Hayata Dair

Üşümek Üzerine Öylesine Notlar

Üşümek Üzerine Öylesine Notlar

Üşümek Üzerine Öylesine Notlar

Ülkede, dünyada ne olup-bitti diye sanal alemde gezinmeye başladığımda okudum Hasan Pulur‘un “Evlat Acısı başlıklı yazısını.

Hani deriz ya “evlat acısı gibi oturdu içime” diye. Yazı o deyimin “gibi”si eksik olanı yaşayan bir babanın elinden çıkmıştı.

Taziyelerini bildiren dostlarına “Elime doğan çocuğu, elimle toprağa veriyorum/ verdim” cümlesi içimi acıttı. “(Ölüm yaşanmıyor ki!) Ama evlat acısı yaşanıyor, kurşun gibi delip geçmiyor, yüreğinizde yerleşik, tek çare ölüm.” cümlesi içimi burktu. “Acıyı veren, sabrı da verir. Madem öyle, bekliyoruz” cümlesi de içimi bir tuhaf etti.

Şimdi oğlunun acısına dayanabilmek için sabır bekleyen Hasan Pulur’un eşini kaybettiğinde “Her şeyin sebebi, ilahi kudret diyoruz” ya, şöyle düşünüyorum: Ölümü verdiğine göre, sabrı da verecek. Lütfen versin” dediğini hatırlıyorum birden.

Eşinin ölümünün ardından Ayşe Arman’a verdiği ropörtajda söylediklerinden çok etkilendiğim için saklamıştım o sayfayı. Kupür dosyamı açıp buldum; 25.03.2007 tarihli gazete kesiğini.

Okudum hızla ve altını çizdiklerimi de bir kez daha okudum.

(….) Hayatımın her anında, her satırında onun izi var.

(…) Dün, her zaman yaptığım gibi, onun odasına gittim, ‘Hadi ben yatıyorum. Allah rahatlık versin’ dedim. Baktım, televizyonu kapalı. Odada da kimse yok. Doğru ya, Meral artık yok. Meral öldü.

(…)Can yoldaşımı, hayat arkadaşımı kaybettim. Babandan, annenden, çocuğundan daha yakın kocan ya da karın sana. Kimse babasının, annesinin yanında çamaşır filan değiştirmez, onun yanında yapıyorsun. Meral benim en yakınımdı. Şimdi yok. Kaldık mı bir başımıza.

(…) Pantolon askımın arkadaki klipslerini o sıkardı. Sabahları ilaçlarımı o verirdi, ben bilmezdim, hangisini almam lazım. İş başa düşünce öğreniyorsun tabii. Ama zor, çok zor.

(…) kafaca çok iyi anlaştığım bir dostumdu aynı zamanda. Sonra iyi bir okurumdu ve en büyük eleştirmenim. Dümdüz bir 50 yıl geçirmedik. Çok hayat dolu bir kadınla birlikteydim, dolayısıyla renkli yaşadık. Artık hayatımda o renk de yok.

(…) ” Babamı da, annemi de kaybettim, başka sevdiklerimi de. Ama o acılarımı konuşacak hep biri vardı yanımda: Meral. Şimdi peki, onun ardından hissettiğim acıyı, kiminle konuşacağım, kiminle paylaşacağım.

(…) 50 yıl birlikte yaşadığım karımı, 25 gün içinde kaybettim. Onun hastalığına bile doyamadım. Ona bakabilmek, yardım edebilmek isterdim, her şey o kadar apar topar oldu ki, hiçbir şey yapamadım.

(…) bu, ölümden de beter. Ayrı bir hal. Ne ölümü bekliyorum, ne ölümü arzu ediyorum, ne ölüme yattım; çok ağır bir travmayla baş etmeye çalışıyorum. Ama bunu yaşamam lazım. Biliyorum ki, bu travmayı yaşamazsam, ölüme doğru gideceğim. Hayat tuhafmış, hayat gevrek bir ağaç.

(…)Yaşlandıkça Biraz da geveze oldum! Bir güven geldi galiba. Geçmiş yılların getirdiği bir güven. Bir laf vardır: ‘Yel, kayadan ne alır?’ diye. Kendimi kaya sanıp, rüzgara aldırmıyorum herhalde. Evvelden korkuyordum.

Kahveme eşlik eden sigaramın dumanlarını üflerken düşünmeye başladım “ölüm” ne tür duygular yaşatır insana diye.

Sonra Ö-L-Ü-M yazdım kağıda, altına çizgi çekip.

Acı? Acıma… Acınma… Suçluluk. Yalnızlık… Kı(r-z)gınlık. Depresyon. Hüzün. Özlemmm. Boşluk… Endişe. Kaygı. katılaşma-sertleşme…DUYARSIZLIK? Azap… Rahatlama…

Hatta ve hatta g-ı-p-t-a…

Üzüntü. Suçlama/suçlanma… Dehşet. Beklenti. Hayal kırıklığı… Ferahlama!!! Aidiyetsizlik… Bıkkınlık? Şaşkınlık.

Kalanların yararına/zararına sevinme. H-a-Y-R-e-t… Panik? Utanma Vicdan azabı

DEJA VU… Korku. Vicdan azabı

Istırap … (U-M)utsuzluk… Küsme. Kabullenme. sa-bır. MeTaNEt.

Halimden memnuniyet… insafsızlaşma? Melankoli. Pişmanlık.

Bir sigara daha yaktım ve ölümün bende çağrıştırdığı –aklıma gelen– duygularımı yazdığım kağıda baktım, derin nefesler çekerken.

Bu kez yazmadan numaralandırdım içimden, daha önce rasgele yazdığım duygularımı.

Sonra annem geldi gözümün önüne… Ürperdim, yok yok üşüdüm. Evet, evet; üşüdüğümü hissettim, hem de çok.

Kalemi aldım elime. Kağıda kocaman harflerle yazdım: Ö-L-Ü-M == Ü-ŞÜ-ME

Sonra düşündüm oğlunu yitirmiş bir babaya, Hasan Pulur’a ne diyebilirim diye.

Sabır, metanet dilemeliy(d)im. Bir de üşüdüğü –hem de çok üşüdüğü– için sırtına bir hırka vermeliy(d)im belki de… (ŞD/TK)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın