Kültür Sanat

Yedi Tepeli Şehirde Yedinci Kıta İşleriyle Keyfettim

Yedi Tepeli Şehirde Yedinci Kıta İşleriyle Keyfettim

Yedi Tepeli Şehirde Yedinci Kıta İşleriyle Keyfettim

Artık aktif üyesi olduğum “En Güzel Yaştaki İnsanlar Kulübü”nün zaman ve mevsime bağlı kalmaksızın ke(ş-y)fetmek amentüsü uyarınca ‘fırsatın kazası olmaz’ diyerek gittiğim İstanbul’da; keşfettim, keyfettim, yoruldum, Eylül güneşi ve serinliğiyle güzelleştim.

Yedi Tepeli şehirde “Yedinci Kıta” işleri

Yıllardır kültür ve sanat adına güzellikler üreten, üretilen güzelliklere destek vererek sergileme fırsatları yaratarak sanatseverleri ihya eden İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)’nın güncel sanat alanında 16. kez düzenlediği 2019-İstanbul Bienali’nde sergilenen işleri izlemek iyi geldi bana.

16. İstanbul Bienali’ne dair

Bienal başlığı Yedinci Kıta: Pasifik Okyanusu’nda yüzen devasa atık yığınına bilim çevrelerinin verdiği isim. Bu plastik atık yığınının genişliği 3,4 milyon kilometrekare, ağırlığı 7 milyon ton.

Sanayi atıklarından görünmez olan okyanusların, plastik torbaların ve kulak temizleme çubuklarının arasında yüzen balıkların ve diğer deniz canlılarının imgesi.

Küratör: Nicolas Bourriaud. Direktör: Bige Örer.

Sanatçı ve eser sayısı: 25 ülkeden 56 sanatçı. 220’den fazla eser. 36 eser bienal için özel üretilmiş.

Türkiye’den katılan sanatçı sayısı 8. Mekanlar: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) , İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Pera Müzesi, BüyükadaBienal tarihleri: 14 Eylül – 10 Kasım 2019 Sponsör: Koç Holding. Ücret: Yok. (Davetiye iksv.org sitesinden doldurulan form sonrası gönderilen karekodla giriş yapılabiliyor) Rehberli Tur: Var. Ücretli.

Ziyaret gün ve saatleri: Pazartesi hariç her gün 10.000-18.00 (Gitmeden önce teyit ediniz.) Yayın: Rehber (20 TL) , Saha Raporu (45TL) , Opti ile Pesi: Bu Dünya Hepimizin (ücretsiz)

Öneri: Hangi yaşta olursanız olun ücretsiz dağıtılan “Opti ile Pesi Bu Dünya Hepimizin” kitabının Türkçe/İngilizce baskılarından birini edinin.

Bienal’in ana mekanı olan MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin giriş dahil toplam beş katında 39 sanatçı ve sanatçı kolektifinin toplam 38 eseri görülebiliyor.

“İçinde bulunduğumuz, insanların dünya üzerindeki etkisinin en üst düzeye çıktığı, insan faaliyetleriyle şekillenen jeopolitik dönem” olarak adlandırılan Antroposen (insan) çağına ilişkin gerçek / kurmaca hikâyelere dayalı eserler buraya yerleştirildiğini söyledi, rehber gezdirdiği gruba.

Müzenin bölümlenmesi, sergilenen işleri ferah feza izleyebilme ve inceleme olanağı sağlıyor. Bazı eserler sürprizli; örneğin Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin’in işi gibi.

Tueriya Magadlela’nın her renkteki naylon külotlu çorabın ağ kısımlarını dikerek birleştirdiği emek, cinsellik, cinsiyetler arası eşitsizlik, ırk temelli şiddeti işlediği işi de dikkat çekiciydi.

Yedinci Kıta, yağmur ormanlarının yandığı ve plastik moleküllerinin okyanusları doldurduğu, içine girdiğimiz yeni dünyanın adı.

Davet ettiğim sanatçılar, insan ve insan olmayanların, makinelerin, atıkların, hayvan hayatının ve ağaçların alttan alta yeni formlar ürettiği bu araziyi keşfediyor. Bir nevi antropolog gibi çalışıyorlar.

Fikirlerin ve insanların yüzyıllar boyunca başkalaşıma uğradığı, çevrenin önemli bir mesele haline geldiği İstanbul, bu kapitalosen operası için kusursuz bir sahneydi.”

Yaklaşık üç saatte gezdiğim müzeden dışarı çıktığımda gözlerim gün ışığına zor uyum sağladı. İnsanlığın doğaya verdiği zararı sanat aracılığıyla anlatan eserleri izlemek -yine- kafamı karıştırmıştı, içtiğim kahve bir nebze toparlamaya yardımcı oldu.

Bienalin ikinci mekanı Pera Müzesi’ydi. İstanbul’a her gittiğimde bir şekilde yolumu düşürdüğüm bu müzede, Bienal kapsamında 14 eser yer alıyordu. Charles Avery’nin “Ada’nın Sakinleri” adlı yerleştirmesi enteresandı.

Bienal’in üçüncü mekanı Büyükada. Hacopulo Köşkü, Taş Mektep, Anadolu Kulübü ve ‘sahil sergi alanı olarak seçilmiş ve dört sanatçının işine yer verilmiş. Ben zaman fukaralığı nedeniyle göremedim; dilerim Bienal kapanmadan tekrar yolum düşer İstanbul’a da izleyebilirim bu eserleri.

Bienal Çocuk Kitabı: Opti ile Pesi Bu Dünya Hepimizin”
Yazan: Yekta Kopan. Çizen: Gökçe Akgül
Martı Opti ile martı ‘Pesi’ İstanbul semalarında oyun oynayarak uçarken güvercin Greta’yla çarpışınca “Neden dikkatsiz uçuyorsun?” diye sorarlar.Greta’dan “Olan bitenden haberiniz yok herhalde sizin, gelin benimle” yanıtını alınca birlikte 16. İstanbul Bienali mekanlarına doğru uçarlarken sohbet ederler.”İnsanlar sadece kendilerini düşünüyor. Denizleri, ormanları, Gökyüzünü, her yeri kirletiyorlar. Dünyamızı atıkla doldurdular.” diyen Greta’ya, Opti ve Pesi de katılır; insanların geri dönüşümü önemsememesinden, eskiyen şeyleri hemen çöpe atmasından onlar da rahatsızdır çünkü.

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi üzerinde uçarken içerideki eserlere göz atarlarken Greta insanların ihtiyaç fazlası eşyaya sahip olduklarını ve o eşyaları azaltmayı düşünmediklerini, dünyayı çok kirlettiklerini, bilim insanlarının Pasifik Okyanusu’nun ortasında oluşan devasa atık yığınını ‘yedinci kıta’ dediğini anlatır.

Pera Müzesine doğru uçarlarken “bir şey” olur:) Sonra… sonra… sonra… derken…

Greta, Opti ve Pesi’nin yolu –ne güzel ki- kediler, köpekler, atlar, eşekler, sincaplar, tavuklar, ördekler, mandalar, keçiler, martılar, güvercinler, serçeler, kargalar, kırlangıçlar, doğanlar, karabataklarla kesişir.

Büyükada’da güneş batarken gökyüzüne bakanlar şaşa kalır:
“Gezegenimizi kirletmenize izin vermeyeceğiz.”
“Atıklarınızla dünyamızı kirletmeyin!”
“Bu dünya sadece insanların değil!”
“Bizim hav hav”
“Bizim gıdak”
“Bu dünya hepimizin”

“Hoş Geldin Gazi” ve “Abrakadabra”

Pera Müzeden çıkıp İstiklal Caddesindeki Yapı Kredi Kültür’ün müze bölümünde küratörlüğünü Cengiz Kahraman’ın yaptığı “Hoş Geldin Gazi: Atatürk’ün İstanbul Günleri” sergisini gezdim.

Zaman fukarası olmasaydım, bu sergiyi daha detaylı gezmek isterdim.

Galeri bölümündeki Halil Altındere’nin “Abrakadabra” adlı solo sergisinin küratörü Hou Hanru. Sanatçının üç boyutlu yirmi beş işinin yer aldığı sergi izleyiciye tatlı –ve popüler kültüre dair- sürprizler yapıyor.

Gerçekçi -ve bazıları tanıdık kişilere ait- heykellerle ve yerleştirmelerle İstiklal Caddesinin ara sokaklarında geziniyormuşçasına -ve tesadüfen- karşılaşıyorsunuz adeta.

Sergi kapsamında sihirbaz Kubilay QB Tunçer’in 8-12 yaştaki çocuklara ve yetişkinlere ayrı tarihlerde sihir gösterisi yapması da programlanmış.

SALT Beyoğlu: Mutluluk resimlerimiz

Nur Koçak’ın “Mutluluk Resimlerimiz” sergisi, sanatçının 50 yıllık sanat yaşamındaki üretimlerine toplu bir bakış ve SALT’ın iki mekanında sergileniyor. SALT Galata -1’de “Nur Koçak; Önce” alt başlığıyla sergilenen eserlerini zaman fukaralığı nedeniyle göremedim.

SALT Beyoğlu’nda giriş katı dahil üç katta sergilenen sanatçının 50 yıllık sanat yaşamında ürettiği ‘mutluluk resimleri’ni görmek çok keyifliydi.

SALT Beyoğlu’nun girişine yerleştirilen “Vitrinler” seçkisinin yarattığı keyifli şaşkınlığın içeride de devam edeceğinden emin çıkıyorsunuz mekanın merdivenlerinden. Ne güzel ki yanılmıyorsunuz da…

Sergiye gitmeden önce, Nur Koçak’ın foto gerçekçilik akımının ülkemizdeki ilk temsilcilerinden olduğu, “Mutluluk Resimlerimiz” sergisinin 1960’lar ile 2010’lar arasındaki desenleri ve resim serilerinden oluşan en kapsamlı sergisi olduğu, serginin adını 1981 tarihli bir seriden esinle adlandırıldığı, kadın dergilerinden Hollywood sinemasına popüler kültürün yaygınlaşması ve Türkiye’deki yansımalarını eleştirel bir gözlemci anlatıcı olarak irdelediği, serginin sanatçının üretimine ayrıntılı bir bakış sağladığına dair bilgilenmek yararlı oldu.

Sergideki “Fetiş Nesneler (1974-1988)”, “Nesne Kadınlar (1975-1979)” , “Vitrinler (1989-2019)”, “Ebrusan Vitrini (1989-1996), “Cahide’nin Öyküsü (1996-2006)”, “Aile Albümü (1979-2012)”, “Mutluluk Resimlerimiz (1981)” serilerini sıradan bir izleyicisi olarak yazıyla ifade etmekte zorlanıyorum. En güzeli İstanbul’da olup zaman ayırabilenlerin gidip gezmesi galiba.

ARTER: “Kelimeler Pek Gereksiz”

İstanbul’a, İstiklal Caddesine yolum düştüğünde uğradığım çağdaş sanat sergi mekanı ARTER’de sınırlı sayıda da olsa çok güzel sergiler gezdim.

ARTER’in inşa edildiğini bildiğim yeni binasının bittiğini ve çok iyi sergilerle açıldığını sosyal medyadan İstanbul’a gitmeden hemen önce okuduğumda çok heyecanlandım, sınırlı olan arza maruz zamanım kapsamında mutlaka gitmeliydim.

Gittim, yürüme kapasitemi epey zorlayarak ve epeyce insanı yol tarif ettirerek. Değdi, fazlasıyla. (ARTER”e Pera Müze’den ve Gezi Parkından servis kalkıyormuş oysa…)

ARTER‘in 18.000 metrekare kapalı alanı olan muhteşem binası Dolapdere’de.

Grimshaw Mimarlık’ın tasarımı olan binada sadece sergi alanları ve etkinlik alanları değil, yeme/içme alanları ve gereksinim duyulabilecek sair etkinlik alanları da mevcut.

İstanbullular güncel sanat alanında hep şanslıydı biz Ankaralılara göre. Biraz daha fazla kıskanacağız herhalde İstanbulluları.

ARTER’de;

Beyazımtırak, Ayşe Erkmen. 17 eser. Küratör Emre Baykal. 08.03.2020 tarihine kadar açık.

Saat Kaç? 34 sanatçı, 44 eser. Küratörler Emre Baykal, Eda Berkmen. 09.02.2020 tarihine kadar açık.

Kelimeler Pek Gereksiz. 53 eser. Küratör Selen Ansen. 08.03.2020 tarihine kadar açık.
offroad,v.2. Celeste Boursıer-Mougenot. Küratör Selen Ansen. 15.12.2019 tarihine kadar açık.

Altan Gürman. Küratör Başak Doğa Gürman. 09.02.2020 tarihine kadar açık.
Bir An İçin. İnci Furni. Küratör Eda Berkman. 26.01.2020 tarihine kadar açık.
Gizli konferans. Küratör Başak Doğa Temür. 19.01.2020 tarihine kadar açık.

Sevgili okur; 13.Bienalde sanatçı Magdy’nin “Dünyayı Anlamak İçin 13 Kural” adlı eserindeki “Asla bir şeyi anladığını varsayma, anlamış gibi yapma.

Çünkü senin de aynı bizim gibi bir şey anlamadığını biliyoruz” kuralına kulak asmayarak güncel sanat eserlerini anladığını varsayan/ anlamış gibi yapıp bu satırları yazan kişinin sadece iyi niyetli olduğu biliniz lütfen.

Emin Alper: Kız Kardeşler

İstanbul’u Eylül güneşi ve serinliğinde –biraz daha- keşfederken, üretilen kültür ve sanat güzelliklerini izlerken güzelleştim. Arza maruz zamanımın sınırlılığım nedeniyle gidip göremediğim güzellikleri bir dahaki İstanbul’a gelişime erteledim.

Ancak ben İstanbul’dayken vizyona giren, büyük heyecan ve merakla beklediğim Emin Alper’in “Kız Kardeşler” filmini izlemeyi Ankara’ya dönüşüme erteleyemezdim. İzledim. İhya oldum. Bu güzelim filme her düzeyde emeği geçenlerin yüreğine sağlık. (ŞD/PT)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın