Alzheimer Hastalığı, Yaşlılıkta Bakım

“Artık Yeşerecek Dalım Yok” Diyen Kadına

"Artık Yeşerecek Dalım Yok" Diyen Kadına

``Artık Yeşerecek Dalım Yok`` Diyen Kadına

“Behiye Aksoy huzurevinde yaşıyor”, “Ünlü assolist huzurevine düştü“, “Efsane assolist şimdi huzurevinde”, “Ünlü yıldız şimdi huzurevinde“, “Bir zamanların yıldızıydı! Şimdi huzurevinde yalnız!” başlıklı haberlere sanal alemdeki haber sitelerinde gezinirken rastladım. Zaten iç karartıcı bir çok gelişmenin yaşandığı günümüzde bu haber içimi acıttı.

Behiye Aksoy çocukluğumun yıldızı. İzmir Fuarı’nda izlerdik onu yaz aylarında alt kadrosundaki diğer sanatçılarla birlikte. “Artık yeşerecek bir dalım yok / Üç günlük ömrümü bir günde yitirdim ” diye girerdi şarkıya. “Yarınlar gelse de, hoş gelmese de hoş! / Paydos, mutluluğa paydos / artık kaderim gülse de hoş” diye devam eder, “Üç günlük ömrümü bir günde yitirdim / Yarınlar gelse de, gelmese de hoş” diyerek şarkıyı bitirdiğinde avuçlarım kızarırdı alkışlamaktan. Zarifti. Şıktı. Güzeldi. Sesinin rengi daha ilk şarkısında alır götürürdü beni; çocuk yaşımda.

Çocukluğumda sokakta her gün başka bir senaryoyla evcilik oynarken bazen şarkıcılar da yer alırdı kurgumuzda. Çıkardım sahneye: “Saçının tellerine gönlümü taktı kader” diye bağırırken bet sesimle, boynumdaki kaşkolu sallardım elimle. “Önce elimden tuttu kader / sonra bıraktı kader” derken mikrofon yerine kullandığım saksıdaki bastonu tutardım, gözlerimi kırpıştırmayı ihmal etmeksizin.

“Sen sus, gözlerin konuşsun” derdi, “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım” derdi, “Rüya gibi uçan yıllar”, “Gitme sana muhtacım” derdi, “Tadı yok sensiz geçen baharın” derdi, “Bir garip yolcuyum “, “Hasretim sana”, “Dünyam benim ömre bedeldir” derdi, “Gizli aşk bu” derdi pikaptan yükselen ve beni alıp uzaklara götüren sesi. Plak kapaklarından bakardı güzel gözleriyle bana. “Sakın bir söz söyleme/ yüzüme bakma sakın” diye intizar ederdi sevdiğine o güzelim, o içli sesli kadın.

Bir süre önce adına düzenlenen anma gecesinin görüntülerini izlemiştim bir televizyon programında. “Yaşıyor, ne güzel o güzelim, o içli sesli kadın ” demiştim içimden.

Ben ellili yaşlarıma geldim; o da seksenli yaşlara gelmiş. Fırtınalarla dolu hayatının son on yılında Alzheimer hastalığı alabora etmiş meğer onu.

* * * * *

Alzheimer insanın zihinsel fonksiyonlarının bitirir süreç içerisinde. Beyin yeni bilgileri red eder. Değil başkalarını kendini bile tanıyamaz hasta çoğu kez. Kalabalıklar, gürültü, yüksek ses ürkütür onu. İlaç içmez. Bağırır, ağlar, inatlaşır, saçma-sapan konuşur, yalan söyler, iftira atar. Mırıl mırıl tuhaf bir dille konuşur; hastalığı ilerleyince. Söylediklerimizi anlamaz, söylediklerini anlayamayız.

Beynindeki saat bozulduğundan zaman algısı olmayan hastayla geceler kabusa dönüşür. Yıkanmak istemez, idrar-dışkı kontrolünü yitirse de petlenmek istemez. Tehlikeli araç ve eylemleri bilmez. Ütüyü fişe takar, bıçak-makası sallar, LPG tüpünü açık bırakır. İlaçlar yüksek raflara saklanır, evin her kapısı, dolabı kilit altına alınır Alzheimer hastasının olduğu evde. .

Kupasını tutamaz, yemek yiyemez, üstünü değiştirtmez, herkesin içinde soyunuverir. Uyumak bilmez. Kendine bakan insanlara düşmanca tavırlar geliştirir. Saldırdığı da olur çevresindekilere. Hastalığın ilk üç evresinde öne eğik, yavaş ve güç yürür; son evrede ise yatağa bağlanır. Giderek küçülen bir bebek olur o yaşlı insan, Alzheimer sayesinde.

Evinde tek başına ya da bakıcısıyla ya da yakınlarıyla yaşamını sürdüren bu hastaların güvenliğini sağlamak zordur. Sabır-emek-para-zaman-insan ister fazlaca; onların bakımı.

Kolay değildir Alzheimer hastasının kişisel bakım hizmetlerinin yerine getirilmesi. Banyo-tuvalet ihtiyacının giderilmesi, burun-kulak-diş/protez-el-yüz-ayak temizliğinin yapılması, tırnaklarının kesilmesi, saçının taranması, sakal tıraşının yapılması, istenmeyen tüylerinin temizlenmesi, giysilerinin değiştirilmesi, yatağının ve odasının temizlik-düzeninin sağlanması.

Alzheimer hastasına hizmet verecek tam zamanlı en az bir kişi lazım. Kolay değildir onu sürekli izleyip desteklemek, zamanını yönetmek, gereksinimlerini ve güvenliğini sağlamak çünkü. Bakan kişi bir de hastanın yanı sıra tüm evin ve ailenin sorumluluğunu taşıyorsa ezilir o yükün altında bir süre sonra.

Evin fiziki koşulları uygun değilse, yaşlı ve ailesinin sosyo-ekonomik durumu ile entelektüel düzeyi düşükse, hastanın durumunu kabullenmekte zorlanıyorlarsa durum daha da vahimdir.

Alzheimer hastası alıştığı, hakim olduğu, kendini güvende ve özgür hissettiği, anılarının olduğu evde/evinde yaşamalı elbette. Ancak hastaya bakım veren(ler)in ve ailesinin çok yönlü desteklenmesi koşuluyla.

* * * * *

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanlara ev içi-dışında evsel bakım hizmetleri yaygın olarak verilmiyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanların yaşam kalitesini arttırmak amacıyla farklı meslek elemanlarından (Doktor, Hemşire,Sosyal Hizmet Uzmanı, Psikolog, Fizyoterapist, Diyetisyen, Bakım Elemanı ve diğer görevliler) oluşan ekipler sürekli / süreli olarak, kapsamlı ve organize şekilde, psiko-sosyal , fizyolojik – tıbbi destek, sosyal hizmet gibi koruyucu, önleyici, tedavi edici hizmetler sunulmuyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanlara yardım (Bakım Elemanı =Temizlik, yemek yapımı, çamaşır, ütü, alışveriş, fatura takibi, sosyal- psikolojik destek vb) hizmetleri verilmiyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanları profesyonel sağlık ve yardımcı sağlık personeli evlerinde takip etmiyor ki… Onlara tıbbi bakım-hemşirelik- fizyoterapi hizmetleri verilmiyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanlara telefonla yardım hizmeti verilmiyor ki… Hasta ya da yakınları evden, özel telefon hattı aracılığıyla Tele-Yardım Merkezinden acil durumlarda yardım isteyemiyor ki… Hasta ya da yakınlarına ulaşım konusunda anlamlı destek verilmiyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanlara günde üç öğün sıcak yemek götürülmüyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanlara bakım verenlerin ya da aile üyelerinin profesyonellerce eğitimi sağlanmıyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanların evlerindeki küçük onarım işleri ya da genel bakım işlerinin yapılması için destek verilmiyor ki…

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede evinde yaşam sürdüren onun gibi Alzheimer hastası olanların yaşam kalitesinin arttırılması, onlara bakım verenlerin yararlılık payının arttırılması için yapılanlar o denli sınırlı ve yetersiz ki…

* * * * *

Behiye Aksoy’un yaşadığı ülkede yakını Alzheimer hastası olanlar, Alzheimer hastasına bakım verenler ve konuya ilişkin profesyoneller dışındaki insanlar bilmez; giderek küçülen bir bebeğe dönüşen o insanla yıllarca birlikte olmanın insanı nasıl tükettiğini.

* * * * *

Giderek küçülen bir bebeğe dönüşen Alzheimer hastası korunmalı, kollanmalı, bakılması ve desteklenmeli; evet.

Giderek küçülen bir bebeğe dönüşen Alzheimer hastasının çevresiyle ilişkisi güçlendirilmeli, yaşamını alıştığı ortamda sürdürebilmesi için gereksinimleri karşılanmalı, toplumsal yaşama dahil olması için çaba harcanmalı; evet.

Giderek küçülen bir bebeğe dönüşen Alzheimer hastasının evinde bakımının sağlanamadığı ya da artık sağlanamaz olduğu ya da yetersiz kalındığı durumlarda evsel bakım yerine kurumsal bakımı tercih eden hasta yakınları infaz edilmemeli.

* * * * *

Yaşlılık döneminde kurumsal bakım bazı yaşlılar için ilk, bazıları için son, bazıları için ilk ve son seçenektir.

Behiye Aksoy’un huzurevine yaşam sürdürmesine ilişkin haberlerin detayında on yıldır Alzheimer hastası olduğu, çifte bakıcının desteğiyle sınırlı olanaklara sahip küçük bir yerleşim yerinde yaşadığını, ambulansla İstanbul’daki bir özel yaşlı kuruluşuna yerleştirildiğini, tek çocuğu olan oğlunun annesiyle yakından ilgilendiğini öğreniyoruz.

Behiye Aksoy’un oğlu annesi için kurumsal bakımı son seçenek olarak –muhtemelen hastalığın çok ağır olan son evresinde– düşünerek deniyor.

Oğlu muhtemelen annesi için resmi onaylı, sağlık kuruluşlarına yakın uygun fiziksel mekan ve donanım koşullarına sahip, süresiz tıbbi bakım ve gözetim olanağı bulunan, doktor- ambulans-hastane bağlantılı, hijyenik ve gürültüsüz olan, nitelik ve nicelik açısından uygun sayıda personelin görev yaptığı bir huzurevini / yaşlı bakımevini seçiyor. Ve annesini yerleştiriyor oraya.

* * * * *

Medya bir şekilde öğreniyor Behiye Aksoy’un beş aydır yaşadığı yeri. Ve hiç gecikmeden acımasızca atıveriyor “Ünlü assolist huzurevine düştü“, “Efsane assolist şimdi huzurevinde“, “Bir zamanların yıldızıydı! Şimdi huzurevinde yalnız!” başlıklarını.

* * * * *

Dedim ya; zaten iç karartıcı bir çok gelişmenin yaşandığı günümüzde bu haber içimi acıttı diye.

Gerçekten içim acıdı; “Artık yeşerecek bir dalım yok / Üç günlük ömrümü bir günde yitirdim / Yarınlar gelse de hoş gelmese de hoş! / Paydos, mutluluğa paydos / Artık kaderim gülse de hoş” diye devam eder, “Üç günlük ömrümü bir günde yitirdim / Yarınlar gelse de hoş, gelmese de hoş” diyen Behiye Aksoy ve oğlu için yazılanlar…

Gerçekten içimi acıttı tıpkı Defne Joy Foster’ın ölümüne ilişkin söylenenler ve yazılanlar gibi, Behiye Aksoy ve oğlu için yazılanlar…

*Şadiye Dönümcü. sosyal hizmet uzmanı

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın