Basında Yaşlılık

Emekli örgütlenmesi mücadelesi ve toplumsal beklentiler üzerine

Emekli örgütlenmesi mücadelesi ve toplumsal beklentiler üzerine

Emekli örgütlenmesi mücadelesi ve toplumsal beklentiler üzerine

Sınıflı toplum koşullarında yaş almış proletarya olarak da tanımlayabileceğimiz emekliler; sadece ABD ve AB ülkelerinde sosyal refah döneminde tüm dünya emekçilerinin ve emeklilerinin özenerek, gıpta ile baktığı örnek aldıkları emeklilik sistemine sahiplerdi.

Sayıları bugün 13 milyon olduğu belirtilen bir emekli kitlesi ile karşı karşıyayız.

Tüm üretim sektörlerinde uzun yıllar çalışarak ter dökmüş ve belirlenen süresi dolunca emekliye ayrılmış bu kitlenin, bugünkü ekonomik toplumsal ortamda çözülmesini bekledikleri acil geçim, gelecek ve sağlık sorunları var.

Bu doğrultuda kurulmuş sendikaları ile mücadele ederek üyelerinin ve tüm emeklilerin geçim, sağlık ve huzurlu bir yaşam beklentilerini dile getiren sendikaların peş peşe kapatılmasının gündeme gelmesi üzerine bu yazıyı yazmak gereği doğdu.

Dünyada ve ülkemizde emeklilik sistemleri

Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi bizim de toplumsal koşullara, ekonomik politik gelişmişlik düzeyimize göre, devlete egemen olan burjuva iktidarların seçimine, isteğine uygun düzenlenmiş bir emeklilik sistemimiz var. Tarihçesi de şöyle;

Sanayi Devrimi ile başlayan büyük ölçekli üretim ve fabrikalarda yoğunlaşan kadın erkek çocuk çalışanların sorunları, istekleri ve beklentileri de bu tür bir geleceği güvence altına alma düşüncesinin gelişmesine neden olmuştur. Bu konuda verilen sınıf mücadelelerinin bir sonucu olarak çıkar karşımıza sosyal güvenlik kavramı.

Osmanlı’da sanayileşme geç başladığı için ve işçi sınıfı tarih sahnesine çıkmadığı yıllarda, Osmanlı’nın herhangi bir sosyal güvenlik sistemi bulunmuyordu. Öte yandan bu toplumsal gereksinim; örf, gelenek, dinsel ve ahlaki temele dayalı sosyal faaliyet kurumlarının bu açığı bir parça kapattığı düşünülebilir.

Cumhuriyet döneminde ise; 1936 tarih ve 3008 sayılı İş Kanunu, Türkiye de ilk olarak sosyal sigorta uygulamalarının başlangıcı sayılabilir. Ancak bu yasada öngörülen uygulamalar, tüm dünyayı kasıp kavuran 2. Dünya Savaşı nedeniyle 1945 yılına dek uygulanamamıştır.

1945/4772 sayılı İş Kazaları Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu* sosyal sigorta alanında çıkarılan ilk kanundur. Sonraları, 1949 yılında çıkan ve 1950 den itibaren yürürlüğe giren 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası kanunu ile emeklilik hakkı kanunen verilmiştir.

1950 yılında ilk kez uzun vadeli sigorta kolları ile ilgili yasa çıkmış ve kadın erkek işçi çalışanlar için emeklilik yaşı 60 olarak belirlenmiştir. Bu yıllarda ülkemizde ortalama yaşam süresi 44 olduğu göz önüne alınırsa, emeklilik yaşının ne kadar ulaşılabilir olduğuna dikkat çekmek gerekir.

1960’lı yıllarda planlı kalkınma yoluna girilmiş, Birinci 5 Yıllık Kalkınma Planında 1963/1967 devletin tüm sosyal güvenlik kurumlarının aynı çatı altında toplanması fikri yer almıştır. 1965 yılında yürürlüğe giren 506 sayılı SSK Kanunu ile tek çatı altında birleştirilmiştir. O yıllarda sosyal güvenlik hakkı, anayasal hak olarak tescil edilmiştir.

Bundan sonra ilk değişiklik 1965 yılında yapılır ve kadınların yaş sınırı 55’e çekilir. Popülist seçim oyunlarına alet edilen emeklilik yasası, 1992’de yaş kıstası yeniden kaldırılarak çalışanlara belli sureli çalışmayla emeklilik hakkı verilir. Bir türlü istikrarlı bir ortam bulunamazken, 1999 yılında yapılan yeni düzenlemeyle 58/60 yaş uygulamasına geçilir.* EYT’liler olarak bilinen mağdurlar, bu yasanın eseridir.

Tüm dünyada egemen verili kapitalist toplum koşullarında, devletlerin, toplumun emekli bireylerinin yaşamları süresince karşılaşabilecekleri riskler, ekonomik, sağlık gibi sorunlarına karşı korunmaları amacıyla bir emeklilik sistemi kurmaya yönelmişlerdir. Sosyal Güvenlik Sistemlerinin amacı; çalışmakta olanlara ve emeklilere yaşlılık dönemlerinde yaşamlarını sürdürmeyi sağlayacak güvenceyi sağlamak olarak belirlenmiştir. Bizde; SGK, Emekli Sandığı ve Bağ Kur olarak örgütlenmiş sosyal güvenlik sistemimiz, pandemi koşullarında iflas sinyalleri vermektedir.

Çalışanlardan ve işverenden yapılan kesintilerle finanse edilen sosyal güvenlik fonları, krizde olan kapitalistlerin nakit gereksinmelerine kaynak oluşturduğu gözleniyor. Dolayısıyla, yaşanan sıkıntının sorumlusu yönetim oluyor bu durumda.

Sözünü ettiğimiz bu emeklilik sistemi, yeterli olmasa da bugün emeklilik maaşı, sağlık hizmetleri vb. hizmetler verse de, neo-liberal politikalar izleyen hükümetler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sosyal güvenlik sistemini özelleştirmek istemektedirler. Bu doğrultuda son yıllarda devletten de teşvik gören(2018 yılında açıklanan ve 2019/2021 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomik Program kapsamında) özel sigorta şirketleri faaliyete geçmiş ve Bireysel Emeklilik Sigortası çekici hale getirilmeye çalışılmaktadır. Şimdilik zorunlu ya da gönüllü sigortalı olunabiliyor**. Bu programla emeklilerin geleceği de özelleştirme kapsamına alınmak isteniyor.
Böylece, tüm sorunlarından sıyrılan sosyal devlet!, çalışanları ve emeklileri acımasız piyasa koşullarının ateşine atmak istiyor.

Özelleştirmenin dayatıldığı global dünyada ve ülkemizde devletler emekli maaşlarını, sağlık ilaç gibi yaşlılık bakım masraflarını sırtlarında bir yük olarak görüyor. (“Emeklilerin maaşlarını ödemezsek, krizi aşarız” diyen aklı evvelleri anımsayalım.)

Emeklilik yaşı

Küresel dünyanın piyasa koşullarında emekçiler için bir diğer önemli konu da emeklilik yaşı. Sömürmeye bir türlü doymayan kapitalistler, emekçilere neredeyse mezarda emeklilik hakkı sunmaktadırlar. Bu konuda her ülke kendi koşullarına bağlı olarak farklı uygulamalar içindedir. Emekli olabilmek farklı koşullarda gerçekleşiyor. Demografik yapı, yaşam kalitesine bağlı uzun yaşam süresi, ülkenin ekonomik demokratik gelişmişlik düzeyi belirleyici oluyor.
Ülkemizde emeklilik yaşı; erkekler için 60, kadınlar için ise 58’dir. Belirlenen prim ödeme gün sayısını dolduranlar, bu yaşlarında ancak emeklilik hakkını kazanabiliyor.

Türkiye bu yaş sınırları ile OECD ülkeleri içinde kadınlar için en düşük emeklilik yaşı uygulamasına sahip. Israil, Yunanistan ve İzlanda en yüksek emeklilik yaşına sahip ülkeler olurken, Yunanistan ve İzlanda’nın yanı sıra Portekiz in de kadın emeklilik yaşının en fazla olduğu ülkeler arasında***.

Bu durumda Türkiye, hem kadın hem de erkek emeklilik yaşında AB ülkelerinin ortalamasının altında kalıyor.

Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde artan yaşlı nüfus eğrisi, ülkeleri emeklilik ve sosyal güvenlik uygulamalarını gözden geçirmeye ve kısıntılar yaparak revize etmeye çalışıyorlar. Yaşlı nüfus artışına bağlı olarak emekli nüfusun, çalışan nüfusa oranı giderek fazlalaşıyor. Bu da kapitalist çözümsüzlük sarmalının olumsuz sonuçlarını emekliler ve emekçilere ödetmek istiyorlar.

Bu uygulamalar, yaşlı nüf1usun tüm ülkelerde artış göstermesi, ileriki yıllarda yaşlı yoksulluğuna neden olabilecek potansiyel tehlikeyi de gündeme getiriyor.

Sosyal Devlet ve Kamucu politikalara, bize göre sosyalizme dönülmedikçe, kapitalist devletlerin bu sorunların üstesinden gelemeyecekleri gün gibi ortada. Yeniden verilere dönelim; OECD’nin 2014 yılı verilerine göre, Türkiye deki 65+ yaşlı nüfusun yüzde 18,9 u yoksul. Bugün bu oran daha da artmış olmalı.

Emeklisi için ayırdığı harcamalar 2016 yılında GSYH’nin yüzde 7,7’lik kısmına karşılık gelirken, emeklilik harcamalarının en yüksek seyrettiği ülkeler; Yunanistan, İtalya ve Fransa olarak sıralanıyor.

Bu anılan ülkelerde, demokratik bir kazanım olarak elde ettikleri örgütlülük ve alınan kararlara katılım hakları sonucu, emekli aylıkları Emeklilik İkame Oranı ile belirleniyor. Buna göre, bir emekli aylığı bağlanan kişinin çalışma yaşamı boyunca aldığı kişisel ortalama aylığı karşılayıp karşılamadığına bakılıyor.

OECD’nin 2017 raporuna bakılırsa, net ikame oranın düşük gelir grubu açısından incelendiğinde; Türkiye’nin çok gerilerden geldiği görülebiliyor. Danimarka, Hollanda ve İsrail, düşük gelir gruplarının en yüksek emeklilik ikame oranına sahip olduğu ülkeler olduğunu da belirtelim.

Buradan da anlaşılacağı gibi, grafik ve veri bombardımanına tutmadan dünya ve ülkemiz emeklilerinin durumunu karşılaştırmaya çalıştık. OECD’nin Bir Bakışta Emekli başlıklı raporunda yayımlanan grafiğe göre; Fransa, OECD ülkeleri içerisinde 65+ nüfusunun, toplumun geneline oranla en fazla geliri olan ülke olma özelliğini kazanıyor. Buna göre; Fransa’da yaşlı nüfusun geliri, toplam nüfusun ortalama gelirinden yüzde 3,4 fazla.

OECD ortalamasına göre yaşlı nüfus toplumdan ortalama olarak, yaklaşık yüzde 12 daha az gelire sahipken, bu oran ülkemizde yüzde 14 e kadar düşüyor**.

Günümüzde emekliler ve sendikal mücadele

Sınıflı toplum koşullarında yaş almış proletarya olarak da tanımlayabileceğimiz emekliler; sadece ABD ve AB ülkelerinde sosyal refah döneminde tüm dünya emekçilerinin ve emeklilerinin özenerek, gıpta ile baktığı örnek aldıkları emeklilik sistemine sahiplerdi. Bu ülkelerin emeklileri; kentlerden uzakta göl evlerinde balık tutan, güneşli sahillerde güneşlenen ya da lüks gemilerle dünya gezilerine çıkan bolluk içinde yaşayan emekli cenneti olarak tanınıyordu.

Bugün için durumları aynı olsa da, küreselleşen sermayenin kutsal hakları uğruna tüm ülkelerde sosyal projeler özelleştirilerek, emekçilerin ve emeklilerin gelecekleri ipotek alına alınmak isteniyor.

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve benzeri projeler birer tuzak olarak karşımızda duruyor. Bu sistemin ne kadar güvensiz olduğu pandemi koşullarında apaçık ortaya dökülmüş durumda.

Ülkemizde 13 milyon emekli dul ve yetimin haklarını korumak ve günün koşullarına göre yenilenmesi istek ve beklentisine tercüman olarak 1995 yılından itibaren emeklilerin de sendika kurma ve örgütlenme hakkını kullanarak sendikalaştı. İlk kurucularının büyük çoğunluğu emek mücadelesi içinden gelmiş sendikalı sendikasız emeklilerin ilk sloganı “Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesinden Emekli Olunmaz” sloganı oldu.

Böylece, emeklilerin sendikalarına kavuşması; bir kenara atılmışlık, unutulmuşluk, terk edilmişlik, sahipsizlik duygularından kurtularak yeniden insanca yaşama umuduyla yaşama tutunmalarına neden oldu.

Ancak, emek ve emekçiye de dost olmadıklarını gösteren iktidarlar tarafından engellemeler, kapatma girişimleri gecikmedi ve Anayasal hak olmasına ve ülkemizin de imzacısı olduğu sözleşmelere uygun olarak kurulan sendikalarımıza kapatma kararları verilebiliyor.

Emekli sendikaları ve üyeleri bu baskı ve zorbaca uygulamalara karşı çıkıyor ve ortak mücadele zemininde birlikte mücadele kararı alıyor. Geri adım atmayacaklarını pandemi koşullarında alanlara çıkıp vurgulayan emekliler, anayasal hakları olan örgütlenme ve mücadeleden vazgeçmeyeceklerini haykırdılar.

Son 30-40 yıldır dünyada esen küreselleşme rüzgarları, toplumların yerleşik sosyal düzenlerinde de köklü değişikliklere neden olmaktadır. Dünya kaynakları kısıtlı olduğu halde, nüfusun ve kitlesel tüketimin artması nedeniyle küresel sorunlar yumağı haline gelen bu sorunları, neoliberal kapitalizm çözememektedir.

Sosyal düzenin en önemli ve vazgeçilmez aktörü rolünü üstlenmiş, “aslında küresel sermayenin aktörü” olan devlet, sosyal devlet olma özelliğini hızla yitirmektedir. Devlet, toplumsal sorumluluklarını hızla sırtından atmak çabası içindedir. Toplumun tüm bireylerinin toplumsal gereksinimlerini karşılamak gibi klasik görevini önemsememektedir.

Toplumsal görevlerini yerine getiremeyen devlet, giderek otoriterleşmekte, demokrasi ve kurumları yok edilerek, baskıcı yönetimlere evrilmektedir.

Bu ortamda emekliler, toplumun tüm diğer kesimleri ile birlikte toplumsal mücadele platformunda yerini almalıdır. Emeklilerin birleşik gücü ile demokrasi ve sosyal haklar mücadelesinde yer almalıdır.

Sonsöz

Burada emekliler özelinde anlatmak isteğimiz emekli sorunu, insanlığın büyük gelecek projesi sosyalizmden söz edilmeden geçilemez. Bilindiği üzere emekli ve yaşlı insanların güvenli gelecek sorunu, emeği ve emekçileri ezen ve sömüren kapitalist toplumun yarattığı insanlık dışı bir sorundur. Sadece sermayenin ve karın güvenliği, kapitalist sınıfın güvencesi olan kapitalizmin hizmetindeki devlet bu sorunları çözemez.

Her türlü sömürünün ortadan kalktığı sosyalist toplumda; insan ve emeğin gelecek güvencesi ve esenliği birinci önceliktir ve bir zamanlar SSCB Anayasasında da yazıldığı gibi; “Emek sömürüsü en büyük insanlık suçudur. Toplumun gelişimine ve refahına üretimle katkıda bulunan emekçilerin yaşamı ve esenliği, devletin ertelenemez garantisi altındadır”.

Not: Bu Yazı gazetemanifesto.com Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın