Kültür Sanat, Yaşlılık

Soru: Yaşlılara Bir Yer Var Mı? Yanıt: Olmalı

Birikim Dergisi, okurlarını ve yazarlarını; dünyada ve Türkiye’de yaşlı nüfusunun artmasının ekonomi-politik, sınıfsal ve toplumsal cinsiyet meselesi olduğundan, yaşlı bakımının ekonomik, toplumsal ve psikolojik bir sorun olduğundan, yaş ayrımcılığı ve yaşlıların izolasyonu ile ömrün uzamasının yaşlılığı dönüştürdüğünden, yaşlıların sanatta ve popüler kültürdeki görünümlerinden ve yaşlıların hayata katabilecekleri üzerinden bakarak Yaşlılara Bir Yer Var mı?” sorusuna yanıt aramaya ve düşünmeye davet etmişti, bir süre önce.

“Yaşlılara Bir Yer Var Mı?” sorusuna yirmi yazar ve araştırmacının verdiği yanıtların yayımlandığı Birikim (sayı: 362-363) (Haziran-Temmuz 2019)” dergisindeki dosyanın sunuşunda yer alan Norberto Bobbio’nun “Yaşlılık muhasebe zamanı.

Yaşlılık niyetlerle yapılanları teraziye koymanın zamanı. Yaşlılığın ruh hali: tamamlan(a)mamış, mükemmele erememiş olanın bilinci olarak melankoli” mealindeki cümleleri içeriğin özeti adeta.

Dosyanın ilk bölümü: Uzun yaşamlar, yaşlanan Dünya

İpek Gürkaynak. ``Herkesin annesi olmak``

“Yaşlının yaşlılığının farkında olması (itiraf etmesi?) , o konuda söz sahibi olması yasak yani. Başka hiç bir yaş grubu için bu reddediş söz konusu değil sanırım.

“Yaş almak” da neymiş; yaşlanıyoruz işte. Yaş alma filan değil; yaşlılık, yaşlanmışlık. Alınan bir şey, alınmayabilirdi ya da alındıktan sonra başkasına verilebilir ya da devredilebilirdi. ‘Yaş almayacağım ben, teşekkür ederim, ; bendekini size vereyim’ denilebiliyor mu?! ”
“Yaşlı olmak hoşuma gidiyor benim. Yaşlıysanız daha aldırmaz, toplumsal kurallara daha başkaldırıcı olabiliyorsunuz.”

“20 yıldır oturduğum Biga’da pazarda ne zaman abladan/yengeden, önce teyzeye sonra da anneye terfi ettiğimi bulamıyorum. Herkes farklı algılıyor ve yaşıyor yaşı ve yaşlılığı.”

“Yaşlılık tek kelimeyle hevessizlik, diyen halama göre ben yaşlı değilim, hala heveslerim var.”

(Yaşlılıkta azalmaya dair) “Gözlük takmakla, saçıma ak düşmesiyle azalmadım, arttım, ben. Daha bir yerime yerleştim yerime, daha sıkı bastım yere!

“Yaşlanma sürecimde zor da olsa alıştığım şey yavaşlamak ya da yavaşlamış olmak. Daha bir kaç yıl önce yarım saatte hallettiğim şeyleri yapmak için şimdi saatler ayırıyorum!”

“Yaşlanma sürecimde alışamadıklarım neler? El yazımın benim bile okuyamadığım hale gelmiş olması. Sağ elimin eklemleri sorunlu. Unutmalar, her şeyi not etme ve notların yerini anımsama gereği. Çok ağır ama: Dost, arkadaş, akraba ölümleri.”

“Ölümden sonrasını düşünüyorum. Öteki dünya falan demek istemiyorum. İşim yok o konularla.

Aslında yakılacak olmayı istediğimi ama bizim memlekette bunun olanaklı olmadığını, organlarımın herhalde kimsenin işine yaramaz hale gelmiş olduğunu ama kadavra olarak bedenimi bir üniversitenin tıp fakültesine bırakabileceğimi, bunu yapmanın yollarının neler olduğunu, ben ölünce kimlere haber verilmesi gerekeceği (bilgisayarımda çocuklarım için hazırladığım ‘vasiyetimdir’ dosyasına eklediğim liste) gibi “pratik” meseleleri düşünüyorum!

“Ne mutluluk… Teknoloji ile idare edecek kadar geçinebiliyorum. Gözlerim duruyor, okuyabiliyorum. Geniş sayılabilecek arkadaş ve genç meslektaş gruplarımla, çoğu zaman e-postalaşmakla, telefonlaşmakla sınırlı da olsa iletişimim sürüyor. Evlatlarımın torunlarımın keyfini sürüyorum ne mutluluk kocamla birlikte yaşlanıyorum. Ne mutluluk…”

Özlem Erden Aki. ``Yaşlandıkça çeşitlenmek``

“2004’den bu yana sadece 65 yaş üstündeki hastaları görüyorum. ‘Geriatrik psikiyatri’ üst ihtisası yaptım. Açık konuşayım: pek de istekli başlamamıştım, şartlar bu yolu açtı önümde, ama tahmin edemeyeceğim kadar çok sevdim, hala da olumlu duygularım katlanarak artıyor.”

“Çok şefkatli olduğum için, çok verici olduğum için değil, özel bir biçimde ayrımcılığa uğrayan ve bu ayrımcılığa inanılmaz bir vakarla katlanan bu insanları tanıyor olmayı seviyorum sanırım.

“Yaşlılarla uğraşmak zor veya bıktırıcı değil, üstüne üstlük ‘orta yaşlılar cenneti’ olan cennet vatanımda yaşlılarla birlikte iken nefes aldığımı hissediyorum. Yaşlılar doktora, doktorun yaptığı işe saygı duyuyorlar.

“Birbirine zıt olgu ve ameller için hep aynı bahanenin karşılarına çıkması: yaşlısın sen.

“Yaşlılık çeşitlilik dönemi. Yaşlandıkça çeşitlenir insanlar. Ayrımcılık yaşlıların en yakınından, aileden başlıyor. En yakınlar, aile bireyleri, her aileye her kültüre göre değişen derecelerde yaşlılık ve yaşlılarla ilişkili birtakım kalıp yargılara sahipler.

“Yaşlılara kendi kararlarını alamayacak, sağlıklı düşünemeyecek insanlar gibi davranılıyor.

“Yaşlılar da erişkinler kadar çeşitli ve renkliler, kısıtlılıklar nedeniyle seçenekleri azalabiliyor ama istekler, tercihler, beklenti ve hayallere gem vurulamaz, vurulmaması da gerekiyor.”

Sinan Sülün. ``Aslanların düşünü görenler``

Ne zaman yaşlı bir insan görsem hep aynı sorular düşüyor aklıma.

  • Neden hep erken kalkar yaşlılar?
  • Hayattan biraz daha zaman çalabilmek için mi?
  • Neden insan yaşlanınca anılarını yazar?
  • Andre Gide'in dediği gibi, ölümün elinden bir şey kurtarmak için mi?
  • Neden kamburları çıkar, bükülür, gökyüzünden çok artık toprağa bakarlar?
  • Geldikleri yere döneceklerini bildikleri için mi?

Dosyanın ikinci bölümü: Yaşlılığın 'ekonomi-politiği'

Özgür Arun. ``Yaşlananların bir çift sözü var!``

“Yaşlanma dinamiklerini fark etmeyecek ya da ihmal edecek ölçüde gençliğin bu denli kutsanması, Peter Pan Sendromu olarak tarif edilebilir.

“Hiç var olmayan bir ülkeye çocukları hep çocuk kalacakları vaadi ile davet eden Peter Pan, hiç yaşlanmayacak efsanevi bir karakterdir. Yaşlı (ve kötü) Kaptan Kanca onun gençliğinden öylesine nefret ederken, Peter Pan da yaşlanmaktan ölesiye korkar. Genç ve yaşlı arasındaki bu savaş, hiç var olmayan bir ülkede sürüp gitmekte olabilir.

“Türkiye’nin çocukları hızla yaşlanmakta. Yine de araştırmacılar, sivil toplum girişimi ve hükümetler tarafından yaşlanılmayacağına dair duyulan kuvvetli inanç Peter Pan Sendromu, başlı başına bir sorun. Türkiye’nin yaşlanmasından ziyade, gençliğin bu denli kutsanması bir sorun!

“Yaşlanmak bir ömür boyu süren macera macera dolu bir armağan da olabilir, günden güne ağırlaşan bir lanet de. Bu bağlamda yaşlanmayı aşmak nasıl mümkün olabilir.”

Melek İpek. ``Neoliberalizmin yaşlıları``

“Neoliberal çağda sosyal refah devletinin koruması altından çıkan bireyler kendi kaderleri ile baş başadır.

“Bir kısım yaşlı ağır yoksulluk, güvencesizlik, bakım ve sağlık sorunları ile baş etmeye çalıştıkları bir yaşlılık süreci yaşarken; bir kısım yaşlı da başarılı, üretken yaşlanma girdabında gençliği yakalama endişesi ile yaşlılığı karşılamaktadır.

“Başarılı/sağlıklı yaşlanmak elbette herkesçe istenen insani bir haktır. Ancak sadece başarılı/üretken yaşlanma sistemine dayanılarak yapılandırılacak sosyal politikaların eşitsizlik yapılarıyla mücadele etmenin ötesinde, bu eşitsizlikleri çoğaltacağı unutulmamalıdır.

“Sadece yaşlılık dönemini değil yaşamı bütünüyle kapsayan, toplumsal cinsiyet, sınıf ve kültürel unsurlara özen gösterilen, sosyal adalet ve sosyal yurttaşlık temelinde, yaşlılara ve yaşlanan nüfusa yönelik politikadan söz edilmelidir.

“Böyle bir yaklaşım zaten insan odağında başarılı bir yaşamı ve ardından başarılı bir yaşlanmayı beraberinde getirecektir.”

Nadir Suğur. ``Yaşlılık ve sosyal politika``

“Toplumda dezavantajlı durumda olan diğer ihtiyaç sahibi kesimlere yönelik olduğu gibi yaşlılara yönelik sosyal politika anlayışının da kişilerin dil, din, mezhep, ırk, toplumsal cinsiyet ve siyasi düşüncelerine bakılmaksızın ayrımsız ve ayrıcalıksız olarak tüm ihtiyaç sahibi yurttaşları kapsayıcı bir şekilde oluşturulması, planlanması ve uygulanması gerekmektedir.

“Özellikle siyasi aktörlerin sosyal politikası oy devşirebilecekleri bir tür al-ver ilişkisine dönüştüremediği, devlet ile yurttaş arasında ki ilişkinin bir himmet ve minnet ilişkisine indirgenmediği ve sosyal politika ile ilgili her türlü düzenlemenin bir yurttaşlık hakkı olarak da tanımlandığı bir gelecek herkes için daha yaşanabilir olacaktır.”

Osman Elbek. ``Her yaştan yaşlanma``

“Zaman hastalık değil sağlık çağıdır. Sağlığı ve hastalığı belirleyecek olan yaşam tipini seçmek ise kişinin tercihidir. Bireyin tercihleri elbette sorumluluğu ve ödevini de var edecektir.

“Yaşlılık ise bu yeniçağın en fazla risk yaratan dönemidir. Bu nedenle yaşlı birey, her zamankinden daha fazla oranda dikkatli olmalı ve bu temasın sebebiyet verdiği toplumsal harcamaları finanse etmek için üretkenliğini devam ettirmelidir.

“Hasılı kelam; sağlık milenyum çağında insanın hapishanesi, başarı ise gardiyanıdır.”

Salih Işık Bora. ``Genç Nesillerin Merhametine Kalmak`` mı?

“Daha uzun ömürlerin potansiyellerini gerçekleştirebilmesi için yaşlılık kavramına bakışın da değişmesi ve ömür döngülerinin farklı hayal edilmesi gerekecektir.

“Riske toleransın düşmesi, yeni fikirlere karşı direnç gibi yaşlılıkla özdeşleşen davranış kalıplarının insanların yüz yıl yaşayabildiği bir toplumda hala devam etmesini gerektirecek bir durum söz konusu değil.”

Dosyanın üçüncü bölümü: Feminist Bakış

Pınar Yanardağ Kocabaş. ``Kocakarılığı kucaklamak``

“Başka bir yaşlılık mümkün mü? Yaşçılığa ve yaş ilişkilerine dair bir farkındalık yaratılması, feminist bir yaş siyasetinin oluşturulması ve yaşlılığa dair olumsuz anlamların yerine olumlu alternatiflerin üretilmesi önemli meseleler olarak önümüzde duruyor.

“Margaret Cruikshank, bu olumlu alternatifler üretme sürecine ‘yaşlı olmayı öğrenmek’ adını veriyor. ‘Yaşlı olmayı öğrenmek’ bir yandan yaşlılık konusunda bilgilenmek, yaşadığımız toplumdaki anlamıyla yaşlanmanın hangi sosyal koşullarla oluştuğunun, ne şekilde kurumsallaştığının, biyolojiden çok kültür tarafından belirlendiğinin farkında olmak demek.

“Yaşlanmayı öğrenmek aynı zamanda bize öğretilmiş doğru bilinen yanlışlardan vazgeçmek, yaşlılığa ilişin, yaşlıları küçültücü anlamları gözlemlemek ve bunlara direnmek anlamına geliyor.

“Cruikshank’a göre eğer yaşlı olmayı öğrenebilirsek, olumsuz yaşçı dayatmalar yerine yaşlılık dönemindeki güçlü yanlara odaklanabilirsek, yaşlılığa ilişkin yeni anlamlar bulabiliriz ve yaşlılık tam olarak kendimiz olabildiğimiz bir zaman haline gelebilir.

“Le Guin’in bahsettiği yaşlılıkta kendini yeniden doğurmak yani kocakarılığı kucaklamak, bireysel olduğu kadar kolektif bir süreç de aynı zamanda.

2Yaşlanınca bize ne olacak sorusu tepede sallanırken, ya yaşlılıktan korkup üzerine düşünmekten kaçacağız ya da bize dayatılanlar dışında başka bir yaşlanmanın mümkün olup olmadığına kafa yoracağız. “

Reyhan Atasü- Topcuoğlu. ``Günümüz kapitalizmi ve sosyal haklar``

“Günümüz kapitalizmi yaşlılığı bireysel bir risk ve toplumsal bir kriz riski olarak inşa ediyor. Yaşlılık karşısında yalnız kalıyoruz, üstelik aşırı çalışmaktan ve aşırı tüketmekten başımıza gelenin ne olduğunu etraflıca düşünecek vaktimiz yok.

“Yaratılan panik ortamında kimisi spora, kimisi özel sağlık sigortasına sarılıyor.

“Kapitalist kültürlerde insanın yaşam enerjisi olan emeğin ücretli/ücretsiz emek olarak bölünmesi, ücretsiz emeğin ataerkil ideoloji ile kadınlık olarak kodlanması ve görünmemesi bizi kendi ömürlerimizi de ücretli çalışma odaklı olarak düşünmeye itiyor. Yaşlananların masraflarını karşılamak için ‘daha çok çalışmalı, ömür uzuyorsa çalışmak da uzamalı’dan öteye gidemiyoruz.

“Küçülen refah rejimlerinde sunulmayan pek çok hizmetin ve yoksullaşmanın hanelerdeki ücretsiz emeğin kadın emeği tarafından yerine getirilmesi bekleniyor.

2Ancak kabul etmek gerekiyor ki, Türkiye ve 2008 krizinden sonra güney Avrupa ülkelerinde alınan ekonomik tedbirler toplumsal yeniden bölüşümden devletin ciddi biçimde çekilmesine ve eşitsizliklerin giderek daha çok artmasına sebep olmaktadır. Ailenin yoksulluğu tüm toplumsal acısını emen işsizleri bağrında, engellileri ve yaşlıları hanesinde saklayan, çocuklara ve hastalara bakan, ufak tefek girişimiyle geçimlik ekonomiler yaratan bir kurum olarak nereye kadar dayanacağı meçhul.

“Ömrümüzü nasıl yaşadığımız nasıl yaşlandığımız ve yaşlanmayı nasıl algıladığımız, içinde bulunduğumuz kapitalist ve ataerkil ideolojik kalıplar dahilinde şekilleniyor.

2Halihazırdaki durum pek parlak değil. Var olan bakım ihtiyacı tarif edecek ve talep edecek dili aramızda geliştirmemiz ve yaygınlaştırmamız gerekiyor. Böyle bir dili insan haklarını ve sosyal adaleti merkeze almadan kuramayız.”

Dosyanın dördüncü bölümü: Yaşlılar ve mekan

Bahar Yalçın. ``Pürüzsüz kentler``

“Sağlıklı olmak ve kentin sunduğu hizmetlere erişmek için özel çaba sarf etmek zorunda kalmak, maddi koşulların el verdiği ölçülerde yaşamını etkileyen sorunlara çare üretebilmek, yaşlılığın değil içinde yaşadığımız sistemin problemleri.

“Bir toplum yaşamında ‘görmüş geçirmişliğin’ değerinin azalması, toplumsal ritüellerin tamamının ‘geleneksel’ addedilmesi ve yenilerini oluşturacak bir birikimin eşzamanlı olarak gelişmemesi, yaşlıyı bugünün insanı olmaktan uzaklaştırıyor.

“Oysa doğumdan cenazeye, tiyatroya gitmekten caddede dolaşmaya, alışverişten yemek yemeye kadar kentte yaşamanın her alanda tarihsel olarak getirdiği bir kültür var.

“Bilgi ve deneyim farkının eskiden olduğu gibi, toplumsal statü açısından önemli olmayı bırakması toplumsal kuralları belirlemedeki gücün kaynağını hak etmekten gasp etmeye dönüştürüyor.

Yaşlılar için gençler için çocuklar için bir şeyler yapalım ama bu ‘bir şeyler’ pürüzleri yok etmek için kurduğumuz toplumsal bir işbölümü değil, uğrunda beraber yürüdüğümüz bir toplumsal amacın çıktıları olsun.”

Tolga Arvas: ``Bir kentin kırışıklıklarını kim silebilir?``

Cumhuriyetin genç başkenti, Ankara için yaşlandı demek zor ama vaktinden önce yıprandı, erken çöktü diyebiliriz belki.

“Neler sebep olmuş olabilir buna, yaşadıkları mı? Neler yaşamış bu şehir kısa sayılabilecek ömründe. Darbeler denizlerin idamı 1970li yılların o acılı günleri.

“Bunların çoğu bütün Türkiye’de ve diğer büyük şehirlerde de yaşanmadı mı? Belki diğerlerinden biraz daha içli ve melankolik Ankara, aynı evlatlarında görüldüğü gibi. Belki de kentsel bir ‘Progerra Sendromu’dur bunun sebebi; çocuklarda görülen erken yaşlanma hastalığı.”

“Oysa doğumdan cenazeye, tiyatroya gitmekten caddede dolaşmaya, alışverişten yemek yemeye kadar kentte yaşamanın her alanda tarihsel olarak getirdiği bir kültür var.

“Bilgi ve deneyim farkının eskiden olduğu gibi, toplumsal statü açısından önemli olmayı bırakması toplumsal kuralları belirlemedeki gücün kaynağını hak etmekten gasp etmeye dönüştürüyor.

Yaşlılar için gençler için çocuklar için bir şeyler yapalım ama bu ‘bir şeyler’ pürüzleri yok etmek için kurduğumuz toplumsal bir işbölümü değil, uğrunda beraber yürüdüğümüz bir toplumsal amacın çıktıları olsun.”

Ayşe Gündüz Hoşgör: ``Kırsal yaşlılık``

  • Kırsal alanlarda köylerin nüfusu azalıyor, köylerdeki yaşlı nüfus oranı artıyor. Yaşlı nüfusun/hanelerin çoğunlukta olduğu köylerde 'pazar odaklı üretim' –kısmen- ortadan kalktığından; geçimlik bahçe üretiminin yanı sıra emeklilik maaşı, alınan sosyal yardımlaşma desteği ya da -yurt dışından gelen- tarım dışı gelirler temel gelir kaynağını oluşturuyor.
  • Bölgesel ve toplumsal cinsiyete dayalı farklılıklar içeren kırsalda, 'yaşlılığın kadınlaşması' söz konusu. Yoksulluk çizgisinin altında yaşayan kırsal yaşlı nüfus oranı, kent yoksulu yaşlı oranından yüksek. Kırsal artık kendi yaşlısını/ gencini doyurmada sıkıntı yaşıyor. Kırsalda yaşlı ayrımcılığı farklı boyutlarda yaşanıyor.
  • Biyolojik çeşitlilik barındıran kırsalda, emek tarımdan koptuğundan kültürel unsurları ve kırsal üretimle ilgili bilgileri içeren ve ileri yaştaki insanların taşıdığı geleneksel bilgi yok oluyor.
  • Kırsalın yaşlanması, geleneksel üretim bilgilerinin unutulması demek. "Masal anlatılmazsa, tohum ekilmezse unutulur."
  • Kırsaldaki yaşlıların 'yaşlılıkla baş etme' stratejilerinin başında gelen 'köy düzeyindeki dayanışma'; resmi sağlık ve sosyal yardım vb. hizmetleri sınırlı olduğundan komşuluk ilişkileri üzerinden alternatif bir çözüm.
  • 'İmece usulü dayanışma', kırsaldaki yaşlılar için bir yaşam stratejisi. Yaşı –daha- küçük olanların sürece –daha- aktif katıldığı ve yaşı –daha- ileri olanlara destek verdiği imece usulünde kadınlar toplanıp el birliğiyle ve sırayla yazın kışlık ekmek, tarhana salça vb. yapar, erkekler de evlerin bakım-onarım işlerini yapar. Yaşlılıkta işbirliğinin artması; psikolojik olarak iyileşmeye yol açıyor.
  • Erkeklerin birincil gücü elinde tuttuğu ve siyasi liderlik, ahlaki otorite sosyal imtiyaz ve mülkiyet kontrolü rollerinde baskın olduğu sosyal sistem olan 'klasik partiarka'da temel aktör olan 'erk' (baba) yaşlanıp güçten düştüğünde otoritesini kaybeder.
  • Klasik patriarkanın şekil değiştirdiği günümüzde eşine ve çocuklarına şiddet uygulamış yaşlı erkeklerin hali -özellikle eş kaybı sonrası- iç acıcı değil. Çocuklarının terk ettiği, komşularının ilgilenmediği, metruk evinde zor koşullarda genellikle yalnız yaşayan bu yaşlı erkekler için kıssadan hisse: 'patriarka gün geliyor, yetki uygulayan erki de tarumar ediyor.'
  • Günümüzde kentten köydeki evlerine geri dönen bazı –emekli- yaşlıların zihinsel ve fiziksel sağlıkları güçleniyor, geçimlik diktikleri sebze-meyve ekonomik durumları ve psiko-sosyal durumları iyileşiyor, sosyal ve fiziksel olarak daha aktif bir yaşam sürüyorlar.
  • Kırsala dönen ve 'iyi olma hali'nin peşindeki yaşlıların çoğu için kırsal artık yaşlının kendini özgür hissettiği, üretimden koptuğu, kısmi bakım hizmetlerinden yoksun olduğu ve sadece barındığı bir açık alan.

Dosyanın beşinci bölümü: Yaşsız estetik

Sevilay Çelenk. Gülten Akın'ın ömür-zamanda yürüyüşü: ``Yürürken bakma hayata``

“İnsan nasılsa yaşamışsa öyle yaşlanır.

“Nerdeyse klişe bir karakter kazanmış bu söz Gülten Akın’ın eserlerini, yaşlanmaya ve yaşlılığa dair ne varsa izini sürerek yeniden okumaya çalıştığım günler boyunca kendini hatırlatıp durdu. Bu eserleri zamana ve yıllara yayılmış okumalardan farklı biçimde bir iki haftalık bir süre boyunca yoğunlaşarak naçizane bir dikkatle okumaya kalktığımızda, son derece berrak biçimde görüyoruz ki sardunya direnciyle yaşamış bir ozan, aslında yaşlanmaz.”

“Ne güzel ne güzel tanrım
Fesleğen ekiyor, sardunya dikiyorum
Bitiyorum arsızlığına çimenin çiçeğin
Arsızlık bugünden geri
Umut ve direnç demektir
Sokulmak demektir yaşamın koynuna. “
(İlahiler. Gülten Akın Toplu Şiirler)

Adalet Çavdar. ``İnsanın yüzü ruhunu yansıtır``

“Cicero, ‘insanın yüzü ruhunu yansıtır’ demiş, bir nevi yaşlılığa övgü niteliği taşıyan ‘Yaşlı Cato ve yaşlılık üzerine’ kitabında. Kitapta bir bilgedir Cato.

“Cicero, yaşlılıkla ilgili fikirlerini Cato üzerinden anlatır. Yaşlanmayı bir bilgelik olarak değerlendirir eserinde ve aynı zamanda bundan neden korkulduğunu da ele alır; ölüme yakın olmak, işten güçten elini yavaş yavaş çekmek zorunda kalmak zayıflamak, güçten düşmek ve hayatın bazı zevklerinden artık uzak durmak gerektiğini bilmek. Onun için tüm bütün bunlar öğretmeye, anlatmaya ve yaşam formunu değiştirip devam etmeye bahane değildir.”

Aslı Çetinkaya. ``Yaşsız sanat``

“Antropolog Marc Auge, ‘Yaşsız Zaman: Kendi etnolojisini yapmak’ isimli kitabında ‘yaşlılık ne olursa olsun, onu yadsımadan, kanıtlarını inkar etmeden, bir düşünme kategorisi olarak yaşı sorgulamaz mıyız?’ diye soruyor ve ‘sayıya dökülebilirliğine bağlı olarak nesnel görünen yaş, etkin, yani herkesin farklı ama bilinçli bir şekilde katıldığı toplumsal hayattan dışlanmayı getirebilir’ uyarısını yapıyor.

“Oradan devamla sorarsak, toplumda var olan kalıp yargıları, hiyerarşileri yeniden üretmeyen, yaşsız bir sanat alemi düşünebilir miyiz?

“İçinde bulunduğumuz alanda tek başına herhangi bir değere karşılık gelmeyen, engeller, şablonlar, güvensizlikler yaratmaktan öteye gitmeyen şu yaş etiketleri olmadan.

Zehra Çelenk. ``Yaşsızlık çağı``

“Gençliğin uzamasının doğal sonucu, yaşlı nüfusun dünyada ve ülkemizde tarihte görülmemiş bir çokluk oluşturmaya başlaması.

“Yaşlanma hastalık gibi görüldüğüne göre, dünya dev bir geriatri servisine dönüşme yolunda. Bu durumun kuşak çatışmalarının önemli bir alan halini alışı gibi sonuçları da var.

“Kabaca 1960-1980 diliminde doğan X kuşağı hala her alanda Y kuşağıyla da yoğun bir temas içinde. Kuşaklar böyle geniş aralıklarla tanımlandığından aynı kuşağın başıyla sonu arasında bile büyük farklılıklar var öte yandan.

2Pratikte çocuğu olabilecek yaşta insanlarla yoğun karşılaşma hali, ilişkilerin yapısal dönüşümüyle beraber cinselliği ve gönül ilişkilerini de içeren karmaşık sonuçlar doğuruyor.”

Eylül Deniz Yaşar. ``Estetik, etik ve varoluşsal olarak yaşlanma``

“Hayatımızı hiçbir şeyi olduğu gibi kabul edemeden, kendi bedenimizle, cinsiyetimize, yaşımızla doğru düzgün yüzleşemeden geçirdiğimiz bir yaşamın son döneminde bile yüzleşmekten kozmetik bir kaçış!

“Yaşlanmanın top yekün inkarından çok, başka bir fenomenle yüz yüzeyiz; yaşlılığın yeniden tanımlanması ve estetize edilmesi olarak anti-aging söylemi moda dergilerinden, reklam yüzlerinden taşarak bireysel ölçekte herkesin yaşlanmayı biraz daha ertelediği bir varoluşsal koşullanmayı yaratıyor.

“İhtiyarlara yer olmadığı öylesine kabul edilen bir varsayıma dönüştürülüyor ki bir şekilde yaşlanma eğrisine girdiğimizde bu problematik kimliği böyle kolayca kabullenemiyoruz. Yaşlandığımızı kabul etmekten hayıflanır, çekinir, korkar hale geliyoruz.

“Çünkü bunu bir kere kabul edersek, toplumun artık bizim için her zamankinden daha güvensiz bir yer olacağını biliyoruz; ihtiyarlara yer olmadığının herkes farkında.”

Elifcan Çelebi-Asya: Yerli dizilerdeki yaşlı karakterlere ilişkin seyirci algısı ve bir aykırı olarak esma boran örneği: Olağan yaşlılar
Hem küresel ölçekte hem de türkiye özelinde yapılan çalışmalar medyadaki yaşlılık temsillerinin yaşlıların nüfusa oranında yaşanan artış ve yaşlılığa ilişkin gelişen farkındalık düşünüldüğünde yetersiz o0olduğunu, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsiz bir portre çizildiğini, yaşlıların homojen biçimde temsil edildiklerini ve bu temsillerin negatif stereotipleri pekiştirdiğini göstermekte.

184 sayfalık Birikim Dergisinin 147 sayfasında yer alan “Yaşlılara bir yer var mı?” dosyasının içeriğinde Hüseyin Türk, Murat Bergi, Uğur Biryol, Murat Özcan’ın çektiği “çok konuşkan” fotoğraflar da var.

Birikim dergisinin hayatın her alanında ayrımcı, ötekileştirici, dışlayıcı bakış açısına maruz kalan yaşlılar için hazırladığı bu dosyadaki her bir yazı çok anlamlı ve özeldi. Her bir makaleden kısa alıntılar/ kısa (özet) cümleler alarak yazdığım bu yazı, Birikim’in bu özel sayısına emek veren herkese ve yaşlılık alanına emek veren herkese teşekkür mahiyetinde yazılmıştır.

Bu uzun yazıyı, dosyanın “Uzun yaşamlar, yaşlanan Dünya” bölümünde yer alan “Daralan zamanı sündürme telaşındaki insanlar kırılgandır” başlıklı yazımdan bir cümleyle/ dilekle/öneriyle bitirelim: “Hangi yaşta olursak olalım, yaşlılık dönemi ‘ah’layarak değil, ‘oh’layarak geçirilmeli.”

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın