Kültür Sanat

Büyükler için “Ötekileştirmeyen Masallar”

Büyükler için “Ötekileştirmeyen Masallar”

Büyükler için “Ötekileştirmeyen Masallar”

Hep çok sevdim masalları. Çocukluğumda, kreş ve gündüz bakımevi ile korunmaya muhtaç çocukların bakım gördüğü yuvada sosyal hizmet uzmanı olarak çalışırken, kızlarımı büyütürken bulduğum her yerde hemencecik okuyuverirdim. Şimdilerde toruncuk için alıyorum sevdiğim (ya da yeni keşfettiğim) masal kitaplarını, hemen okumaktan imtina etmeyerek bittabi.

Tesadüfen -ve çok geç- haberdar oldum; Amerikalı yazar ve hiciv ustası James Finn Garner‘in “Ötekileştirmeyen Masallar” kitabından. Çok keyif aldım, çoğunun “ötekileştirilmiş” halini bildiğim on dört masalı okurken.

Özgün adı “Modern Dünya İçin Masallar” olan, bugüne dek 20 dile çevrilen, Amerika’da 2.5 milyon satan kitabı, Türkçemize kazandıran Devrim Evci’nin -kanımca- zorlu bir işi başardığına ve kitaba çok şey kattığına inanıyorum.

Yazar Garner kitabın girişinde okuyacağımız masalların yazıldığı dönemde murat edileni gerçekleştirdiğini, uzunca süre ataerkili tahkim ettiğini, insanları kendi doğal itkilerine yabancılaştırdığını “kötü”yü şeytanlaştırdığını ve “iyi”yi ödüllendirdiğini söyleyip ardından ekliyor:

(özetle) “Mesela Grimm kardeşleri kadın meselelerine, azınlık kültürlerine ve çevre konusuna duyarsız oldukları, Andersen’i Kopenhag’da denizkızlarının “devredilemez” haklarına neredeyse hiç önem vermediği için kınayamayız.”

Giyinmenin tercihe bağlı olduğu bir yaşamı seçen kral

Hepimizin bildiği “Kralın Yeni Giysileri” adlı masalda kral; olmayan elbisesiyle enkaza dönüşmüş ataerkil bedeniyle tören alanında, delice keşmekeş içinde yürürken, uyruğu kalabalıkların sevinç çığlıkları alkışlara, alkışları riyaya karıştıkça şişinirken çocuğun biri “Hey, bakın kral çıplak! Kral çıplak…” diye bağırır ya… Hani kral donakalır, uyruğu da suspus olur. Masalın sonunda ne mi oluyor? Kalabalıktan bir köylü “Hayır, hiç de değil! Kralımız giyinmenin tercihe bağlı olduğu bir yaşam tarzını benimsemiş. Konu bundan ibaret. Yaşasın kral” diye bağırır. Sonra törendeki insanların tümü, hep birlikte giysilerini çıkarıp güneşin okşayan ışınları altında, dans etmişler. Ve o günden itibarıyla ülke giyinmenin bireysel tercihe ve yönelime bağlı olduğu bir yer haline gelmiş.

Ötekileştirmeyen “Kırmızı Başlıklı (Genç Bir kadın)” masalından…

Kırmızı Başlıklı, yeni tomurcuklanan cinselliğinden öylesine emindi ki, (kurdun sergilediği) apaçık Freudyen imgeler onu yıldıramazdı.Kurt: Bu ormanda küçük bir kızın yalnız başına dolaşması çok tehlikelidir.Kırmızı başlıklı: Bu cinsiyetçi ifadenizi pek nahoş bulduğumu söylemem gerek. Ama bunu kulak ardı edeceğim, çünkü siz de toplum dışına itilmiş bir varlıksınız.

“Artık klasik öyküleri aydınlanmış zamanları yansıtacak şekilde yeniden düşünme fırsatımız -ve yükümlülüğümüz- var” diyen yazarı, -çok sevdiğim ve sorunlu olduğunu düşündüğüm- “Çirkin Ördek Yavrusu” adlı masala verdiği adla anlamak mümkün: “Fiziksel Görünümü Yerine Kıymetiyle Değerlendirilen Ördek Yavrusu.”

Yazar “eğer bile isteye metinlerde herhangi bir şekilde cinsiyetçi, ırkçı, kültürcü, milliyetçi, bölgeci, yaş ayrımcısı, görünüşçü, engelli ayrımcısı, beden ve boy ayrımcısı, türcü, entellektüalist, sosyo-ekonomik indirgemeci” ya da “etnik-merkezci, fallus-merkezci, hetero-ataerkilci ya da henüz adı konmamış başka bir tür ön yargısal yaklaşım sergilediysem affımı dilerim.” diyecek kadar da zarif.

Ötekileştirmeyen “Rumpelstiltskin” masalından…

Ekonomik durumu çok da parlak olmayan değirmenci, Esmeralda adlı kızını cinsiyetçi ve arkaik bir yaklaşımla, zengin bir adamla evlendirme derdinde.Dikey açıdan dezavantajlı standart dışı boydaki adam Esmeralda’dan doğuracağı ilk çocuğu isteyince, “Üreme haklarıma müdahale etmeyi aklına koymuş birisiyle konuşacak bir şeyim olmaz benim!” yanıtını alır.(Sonunda Esmeralda evlenmiyor, başka bir şehre taşınıyor ve açtığı doğum kontrol kliniğinde hemcinslerine üreme sistemlerinin kölesi olmamak için ne yapmaları gerektiğine dair bilgiler veriyor.)

Kitaptaki diğer masallarda olduğu gibi “Üç Domuz Yavrusu”, “Karavan Parkının Kavalcısı”, “Kurbağa Prens” ve “Üç Huysuz Keçi” gibi masallarda da yazarın belirttiği gibi ön yargısız ve ön yargıların getirisi kusurlu kültürel geçmişin etkilerinden arındığını –keyifle- hissediyoruz.

Rantçı müteahhit: Kurbağa Prens

Hepimizin bildiği “Külkedisi” masalının sonunda külkedisi, üvey annesi ve kız kardeşleri dahil saraydaki baloya katılan tüm kadınlar müthiş bir dayanışma içine giriyorlar. “Altın Saçlı”, kitapta en sevdiğim –öncesinde de bilmediğim- masallardan biri oldu. Ebeveyn ayılar altın saçlı genç kadına pençe ve dişleriyle girişip hapur hupur yutunca, yavru ayı anne-babasına “Biz vejeteryanız sanıyordum” deyince baba ayı “Öyleyiz ama yeni şeyler denemeye de hiç hayır demeyiz. Esneklik çok kültürel olmanın yararlarından biridir çocuğum; bunu sakın unutma.”

“Jack ve Fasulye Sırığı” masalını öncesinde bilmesem de ötekileştirilmemiş halinden çıkarmak mümkün. “Hoş ya da alımlı nitelikleri ışıkla, nahoş ya da itici nitelikleri ise karanlıkla özdeşleştirilmeye eğilimli o ayrımcı anlayışın belirtisi olan adıyla” “Pamuk Prenses” masalının gidişatına ve finaline bayıldım. Şu kadarını söyleyeyim prens, hepsi sakallı ve dikey yönden sorunlu yedi küçük insan, cadı üvey anne, pamuk prenses bambaşka bu masalda.

“Küçük Tavuk” da arkadaşlarıyla hak mücadelesi veriyor.

Tanıdık masalların ötekileştirici söylemlerini, ötekileştirmeyen söyleme –kişiliklere- eviren yazar Garner’ın ve leziz Türkçesiyle yazarın evirdiği kişiliklerini içselleştirmemizi sağlayan çevirmen Evci’nin yüreğine sağlık…

Ötekileştirmeyen “Rapunzel” masalından (özetle)…

Ekonomik açıdan dezavantajlı kalaycı ile karısı, bir cadının yemyeşil bahçeli evine bitişik kulübede oturuyordu. Hamile karısının canı cadının bahçesindeki marullardan çekmiş. Kalaycı gizlice girip kopardığı marullarla yakalanmış, nezaket-engelli cadıya. Kalaycı sahiplik kavramı üzerinden marulların aç olan ve onu topraktan çıkarmaya yeltenen herkese ait olduğunu söylemek yerine, özür dileyip “Hamile karımın canı çekti. Canıma kıymayın, tek ebeveynli bir aile pek ala makul bir şey olsa da, beni öldürmeyin ki doğacak çocuğum istikrarlı, iki ebeveynli aile yapısından mahrum bırakmayın.”

Kısa süre sonra, bir erkeğin asla gerçekten anlayamayacağı bedensel acılarla kalaycının karısı, Rapunzel adını verdikleri bir ön-kadın doğurmuş. Cadı yaptığı iyiliğin karşılığı olarak Rapunzel’i almaya gelmiş. Hayatta işgal ettikleri güçsüz konum nedeniyle hep itilip kakılmaya maruz bırakılmış kalaycı ve karısı çaresiz, vermiş Rapunzeli.

Cadı, Rapunzel’i upuzun, göğü delecekmiş gibi yüksek, kapı ve merdiveni olmayan, minnacık penceresi olan –elbette simgesel manada- kuleye kapatmış. Yıllar geçiyor, Rapunzel burada kadınlığı anımsatacak yaşa geliyor. Odasındaki minnacık pencereden aşağıya, upuzun saçlarını sarkıtması durumunda ancak, birisi tepeye – elbette simgesel manada- çıkabiliyordu. Cadı talep eder, Rapunzel saçlarını aşağı sarkıtırdı. Rapunzel, uzun yıllar bir başkasının ulaşım ihtiyacı için bedeninin kullanılmasına rıza göstermiş ve hep birlikte şarkı söylemişler.

Kulenin önünden geçen bir prens, şarkı söyleyen Rapunzel’in sesini duyunca durmuş. Tam o sırada cadı gelmiş, Rapunzel’e seslenmiş, uzattığı saç merdivenden yukarı çıkmış. Epey süre sonra cadı aşağı inince prens saklandığı yerden çıkıp seslenmiş: “Rapunzel saçlarını aşağı sarkıt, tırmanıp geleyim yanına”.

Saç merdivenle tırmanıp pencereden içeri giren prens, Rapunzel’in ortalamadan fazla denebilecek fiziki uzak çekiciliğini ve saçlarını gördüğünde, salt dış görünüşe önem veren kişiler gibi, genç kadının kişiliğinin de enfes olacağını düşünmüş.

Rapunzel, hiç bir erkeği bu kadar yakınında ve yanı başında görmemiş. İri, yoğun kıllı, koku bileşimi çekici olan prensin talebiyle şarkı söylerken aniden cadı giriyor odaya. Meğer sakladığı bir saç öbeği varmış. “Rapunzel’in yeri burası. O sadece benim için şarkı söyleyecek. Onu gerçekten seven sadece benim” demiş.

Prens yanıtlamış: “İlişki bağımlılığı konusunda yaşadığınız sorunlar hakkında sonra konuşabiliriz. Rapunzel’in sesi eşsiz. Size onun menejeri olmanızı teklif ediyorum. Ses kayıt endüstrisi desteğiyle onu dünyaya tanıtır, paraya para demeyiz.”
Dediği oluyor; kayıt sözleşmeleri, video klip anlaşmaları, değişik pazarlama taktikleri…

Saçlarının yıllarca başkalarına ulaşım aracı olduğunun, şimdi de sesinden yararlanıldığının farkında olan Rapunzel, açgözlülüğün sadece toplumsal cinsiyetle sınırlı olmadığını da anlamış.
Cadının kullandığı saç öbeğiyle fallus şeklindeki kuleden aşağı inen Rapunzel, prens ve cadı kullanamasın diye saç öbeğini aşağıya çeker. Sonra ne mi olur? Şehre yerleşir, müziğin özgürce yaygınlaştırılması derneğini kurar ve ömrünün kalanını bu adanmışlık anlayışıyla geçirir.

(ŞD/AÖ)

*Künye: James Finn Garner. “Ötekileştirmeyen Masallar” (Orijinal adı: Politically Correct Bedtime Stories, Çev. Devrim Evci.) Dipnot Yayınları. 2017, Ankara

*Manşet görseli kitabın orijinal baskısından alınmıştır.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın