Sair Yazılar

Bu Mevsimin Ankara’sına Mültefitim

Bu Mevsimin Ankara’sına Mültefitim

Ankara denizi olmayan bir kent ya. Burada yaşayanların güneş-kum-denizden mürekkep tatil özlemi hiç bitmez. (…) Bedeli kredi kartlarının limite dayanması olsa da tatil güzeldir. Ama tatilcilerin boşalttığı Ankara daha da güzeldir.

İlkbahar, yazpınar, sonbahar, kışpınar…

Baharlı, pınarlı mevsimlerin her birinin taşkalası, keyfi, güzelliği, güneşi kendine özgü.

Her yörenin, her kentin baharlı, pınarlı mevsimleri de kendine özgü.

Ankara yazpınar aylarında mutedil dalgalı olur. Ve işte ben bu halini pek bir severim. Ahhh, bir de öğle saatlerinde yükselen nem olmasa.

Ankara çiçeklenince...

Büyük adalar halinde yemyeşil ağaçları olan bu kentin geçmişte bozkır olduğuna inanmak güç.

Hayatın seyrüseferinin değiştiği bu mevsimi ve bu mevsimdeki Ankara’yı sevmek için öyle çok neden var ki…

Sabahları işe giderken yürüdüğüm Ayrancı sokaklarındaki apartmanların bahçesinde açan rengahenk güller, gündüz sefası, latino, filbahri, kadife çiçeklerini gören gözlerim, kapıların üstündeki takları saran hanımeli ve sarmaşık güllerinin kokusunu alan burnum bayram ediyor.

Balkonlardaki renk şenliğinden ruhum da nasiplenir.

Güleryüz Sokak’taki sarmaşıkların sardığı Fransız balkonlu evin önüne geldiğimde balkon saksılarındaki petunyaların renk kokteyli yüreğimi soluklandırır.

Saplı meşe, mavi ladin, Lübnan sediri, ak kavak, akasya ve çınar gibi ağaçların olduğu TBMM önündeki “Milli Egemenlik Parkı”na geldiğimde, aheste çekiyorum kürekleri. Tabelada yazılı familya bilgilerini ezberlemeyi beceremesem de bu ağaçlardaki değişimleri gözlemek bana keyif veriyor.

Arza maruz zamanları fazla olduğu ve işe gitmedikleri için salkım söğüt altındaki bankta kahvaltı yapan sporsever yaşlı çifte gıpta ederek geçiyorum yanlarından.

Parktaki yarım küre formundaki çim tepeye çıkan torununu çevredeki çiçek katlarına zarar vermemesi için uyaran anneannenin yüzündeki keyif bana da yansıyor.

Ahtım var; bir gün yanıma küçük bir çocuk alıp, o çim tepeye tırmanacağım.

Limonata tadında akşamlar

Yazpınar Ankara’sının limonata tadındaki akşamlarını, serin uykularını, sabahları insanı hafif ürperten havasını seviyorum ben.

Ankara denizi olmayan bir kent ya. Burada yaşayanların güneş-kum-denizden mürekkep tatil özlemi hiç bitmez. Yaşamın tekdüzeliğine ara vermenin bedeli kredi kartlarının limite dayanması olsa da tatil güzeldir. Tatilcilerin boşalttığı Ankara daha da güzeldir.

Yollar tenhalaşır, otobüs, dolmuş, metro ve taksiye binmek kolaylaşır. Gideceğiniz yere çabucak ulaşmak keyif verir.

Ahhh bir de, toplu taşım araçlarındaki hava kalitesinin akşam saatlerinde düşmesi engellenebilse.

Mevsim ‘ne bulursan üzerine geçir’ mevsimi. İnsanlar en hafif en rahat giysilerle, ayakkabılarla, renkli ve neşeli çantalarla sokakta. Şapkalı ve güneş gözlüklü insan sayısı giderek artıyor mu ne?

Elimizdeki pet su şişeleri adeta yaz aksesuarı oldu. Ve bir gider kalemi. Ve çöp tenekeleri çevresinde oluşan pet dağlarının nedeni.

Parkların konuğu yaşlılar, çocuklar ve anneler. Güvenpark’ta suların fıskiye aracılığıyla dans ettiği havuzun çevresindeki banklar günün her saati dolu.

Sakarya Caddesindeki tüm barlar, kafeler, çay ocakları, pastaneler, ayaküstü atıştırmalık büfeler akşam saatlerinde cıvıl cıvıl.

Her işletmeden gelen farklı müzik sesi kulakları zorlasa da hayatın ritminin artması hoş.

Ankaralılar bu aylarda klimalı alışveriş merkezlerine akın eder. “Mağazalar hıncahınç dolu, güya. Satış yok. Kuru kalabalık. Millet serinlemeye geliyor.” diyen mağaza müdürü haksız değil.

Kışı içe yazı dışa çeviriyor ruhları

Bu mevsimin en büyük güzelliği mi? Uzayan günlerle artan özgürlük. Kış akşamlarında içe dönen ruhum, bu aylarda sokağa taşıyor.

Yemek yapma zorunluluğu bile esniyor bu mevsimde. Sebze bol ve yemekler hep zeytinyağlı. Bu yıl favori meyvemiz kiraz, nektarin ve taşıma güçlüğüne rağmen karpuz. Karpuz-peynir, zeytinyağlı sarımsaklı ve bol maydanozlu barbunya ile aşk yaşıyoruz ailece bu aralar. Bilinen kaygılarla tüketemediğimiz yoğurtlu patlıcan-büber kızartması uzaklarda kalan yaz aşkları gibi.

Tüm mevsimlerin vazgeçilmezi: salata. Ayaş domatesli, atom salatalı, reyhanlı, (d-t)ere otlu, rokalı, naneli, taze soğanlı nar ekşili ve elma sirkeli salataya hayır demek mümkün mü ?

Ve dondurma… Sopalı dondurmaları ötelerim. Tüm zamanlarımın tercihi: Kızılay Flamingo Pastanesinin dondurması. Gündüz koz helva arasında karamel-çikolata beyaz karışık sandviç olanı ve ısırarak yenileni. Hava karardıysa; iki külah arasına sıkıştırarak taşan kısmı yalayarak yenileni. Çocukluğumdaki dondurma tadı ve keyfi iki külah arasında saklı.
Dondurma kızartmasına da bayılıyorum. Bugüne dek en güzelini Zonguldak Çaycuma’da yedim, Ankara’dakilerle idare ediyorum.

Çamaşır ve ütünün arttığı bu mevsimde gündüz sıcakta, akşam balkonda ütü yapmak hiç hoş değil. Balkon benim keyif mekanım.

Geçen yıl balkondaki beş leğenlik tarlama maydanoz biber domates ve soğan ekmiştim. Yetersiz teknik bilgi ve itina yüzünden sonuç fiyasko oldu. Bu kış sonu menekşe, ardından papatya ve petunyalar diktim. Kentli ve toprak kültürü olmayan bir insan olarak sonuç yine mafiş.

Biz kene korkusundan filan değil, zaten gitmeyiz pikniğe. Fırsat buldukça pazar sabahları Eymir Gölü çevresinde yürüyüş yapmayı tercih ederim.

Dikmen Vadisinde yaz akşamları yürümek, cumartesi günleri de oradaki bir kafede gazete eşliğinde kahvaltı yapmak büyük keyif.

Televizyon aşkının azaldığı bu mevsimde kış dizilerin manyetik alanından çıkan insanlar akşamları kendilerini taş dizerek, iskambil oynayarak, sanal alemde gezinerek eğliyor.

Bu aralar arkadaşımın aldığım film cd’lerini izliyorum ardı ardına.

Gazeteciler yazarlara sorar ya: “Bu yaz ne okumalı?” diye. Yazpınarda okunan kitaplar hafiflemeli mi? Bilemeyeceğim.
Ama ben bu aralar bırakın hafiflemeyi bir de küçüldüm. Çünkü bu ara yapmayı planladığım bir çalışma nedeniyle çocuklar için yazılmış ‘Çıtır Çıtır Felsefe’ dizisi kitaplarını okuyorum büyük bir keyifle.

Bu mevsim güzel mevsim. Sabah erken kalksam bile, hafifletilmiş bir telaş yaşasam bile, kendime balkonda bir fincan sütlü kahve mola hakkı tanıyorum.

Palto, kaşkol, eldiven gibi şeyler giyilmediğinden evden çıkmak için güneş koruyucusu sürmem ve çantama bir-iki yemeni koymam yeterli.

Ayağımda yürüyüş ayakkabıları. Sırtımda çantam. Kafamda şapkam. Elimde su şişem. Havada serinlik. Kulaklığımdan gelen Suzan Kardeş’in Bekriya şarkılarına eşlik ederek iş yerime doğru yürürken bu sabah önce kafamda yazdım bu yazıyı.

Tatil ne zaman mı? Taaaa, Ağustos sonu.

Ankara’ya mültefitim boşuna değil; anlayacağınız.(ŞD/EZÖ)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın