Basında Yaşlılık

Pandemiden sonra hayat: Küçük detaylar, büyük değişimler

Pandemiden sonra hayat: Küçük detaylar, büyük değişimler

Pandemiden sonra hayat: Küçük detaylar, büyük değişimler

Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgını hayatımıza girdiğinde takvimler Mart’ı gösteriyordu. O günden bu yana beş aydan fazla zaman geçti, günlük alışkanlıklarımızda kısa süre içinde tahmin edemeyeceğimiz kadar çok şey değişti.

Bir zamanlar biri çıkıp bize istesek de sevdiklerimize sarılamayacağımızı, hatta tokalaşmaktan bile imtina edeceğimizi söylese inanmaz güler geçerdik belki. Ama bugün tüm bunlar hepimiz için hayatımızın göz ardı etmememiz gereken önemli birer parçası.

Uzmanların söylediğine bakılırsa pandeminin hayatımıza etkileri bu kadarla sınırlı kalacak gibi görünmüyor. Bryan Pietsch’in ABD’nin The New York Times gazetesi için kaleme aldığı makalesinde de altını çizdiği gibi, hayatımızın hiç beklemediğimiz alanları pandemiden etkilenmiş olabilir, bu etkiler ise uzunca bir süre, hatta yıllar boyunca bizimle kalabilir.

Karaoke barda hep bir ağızdan söylenen şarkılar, çocukların akranlarıyla gülüp eğlendiği top havuzları, hep birlikte üflenen doğum günü pastaları… Gündelik hayatın bu küçük detayları, sevdiklerimizle paylaştığımız bu gündelik eğlenceler pandemiden sonra hayatımızda olabilecek mi? Uzmanların ne söylediğine hep birlikte bakalım…

Mumları üflemeden bir daha düşünün

ABD’nin Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde toplumsal ortamlar ve bulaşıcı hastalıklar üzerine araştırma yapan Malia Jones’a göre, salgın devam ettikçe ve bizler mikropların varlığı ve hijyenin önemini daha iyi kavradıkça “hayatımızda yaptığımız değişikliklerin bazıları da ciddi anlamda kalıcı olacak gibi görünüyor.”

Buna göre, pandemi sonrası dönemde hayatımızda olması pek muhtemel olmayan şeylerin başında doğum günü kutlamalarının rutin eğlenceleri geliyor.

“Doğum günü pastasının üzerindeki mumları söndürmek virüsleri yaymanıza sebep olabilir” diyen uzmanlar hep bir ağızdan doğum günü şarkısı söylemenin “daha da büyük bir risk yaratabileceği” görüşünde.

Güney Carolina Üniversitesi’nden Epidemiyoloji uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melisa Nolan’a göre “söz konusu, koronavirüs gibi solunum yoluyla bulaşan hastalıkları yayan damlacıklar olduğunda, ‘İyi ki doğdun sana…’ diye şarkı söylemek daha büyük bir risk yaratıyor.”

Nolan bu yüzden en iyi yolun dışarı çıkıp doğum günü şarkısını açık bir alanda söylemek olduğunu ve insanların arasında mesafe olması gerektiğini vurguluyor.

Aynı sigarayı paylaşmak mı?

ABD’li Headset firmasından veri analizi uzmanı Cooper Ashley’e göre pandemiyle birlikte maziye karışması muhtemel toplumsal davranışlarımızdan biri de arkadaşlar arasında elden ele gezen sigaralar.

Tulane Üniversitesi’nden Epidemiyoloji uzmanı Doç. Dr. Susan Hassig’in de belirttiği üzere, aynı sigaranın ya da elektronik sigaranın farklı insanlar arasında dolaşması sadece koronavirüsün değil, solunum yoluyla geçen bütün hastalıkların yayılmasına sebep olabiliyor.

Top havuzları da mazi olabilir

Uzmanların mikropları yayma konusunda uyarıda bulunduğu bir diğer malzeme ise plastikler. Bu yüzden de koca bir havuz dolusu plastiğin içinde yüzmek de pandemi sonrası dönemde tarihe karışabilir.

Time dergisine konuşan McDonald’s’ın üst düzey yöneticilerinden Chris Kempczinski de “gelecekte top havuzlarımız olacak mı bilmiyorum” diyor ve ekliyor: “Muhtemelen çok fazla top havuzumuzun olmaması için halk sağlığını ilgilendiren bazı iyi sebeplerimiz var.”

Tek kullanımlık makyaj malzemeleri

Şimdi bir süre için pandemi döneminde olduğumuzu unutup eski alışkanlıklarımızı hatırlayalım. İster uzun uzadıya yapılan alışverişlerde ister kısacık molalarda olsun, çoğu kadının yapmaktan keyif aldığı şeylerden biri de bir kozmetik mağazasına uğrayıp makyaj malzemelerini denemekti. Her gün onlarca insanın denediği makyaj malzemelerini…

Hal böyle olunca kozmetik mağazalarında birden fazla kişinin denemesi için bulundurulan test ürünleri de pandemiyle birlikte tarihe karışacak gibi görünüyor. ABD’de bazı firmalar bu test ürünlerini tek kullanımlık kullan-at ürünlerle değiştirmeye başlamış bile.

Sanal korku evleri dönemi

Türkiye’de de özellikle son birkaç yıl içinde daha da yaygınlaşmış gündelik eğlencelerden biri: Korku evleri… Tanıdığınız ya da tanımadığınız pek çok insanla kapalı bir alanda birbirinize çarpa çarpa, zaman zaman düşe kalka geçirilen zamanlar… Ve -pek tabii- aynı yüzeylere dokunan ve aynı havayı soluyan bir sürü insan…

The New York Times’a göre ABD’deki korku evleri de pandemiye ayak uydurup birer birer sanal ortama taşınmaya başlamış. Nasıl mı? Örneğin, Florida’da bir korku evi çalışanı göğsüne bir telefon bağlıyor, telefondan etrafı gören katılımcılar da onu video konferans üzerinden yönlendiriyor. Aynı keyfi vermese gerek…

Yeni normalde gece hayatı

Pandemiyle birlikte belki de hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı bir diğer alan da gece hayatı. Pek çok insan aylar süren eve kapanma döneminin acısını bar ve kulüplerde çıkarmayı düşünürken uzmanlar bunun böyle olmamasını umut ediyor.

“Sosyal mesafe bu noktada artık yaygın bir norm halini alacak” diyen Dr. Nolan, özellikle alkolün akıp gittiği, bangır bangır müzikli bir ortamda insanların birbirlerine iyice yaklaşıp yüksek sesle muhabbet etmesinin riskli olacağı görüşünde. Bu yüzden de daha sakin, daha az gürültülü bir ortamda sohbet etmenin daha güvenli olacağını söylüyor.

Bu noktada etrafınızdaki insanların nasıl hareket ettiği de sizin kendi davranışlarınızı etkileyecek önemli bir etken. Massachusetts’in Worcester Politeknik Enstitüsü’nden sosyal psikoloji profesörü Jeanine Skorinko’nun da dediği gibi, sosyal ortamlardaki insan davranışı etraftaki kişilerin nasıl davrandığıyla yakından ilişkili.

Diğer bir deyişle, etrafınızdaki insanlar sosyal mesafelerini koruyup daha sessiz konuşuyor ve aynı içkiyi paylaşmaktan kaçınıyorsa sizin de buna ayak uydurma ihtimaliniz tahmin ettiğinizden daha yüksek.

Aynı bardaktan içmek mi? Gerçekten mi?

Benzer bir şekilde, birden fazla kişinin aynı bardaktan bir şeyler içmesi pipetle bile olsa artık pek mantıklı görünmüyor.

Dr. Nolan’a göre eğer içtiğiniz şey alkollü bir içki ise, alkolün pipetten gelen her ne ise onu öldürme ihtimali var. Fakat bu noktada “bazı mikrop ve virüslerin içkinin içinde de yaşamayı sürdürebileceği” uyarısında bulunan Dr. Hassig’i dinlemek daha yerinde bir karar gibi görünüyor.

‘Bana yaklaşmayın!’

Özellikle sıkı karantina kurallarının ve sokağa çıkma kısıtlamalarının hala yürürlükte olduğu dönemde arkadaşlarının evinde toplanıp birlikte zaman geçirmek, hep birlikte kutu oyunları oynamak pek çok insan için kafe ve barlara bir alternatif oluşturmuştu.

Fakat uzmanların söylediğine bakılırsa bu da hastalık kapma riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Herkesin elinin değdiği kartları karmak, taşları dağıtıp dizmek için masaya eğilip durmak, birbirine çok yakın oturmak… Tüm bunların riskli olabileceğini söyleyen Dr. Nolan’a göre diğer oyuncularla temas gerektirmeyen bir oyun oynamak iyi bir çözüm olabilir. Sessiz sinema gibi mi yani? Belki…

Dahası Scrabble gibi pek çok popüler kart ve kutu oyununun telefon, tablet veya bilgisayar üzerinden de oynanabileceğini hatırlatmakta fayda var.

Açık havada karaoke

Pandemi bitse bile belki de daha yıllar sürecek yeni normalde karaoke barlara da ihtiyatlı yaklaşmak iyi bir fikir gibi görünüyor.

Epidemiyoloji uzmanlarına göre, aynı mikrofonun elden ele geçtiği kapalı bir ortamda hep bir ağızdan şarkı söylemeye çalışıp sağlığımızı riske atmak yerine ya şarkı söylemekten tamamen kaçınabilir ya da bunu açık bir alanda yapabiliriz.

Örneğin, koronavirüsün nispeten daha kontrol altında olduğu ve karaokenin oldukça popüler olduğu Japonya’da bir karaoke sektör kuruluşu üyelerinden aynı odada bulunabilecek insan sayısını azaltmalarını ve misafirlerine maske zorunluluğu getirmelerini istemiş.

Amaçsızca alışveriş yapmak da mazi olabilir

Özellikle klima kullanılan ve büyük insan kalabalıklarını ağırlayan alışveriş merkezlerinin hastalığı kapma riskini ne kadar arttırdığı artık az çok bilindiğinden, pandemi döneminde insanlar hiç olmadığı kadar çok internet üzerinden alışverişe yöneldi.

Pandemi öncesi dönemde aynı zamanda önemli birer sosyalleşme mekânı olan AVM’lerde saatlerce amaçsızca gezip yapılan alışverişler de bu yüzden yakın gelecekte mazi olacak gibi duruyor.

Hal böyle olunca gerek alışveriş merkezleri gerekse internet üzerinden satış yapan platformlar bu yeni koşullara adapte olmaya başladı.

ABD’de bazı mağazalar müşterilerinin ürünleri camekanın arkasından beğenip almasına imkân sağlarken bazı mağazalar “çevrimdışı” ve “çevrimiçi” alışveriş deneyimlerini harmanlama yoluna gitmiş. Diğer bir deyişle, ürünleri internet üzerinden veya mağaza camekanın arkasından seçip mağazadan teslim alabiliyor ya da evinize gönderilmesini isteyebiliyorsunuz.

Bu yeni alışveriş anlayışının da pandemi süreciyle sınırlı kalmayacağı, bundan sonra da hayatımızda olacağı tahmin ediliyor.

El sıkışmak, bir arkadaşa sarılıp öpmek…

Son olarak yazının en başına, el sıkışmaya dönecek olursak… Biriyle tokalaşmanın alternatifi ne olabilir? Ve bu alternatifler hayatımızda tahmin ettiğimizden daha kalıcı olabilir mi? Dr. Hassig tam da bu görüşte.

Pandemi süreci başladığı günden bu yana hayatımıza giren selamlaşma yöntemlerinden biri de dirsek tokuşturma oldu. Dr. Hassig dirsek tokuşturmanın daha uzunca bir süre el sıkışmaya alternatif olabileceğini söylüyor.

Sarılma konusunda ise haberler nispeten daha iyi: Dr. Nolan’a göre biriyle sarılmak o kişinin yanağından öpmekten, hatta onunla el sıkışmaktan daha az riskli olabilir. Çünkü sarılırken bir süreliğini başımızı birbirimizden öteye çeviriyoruz.

Fakat yine de tüm bu sosyal davranışlar insanların birbiriyle yakın temasa girmesine neden oluyor. Dr. Hassig bu yüzden yüzyıllardır farklı kültürlerde kullanılan ve insanların birbirleriyle fiziksel temasa girmesini gerektirmeyen selamlaşma yöntemlerinin kullanılmasını öneriyor.

Ellerinizi göğsünüzde kavuşturup hafifçe başınızı eğmek ya da uzaktan el sallamak bu noktada el sıkışmaya veya sarılmaya bir alternatif olabilir. (SD)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın