Hayata Dair

Sızılı Yüreklerimizi Sevdayla Saranlara

Sızılı Yüreklerimizi Sevdayla Saranlara

Sızılı Yüreklerimizi Sevdayla Saranlara

Şadiye Dönümcü “Anneler Günü”nde sözü, kendini “tam” hissetmeyen annelere ve annesini “eksik” bulan çocuklara veriyor. “Eksik / tam / fazla annelik diye bir şey yok” dedikten sonra da “yüreği anaç” tüm kadınların anneler gününü kutluyor…

“Sezaryen ameliyatı sonrası takılan sonda, idrar yolları enfeksiyonuna yol açınca verilen antibiyotik laktasyonu engelledi ve ben oğluşumu hiç emziremedim. Altı yıl boyunca çok sık hastalandığından fiziksel gelişimi geri kaldı, kullandığımız ilaçlar dişlerinde leke bıraktı. O sinameki bir çocuk, ben de aşırı koruyucu ve kollayıcı bir anne oldum. Yüreğim hala sızlar; emzireyebileydim bu çocuk böyle olmazdı diye. Suçlarım kendimi yıllardır; eksik annelik yaptım diye. ”

“Anne bak
Sen sırtını vermişsin güneşe
Alıştırmaktasın
Göçmen yüreğini ağaçsız topraklara
İmgeye gerek yok
Ardında kalacaklara(…) (***)

“Kızıma baktığım sekiz ay boyunca tüm gereksinimlerini dakik karşıladım. Her gün taze çorbalar, yoğurtlar… En üst düzeyde hijyen… En yüksek sevgi… Sonra, işe başladım. Şimdi lise son. Düşün aradan kaç yıl geçtiğini. Ve ben hala kendimi suçluyorum. Kreş, klüp okul dershane çokgeni arasında geçti ömrümüz.

Anne-kızın arasına bakıcılar, görevliler, an’aneler girdi. Onu ateşliyken elimde ilaç torbasıyla kreşe bıraktım. Okul dönüşü kuşluk hazırlayamam kızıma. Okuma bayramına geç gittim. Sınıfça düzenlenen piknik türü etkinliklerine katılamadım, diğer veliler gibi. ‘Sen ne biçim annesin, hiç…’ diye başlayan cümleleriyle acıttı beni, tüm maharetiyle.

Ödevlerini, işyerimden yönlendirerek yaptık. Ertesi gün gerekli ödev materyallerini akşamın geç saatlerinde söyledi ki; çaresiz kalayım. Bir ay var, üniversite sınavı var. ‘Son hafta yıllık izin alayım” dedim dün. ‘Ne o, vicdanını mı rahatlatıyorsun?’ cevabı verdi. Yapabileceğim bişi yoktu; ben çalışırken o büyümek zorundaydı. Sırf beni cezalandırmak için başka şehirde okumak istiyor; biliyorum. Suçluluk duygum her dem artıyor; anneliğimde bir şeyler eksik kaldı diye.”

``Annem yine hamile olsa ama doğurmasa``

“Güliz, ilkokul dörtteydi. Kürtajın yol açtığı komplikasyon nedeniyle raporluydum. Evde olmam onu mutlu etti, tekrar işe başlamam da mutsuz. Kardeş istemezdi hiç. Bir akşam babasına ‘Annemi yine hamile bıraksan, ama doğurmasa. Yine evde olsa!’ dediğinde anladım; N’aparsan yap; anne çalışıyorsa bir şeyler eksik kalıyor.”

“Tam anne olmanın bir ölçütü var mı? Ben eksik bıraktığım şeyleri, başka artılarla, abartarak doldurmağa çalıştım. Gereksinimi bir gömlekse üç aldım. Sandviç-kola beş lira mı? On verdim. Evimiz arkadaşlarına yatakhane, yemekhane, çamaşırhane oldu. Aldırmadım kırılana dökülene, ‘şımartma‘ diyen eşime. Tamamlayacaktım, güya boşlukları.”

“Bana değil, bakıcımız Hayruş’a anne dedi oğlum ilkin. Akşamları lüzumsuz şeyler getirerek rüşvet verdim çocuğa; beni anne bilsin diye.”

“İnsan çocuğunun ağzından ‘Sen de herkesin annesi gibi evinde olsan… Kek, börek yapsan, Filamingo Pastanesinde sipariş vereceğine!’ gibi cümleler duyunca, zor hazmediyor. O hafta sonu o tür yiyecekler yaptım. Yorgunluktan kanepeye uzandığımda düşündüm; bu hayata ödenen –ve herkesin payına düşeni ödeyeceği– diyet. Parçalama kendini. Söylemek kolay tabii, vicdan rahatlatmak öyle değil.”

“(…)Sarı saçların yeşil gözlerin
Altı parmaklı elin
Hayattan alacaklarınla
İmge sensin(…)(***)

“Kızımın üniversite yaşamı boyunca ve öncesinde –zamanında ailemin bana vermediği– her şeyi onun için sağladım. Geçenlerde arkadaşlarının yanında bana ‘Anne, sen anlamazsın; üniversite okumadın ki!’ dediğinde anladım hata yaptığımı. Ailemin bende eksik bıraktıklarını, onda tamamlayayım diye kendimi boşa heder etmişim.”

“Oğlum iki yaşındaydı, babası öldüğünde. Yeni bir evlilik yaptım, iki kızım oldu. Eşim oğluma da baba oldu, kızlarından ayırmadı hiç onu. Tekin ergenlik döneminde öyle bir edepsizlik yaptı ki; eşim –haklıydı– onu affetmedi. İki yıl süresince evde huzur filan kalmadı. Çanakkale’de okuyor üç yıldır, zorlasa da beni. Geçenlerde bloğunda ‘Yeniden ‘evlendiği için annemi hiç affetmeyeceğim.’ diye yazdığını okuyunca ‘her şey boşmuş’ dedim.”

“Mükemmelik arayışı insanın kendine verdiği en büyük ceza. Good… Best… Better… Anneliğin ‘better‘i yok arkadaşım. ‘Better‘ olsan bile algılama değişik olunca ‘t‘ harfi düşürülüp, ‘beter‘ ilan edilebilirsin. Sıradan olmaya çalışmak en güzeli (galiba)!”

“Evli, iki çocuğum da. Gelinim ilk günden mesafe koydu; iki uzak akraba gibi görüşüyor bizimle. Oğlumla telefonla hasret gideriyoruz. Kızım iyi bir evlat; hakkını yemeyeyim. Torun okul sonrası bize geliyor. Geçen hafta bir programım oldu; ‘izin alsan da oğluna sen baksan’ dedim. Hay demez olaydım!”

(…) Ben okuldan dönerken
Her şeyi keşfe çıkan sezgimle
Sırtını baharı yakalamış güne verird
İşte o zaman mutlu olurdum
Komşu kadının yemenisi saçlarınla barışırdı
Evimizin soğan kokusu bahçedeki toprakla(…) (***)

“Şarkı sözümüydü? Annelik de yaparım, kariyer de söylemi. Külliyen yalan… Yaparsın da, eş olmak dahil hepsi çeyrek, yarım olur.”

“Annelik… Zenaat mı? Sanat mı? Her neyse. Ben elimden geleni –fazlasıyla– yapıyorum. Herkes bulduğuyla yetinmeli.”

“Açık Radyo’da Şenol Ayla’nın yaptığı ‘Didik Didik Freud’ programında rahmetli Serol Teber anlatmıştı. Katıldığı –ensest’in de konuşulduğu– bir toplantıda orta yaşlı bir erkek izleyici ‘Ama doktor bey, bizim oralarda adettir, her bahçıvan yetiştirdiği meyvenin tadına ilk önce kendi bakar.’ demiş. Bu cümle günlerce beynimde eko yaptı. Gerçek bahçıvanlar bunu yaparsa, yapmayı hak görürse… Üvey babalar? Offf, öyle zor ki bu annelik müessesesi… Bu yüzden çok düşündüm yeniden evlenirken. Anlıyor musun beni?”

“Eşimin ve ailesinin ısrarlarına rağmen, bebek istemedim hiç. Öyle kurbağalar gibi, karnı şiş ortalıkta gezinmek çok itici geliyordu bana. Sonuçta doğurdum; aynada kendimi gördükçe, bir dolu şeyden nefret ettim. Lohusalık dönemim ağır geçti. O güzelim kızıma haksızlık ettim, işte o süreçte. Psikolojik yardım aldım, sonra. Şimdi, marazi bir anneyim; aman şu eksik olmasın, aman bu diye ortalıkta gezinen.”

“(…) Kar diz boyu
Umut yetecek sadece yarına
Senden öğrendim
Sızılı yüreğimi sevdayla sarmayı
Eteklerimiz dolanı sokak ortasında
Ne kaldıysa senden
Kokun, aklın, kalbin” (***)

“Anacığım birinin anneliğinde eksiklik gördüğünde ‘Eeee, köpekler de anne oluyor, ama …’ diye başlardı cümlesine. Bazen çocuklarıma yaptığım bir davranış, söylediğim bir cümle sonradan içime lök gibi oturuverir. Kendime kızıp ‘Eeee, kızım köpekler…’ diye başlarım cümlelerime. Sakinleşince de kendime haksızlık yaptığımı düşünürüm.”

“Her şeyim tamam; bir tek fıstıki yeşilim eksikti sanki anneliğimde. Geçen hafta tamamladım ve bir köpek aldık eve. İnsan çocukları için her şeyi yapmak zorunda hissetmese bile, birileri hissettiriyor mu ne? Alerjim var, belli takıntılarım var ve evimizde de bir köpek var. ”

“Bir gün pedikür yaptırırken makas kaçınca, enfekte oldu baş parmağım. Ayak sağlığı uzmanım pansuman sonrası etle tırnağın arasına koton iplik koydu. Annem bizi ‘etle tırnak ayrılmaz’ diyerek büyüttü. Evet, annemle benim arama bir şey girmedi ama, boşandıktan dört yıl sonra kızımla aramıza sevgilim girince yani koton iplik; anneliğimden bir şeyler eksildi sanki…

Şimdiye kadar kendini 'tam' hissetmeyen annelerdeydi söz.

Şimdi söz annesini eksik bulan çocukta.

“sen en çok bildiğimdin benim
Ne zaman seni düşünsem
Benim eksik annemdin;
Terk etmek için can attığım.
Çünkü anne geçersizdir bu dünyada;
Anne bu dünyada zaman kaybıdır.
Neyi en çok sevdiysem,
Ona karşı yarıştım ben…
Ne yaşadıysam
Hep anneme rağmen yaşadım
Ne yaşadıysam hep sana rağmen.(…) (**)

Şimdi söz Freud’da. Çocuk eğitimiyle ilgili kendinden tavsiye isteyen bir anneye demiş ki ” Ne isterseniz yapın, nasıl olsa kötü olacak.”

Şimdi söz bende. Eksik / tam / fazla annelik diye bir şey yok.

Yüreği anaç tüm kadınların anneler günü kutlu olsun!

*Şadiye DÖNÜMCÜ. Anne

** Cezmi Ersöz. Eksik Anne

*** Birsel Kurt. “Annem.” İçerdeki Ben Değilim.” Kanguru Yayınları. Ankara, 2010

Bir cevap yazın