Hayata Dair

Hayat Geniştir, Esnektir Aslında…

Hayat Geniştir, Esnektir Aslında...

“Bak” dedi “O kent benim için sığ bir kuyu. Her yere her şeye herkese yabancı olduğum o kuyunun sığlığı, tökezleyip de düştüğümde boğulmama engel değil. Kendime “gitme” dediğimde, teslimiyet duygusunu kabullenemiyorum. Kendime “Her şeyi göze al ve git” dediğimde korku bombardımanı başlıyor: “Ya “hemencecik boğulursan?” Gitmesem de, gitsem de yakınmalarım sürecek. Yok çünkü başka bir hayal ya da amaç. Olsa; sığ kuyuda yüzme gücünü bulurum kendimde.” diye devam etti. “Kollarım yorgun. Yüzecek dermanım yok. Ama boğulmak da istemiyorum.” dedi son söz yerine.

“İyi de” dedi karşısındaki “Hayat dediğin binlerce seçenek arasından uygun bir mayo edinme mücadelesi değil mi alla”sen. Sen de sana sunulan mayoyu değil, kendi tercihine uygun olanı seç. Hayat her geçen gün kirlenirken, mayolar da, sular da, kuyular da bu kirlenmeden payını alıyor. Sen en temiz ya da daha az kirlenmiş mayonla kuyuya inmek istediğinde hayat buna izin vermiyorsa yapılacaklar sınırlı. Ama sakın içinden hemen teslim olmayı geçirme. Dur! Bekle biraz… diye devam etti. “Hiç değilse ruhunun kirlenmesini engellemeğe çalış bu süre içinde” dedi son söz yerine.

“Bak” dedi “Sahip olduğumuz tek şey zamandır aslında. Gün yetmiyor bana. Yapılacak iş çok. Zaman yok. Bana sıkça telefonda “mezarlıklar işi çok olan insanlarla dolu” diyen arkadaşıma yalancıktan “haklısın” diyorum. Onunla telefonda geçirdiğim sürenin bile benden zaman çalmak anlamına geliyor oysa.” diye devam etti. “Yaylada çoban olmak istiyorum. Yeter ki; zamanım çoğalsın diye” dedi son söz yerine.

“İyi de” dedi karşısındaki “Dar zamanlar yaratıcılığı arttırır. Senin başarının altında yatan da bu belki. Ha sen “artık başarmak, kazanmak istemiyorum” diye isyan etsen de, mantar safariye çıkacak daha çok zamanın olmasını istesen de, her gün köpeklerinle dağ bayır koşmak istesen de, stüdyona girip eski müzik kayıtlarını dijital ortama taşımak istesen de, hayat buna cevaz vermediğinde kendini mutsuz kılma” diye devam etti. “Telaşsız hayat, hayat değildir aslında” dedi son söz yerine.

“Bak” dedi “Artık kara listelik adam oldum. Ödeyemedikçe katlanıyor borcum. Ekstra gelir yok. Ekstra gider çok. Bu borç kolay kapanmaz. Bu kriz filan değil, resmen hayatımızın içinden geçen fay hattı.” diye devam etti. “Dokuz küsur şiddetinde deprem bu.” dedi son söz yerine.

“İyi de” dedi karşısındaki “Borcu katlanarak gidenlerin, hayatın içinde tıkanarak çıkış bulamayanların sayısı arttıkça, geleceğe ilişkin umudu olan insan sayısı da azalacak” diye devam etti. “Her şeye rağmen insan yüreğini, vicdanını, onurunu dik tutmalı. Ama “nasıl”ını bilemeyeceğim” dedi son söz yerine.

“Bak” dedi “Yıllarca hayatın emrettiği her şeyi hiç sorgulamadan yerine getirdim. Mekanik şekilde çalıştım, ürettim, geleceğimi(zi) de garantiledim. Artık eşimin, çocuklarımın, diğer yakınlarımın bana gereksinimi kalmadı. Gidebilirim anlayacağın. Ama gi-de-mi-yo-rum. Yola çıkacak gücüm yok. Kafam karışık. Duygularım değişken. Değerlerim yıkıldı. Ve en önemlisi amaçsızım.” diye devam etti. ” Kendi içimde kayboldum sanki.” dedi son söz yerine.

“İyi de” dedi karşısındaki “İnsanın geleceğe ilişkin amaçları, tasarıları, beklentileri olmalı. Eğer onların gerçekleşmesi için çaba sarf etmezse, kendi dahil hiç kimseyi sevmezse, hayatı yakalamak için çabalamazsa, olan-bitene iyimser bakmazsa, en ufak olumsuzluk ya da güçlük karşısında hemencecik umutsuzluğa kapılırsa kaybolması doğal değil mi? Doğamızda hep var olan “umut”u keşfedip geliştirerek kendimize bir rota çizersek zenginleşir, değilse kayboluruz.” diye devam etti. “Kaybolmamak için umut etmek gerekir.” dedi son söz yerine.

“Bak” dediler “İçte dışta yalnızız. Her an kendimizle -düşük yoğunluklu da olsa- çatışma halindeyiz. Kendimizi ifade edemez olduk. Sorgulama yeteneğimizi de yitirdik. Durağanlıktan yakınıyoruz ama değişimden de ürküyoruz. İlgisiziz. İçimiz dışımız kirlendi. Baskı altındayız. Çaresiziz. Korkularımız var. Arayıştayız. Kırgınız. Kızgınız. Mutsuzuz. Hınçlıyız. Tahammülsüzüz. Kaygılıyız. Güvensiziz.” diye devam ettiler. “Sıkıştık. Sı-kış-tık.” dediler son söz yerine.

“İyi de” dedi karşısındakiler “Hayat geniştir, esnektir. Sıkışmaz. Biz daraltırız, sıkıştırırız hayatı. Aslında daraltıp sıkıştırdığımızın kendimiz olduğunu bilmeden.” diye devam ettiler. “Ya esneteceksiniz hayatınızı, ya da sıkıştıracaksınız kendinizi. Tercih sizin! “(ŞD/BÇ)

*Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın