Hayata Dair

İtiraf Ediyorum; Ben Bir “Tu Kaka Kız”ım

İtiraf Ediyorum; Ben Bir ``Tu Kaka Kız``ım

Tanıyorum kendimi, hatta seni, hatta onu ve hatta diğerlerini de. Kendi ‘artı’larımın ve ‘eksi’lerimin farkındayım; başkalarınınkinin de.

Ha, artılarımı her dem devreye sokar mıyım? Yanıt; canım istediğinde.

Eksilerimi başkalarına her dem gösterir miyim? Yanıt; canım istediğinde.

Benden zarar gelmez kimseye. Yarar? Ha, onu düşünmem lazım.

Ne zaman ‘ben’cil, ne zaman ‘siz’cil olacağım kararı bana ait. Bu konuda kimseye ‘yetke devri’ yapmaya niyetim yok.

Herkesle ve her şeyle ilişkim harika olmak zorunda mı alla’sen?

İnsanları hayatıma zorla duhul ettirecek bir güç tanımıyorum ben.

Miadı dolan ilişkileri de zorla sürdürtecek bir güç varsa da, ben almayayım.

Küçücük cüssenle ettiğin bi laf, kafama bi ton ağırlık gibi düşüyo” der annem. Eski sevgilim de “Sen zahmet edip konuşma hiç; nasılsa bedenin konuşuyor hatta dövüyo bile adamı” derdi.

Kendimi bi şekilde ifade eder, bi şekilde de sonuçlarına katlanırım.

Yattığım yerden saatlerce tavanı izleyebilirim, ama buluşacağımız noktaya beş dakika bile geç gelerek zamanımı çalanları da hiç affetmem.

İnsanları şaşırtmak için özel bir çaba harcamıyorum, onlar şaşırıyorsa yapabileceğim bişi yok.

Doğal mıyım? Bilmem ki.

Atak, fevri ve de çoğu kez şenlikliyim ya. Bazen ortamı oluştuğunda “… Ne yapsam yeridir” dediğimde, destekler mahiyette gülüşenlere de aldırmam hiç.

Çoğu kez oynasam da, kimse anlamıyor olabilir mi? Yoksa ben iyi bir oyuncu muyum?

Yumuşak yüz ifadem karşı tarafın ulaşılabilirliğini kolaylaştırıyor. Yüreğimin güleçliği de zat-ı alimin erişilebilirliği açısından –çooook– önemli.

Seçili alanlarımla sınırlı olmak kaydıyla ‘zor’u seviyorum; zoru başarmayı daha da çok seviyorum;

Gereksiz sıkıntı yaşamak yerine “ko ver gitsin” deyip, bedeline katlanmak daha anlamlı değil mi?

Sevgili ilişkilerimde de öyle… Baktım ki olmuyor; “buraya kadar” deyip çekiliyorum kenara. Köpekler gibi acı çeksem de, aşkımdan ölsem de.

Aman, bir erkek beni tamamlasın derdim olmadı hiç. A’nanem “Bu kızı kimse çekmez valla. Boşuna elin oğlunun kanına girmesin bari…” dediğinde babam karanfilli gülüp “Doğru söze ne denir?” diyor. Göreceğiz hep birlikte.

Evet mi? Hayır mı? Söyle bana, nedir senin cevabın?” sözleri geçerdi şarkının birinde. ‘Hayır’ı çok olan ben gerektiğinde “hadi oradan!” türü lafları da çekinmeden kullanırım.

Kendimi kilitlediğim bi sürü şey. Onlar fark edil(e)mediğinden, özgür bıraktıklarım göze batıyor.

Küstah mıyım? Evet; yerine göre. Yersiz bulanları da kaale almam zaten.

İnsanları acıtmayı sevmiyorsam da, “Allah aşkına, benim canımı yak!” diyenleri kırmıyorum.

“Ya herru, ya merru”cu olduğumdan, herkese sevimli ya da sevgili görünmeye çabalamıyorum.

İçim dışım bir ya. Erbabı için beni çözmek kolay. Öyle aklımı okumak için çabalamaya gerek yok.

Kendimi tanıyorum demiştim. Mesela; ben iyi bir oyun kurucuyum. Eeee, böyle olunca kuralları da koyma lüksün oluyor.

Haksızlığa, riyaya katlanamıyorum, elimde değil. Bu yüzden başıma bi sürü şey gelse de…

Tamamen kendim olduğum tek yer; ‘eflatun çatı’m. Evim yani.

Bizimkilere “ben ayrı bir eve çıkmak istiyorum” dediğimde ilk ve yaygın tepki “Nasıl? Tek başına! Odanı toplamıyordun, evi hiç toplamazsın! Açlıktan ölürsün artık!” oldu.

A’nanem “Kiranın yarısını benden.” diyerek raconu kesti. Oradan buradan toparlama eşyalarla döşediğim ‘eflatun çatı’m sıcacık ve güvenli. Bazen ortalığı şey götürdüğünden, annemlerin eve habersiz gelmesi yasak.

İki yıl uzattığım okul, bu yıl bitmek zorunda. İkinci dönem projeye başlıyorum. Zaman yoksulu olacağım.

Sonra ne olacak? İş? Güç?

Geçen yıl mezun olanlardan iş bulabilen tek-tük. Erkekler askerde, kızlar cem’an evde. Yüksek lisans takılanlar da işsizliği teğet geçiyorlar akıllarınca.

İnsana aile hep lazım(mış)! Onların beni anlayabildiği, benim onları anlayabildiğim ya da tersi zamanlar oldu. Benimle içten içe gurur duyduklarını bilsem de, ailem “kapasiteni kullanmadın hiç” demekte haklı. Ders-okul meselelerinde hep kolay yolları seçtim. Pişman mıyım? Henüz tam değil!

Kreşe başlayana kadar an’anem baktı bana. Yemeğimi bitirdiğimde, televizyonu ellemediğimde, banyo yaparken ağlamadığımda a’nanem “cici kız oldun” derdi.

Elimi yoğurt kasesine daldırdığımda, oyuncaklarımı yere attığımda, yağlı elimi saçlarıma sürdüğümde “tu kaka kız oldun” derdi. Kakamı lazımlığa yaptığımda neden tu kaka değil de “cici kız” olduğumu anlayamazdım hiç.

Bu yaşa gelene kadar ‘cici’ ve ‘tu kaka’ olmayı gerektirecek bir dolu şey yaptım ama adım “tu kaka” kaldı. Ee, adım böyle konunca, bende adım hak edecek davranışlar yapmak zorumda kaldım.

Nam-ı diğer ‘cici kız’ olan kankam Nihan der ki; “Sen tu kakaların ‘yüz karası’sın. Sınırsız özverili ve nöbetçi sorumlu. Kendine hoyrat ve mesafeli, başkalarına ilgili ve sevgili ve de mesafesiz. Sen tu kakaların ‘yüz akı’sın bayan öfke, bayan tepki, bayan ‘large’, bayan doğru, bayan risk sever.”

O, öyle diyorsa öyledir.

Yedinci sınıftayken rehber öğretmenimin anneme “Yeşer; otorite karşıtı. Tüm öğretmenleriyle sorun yaşamasının nedeni de bu. Bu tip çocukları kendi haline bırakmak en doğrusu; sistem izin verse!” mealinde bir şeyler söylediğini öğrenen a’nanem “Yani bırakalım da anarşist mi olsun bu çocuk” demiş.(ŞD/BB)

Ehhh, anarşist olamadım ama iyi bir “tu kaka” kız oldum, hiç değilse.

*Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın