Rengahenk Yaşlılar

Annecim, Ben Büyüdüm Sen Gideli

Annecim, Ben Büyüdüm Sen Gideli

Yazamadım sana hiç; niyetlensem de. “Nasılsın?” diye soranlara “Hayat gailesi işte ” derdin ya. Anla işte; hayat gailesi.

Yazmadım ama konuştum seninle tek taraflı hep; kendimi yalnız hissettiğimde, sana ihtiyacım olduğunda.

Yıldızların oralarda neler yaptığını bilemesem de “el’alem ne der?” kaygısıyla oto-kontrolünü bırakmadığından eminim. Kan kustuğunda bile, “kızılcık şerbeti içtim” derdin, yaşarken çünkü.

Oradaki hayat sessiz sakin olmalı. Buralar bıraktığından çok daha fazla hareketli, yorucu ve yoğun.

Bizleri yani “Emine Dönümcü Kızları“nı sorarsan? Cevabım senden apartma: “İyiyiz demek adetten

Eeee, artık yaşlandık, yorulduk biz de tabii.

Ailemize yeni katılanlar, ailemizden ayrılanlar olsa da; asayiş berkemal, bilesin. “N’apıyor benim kızlarım acaba?” diye düşünüp durma. Vesveseye gerek yok; herkes kendi payına düşeni yaşıyor işte.

Yeşim, Kemal, Evşen, Niyazi, Çiğdem sadece yaş almakla kalmayıp, her geçen gün hayat başarılarını da yükseltiyorlar. Laf aramızda torunların kızlarından daha iyi eş ve ana-baba oldular. Bahar ve Pınar da büyüyüp ‘turna kuşu‘na dönüştü. İkisi de uzak diyarlara uçtular.

Senin gördüğün torun çocukların Ekin ve Dila genç kız, Faruk delikanlı oldu. Azra ve Paşa sen gittikten sonra doğdu. Ayyy, anne görmeliydin onları; nasıl güzeller…

Seni hepimiz çok arıyoruz, yokluğunu tahmin edemeyeceğin kadar hissediyoruz. İnsanın her yaşta anneye ihtiyacı var çünkü.

Sen gidince İzmir’in içi boşaldı, biraz. Söke ise bomboş kaldı; ne senin ne babamın tarafından bütün aile büyükleri sizin oralara taşındığı için. Annecim; senin bu dünyadaki toprak parçanın fotoğraflarını göndermiş üç numaralı kızın. Fuşya rengi katır tırnakları açmış; üzerinde. Öyle güzeller ki…

Masamdaki fesleğeni avuçlayıp, elime sinen kokusunu çektim şimdi içime; senin kokun yerine. Nerde konserve kutusu içinde fesleğen görsem, sen düşüyon aklıma. Ha bir de yüzüme, ellerime krem sürerken sabahları.

Akşam enginar pişirdim; senin usulünde ve elbette zeytinyağlı. Yapraklarını ‘hüpppp’leterek yedim; senin öğrettiğin gibi. Çamaşırları lalettayin astığımı fark ettiğimde, sen görüp de kızarsın diye dönüp renklerine ya da türlerine göre düzenliyorum. Ama sökük dikmeyi hala sevmiyorum.

Senden miras el yıkama takıntım giderek artıyor ama ekmeği sabunlamıyorum. Eeeee, zamane… Artık ekmekler poşette satılıyor.

Yersin, yersin siyah giyersin” derdin bana. Yemeye ve siyah giymeye berdevam. Ancak insan 50’sinden sonra kırmızılara, turunculara, morlara da dönüyor. Ben kimin kızıyım; Eminnoş’cum. Sen değil miydin; 80’inden sonra mürdüm rengi tayyör giyen, inci kolye-küpe takan.

Keşfetmeyi, keyfetmeyi son yıllarda arttırarak sürdürüyorum; 82 yıllık hayatında uçağa ilk kez binip 24 saatliğine torununun düğününe giden bir anneden aldığım feyzle. Kokoreçin tadını da o yaşlarda keşfedip, sevdiydin ya.

Yaş aldıkça sana daha fazla benzemeye başladım; hem fizik olarak, hem huy olarak.

Saçının boyası akıp, beyazı çıkmış kadınlara ifrit olur: “ya hiç boyama ya da düzenli boya” derdin. Beyazlarım çıktığında bana kızarsın diye, hemen boyatıyorum. Değişik renk ve desenlerde eşarp almaya bayılırdın. Ben de seviyorum ve her gün boynuma değişik fularlar takıyorum.

Uzak gözlüklerini sık değiştirdin, ya. Ne zor bulurduk sana; kaşlı gözlük çerçevesi. Beğenmezdin kolay. Ben de habire kaşlı değil ama renkli gözlükler alıyorum; kendime.

Züccaciye aşkında da sana çekmişim. Geçenlerde bir vesileyle evimin tümü elden geçti. Ayyyy anne; ne çok ıncık-cıncık doldurmuşum eve.

Son yıllarda dışarıya giydiğim giysilerle evde oturamaz oldum; kime çektiysem. Haftada bir-iki çay yapılıyor evimde ama stok yapıyorum; senin gibi.

Bahar-Pınar gideli yemek yapmıyorum evde pek. Hasbelkader yapacağımda kocaman tencereleri kullandığımı fark ettim geçenlerde. Sana kızardık ya: “Tek başına yaşıyon. Bu kadar büyük tencerede, bu kadar çok yemek yapma” diye. “Alışkanlık, çocum ” derdin. Doğruymuş valla. İtirafımdır; ocağın altını yine çok açıyorum. Kızma, lütfen!

Yolculuk öncesi “dünyanın bin bir hali var” der, bütün dolapları düzenler, ev temizlerdin ya. Valla dünyanın bilmediğim hallerine tanık olunca, ben de öyle yapmaya başladım. Hatta “hastalık var, sağlık var” düsturuna uyup, torbaladığım hastane eşyalarım bile var, hazırda.

Ahhh, bir de senin gibi bastırık altına üç beş kuruş saklamayı becerebilsem. “Eeee be Şaduş; çula çaputa, ıvır-zıvıra para harcama” derdin bana. “Bi milyona aldım” derdim sana, rakamı küçültüp. “O para değil mi?” cümleni duymazdan gelirdim. Habire adak dilerdin ya… Büyük dilekler için koyun, küçükler için horoz. Ben de diliyorum gerektiğinde, ama öyle kanlı-bıçaklı değil.

İzmir’de senin dönercine ve tatlıcına uğradığımda ilk lokmaları senin için yiyorum, diğerlerini kendim için. Her dondurma yeyişimde, gazoz içtiğimde sen düşüyon aklıma.

Hayatım yolcu bekleyip, yolcu geçirmeyle geçti” derdin beş kızın da gurbette okuduğu, çoğu evlenip gurbete gittiği için. “Evim doldu” derdin, geldiğimizde. Vedalaşırken “bi gözüm gördü, diğeri görmedi” derdin. Ne zormuş meğer; gurbet yolu gözlemek

Dedemin İnsanları diye bir film çevrildi. İzlerken çok ağladım; m’acır çocuğu olarak. Ve kendime çok kızdım; seni doğduğun topraklara Drama’ya götürmeyi akıl etmediğim için. Hayatın içinde yaşadığım güzellikleri seninle paylaşamamak da içime oturuyor. Malum; olumsuz olanları senden saklar, bayatlayınca öylesine söyleyiverirdik ya, hep.

Yaş düzenli alınıyor ama büyümek başka bir şey(miş meğer). Ben büyüdüm anne! Valla büyüdüm kendi çapımda; sen gideli. Birlikteyken, seni kırdığım her şey için özür dilerim; bilvesile. Ben seni çok özlüyorum. Her geçen gün daha çok aradığımı bil, lütfen.

Mektubum ağlama duvarına dönmeden bitireyim.

Necati Efendi“ne, babama yani sevgi ve özlemlerimi aracılığınla iletiyorum. Bilumum tanıdıklara da selam. Kızlarını, damatlarını, torunlarını, küçük gelin ve küçük damatlarını, torun çocuklarını merak etme. Herkes iyi hayat gailesi içinde.

Yedi yıldır anneler gününde ziyaret edeceğim ya da telefon edeceğim bir annem yok. İki yıldır da anneler gününde ben telefon bekliyorum; Bahar-Pınar’dan.

Sana hediye olarak bir şarkı gönderiyorum; mektubumun içinde.

Kabul buyur ve paylaş oradakilerle lütfen… Öperim seni, milyonlarca kez; kocaman gövdemle sarılarak. (ŞD/NV/IC)

* Şadiye Dönümcü. 4 nolu ‘Emine Dönümcü’ kızı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın