Hayata Dair

“Tanrı, Bizi Kendi Cenderemizden Korusun!”

``Tanrı, Bizi Kendi Cenderemizden Korusun!``

İçte dışta yalnızız. Her an kendimizle -düşük yoğunluklu da olsa- çatışma halindeyiz. Kendimizi ifade edemez olduk. Sorgulama yeteneğimizi de yitirdik. Durağanlıktan yakınıyoruz ama değişimden de ürküyoruz. İlgisiziz. İçimiz dışımız kirlendi. Baskı altındayız. Çaresiziz. Korkularımız var. Arayıştayız. Kırgınız. Kızgınız. Mutsuzuz. Hınçlıyız. Tahammülsüzüz. Kaygılıyız. Güvensiziz. Yani sıkıştık, sı-kış-tıkdiyen(ler) veHayatımızı -yani kendimizi- biz daraltıp, sıkıştırırız. Hayat geniştir, esnektir. Ya esneteceksiniz hayatınızı, ya da sıkıştıracaksınız kendinizi. Tercih sizin!” diyenler buluşmuştu bianet’te yayımlanan Hayat geniştir esnektir aslında…” başlıklı yazımda.

İşte bu yazıma “hayatını sıkıştıranlar ” ya da “hayatını genişleten ve esnetenler” den telefonla, e-posta yoluyla ya da bizzat görüşme yoluyla ses verdi.

Taki: İş hayatımın kendisi oldu parçası değil. Sadece çalışıyorum. Hiçbir şeye zamanım yok. 11 aylık kızımın ilk kez ayakta ‘taytay‘ durduğunu annesi bana telefonda söyledi. Akşamları eve geldiğimde uyuduğu, sabahları giderken de uyuduğu için ben kızımın “taytay” duruşunu öyle geç gördüm ki… Sabah 07.00 de işbaşı. İş sonu gece 23-01. Bitmek bilmeyen yurt içi- dışı seyahatler. Yaşım 37. Bu saatten sonra bu enerjim daha ne kadar sürer ki… Sıkıştım arkadaşım, sıkıştım. Kolay mı alla’sen hayatı genişletmek.

Seyban: Tüm hazırlıklar neredeyse tamamlanmıştı. Nişanlıma, gelinliğin son provasına gideceği gün yanında olacağına söz vermiştim günler öncesi. Gün-saat-dakika geldi ve ben firmayı kurtaracağım(!) için gidemedim. Az sonra cep telefonuma gelen SMS’de “Seyban Bey! Adının anlamı ‘sevda bahçesi’ ama sen o adı taşıyamıyorsun. Because you are falling in love WİTH YOUR BUSSİNES” yazıyordu. Hiç de kolay değil arkadaşım hayatı esnetmek. İlacı, otu, çöpü var mı bu işin?”

Turab: Hayat; çekilen çile ve kahırlarla, yaşanan sorunlarla ve güzelliklerle hayat oluyor! İnsanın ‘offf be’ demek yerine ‘ohhh be’ demeyi tercih etmesi doğal elbette. Ama… ‘Oh”un değeri, ‘of”un ne olduğu bilinince daha iyi anlaşılmaz mı? İnsanlar hayata ve kendilerine haksızlık etmesin.

Tekin: Keşke insan elindeki pusulayla kendi hayatının rotasını ve haritasını tek başına saptayabilse… Yolunu hiç şaşırmasa… O zaman hiç sıkışmaz değil mi?

Muazzez: Sekiz buçuk aylıkken kreşe başladılar. 5 yıl okul öncesi, 5 yıl ilkokul, 7 yıl orta-lise, 6 yıl üniversite, 2 yıl yüksek lisans çarp ikiyle. Sonuç: işsiz iki genç. “Umudum yok’ diyor biri, “umut var; uzakta olsa bile”. diyor diğeri. Onlara diyemiyor –ya da diyor– ki anneleri; Hayat bağları gevşemeye gelmez. Arayışlarınız sürmeli. Haklı kırgınlık, kızgınlıklarınız, korku ve kaygılarınız var. Sakın yitirmeyin özgüveninizi. Bağlarınız gevşediğinde düğüm atacak gücünüz hep olmalı. Çünkü hayat…

Canip: On beş aydır her sabah önce eşim çıkıyor evden. Kızımızın bakıcısı geldikten sonra da ben çıkıyorum grand tuvalet evden. Nereye? Sokağa, kahvelere, mesire yerlerine… İzmir’in bilmediğim o kadar çok yerini keşfettim ki; kendimi de –zorunlu olarak– keşfetme yolculuğuna çıktığım bu süreçte. Kızımızın öğrenimi için biriktirdiğimiz para bitti. Annemin emekli aylığından arttırıp, bana verdiği parayla günümü geçiriyorum. Erkek işsizliği çok zor! Eşimi kıskanıyorum işi olduğu için. Daha ne kadar dayanabilirim bilemiyorum. Tek kelimeyle boğuluyorum; imdat!

Pervin: Hayat kabız etti beni son yıllarda. Hoş daha önceleri de ishaldi. Ortası yok mu işin?

Hikmet: Yetişemediğin, denetleyemediğin hayat senin değildir, hocam!

Mahmut: Ulusların kendi kaderini tayin hakkı var da, insanların niye yok?

Fügen: Hep eksilerde olacağımı zannederken… Hiçbir şey istediğim gibi olmayacak diye düşünürken… Derken o çıktı karşıma. Artılardayım…

Zeynep: En güzel yaşlarmış; ellili yaşlar. Külliyen yalan… Hayatım soru işaretleriyle ve ünlemlerle dolu. Yorgunum elbette. Birileri bana bir iğne yapsa; uyusam. Kalktığımda her şey turuncu olsa…

Zekai: 15. Gezici Festival’in Ankara durağında, gezenti bir yolcu olarak izlediğim her filmle farklı yolculuklar çıktım. Beni en çok Tzu Nyen Ho’nun “Burada(Here)” filmiyle çıktığım yolculuk yordu. Niye mi? Karısını öldürdükten sonra konuşmayı bırakan He Zhiyuan’ın gönderildiği Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde arkadaşlarını ve ‘burada’ uygulanan videocure yöntemiyle onların suçlarıyla yüzleşip tedavi edilmelerini anlatıyordu film. Doktorun “Neden buradasın?” sorusuna He Zhiyuan’ın verdiği “Çünkü orada değilim.” yanıtı silkeledi beni. O film öğretti bana insanın kaderini sevmesi gerektiğini. 6 gündür başka bir Zekai var. Kaderini sevmekte kararlı bir Zekai. Önerilir efenim.

Gülten: Duygum artık çalışmamak. Ancak ne gidebiliyorum, ne kalabiliyorum.

Çimen: Sosyal görev zararı mağduru bir adem oğlu olarak iflasımı ilan ediyorum. Beni İnönü bile kurtaramaz!

Canal: Tercihli alanlarımı keskin sınırlarla çizdim. Ve her şey çok daha güzel oldu, olacak biliyorum. İnanmak, bu işin yarısı.

Ayşe: Büyümenin yaşı yok. Karşındaki kadın çok büyüdü, fark et, lütfen. ‘Mecbure’ Hanımlıktan da, dert taşeronluğundan da istifa ettim. Artık beni yoran ilişkilerimi sorgulamıyorum. Kendime teklif ettiğim arkadaşlığı kabul etmek yaptığım en iyi şey oldu. Öncelik ve sonralıklarımın bazıları yer değiştirdi.

Aytül: İnsanın kendini sıkıştırmamasının formülü arkasına bakmamak. İnsan uygun adım marş ileri yürümeli.

Ahmet: Evet-hayır terazimde, hile yapıp ‘hayır’ kefesini ağırlaştırınca başta eşim, kızım ve bacım mutsuz oldu ve “sana n’oluyo böyle?” demeye başladılar. Umutluyum; açıklama yapmamı beklemeden, yeni ‘ben’i çözeceklerine.

Efsun: Hayat ‘dere’yse, ben yatağını değiştirmek istiyorum. Rehberlik mümkün mü?

Cahide: Seferihisar-Sığacık’ta kuzenlerimle ortak kullandığımız ev benim sığınağım. Oraya hep zayıf, yaralı, incinmiş ve mutlaka yalnız gider, güçlü, onarılmış ve kalabalık dönerim. İnsanın sığınağı olmalı. Bu yatak odasının tavanındaki göller, okyanuslar, adalar da olabilir, ülkenin ya da dünyanın herhangi bir yeri de olabilir. Sallanan bir koltuk ta çok iyi bir sığınak olabilir. Tercihinizi bir adam, kadın, dört ayaklı canlılardan yana da kullanabilirsiniz.

Faik: Her şeye ve herkese duyarlılığımı yitirdim. Gazete okumuyor, televizyonda haberleri izlemiyorum. Zaten hayat preslemiş beni. Stres artı pres çekilmiyor.

Teslime: Hayatın karşısında dik dur, dik otur, dik yürü –hatta– dik konuş.

Fulya: Hayat o kadar esnek ve geniş ki. Ona her şeyini doldurabilirsin.

İşte “hayatını sıkıştıranlar” ya da “hayatını genişleten ve esnetenler“in tepkileri özetle böyle. Son ve en anlamlı bu yazıyı yazarken ‘Ege Kuşu‘mdan geldi. “Tanrı bizi kendi cenderemizden korusun!

Bu doğru lafa söylenecek tek şey: A-Mİ-NNNNN. (ŞD/EÖ)

*Şadiye Dönümcü. Sosyal hizmet uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın