Hayata Dair

“Yaa, Bildiğin Gibi İşte, Bir Şey Yok, Ne Olsun?”

``Yaa, Bildiğin Gibi İşte, Bir Şey Yok, Ne Olsun?``

Yıllardır görüşmeyen aynı fakülteden mezun yirmi kadın Sığacık’ta bir otelde iki gün konaklayacaktır. Gelenler akşam üzeri kokteyl için toplandıklarında öğrencilik dönemi fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi onları okul yıllarındaki neşeli, şenlikli kantin havasına götürmüştür ki organizasyonu yapan Berna söz alır: “Arkadaşlar, herkes sağ yanındakiyle eşleşiyor. Beşer dakikalık süre ile eşler birbirine bunca yıldır neler yaptığını anlatacak. Sonra da eşler bize eşini anlatacak” der.

Belkıs, Selva‘yla eşleşir. Selva anlatır kendini, yaptıklarını. Belkıs da kendini bir cümleyle anlatmakta ısrar edince, kalan süre dedikodu yapılarak değerlendirilir.

Topluluğa sunumlar başlar: Şurada çalıştı/çalışıyor, evlendi, şu kadar kızı/oğlu var, emekli oldu/olacak, şurada oturuyor filan. Sıra Belkıs’a geldiğinde Selva’yı anlatır. Söz sırası Selva’ya geçer. “Arkadaşıma ‘N’aber Belkıs?’ dedim. ‘Yaa, bildiğin gibi işte, bir şey yok, ne olsun?’dedi. Arkadaşlar, Belkıs bunca yıldır bildiğiniz gibi. Yani bekar!” dediğinde kızların hepsi yerlere yatar gülmekten.

Toplantı biter. Kızlar giyinip, süslenmek üzere odalarına çıkar. Belkıs’ın oda kapısı çalınır. Gelen Selva’dır. “Hadi anlat bakalım! ” deyip, kendini koltuğa atar.

– Anlat deyince anlatılmıyor, Selva’cığım.

-Şekercim yeni Medeni Kanun sayesinde nüfus cüzdanımda ‘bekar’ yazıyor. Geçenlerde vereceğim konferans öncesi oturum başkanı beni tanıtıyor; filan feşmekan diye. Sözlerini “Bekar. Üç çocuklu” diye bitirince salona müstehzi bir hava yayıldı. Ama sen bekarların çocuksuz cinsindensin!

– Dünkü gazetelerde “Bekar kadınları sinirlendirmeye gelmez” yazıyordu. Okudun mu?

– Hayır!

– İngiliz uzmanlar “Bekar kadınlar ani tepkiler verir. Evli hemcinslerinden ve yaşıtlarından daha sinirli olurlar. Uzlaşmacı değildir” demiş.

– Doğru. Mesela sen?

– Ne yapayım? Yeni Delhi’ye, Gucarat eyaletine mi gideyim?

– Ne alaka?

– Orada evlenecek bekar kadın kıtlığı varmış. Evli yoksul erkekler, eşlerini zengin erkeklere kiraya veriyormuş.

– Evlenirken kızların götürmek zorunda olduğu çeyiz aileleri yıktığı için kız bebekleri kürtajla aldırırlarsa…

– O yüzden Hindistan’da kadın-erkek dengesini bozulmuş. Yanılmıyorsam 1000 erkeğe karşılık 700 küsur kadın düşüyormuş. Evlenilecek bekar kadın bulamayan zengin erkekler aylık kadın kiralayarak, hem ev işlerini yaptırıyor, hem cinsel ihtiyaçlarını karşılıyormuş.

– Hayat… İnternet’te okumuştum. Bekar kadınları genellikle bakımlı, saçları yapılı, tırnakları manikürlü, ojeli, topuklu ayakkabıları çanta ve giysileriyle uyumlu, insanlara tepeden bakan, kendine güvenli, elit ve çok bilmiş diye kategorize etmişler.

– Komik… Annem evleneceğime dair umudunu bu yıla dek sürdürdü. Sonunda yıllardır bana yaptığı çeyizlerimi kullanayım diye gönderdi. Danteller, etaminler, iğne oyaları, örtüler… Senin kız evleneceğinde haber verirsen çeyizlerimi ona devrederim.

– Yeni bir Sindrella öyküsü yazmak için mi kadıncağızı bunca yıl beklettin!

– Yıllarca için için kocam olmadığına değil, bir çocuğum olmadığına üzüldü. Son yıllarda “Biriyle evlenip, hamile kal, sonra da boşan” demeye bile başlamıştı. “Yüreğimi ondan çocuk yapacak kadar pırpır ettirmeyen biriyle niye evleneyim ki” dediğimde kızardı.

– “Evlilik, sonsuza kadar sürecek” kuralı geçerli değil artık. Boşanma evliliğin bitişi ama, çocuklu bekarlığın da başlangıcı.

– Sohbetin öznesi değişiyor mu?

– Bir kadın kendisine dul olmayı yakıştırmış ise; nice zorlukları göğüsleyerek hayatını daha anlamlı ve güvenli kılmayı da başarır.

– Yapma allasen! Çocuksuzların işi kolay olsa da, senin konumundakilerin çoğu ekonomik nedenlerle zor durumda. Ancak sizin ekürinin hayatı farklı bir yönden yakalayarak gönüllerince yaşadıklarına ya da mutluluk oyununu oynadıklarına inanıyorum.

-Sana dönüyor ve “Niye evlenmedin?” değil, “niye çocuk doğurmadın” diye soruyorum.

– Hayda… Bu ülkede evlenmeden çocuk doğurmak kolay ya…

– Sen hep “devirici”ydin. Bu konuda da toplum kurallarını altüst edebilirdin!

– Evlenme hakkımı kullanmadığıma değil, ama anne olma hakkımı kullanmadığıma pişmanım. Biline…

– Toplumun kabulü mü? Doğanın kabulü mü? Doğa, annelik için evlilik koşulu koymamış.

– Doğacak olan çocuğun hakları? “Benim niye babam yok” derse…

– Susma hakkımı kullanıyorum.

– Bekar kadınlar, başladıkları ilişkinin sonsuza dek sürmesini istiyor. Romantizm… İlişkinin yönünü kadının evlilik diye tutturma(ma)sı belirliyor. Erkeklere evlilik fikri cazip gelmiyor.

– Hata yapma korkusu?

– Yooo, özgür ruh meseli…

– Doğru: “hoşça kal” diyebilecek insanlarla birlikteliği tercih ediyorlar.

– İşinde, evinde ve özel yaşamında süperleşen kadınlar olduğu sürece… Evlenme kararı vermek kolay mı?

– Zamanında gözümü karartıp, evlendim. Olmadı. Bitirdim. Kolay yani…

– Ve evliliği savunmayı sürdürüyorsun!

– Bizim zamanımızda evlilik terapisti filan yoktu. Şimdi evlenecek çiftler terapist önerisiyle evliliklerinde uyacakları kuralların yer aldığı bir anlaşma imzalıyor.

– Yani kadın “Şerif’çiğim; evlilik anayasamızda fuşya renk gömlek giymen yoktu” diyebilecek.

– Dalga geçme! Atalarımız “Kiminle yaşadığın değil, kiminle yaşadığın önemli” demiş. Aşkı geç ama… Şöyle eksiklerini ve hatalarını iyi huylarının hatırına hoş göreceğin, mülayim, mecburiyetten uzak, tamamlayıcı ve destekleyici bir sevgi olsa…

– Ben bu halimden mutluyum.

– Bir başına mutlu olabilen, iki başına da olabilir.

– Flört ve evlilik farklı iki durum.

– Bir bebek bile karşısındakinin huyunu-suyunu hissedebiliyor. Senin gibi hayat duruşu net birisi “Yaşım ilerledi. Karşımdakine uyum sağlayamam” demez herhalde.

– Yaş, etken tabii. Görünürde uyum, örtülü uyumsuzluk olur… Boş ver: Bu halim güzel. Karışanım yok. Keyfimin istediğini yapıyor, önceliği de, sonralığı da kendime veriyorum. Yeter ki; tamir işi çıkmasın. Market dönüşü torba taşımayı sevmiyorum. Bencileyin bir arkadaşım “Sırf taşıma işi için evlenilir” dese de. Tüm zamanlarım bana ait. Sen bekar anne olarak benim gibi ‘nerede çalgı, orada kalgı’ yapamazsın.

– Haklısın!

– Evli arkadaşlarım eğlenmeye, gezmeye sınırlı zaman ayırabildiklerinden benim anlattıklarımla idare ediyor.

– Hayran kitlesi meseli mi?

– Bir arkadaşım eşiyle “Belkıs bayramda Mısır’a dalmaya gittiğinde…” diye sohbet ederken, altı yaşındaki kızı annesinin sözünü kesip: “Ben büyüdüğümde evlenmeyeceğim.” deyince babası “Neden?” diye soruyor. Yanıt: “Belkıs Teyzem gibi olabilmek için.”

– Yani…

– Hayatın beni vurmasına izin vermeyeceğim. (ŞD/TK)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

Yıllardır görüşmeyen aynı fakülteden mezun yirmi kadın Sığacık’ta bir otelde iki gün konaklayacaktır. Gelenler akşam üzeri kokteyl için toplandıklarında öğrencilik dönemi fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi onları okul yıllarındaki neşeli, şenlikli kantin havasına götürmüştür ki organizasyonu yapan Berna söz alır: “Arkadaşlar, herkes sağ yanındakiyle eşleşiyor. Beşer dakikalık süre ile eşler birbirine bunca yıldır neler yaptığını anlatacak. Sonra da eşler bize eşini anlatacak” der.

Belkıs, Selva‘yla eşleşir. Selva anlatır kendini, yaptıklarını. Belkıs da kendini bir cümleyle anlatmakta ısrar edince, kalan süre dedikodu yapılarak değerlendirilir.

Topluluğa sunumlar başlar: Şurada çalıştı/çalışıyor, evlendi, şu kadar kızı/oğlu var, emekli oldu/olacak, şurada oturuyor filan. Sıra Belkıs’a geldiğinde Selva’yı anlatır. Söz sırası Selva’ya geçer. “Arkadaşıma ‘N’aber Belkıs?’ dedim. ‘Yaa, bildiğin gibi işte, bir şey yok, ne olsun?’dedi. Arkadaşlar, Belkıs bunca yıldır bildiğiniz gibi. Yani bekar!” dediğinde kızların hepsi yerlere yatar gülmekten.

Toplantı biter. Kızlar giyinip, süslenmek üzere odalarına çıkar. Belkıs’ın oda kapısı çalınır. Gelen Selva’dır. “Hadi anlat bakalım! ” deyip, kendini koltuğa atar.

– Anlat deyince anlatılmıyor, Selva’cığım.

-Şekercim yeni Medeni Kanun sayesinde nüfus cüzdanımda ‘bekar’ yazıyor. Geçenlerde vereceğim konferans öncesi oturum başkanı beni tanıtıyor; filan feşmekan diye. Sözlerini “Bekar. Üç çocuklu” diye bitirince salona müstehzi bir hava yayıldı. Ama sen bekarların çocuksuz cinsindensin!

– Dünkü gazetelerde “Bekar kadınları sinirlendirmeye gelmez” yazıyordu. Okudun mu?

– Hayır!

– İngiliz uzmanlar “Bekar kadınlar ani tepkiler verir. Evli hemcinslerinden ve yaşıtlarından daha sinirli olurlar. Uzlaşmacı değildir” demiş.

– Doğru. Mesela sen?

– Ne yapayım? Yeni Delhi’ye, Gucarat eyaletine mi gideyim?

– Ne alaka?

– Orada evlenecek bekar kadın kıtlığı varmış. Evli yoksul erkekler, eşlerini zengin erkeklere kiraya veriyormuş.

– Evlenirken kızların götürmek zorunda olduğu çeyiz aileleri yıktığı için kız bebekleri kürtajla aldırırlarsa…

– O yüzden Hindistan’da kadın-erkek dengesini bozulmuş. Yanılmıyorsam 1000 erkeğe karşılık 700 küsur kadın düşüyormuş. Evlenilecek bekar kadın bulamayan zengin erkekler aylık kadın kiralayarak, hem ev işlerini yaptırıyor, hem cinsel ihtiyaçlarını karşılıyormuş.

– Hayat… İnternet’te okumuştum. Bekar kadınları genellikle bakımlı, saçları yapılı, tırnakları manikürlü, ojeli, topuklu ayakkabıları çanta ve giysileriyle uyumlu, insanlara tepeden bakan, kendine güvenli, elit ve çok bilmiş diye kategorize etmişler.

– Komik… Annem evleneceğime dair umudunu bu yıla dek sürdürdü. Sonunda yıllardır bana yaptığı çeyizlerimi kullanayım diye gönderdi. Danteller, etaminler, iğne oyaları, örtüler… Senin kız evleneceğinde haber verirsen çeyizlerimi ona devrederim.

– Yeni bir Sindrella öyküsü yazmak için mi kadıncağızı bunca yıl beklettin!

– Yıllarca için için kocam olmadığına değil, bir çocuğum olmadığına üzüldü. Son yıllarda “Biriyle evlenip, hamile kal, sonra da boşan” demeye bile başlamıştı. “Yüreğimi ondan çocuk yapacak kadar pırpır ettirmeyen biriyle niye evleneyim ki” dediğimde kızardı.

– “Evlilik, sonsuza kadar sürecek” kuralı geçerli değil artık. Boşanma evliliğin bitişi ama, çocuklu bekarlığın da başlangıcı.

– Sohbetin öznesi değişiyor mu?

– Bir kadın kendisine dul olmayı yakıştırmış ise; nice zorlukları göğüsleyerek hayatını daha anlamlı ve güvenli kılmayı da başarır.

– Yapma allasen! Çocuksuzların işi kolay olsa da, senin konumundakilerin çoğu ekonomik nedenlerle zor durumda. Ancak sizin ekürinin hayatı farklı bir yönden yakalayarak gönüllerince yaşadıklarına ya da mutluluk oyununu oynadıklarına inanıyorum.

-Sana dönüyor ve “Niye evlenmedin?” değil, “niye çocuk doğurmadın” diye soruyorum.

– Hayda… Bu ülkede evlenmeden çocuk doğurmak kolay ya…

– Sen hep “devirici”ydin. Bu konuda da toplum kurallarını altüst edebilirdin!

– Evlenme hakkımı kullanmadığıma değil, ama anne olma hakkımı kullanmadığıma pişmanım. Biline…

– Toplumun kabulü mü? Doğanın kabulü mü? Doğa, annelik için evlilik koşulu koymamış.

– Doğacak olan çocuğun hakları? “Benim niye babam yok” derse…

– Susma hakkımı kullanıyorum.

– Bekar kadınlar, başladıkları ilişkinin sonsuza dek sürmesini istiyor. Romantizm… İlişkinin yönünü kadının evlilik diye tutturma(ma)sı belirliyor. Erkeklere evlilik fikri cazip gelmiyor.

– Hata yapma korkusu?

– Yooo, özgür ruh meseli…

– Doğru: “hoşça kal” diyebilecek insanlarla birlikteliği tercih ediyorlar.

– İşinde, evinde ve özel yaşamında süperleşen kadınlar olduğu sürece… Evlenme kararı vermek kolay mı?

– Zamanında gözümü karartıp, evlendim. Olmadı. Bitirdim. Kolay yani…

– Ve evliliği savunmayı sürdürüyorsun!

– Bizim zamanımızda evlilik terapisti filan yoktu. Şimdi evlenecek çiftler terapist önerisiyle evliliklerinde uyacakları kuralların yer aldığı bir anlaşma imzalıyor.

– Yani kadın “Şerif’çiğim; evlilik anayasamızda fuşya renk gömlek giymen yoktu” diyebilecek.

– Dalga geçme! Atalarımız “Kiminle yaşadığın değil, kiminle yaşadığın önemli” demiş. Aşkı geç ama… Şöyle eksiklerini ve hatalarını iyi huylarının hatırına hoş göreceğin, mülayim, mecburiyetten uzak, tamamlayıcı ve destekleyici bir sevgi olsa…

– Ben bu halimden mutluyum.

– Bir başına mutlu olabilen, iki başına da olabilir.

– Flört ve evlilik farklı iki durum.

– Bir bebek bile karşısındakinin huyunu-suyunu hissedebiliyor. Senin gibi hayat duruşu net birisi “Yaşım ilerledi. Karşımdakine uyum sağlayamam” demez herhalde.

– Yaş, etken tabii. Görünürde uyum, örtülü uyumsuzluk olur… Boş ver: Bu halim güzel. Karışanım yok. Keyfimin istediğini yapıyor, önceliği de, sonralığı da kendime veriyorum. Yeter ki; tamir işi çıkmasın. Market dönüşü torba taşımayı sevmiyorum. Bencileyin bir arkadaşım “Sırf taşıma işi için evlenilir” dese de. Tüm zamanlarım bana ait. Sen bekar anne olarak benim gibi ‘nerede çalgı, orada kalgı’ yapamazsın.

– Haklısın!

– Evli arkadaşlarım eğlenmeye, gezmeye sınırlı zaman ayırabildiklerinden benim anlattıklarımla idare ediyor.

– Hayran kitlesi meseli mi?

– Bir arkadaşım eşiyle “Belkıs bayramda Mısır’a dalmaya gittiğinde…” diye sohbet ederken, altı yaşındaki kızı annesinin sözünü kesip: “Ben büyüdüğümde evlenmeyeceğim.” deyince babası “Neden?” diye soruyor. Yanıt: “Belkıs Teyzem gibi olabilmek için.”

– Yani…

– Hayatın beni vurmasına izin vermeyeceğim. (ŞD/TK)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın