Rengahenk Yaşlılar

Sevgili CZ; Gökten Zembille İnsin Vadine Güzellikler

Sevgili CZ; Gökten Zembille İnsin Vadine Güzellikler

Sevgili CZ; Gökten Zembille İnsin Vadine Güzellikler

Kahve eşliğinde anlattı arkadaşım CZ: “Boşuna dememişler; ‘evlilik duygu işi, boşanma ticaret işi’ diye. 75 yaşında, 54 yıldır evli bir kadın olarak avukat ofislerinde, adliye koridorlarında olmak acı veriyor bana. Yaşadıklarıma inanamazsın bunca süre içinde.”

CZ. Benim son zamanlarda hayatıma giren güzel insanlardan biri. İstanbul’da doğmuş, dört yaşında gittiği Amerika’dan 21 yaşında evli olarak geri dönmüş. Büyük zorluklarla okuyup, bitirdiği İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan hemen sonra  eşinin görevi nedeniyle tekrar Amerika’ya gittiklerinde çalışmağa başlamış ve iki kez anne olmuş. Sonra da – her toruna lazım – çok keyifli bir büyükanne olmuş torunlarına.

Bir holding adına Amerika’ya gönderilen eşi on yıl kadar sonra geri çağırılınca Türkiye’ye dönüyor, CZ. İse çocuklarının eğitimi ve kendi kariyeri için orada kalıyor. Uzaktan uzağa, belli aralıklarla iki ülkeden birinde bir araya gelerek geçiyor yıllar. Altı yıl önce emekli olup,  çok sevdiği İstanbul’una kavuşuyor ve  Burgaz Adası’na yerleşiyor.

Ve sonra…

* * *

Bostancı iskelesinde buluştuk; CZ. ile geçenlerde. Fal bakmam koşuluyla hemen iki kahve söyledi, “Ben hayatımda hiç fal bakmadım ki!” dememi ise hiç umursamadı.

On ay önce Ankara’daki yoğun gündemli bir toplantıda beraber olduğumuzda, o kısık sesiyle “Sana anlatacağım şeyler var… Bu ara hayat çok iyi gitmiyor…” diye söze girmiş ancak, yanımıza birileri gelince konuşma yarım kalmıştı.  Nadiren yaptığımız yazışma ve telefon konuşmalarında “N’olup bitiyor C’ciğim?” soramadığım gibi, o da anlatmamıştı.

* * *

“Bu fincandaki kahveyi içen kişinin sıkıntısı, telvesinin tümünü yiyecek kadar fazla!” diye söze başladım:

“Bir volkan var; biri derin, diğeri sığ iki vadi arasında. ‘Pöfff’leyerek patlayan büyüklü-küçüklü duman/buhar bulutları sarmış tepesini. Volkan senin ruh, akıl, psikolojik sağlığın ve yaratıcılığın.  ‘Pöfff’le! Korkma ki; çıksın içindeki sihirli ejderha, sarsın ortalığı cevherin.

Derin vadinin içinden küçük püfler çıkararak kendini kurtarıp, rahatlıyorsun; yakın bir zamanda. İçin kabaracak ama aldırma! Güzel şeyler olacak. Bak; bu vadideki büyük püf, başkalarına yardım etmek üzere uçup gidiyor.

Küçük vadinin bir bölümü bataklık sanki. Bataklık dünyadaki, hayattaki hoş olmayan şeylerin temsilcisi. Korkular, tehditler, ruhlar, kişiler, olaylar, durumlar… Ama bak; volkanın tam altında berrak bir ‘göl’, yok hayır ‘göz’,  yok yok bir kuvvet var.”

Söylediğim her şeyi küçük akıl defterine karman çorman not alan ‘C‘, eğilip fincana baktı: “Her şeyin dibindeki ve üstündeki şey yani. Hadi, devam et söylemeye.

“Zembil gibi, balon gibi bir şeyle gelecek sana güzellikler. Sen plan-program yapma. Başına buyruk, kendine özgü bir insansın. Karşılaştığın ya da karşılaşacağın şeyler karakteristik değil ama aldırma. Pişkinliğe vur” dediğimde sözümü kesti:

“Yahudi’ce ‘hutspa’ diye bir sözcük var; pişkin anlamına gelen. Diyorsun ki; ‘hutspa’ ol. Okey!”

“Ok, şekerciğim. Falınız burada bitti” dediğimde, fincan el değiştirmişti. O acele çizgilerle fincanı resmederken, ben kahveli maden suyumu sipariş verdim garsona. Ve daldım yanımdaki – ya da uzağımdaki– denize.

* * *

“Avukat ‘bu duruşmada biter’ diyor. Öfkem ancak ondan bir şeyler koparırsam dinecek. Boşuna dememişler; ‘evlilik duygu işi, boşanma ticaret işi ‘ diye. 75 yaşında, 54 yıldır evli bir kadın olarak avukat ofislerinde, adliye koridorlarında olmak acı veriyor bana. Ben ve çocuklarım hariç herkesin yıllardır bildiği şeyi 11 ay önce öğrendim.

Evet; kahvenin telvesinin tümünü yiyecek kadar sıkıntılıyım ama bu davayı açarak ‘pöfff’ledim. Kendimi kurtarıp, rahata ereceğim inşallah yakında. İçim püfür püfür.

Bataklık; doğru. Şimdilik sana anlatmayacağım öyle çirkin tehditler aldım ki… Yaşadıklarıma inanamazsın bunca süre içinde. Eğer bir kuvvetin beni göz ettiğini farkında olmasam; zor dayanırdım.

Ama sana söz veriyorum; ‘hutspa’laşacağım bundan böyle. Hele bir bitsin bu iş! Daha yazacağım, yapacağım çok şey var. Hayat bana zaman tanımalı hem de kalitelisinden.  Şekerim, sağ olasın. Bana güç verdin söylediklerinle.”

Sözünü bitirip, yanındaki –ya da uzağındaki–  denize dalan CZ.’yi izlerken ona bir şey vermek istedim. Sessizce çantamı karıştırırken aklıma geldi boynumdaki amatist kolye. Kancasını açıp, çıkarttım. Yanına gittim:  “C’ciğim; bu kolyeyi sana vermek istiyorum. Hayatını yavaşlatmanı, artık kendini sevmeni ve sadece kendini düşünmeyi, arkaya değil, önüne bakmanı, planladıklarını yaşama geçirmeyi sana hatırlatması için.”

O boynundaki kolyesini eliyle okşarken ben de onun diğer elini sımsıkı tutuyordum.

* * *

Duruşmada söz hakkı verilen CZ.’nin daha ilk cümlesinde ayaza kesen salon, hâkim uzun karar cümlesini bitirdiğinde turuncu-sarı güneş ışıklarıyla doluverdi. (SP)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir