Kültür Sanat

Gülsün Karamustafa’dan “Vadedilmiş Bir Sergi”

Gülsün Karamustafa'dan "Vadedilmiş Bir Sergi"

Gülsün Karamustafa'dan ``Vadedilmiş Bir Sergi``

“En Güzel Yaştaki İnsanlar Kulübü” üyelerinin hayat bataryalarını sürekli sarj etme zorunluluğu var. Bataryamın tek çizgi olduğu günlere denk getirdiğim beş günlük İstanbul kaçamağımın has amacı; 13. İstanbul Bienalini, Anısh Kapoor Sergisini ve Gülsün Karamustafa’nın Vadedilmiş Bir Sergi’sini gezmekti. Bir Ankaralı olarak İstanbul’da geçireceğim zamana çok şey sıkıştırmayı seviyorum; sonra yorgunluktan bitap düşsem de.

Hakkında okuduğum yazılar nedeniyle bana çok şey vadettiğini düşündüğüm Gülsün Karamustafa’nın SALT Beyoğlu’ndaki sergisini gezmek için günün erken saatlerini seçtim ki; kalabalık olmasın. Sergiyi tersten, birinci kattan başlayarak gezdim ki; geriye döneyim gerekirse sanatçının belleğine ve kendi belleğime.

* * *

Sergideki “Apartman” yerleştirmesi en çok etkilendiğim çalışmalardan biri oldu. Sanatçı; 1991’de taşındığı Cihangir’deki Başlamacı (Vaslamatzis) Apartmanı’nın hikayesini araştırıyor ve burada ilkin Rum asıllı, İstanbul’da ilk gazoz fabrikasını kurarak kızları Olimpia’nın adını taşıyan gazozu üreten ve 6-7 Eylül olayları nedeniyle Yunanistan’a göç eden Vaslamatzis ailesinin yaşadığını öğreniyor. Apartmanın maketi, ailenin öyküsü, ailenin oradaki yaşamının belgeleyen fotoğraf kareleri, 6-7 Eylül olaylarına ilişkin bilgilerin yer aldığı ve daha önce Yunanistan’da da sergilenen “Apartman” yerleştirmesinin hüznü; “Muhacir“ adlı eşzamanlı izlenen iki videodan oluşan yerleştirmenin yarattığı hüznü katmerledi. İkinci kuşak bir m’acır olarak mübadeleye ilişkin her şey beni etkiliyor tamam. Ancak bu durum bu videonun gerçekten damardan girdiğini söylememe engel değil.

Sanatçının sadece fotoğrafından bildiğim “Çifte Hakikat” eserini yakından görmek etkileyiciydi. Pembe renkli robadan büzgülü hamile modeli elbise giymiş tek kollu, yüzü hafif makyajlı erkek mankenin ikilem hali, farklı renklerdeki iki demir çerçeve ile vurgulanmış. Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki eğlence mekanlarında çalışan kadınların gerçekleştirdiği defileyi konu alan “Terzi Dikişi” videosu sanatçının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini dert edindiğinin bir başka örneği. Bu videodaki Baba Zula bestesi çok çarpıcı ve kattaki diğer eserlere de eşlik ediyor olması da ayrıca anlamlı. “Otel Odası” da izlenesi gereken çalışmalardan biri.

Mekana özgü derinlik kazandırılan ve “Güllerim Tahayyüllerim” adlı çalışmadaki kocaman fotoğrafta; gülümseyen küçük Gülsün, kucağında bir bebek taşıyan annesi ve sağ köşeden bebeğin elini tutan bir erkek eli. Bir yolculuk öncesi tren penceresinden perondaki yakınlarla vedalaşma sabitlenmiş karede. Gülsün kime gülümsüyor? Bilmiyoruz ama mutlu bir çocuk o. Bebeğin elini tutan el kime ait? Bilmiyoruz ama koruyucu-kollayıcı biri olmalı. Bu fotoğrafın çerçevesinde sararınca-kararınca, alışık-yılışık, başımdır-yoldaşımdır, yıldızlar-kızlar, sisteyim-hapisteyim, darıldı-sarıldı, atlı-kanatlı gibi kafiyeli sözcükler yazılmış. Sergileme ilginç ve kafiyeli sözcüklerle metin yazmaya çalıştığımı fark ettim; sanatçı bunu amaçlamasa bile.

O çok şaşaalı ve çok kalabalık yemek sofrasıyla özenticiliğimiz mi vurgulanmak istenmiş bilmiyorum ama ben çatal-kaşık takımlarına bayıldım.

Serginin ruhunda var ‘zor’. Bir şekilde yapılan tüm yer değiştirmelerin kökeni ‘zor’a dayalı ve sanatçı bu zorlu olguyu bir şekilde bizim suratımıza çarpıyor. Belleği dürtüyor; kişisel ve toplumsal anlamda. “Unut(tur)ma” diyor bize.

“Sahne” yerleştirmesi de bunlardan biri. Yıl 1971 olmalı. Gülsün-Sadık Karamustafa duruşma salonunda; haklarında açıklanan hükmü dinliyorlar ayakta. Fotoğrafın çevresinde geziniyor ışıklı halka her şeyin özeti. Burada yer alıyor sanatçının 6 yıl çoğu müebbet almış kadın mahkumlarla birlikte kaldığı İzmit hapishanesinden belleğinde kalanlardan yaptığı resimler. Çerçevelenmiş notlar düşmüş resimlerin yanına. İçerde birlikte büyüdüğü mahkum çocuklarından birine ait “Çıkınca yine adam öldürür, buraya döneriz değil mi anne?” cümlesi yüreğime kazındı. Ve resimlerdeki insanların manidar yüz ifadeleri etkiledi beni.

Osmanlı döneminde padişahların hareme seçtiği cariyelere onların karakteristik özelliklerine göre isim verilirmiş ya… Sanatçı Osmanlı kadınlarını anlatan bir kitaptan aldığı cariye-sultan adlarından oluşan diziyi iki sıra halinde dizmiş; “Osmanlı Nisa Soyağacı” eserinde. İlk sırada Nuruper, Şivekar, Mara, Helena, Farahper gibi bir kez daha tekrarlanmayan cariye isimleri yer alıyor asetatlarda ve altlarına da rengahenk kumaşlardan kurdeleler iliştirilmiş. İkinci sıradaki asetatlarda tekrarlanan sultan isimleri var; Safiye, Hatice, Fatma, Ayşe, Zeynep, Rabia, Beyhan… Üstelik kurdeleler de tek tip. Hep istenen tekdüzelik ve hep bir şekilde var olan zor; burada da karşımızda.

Bu sergiye ilişkin bir yazıda “Mistik Nakliye” yerleştirmesinden söz edilmesi şart bence. Market arabaları gibi hareketli ama tutamağı olmayan depolama-sergileme amaçlı metal sepetlere rengahenk ve farklı işlemeli yorganlar konmuş rastgele. Ziyaretçiler bunları hareket ettirebiliyormuş değişik şekiller vererek ama kimse ellemedi ben oradayken en azından. İstemli-istemsiz yer değiştirme daha vurucu nasıl anlatılabilir ki?

Gülsün Karamustafa kimdir?

Gülsün Karamustafa, (d. 2 Aralık 1946, Ankara), ressam, film yönetmeni. 1969 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü, Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden mezun oldu. İDGSA’da öğretim üyeliği yaptı. 1984’te Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi filminde sanat yönetmenliği yaparak sinema dünyasına girdi. “Benim Sinemalarım” adlı Firüzan’ın aynı adlı eserinden yaptkğı filmle Fransa, Kanada, Mısır, İran, ABD, Japonya, Almanya, Belçika ve Hindistan’da birçok festivale katıldı, ödüller aldı. Sanat yönetmenliği kariyerine son verdikten sonra yurtiçi ve dışında bir çok kişisel ve karma sergiler açtı. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde de yer alan sanatçı, video çekimleri de yapıyor.

Bir röportajında “Çağdaş sanatın bana sunduğu bütün olanakları kullanarak sanatımı devam ettirmişim. Buna video da resim de fotoğraf da enstalasyon da dahil” diyen sanatçıyı doğruluyor; sergide yer verdiği radyo dergisi kapak sayfalarının çerçeveleriyle yaptığı düzenleme, sebze kasaları üzerinde sergilediği ilkokuldaki defter sayfalarından oluşan “Okul defteri” adlı eseri. Her türlü malzemeyi derdini anlatmak için kullanmış; her tür kumaş parçası, paket kağıtları, dergi sayfaları, plastik güller, alçı biblolar, halılar, kurdeleler, gazete küpürleri, bireysel fotoğrafları.

Çocukluğunun geçtiği Ankara’da Güvenpark’taki heykellerin yapımı sırasında orada çekilen bir küçüklük fotoğrafının merkezinde yapılan yerleştirme o kadar güzel ki ama anlatması da bir o kadar zor.

Çağdaş sanatı seven ama konuya ilişkin çok az birikimi olan –ve hayatında hiç sergi yazısı yazmamış– bir insan olmam; sanatçı Gülsün Karamustafa’nın bu sergi ile bize vadettiklerini görmeme ve okumama engel olmadı. Sergi insanı tarihimizin uzak yakınlarına ve yakın uzaklarına götürdüğü gibi kişisel tarihinin mücavir alanlarını da zorluyor; sadece sanatçının belleğiyle sınırlamayıp.

Teşekkürler Gülsün Karamustafa. Teşekkürler bu sergiye emek veren herkese.

Sergi boyunca kendi kendinize yaptığınız yolculuğun sizi ne denli yorduğunu ve kırılganlığınızı pekiştirdiğini İstiklal Caddesinin kalabalığına karıştığınızda anlıyorsunuz. (ŞD/HK)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal hizmet uzmanı.

** Zaman fukaralığım sanatçının SALT Galata’da sergilenen 3 kanallı video enstalasyonu “Erkek Ağlamaları” ile “Merdiven” videosunu izlememe izin vermedi.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın