Rengahenk Yaşlılar

Yüreği Altı Ay Kış, Altı Ay Yaz Olan Kadın

Yüreği Altı Ay Kış, Altı Ay Yaz Olan Kadın

Arkadaşım Suna’nın köy evindeki yan komşusu Şefiye Teyze’yle bir gün önce tanışmış, ertesi gün turşu kuracağını öğrenince yardım edebileceğimi söylemiştim. O evine gidince Suna özetleyivermişti hayat öyküsünü.

Kolay mı hayat? En azından benim için öyle olmadı. Kaç yaşıma geldim ve hala çalışıyorum. Şikayetçi miyim? N’apcaksın?

Kızın başını sokacak evi yok. Elim tutarken şu evin üst katının dört duvarını öreyim. O da emekli olduğunda içini yapsın diyorum.

Sağol, kızım… Ne güzel hem çene yapıyoruz hem iş. Boş durmak Allah’a mahsus. Yaş ilerleyince insan biraz dinlenmeyi hak ediyor ama…

Çalışacağız mecbur. Köylük yerde iş biter mi? Aha, daha dün topladım büberleri. Kurban olduğumun hikmeti; bugün dünya kadar var yine.

Börülceler kurudu; temizlenmeli. Salça sıkılmak ister. Büberler dizilecek. Mısırlar dövülecek. Tarhana kaldırılmalı. Turşu kurulacak neyse ki… Bamyalar toplanıp, dizilmeli. Akşam sağılacak sütten çökelek, yağ yapılmalı ki perşembe pazarında satabileyim.

Susam silkelenecek daha. Okullar açılmayaydı oğlan yapardı ama… Ablamın oğlu Esat’a söylemeye çekiniyorum işte. Köylük yerde herkesin işi kndine.

“Büberler ellerini yakar; eldiven kullan” dedim sana; sözümü dinlemedin. Çok uğraşma; büberleri ikiye böl, yeter. Robotton geçircez ya.

Sizin gibi şeherde masa başında “gelsin çaylar, gitsin kahveler” deyip; çalışsa da çalışmasa da maaşını alan kadınlar bizi anlayamaz. Biz çalışmazsak aç kalırız yaz-kış. Sizin gibi her şeyi parayla alacak olsak; halimiz duman olur.

Peynir, odun, salça, tarhana… Her şeyi kendimiz yaparız. Çarşı ekmeği yediğimize bakma! Elimizden gelse yumurta, et, süt de yapacağız. Gaz, tuz, bez yapmanın mümkünatı yok neyse ki… Eline sağlık… Şimdi o dört baş sarımsağı soyuver. Bunları yapmazsam karnımı doyuramayacak mıyım? Yediğim şunca lokma.

Boş oturup n’apcam? Sabah kalkan insanın yapacak işi olmalı. Çocuklar, torunlar “Çalışma! Sen zamanında bizim elimize ekmek tutturdun. Şimdi sıra bizde” dediklerinde “Karışmayın! Ben size karışıyor muyum?” diyorum.

İğnenin deliğinde büyüttüm onları. Köyün ve çevre köylerin tek terzisiydim. Gelinlik dahil her şey gelirdi elimden. Tıkır tıkır sabahlara kadar çalışırdım “sünger” oğlumun başında. Kadir küçükken “sınger” diyemez “sünger” derdi. Eve ekmek getirttiği için “oğlum” derdim dikiş makinama

Bildiğin gibi değil; iyi para kazanırdım o yıllarda. Elimdekini tutmayı da bilirdim. Ana-baba görmedim ben. Hatırlamıyorum onları. Arka arkaya ölmüşler. Çocuğu olmayan aşağı mahalledeki Kocaların Ayşe “bedelli” almış beni. Evlatlık yani. Ablamı da yaşı büyük işlerine yarar diye dayım büyütmüş.

İyi insandı Ayşe Abayla, Hüseyin Amucam. Köy çocuğu çabucak büyür. Öksüz yetim maksumlar daha da çabuk.

İlkokul üçteydim; “yeter” dediler. Peyderpey bütün evin –sonra da bahçe işlerinin sorumluluğu üzerime geçti. Dikiş dikmeyi kiracımız bir öğretmenden öğrendim, sonra da geliştirdim.

Aaaa, karnıbaharları yıkamayı unuttuk. Sen domateslerinin sapını alırken ben onları yıkayayım. Kereviz sapını unutturmayasın bana. Ben de “almızer” mi oldum ne? Her şeyi unutuyorum.

Benim gibi bedelli büyüyen Hüsni’yle everdiler beni. Ezik, ağzından uyuyan, beceriksiz bir adamdı. Sormadılar bile ister misin, diye. Elde avuçta yok; iğnenin ucundan medet umuyoruz. İki oğlan bir kız doğurdum. Büyük oğlum Burhan sekiz yaşındayken zatülcenpten öldü. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Yüreğini kanar hep insanın durmaz, dinmez.

Dur fişe takayım robotu. Azar azar haznesine koycaz tüm zerzevatı. Eskidenmiş rendeyle uğraşmak. Hooop oldu bile. Dök leğene. Patlıcanlar bitsin, kırmızı ve beyaz lahanaları yaparsın.

Buranın evliğini (arsa) aldım; dişimden arttırarak. Tutturdu Hüsni “üzerime yapcan tapuyu” diye. Kahvede “karı parası yiyon” diye dalga geçiyorlarmış onunla. Yapmayınca her gün dövdü beni. Hem de nasıl?

Koyma damarlarını lahananın. Sonra domateslere geç. Ben arka bahçeden brokoli toplayıp geliyorum.

Arkadaşım Suna’nın köy evindeki yan komşusu Şefiye Teyze’yle bir gün önce tanışmış, ertesi gün turşu kuracağını öğrenince yardım edebileceğimi söylemiştim. O evine gidince Suna özetleyivermişti hayat öyküsünü.

Kaldığı huzurevinde evlenmiş olmasına karşın boşadığı kocası öldüğünde son görevini fazlasıyla yaptığını, hemşire kızıyla ilk okul öğretmeni oğlundan dört torunu olduğunu, köyde boşanan ilk kadın olduğundan yıllarca dedikodusunun yapılmasına hiç aldırmadığını, motosiklete binmesi köyde başlangıçta yadırgansa da diğer kadınlara yol açtığını, ürettiklerini Muğla pazarında satmaya başladığında köyün erkeklerinin kızdığını, köyün gençlerinin her dem onu sevip saydığını, tuttuğunu kopardığını, yıllardır yalnız yaşadığını öğrenmiştim.

O gelene kadar yeşil-kırmızı büber, beyaz-kırmızı lahana, domates, havuç, karnabahar, patlıcan, sarımsak, kereviz rendesiyle dolmuştu leğen.

Al bakalım; brokolileri. Onu da rendelersen işimiz bitti sayılır. Nerde kalmıştık? Boşanmak kolay oldu ama; hayat kolay olmadı. Allah devlete zeval vermesin. Sayesinde çocuklarım okudu.

Kız çocukları analarının kaderini taşırmış. Kızım işsiz kocaya bakıyor şimdi de. Üstelik anası kadar dirayetli de değil. Boşayamıyor.

Tamam; bitti işte. Şimdi tak bari, eldivenleri. Hah iyice boca et. Karışsın hepsi birbirine. Oldu… Şimdi kavanoza doldur. İyice bastır ki; üzerine su koyunca zerzevat gezintiye çıkmasın.

Bu turşu yeni moda. Sebzeleri yıka, robottan geçir, kavanoza koy, üzerine hazır turşu suyu dök. Ağzını kapa. Bir hafta sonra afiyet olsun.

Yılın altı ayı yaz, altı ayı kış. Yaza kıştan, kışa yazdan hazırlanmak gerek. Ahh bir de insanlar yüreklerini yaza, kışa hatta bahara hazır edebilseler…(ŞD/EÜ)

* Şadiye Dönümcü, sosyal hizmet uzmanı

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın