir Kadın Değil, Çocuk

O Küçümen Bir Kadın Değil, Çocuk

O Küçümen Bir Kadın Değil, Çocuk

Antalya’da yaşayan arkadaşım Serpil telefonda anlatıyordu:

“Ben çabucak büyüyüp bezden kurtulacağı, yemeğini kendisinin yiyeceği, derdini anlatacağı günlerin gelmesini beklerken, annemin ‘Büyüdükçe dertleri de büyüyor. Keşke öyle ufacık kalsa bebeğin’ demesine sinirlenirdim. Hayat her şeyde olduğu gibi; yine annemi haklı çıkardı. Dertleriyle birlikte büyüyorlar.

“Bir taneyle yaşadığım sorunlar gözümü korkuttuğundan ikinciyi doğuramadım. Hastalıklar, kreşe taşıma, okul-ev-etüt salonu koşuşturması, hafta sonu kursları… Herkesin yaşadıkları işte. Ancak başın sıkıştığında başvuracağın bir aile büyüğü olmayınca, zorlanıyor insan. Zorluklar, yaşananlar sonra unutuluyor ama…

Pırıl’ın ergenlik faslı başlayalı hayatım karardı. Dilerim bu yaşadıklarımı da unuturum sonra.

“Sorun kimde bir bilebilsem… Biz mi? Yaşadığımız dönem mi? Artık turfandası olmayan sebzeler mi? Katkı maddeli, hormonlu gıdalar mı? Çocuk ve genç kızlar için süslü püslü elbiseler, giysiler tasarlayanlar, satanlar mı? Televizyon dizileri mi? Klipler mi? Sanal alem mi? Oyuncaklar yada bilgisayar oyunları mı? Çocukluğun içine karıştı ergenlik.

“Sorunun kim(ler)den ya da ne(ler)den kaynaklandığını bilmiyorum ama, çocukların artık ergenlik dahil her şeyi erken yaşadıkları kesin. Dün ağzı şeftalili bisküvi maması kokan kızımı, bugün arkadaşlarıyla dışarı çıkıp, eve döndüğünde ‘acaba içki içmiş midir’ diye ağzını koklamaya çalışıyorum.

“Erken gelen ergenlik, badem ağaçlarının yalancı güneşe kanıp çiçek açmasına benziyor. “Hazırlıksız, ne yapacağını bilmez… Ne ben, ne eşim gözümüzde de, gerçekte de çocuk olan Pırıl’ımız genç kız oluverince şaşkına döndük.”

“İnan ne yapacağımı şaşırdım”

Araya girip “Bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler kurmaya niyetim yoktu ama, geçenlerde gazetelerin “Tüm dünyada erken ergenlik sorun” başlıklı haberde “Kız çocukları artık 8 yaşında, erkek çocukları ise 9 yaşında ergenliğe giriyor” diye yazdığını söyleyecektim; fırsat vermedi.

“İnan ne yapacağımı şaşırdım. Dört mevsimi aynı anda yaşayan bir kız çocuğuna, tüm mevsimlerde eşlik etmek 42 yaşındaki bir anne için kolay değil! Güle oynaya kahvaltı yapıyorken, dannnn diye konuyu kesip, kahvaltı masasını da, dünyayı da başımıza yıkıveriyor. İstikrarsız… Ya çok içe dönük, ya da kabuğunda yaşıyor. Dakikası dakikasına uymuyor. Önceleri ‘Daha demin iyiydin, şimdi ne oldu?’ diyordum, şimdilerde vazgeçtim.

“Evdeyken kendini o darmadağınık odasına hapsedip bangır bangır müzik dinliyor. Dersler bu yıl hak getire. Başlangıçta ‘Acaba bilmediğim bir sorunu mu var?’ diye vesveselenirken, şimdi ‘kendiyle baş başa kalıp, günün muhasebesini yapıyordur’ diye düşünmeğe çalışıyorum.

“Hep yorgun, bitkin. Taş taşıyor ya… Mutfağa iki tabak götürse, yoruluyor. Vücut tüm enerjisini büyümeye harcıyor olabilir; kabul… İnan, onu anlayıp kabul eden ve değer veren bir ana-babası olduğunun bile farkında değil. Yeni şeyler denemeye merakın arttığı bir dönemde ya; farklı ilişkilere girecek, yanlış arkadaşlar seçecek diye ödüm kopuyor…”

Sözünü kesip araya girdim. “Ergenlik arayışların arttığı bir dönem. Pırıl, fark edilme ve takdir edilme duygularını ailesiyle gideremezse, bu ihtiyacını farklı arkadaş gruplarında giderebilir.”

“Veli toplantılarında çocukların grup ve sınıf olarak yaptıklarını duyduğumda orta-lise öğretmenlerinin sabır taşı büyük olmalı dedim. Bir güzellikleri var ki; yıkıp geçseler de öfke patlamaları kısa sürüyor. Cevap verdiğimde iş daha da büyüyor. Nadiren susmayı becerebiliyorum.“

“Ya siyah ya beyaz, grisi yok”

Susmasını fırsat bilip “Yemek yiyor mu? Aynayla samimiyeti nasıl?” diye sordum.

“Ya yemiyor ya da doymak bilmiyor. Kendini şişman ve çirkin gösteren aynalardan nefret etse de, karşısından ayrılmıyor. Dün kaşını, bugün burnunu, yarın saçını beğenmiyor. Depresif bir kişi olacak diye ödüm kopuyor. İnan duyup okuduklarım, izlediklerim korkutuyor beni.”

“Peki, konuşabiliyor musunuz?”

“Genellikle, evet. Kendini tutmayı bırakıp içindekileri döktüğünde rahatlıyor ama sorularla deşelenmekten ve söylediklerinin kendine hatırlatılmasından hoşlanmıyor. Onun için her şey ya siyah, ya beyaz. Grisi yok.”

“Nasihat sevmezler. Sadece o anda dinlerler; boş boş. Sonra da ‘Ya anne; keşke seni dinleseydim.’ derler.”

“Doğru. Bazı nedenlerle Pelin adındaki arkadaşıyla ilişkisini sınırlamasını söylediğimde, dinlememişti. Onunla paylaştığı özel şeylerin tüm arkadaşlarının bildiğini öğrendiğinde kucağımda ağlarken ‘Annecim, sen haklıymışsın’ dedi ve çok etkilendi. Arkadaşlarının eleştirilmesinden hoşlanmıyor.”

“Bildiğim kadarıyla eviniz sakin. Eşinle yoğun çatışmanız olaydı evde, haliniz o zaman dumandı.”

“Haklısın. Ergenlik yolunda bedensel, cinsel, sosyal ve duygusal anlamda değişiklik yaşayan kızım kendisini farklı hissettiği için ona anlayış gösteriyoruz. Ancak bir anne olarak birden değişen ve değişken tavırlar sergileyen kızıma anlayışlı olmadığım zamanlar da oluyor.

“Bu dönemde karşı cins ile ilişkiler bence çok önemli. Hayaller ve gerçekler meseli. “

“Evet, aşk acısı hele ki platonik ise kötü vuruyor kanı dellenenleri. Pırıl, dolayısıyla biz bir badire atlattık. “

“Şimdi hep dışarıda gençleri gözlüyorum”

“Kızının ergenlik süreci sağlıklı seyrettiği için kendini şanslı saymalısın. Yeğenim cinsel gelişimini altı ay içinde tamamlayıp, regl olduğu için hormon tedavisi aldı. Bu süreçte hepimiz çok endişelendik.”

“Peki, yeğeninin boyu kısa mı kaldı? Vücudunda bir oransızlık var mı? Bir arkadaşımın kızı öyle oldu da…”

“Hayır. Ama hızla boy atan çocukların kemiklerindeki büyüme kıkırdakları erken kapanırmış. Büyümesi akranlarından önce sonlanan çocukların boyu kısa kalırmış.”

“Çocukluk yaşayamadan birden, aniden genç olmak… Zor tabii. Artık hastanelerde özel ergenlik bölümleri var.”

“Çocuklar fiziki olarak hızla büyüyor, tamam da… Aynı hızla da büyüklerin dünyasına haddinden fazla dalıyorlar. Giyim, davranış, makyaj, alkol-sigara tüketimi, karşı cinsle ilişkiler filan.”

“Önceleri pek dikkat etmezdim şimdi hep dışarıda gençleri gözlüyorum. Hatta bazen de müdahale ediyorum. Kızıma gözlemlerimi eleştirilerimle aktardığımda bazen savunuyor yaşıtlarını. Ona sıkça tükettiğim ‘Sakın ha yavrum; sen sen ol…’ uyarılarımı kale aldığını düşünmek istiyorum.”

“Haklısın: her şey çok hızlı değişiyor. Louisa May Alcott’un ‘Küçük Kadınlar’ romanını bilirsin.”

“Bilmez miyim? Yazarın o küçük kadınların evlilik maceralarını anlattığı ‘İyi Eşler’ romanını da okumuştum.”

“Meg, Amy, Jo, Beth… March ailesinin kızları ne çok ağlatmıştı beni. Bu dört kardeşin birbirinden farklı karakter özelliklerinin toplamı ergenlik hallerini veriyor bence.”

“Evet; o yüzden babaları onlara ‘küçük kadınlarım’ diyordu ya. Ama ben Pırıl’ı çocuk gördüğümden onun küçümen bir kadın olmasını kabul edemiyorum.” (ŞD/TK)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın