Hayata Dair

Alkolün Fasit Dairesi Tüm Hayatı Dışarıda Bıraktığında…

Alkolün Fasit Dairesi Tüm Hayatı Dışarıda Bıraktığında...

Alkolün Fasit Dairesi Tüm Hayatı Dışarıda Bıraktığında...

Hayatın zorluklarını kolaylaştırmak, ağırlığını hafifletmek için herkesin başvurduğu yollar ve aldığı önlemler farklı. Mücadele edilmeyen hayat; hayat değil(mi?) zaten.

Hayatın “mücadele etmelisin” talimatını aldığımdan bu yana hep koşuşturdum. Babam öldüğünde kardeşim ve ben lisedeydik. Annem; derleyip topladı bizi. Ekonomik sıkıntımız yoktu. Okul bitti. İşe girdim. Kariyerim her geçen gün yükseldi. İyi para kazanıyor, annemden ayrı bir evde oturuyordum. Zengin bir sosyal çevrem vardı. İstediğim her şeyi yapabilecek durumdaydım.

Sonra… Yorulduğumdan mı? Yıllardır taşıdığım yükün ağırlığından mı? Güç kaybına uğradığımdan mı? Kırıldığımdan mı? Yaşın getirdiği kırılganlığımın artmasından mı? Yitirdiklerimden mi? Hayatı taşımakta zorlanmaya başlayınca alkol desteğine başvurdum.

Unutmam mümkün değil o geceyi. Yorucu ve stresli bir günün sonunda arkadaşlarla çıktığımız akşam yemeğinde önümde dekor amacıyla duran kadehteki şarabı boşaltıverince garson görevini yerine getirdi. Ben içtim, o doldurdu. Ertesi günkü baş ağrısı çekilmez bir şeydi ama o akşam her şey çok hoştu.

“Hadiii bir şey olmaz” dediler, ben de içtim

İşte o hoşluğu yaşamak için azıcık azıcık içmeğe başladım. İçtiğimde gevşiyordum; içtiğimde enerjim artıyordu, içtiğimde uyuşuyordum ve her şey güzelleşiyordu. İçip de “artık yeter!” demem gereken noktada “hadiiii; bir şey olmaz” dendikçe o çok sevdiğim tat yüzünden içmeyi sürdürüyordum.

Dertlerimden, endişelerimden kurtulmak, başarılarımı kutlamak için içtim. Arkadaşımın kızı yürümeye başladığı, patron yeni iş bağladığı, yeğenim sınav kazandığı için içtim. Kendime yeni cüzdan aldığım için, uyuyamadığım için, her yerim ağrıdığı için içtim. Sinirlendikçe, canım sıkıldıkça, hüzünlendikçe içtim.

Alkollü birliktelikleri tercih ettikçe, her fırsatta alkol aldıkça toleransım arttığından daha çok içer oldum. Başlangıçta neşelenmeme, keyif almama aracılık eden alkolün konum değiştirip bana zarar vereceğini düşünmedim hiç. Zaten her şey o denli hızlı seyretti ki…

İçmediğimde huzursuz oluyor, gevşemek için içtiğimde de kendimi halsiz, isteksiz ve karamsar hissediyordum. İçtikçe kendime olan güvenim azaldı, güvenim azaldıkça içtiğim doz arttı.

Başlangıçta arkadaşlarımla içerken -ki sonraları her gün ve çok içenlerle daha yakın oldum- sonraları evde yalnızken de içmeğe başladım. Alkolsüz ilişkilerimin tümünü bitirme noktasına geldim. Alkolüme laf söyleyenlerle -annem ve kardeşim dahil- daha az görüşüp, içime-evime kapandım. Sinema-tiyatroya gitmez, kültür turlarına katılmaz oldum. Değişik bir insan olup çıktım.

Alkol yüzünden hayata özenim azaldıkça daha çok içtim

Adına ister bağımlı, ister alkolik, ister alkol-sever densin; alışmıştım işte. Almadığımda titriyor, terliyor, kendimi bitkin hissediyor, uyuyamıyordum. Kendime ve hayata gösterdiğim özen azaldıkça -eskiden aldığım o güzel tadı yakalayabilmek için- daha çok içtim. Fasit daire işte.

Kadınlar alkole karşı daha çabuk fiziksel bağımlılık geliştirirmiş. Bana alıştığımı söyleyenlere kızdım. Sorun yaşamaya, zarar görmeğe başladığımda bile bağımlılığımı kabul etmedim. Oysa her geçen gün yaşamım değişiyor, yaşam alanım daralıyordu.

Kendimi işe vermediğimi söyleyen ekip arkadaşlarımın ve koordinatörün uyarılarını kaale almadım hiç. Sabahları işe geç gitmeye, akşamları da erken çıkmaya başlayınca bir gün patron odasına çağırıp “Eski veriminiz yok“ diye uyardı. Haklıydılar ama ben inkar ettim yine de.

İş çıkışı erkenden başlıyordum içmeğe. Zaten uyuyamadığım için kadeh-şişeyle birlikteliğim uzun sürüyordu. Aç-tok karnına her gün içiyor, sarhoşken söylediklerim, yaptıklarım hatırlatıldığındaysa çok utanıyordum.

Evdeki küçük tuvalet hem mahzen, hem de şişe çöplüğüydü. Alkolle aramıza sınır girmesin diye stok yapardım.

“İçmeyeceğim” diye sözler verip bozdum

Dışarıda içmenin maliyeti yüksek, evde içmeninki düşük olsa da ekonomik olarak zorlanmağa başladım. İyi ki evli, çoluk-çocuklu değildim. Gerçi o zaman da hayat boşluğa düşmeme cevaz vermezdi belki.

Daha az içmek için çaba harcadığım, bazı günler içmemek için kendimi çok zorladığım olmadı değil. Kendime, anneme, kardeşime, Cansın’a sözler verdim “içmeyeceğim” diye. Başaramadım. Annem durumuma üzüldüğü için bir ara Ankara dışında çalışmayı bile düşündüm.

Sağlığımdaki olumsuzlukların farkında olduğumdan nadiren doktora gidiyor, ancak söylediklerinin tersini yapıyordum. Nefes alış şeklim değişmiş, kilo almaya başlamıştım. Titreyen ellerimle bardak taşımakta, hatta sigara içmekte bile zorlanıyordum. Bazen beynimin durduğunu hissedince sinirlenir; “al sana çalışman için yakıt” dercesine o gün daha çok içerdim.

Sızdığım gecelerin sabahında ayılayım diye kova büyüklüğünde fincanla kahve içer, mutlaka duş alır, iki-üç duraklık yol yürüyerek otobüse binerek işe giderdim. Kendime yaptığım tek iyilik süt içmek ve vitamin almaktı.

Alkol alışkanlığını terk etmeyi başarmak “dünyanın en zor işi” diye düşündüm hep.

Hamile kadınların aş ermesi gibi alkole aş eriyordum adeta. Akşam olsa da içsem! Rakının işi uzun diye önce bira açardım kendime. Bazen içme isteğimi ertelemek için işler bahane eder, yine de beceremezdim.

Alkolün bana verdiği en büyük zarar -belki görünür olduğu için- dikkat dağınıklığıydı. İşim; rakamlarla ve kağıt üzerindeki parayla ilgiliydi. Hata affetmezdi. Bana ve şirkete maliyeti küçük olan bir-iki hatam tamir edilse de; sonuncusunda tazminatımı verip beni kapı dışına -yoksa yerin en dibine mi?- bıraktılar.

Sonunda alkolü hayatımın dışında bıraktım

Artık engel kalmamıştı; her saat içebilirdim. İçtim de…

Yaşam alanımın çok daralmış, fasit dairemin sınırları ise çok kalınlaşmıştı. Sevdiklerimin “bir uzman yardımına başvursak” şeklindeki önerilerini dinlemiyordum bile. Hayat üzerime tüm haşmetiyle gelmişti ve ben artık -gerçekten çok- güçsüzdüm.

Annemim emekli aylığının yarısını elinden alıp, içki stokladığım günün ertesi kendime geldiğimde yaptığımdan utandım. Bana bu utancı yaşatan bu sorun bitmeliydi. Ama nasıl? İnanın çok kolay olmadı.

Çok çaba harcadım. Uzun zaman aldı. Sevdiklerim büyük destek verdi. “Başaramayacak mıyım?” diye korktuğum zamanlar oldu. En zoru -aslında en güzeli- kendimle yüzleşmekti. Beni fasit dairenin içine sabitleyen alkol hayatımdaki bir sürü şeyi daire dışı bırakmıştı.

Sonunda ben de onu hayatımın dışında bıraktım. (ŞD/GG)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın