Hayata Dair

Salgın Bir Hastalık; O Büyülü Mutad Duygu…

Salgın Bir Hastalık; O Büyülü Mutad Duygu...

Salgın Bir Hastalık; O Büyülü Mutad Duygu...

Kedim ve ben
Ölüyoruz yavaş yavaş
Karşılıklı, köşemizde
Elenirken eleğinde sıkıntının saatler
Mutad olduğu üzre
Bazen o benim kucağımda
Bazen ben onun
Avutuyoruz birbirimizi
Özlerken aynı şeyleri gizlice
Nasıl tırmalardık hayatı
Bir zamanlar şehvetle
(…) (**)

“Sen” dedi “Hiç cep telefonundan ev telefonunu çaldırdın mı?”

“Hayır” dercesine yüzüne bakınca “Çaldırmazsın tabii. Eşin var, çocukların var… Bir de torunun var, artık.”

Konunun nereye bağlanacağını bilemediğimden “Eeee” dercesine yüzüne baktım yine. “Peki; hiç duvarlarla konuştuğun oldu mu evde…”

Omzumu silkerek “Hayır” deyince “Peki sırtın kaşındığında ne yaparsın?” diye sordu.

Cevaben elimdeki örgü şişinin tekiyle haricen sırtımı kaşımağa başlayınca, kafasını önüne eğdi.

Dakikalar süren sessizliği kıran o oldu. “Hava karardığında omuzların çöker mi aşağıya.”

“Yok, hayır; ben akşamları severim” dememe fırsat vermedi: “Ya geceler korkutur mu seni?”

Gözlerimle iletişime geçmediğinden “Evet” dediğimi görmedi. Görseydi ardından “Korktuğum için eve, bin YTL’ye alarm sistemi kurdurdum; şu olmayan halimle” diyecektim.

“Apartman görevlisinin servis saatlerini dört değil sekiz gözle beklediğimi söylesem; gülmezsin değil mi?”

“Haddime mi düştü gülmek? Gülümseyemem bile” diyemeyeceğimden boş boş bakındım pencereden dışarı. Fark etmeyip devam etti: “Sokaktaki birikintilere düşen yağmur damlaları için sevindin mi hiç?”

Niye sevinmem gerektiğini anlayamadığımı anlamış olmalı ki devam etti: “Yüzlerce damlayla buluşup, onlarla iç içe yaşayacağı için sevindin mi yani?”

Saatler süren sessizliği kıran yine o oldu; “Sokakta, ardından gelmeyen gölgeni bulamadığında aranır mısın?”

“Hiç böyle bir arayışa girmedim” diyemezdim ona. Diyecek olsam da duymazdı zaten. “Bari; topuk seslerim bana eşlik etsin diye, topuklu ayakkabı giymek istediğimi söylesem!”

“E, artık bu kadarı da çok ağır” diyemeyip, kendime gömüldüm.

Günler süren sessizliği kıran yine o oldu; “Kendini her şeyden ırak ya da mahrum yakaladın mı hiç?”

İçimden “Bak anne! Yaşadığın bu duygu bulaşıcı bir hastalık. Üstelik salgın bir hastalık. Her insan hayatı boyunca defalarca bu hastalığa yakalanır. Tedavisi var gibi, yok gibi. O büyülü duygu insanı huzursuz kıldığı kadar, zenginleştirir de. Hatta dinlendirici etkisi bile var. Hayatı çileye döndüreceğine, o duygunu tanımlamaya çalış, lütfen! Sebebin olsun sabahları uyanmak için” diye ona söylemek istediklerimi geçirirken -yanılmıyorsam gözündeki yaşla birlikte- ayağa kalkıp, salondan çıktı.

Sessizlikle birlikte kaldım, ortalıkta. (ŞD/GG)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.
** İsmail Uyaroğlu, “Kedileri Severken Ağlayınız”

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın