Hayata Dair

Güller Olmayınca Yetim Kalan Bahçe

Güller Olmayınca Yetim Kalan Bahçe

Al-o-o-o, Gül… Merhaba!

– Bu günkü falımda “Kalbiniz ağrıyorsa size en çok arkadaşınız, bir arkadaşınız yardım edebilir. Tüm dertlerinizi ve yaşadıklarınızı onunla paylaşabilir, omzunda ağlayabilirsiniz. Zamanınızı yalnız geçirmek yerine, arkadaşlarınızla birlikte olmaya çalışmalısınız” diyordu. Omuzların uzakta olunca, telefonda ağlayayım dedim.

– İyi değilim. Tıkandık iyice Demir’le. Miray için süren naylondan bir evlilik işte. Ev arkadaşı gibiyiz.

– Yok, güçlenmem gerek. Boşanmanın yükünü kaldıracak durumda değilim henüz. Kafamda bitti. Birbirimizden vazgeçtik ki zaten.

– Bütün sorun: çalışan, akademik kariyer yapan bir anne olmam. Babam “Benim kızlarımın çeyizi diplomaları olacak. Elleri ekmek tutacak, kocalarının ellerine bakmayacaklar” dediğinde annem desteklerdi: “Bize, kadın kısmının evinde oturup, çocuğuna bakması gerektiği öğretildi. Ama siz okudunuz. Emeğiniz boşa gitmemeli. Sağlığım elverirse bakarım torunlarıma.” Bir gün annem sohbet anında “An’ane elinde büyüyen çocukla, annesinin yanında büyüyen çocuk bir olmaz” demiş. Demir bu cümleyi bana o kadar çok kullandı ki…

-Yok, hayır! “İstifa et” demeye başladı. Evliliğin iki kişilik bir şey olduğunu da, insanın tek başına yapmadığı çocuğu bir başına büyütmemesi gerektiğini de unuttu bizimki.

– Biliyorsun, babam bizi piyango satarak zorluklarla okuttu Üniversiteyi çalışarak okudum. Mezuniyet sonrası girdiğim şimdiki işimle evlendim. Hırsım, şansımla birleşti. İşimde, çalışan bekar bir kadın olarak her geçen gün basamak atlayarak yükseldiğimi, mutlu olduğumu biliyorsun. İkimiz de sadece para kazanmak için çalışmıyoruz. Çalışmak bize paradan başka şeyler daha kazandırıyor değil mi? Kadınlık, annelik eğer doğamızda olan bir şeyse, hayatın diğer alanlarından geri çekilmek mi çekileceğiz?

– Doğru tabii, hatırladıkların. Evlenmeden önce bana “Sen bir meslek kadınısın. Doğacak çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak ikimizin de sorunu. İleride çocuğumuz olduğunda ya bir bakıcı buluruz, ya da anneler bakar sırayla. Büyüyünce de kreşe gider. Sen işinle, kadınlığın ve anneliğin arasında bir denge kurarsın, önceliğini çocuğuna vererek” diyen Demir’in eylem ve söylemi sonra değişmeğe başladı.

-Elbette şekerim. Çok hızlı gelişen bir sektörde çalışıyorum. Önüm çok açık. Genel Direktör bana İşletme Yüksek Lisansı yapmam durumunda ücreti şirketin ödeyeceğini söylediğinde çok mutlu oldum. İstediğim bir şeydi. Mezun olur olmaz işe girdiğimden yapamamıştım, biliyorsun. Akademik dönem başladığında, hamileydim. Sürprizdi Miray bize. Kusa kusa, böğüre böğüre akşamları okula gittim. İşi ve evi aksatmamak için kendimi heder ettim.

– Miray, Demir’le Ayten’den oluştu, ismi gibi. Demir sıkça baba olduğunu unutsa da. Gece eve geldiğimde, Miray üzerime atladığında, onu kokladığımda ‘iyi ki doğurmuşum’ diyorum. Gündüzleri ise suçluluk duygusu sarıyor benliğimi.

-Hayır bakıcımız Tazegül’le sorunumuz yok. Çok seviyorlar birbirlerini. O kadar ki Miray ona ‘anne’ demeye başladı. Demir, şimdi sırf beni acıtmak için bunu bile bana kullanıyor.

– Ev ve iş. Sorumluluğum ağır. Yoksa evde iş yapmıyorum. Çocuk Tazegül’ün, ev neredeyse Emine’nin üzerinde. İkisi en büyük desteğim.

– Çözümsüz, başa çıkılamaz bir haldeyim. Umutsuz değilim. Demir’in bu denli değişmesini anlayamıyorum. Doktoraya başladığımda “Sen evli ve çocuklu bir kadınsın” demişti. Oysa herkes uyuduğunda bilgisayarın, kitapların başına oturabiliyorum. Uykusuzluğun harabiyetini vitaminlerle gideriyorum.

– Haklısın! Bir süredir yapmam gereken işleri hafifletmeye, bazılarını hiç üstlenmemeğe, bazılarını direk havale etmeğe, mümkünse yalnızca acil ve önemli olan işleri öne çekmeğe başladım. Önceleri imdat demezdim hiç. Artık diyorum. Kendime nefes alacak kısacık zamanlar yaratmak için harcadığım enerjiyi bir bilsen! Bu aralar vazgeçme egzersizleri yapıyorum. Mesela sabahları yatağımı toplamazsam, dünya yıkılmıyormuş. Demir’e ve bana ait ütüleri Emine’nin yapmasına alışacağım. Alışkanlıklar zor terk ediliyor.

-Doğru bu çalışan annelere özgü suçluluk duygusu. ‘Çocuğumun geleceği için, çalışmayı sevdiğim için çalışmalıyım’ diyemiyorum her zaman.

– Ellerim, dizlerim titriyor inan. Sanki bacaklarım beni taşıyamıyor. Stresimi azaltmak için yumruklarımı sıkıp, kol ve bacaklarımı önce geriyorum, sonra gevşetiyorum. İşe yaramıyor. Bir dağın şahikasına çıkıp, avaz avaz bağırmak istiyorum; ‘Yeter artık. Çok yorgunum. Üzerime gelmeyin’ diye. Demir’le tadını çıkararak kavga edilmez. Lafını söyleyip, kaçar o mahalden. Sen, kendi kendine kudurursun.

– Bıraksalar, günlerce uyuyacağım. Beynim ‘teneffüse çık’ diye bağırıyor. Günlük, haftalık, yıllık teneffüslere ihtiyacım var. Demir’le uzun süredir dışarı çıkmıyoruz. Artık iş yemeklerinden de kaçıyorum. Salonda müzik eşliğinde kitap okumayı özledim mesela.

– İnsanın ev yaşamında düzgün gitmeyen şeyler, bir şekilde işe de yansıyor. Verimimin azaldığının farkındalar. Ha, bu aralar bana sıkça ‘İşin bebeğinden daha mı önemli?’ diye soruluyor. Çıldırtıyorlar beni.

– Bir arkadaşım “Miray’la birlikte olduğun süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemli” demişti. İnan, ona ayırdığım zamanı en iyi şekilde değerlendiriyorum. Başını şişirdim, senin de. Ee, benim Gül’üm olmak kolay değil. Sağ ol, canım arkadaşım.

– On yedi aydır yetersizlik ve suçluluk duygusuna gark oldum. Demir’in bilmediğim yönleri çıktı. Onunla evli değil, kötü anlaşan ev arkadaşı gibi olduk. İlişkimizin miadı dolmadı! Değilse, boşanırım zaten. Tercihim elbette işindeki başarısını ailesiyle paylaşan, gelecekte kariyeriyle de, Miray’larıyla da övünebilen bir Ayten’den yana. İş, evlilik ve çocuk. Ne zormuş denge kurmak.

-Geçenlerde İnternette okudum. Her insanın bir ön, bir arka bahçesi varmış. Evlilik ön bahçeymiş. Kişisel olan ise arka bahçeymiş. Hayat tamamen arka bahçede gerçekleşiyorsa evlilik devam etmezmiş. Biz şimdilik iki bahçede yaşam sürdürüyoruz, ama nereye kadar onu bilemeyeceğim. Güya birlikteyiz ama aslında yapayalnız ve yabancıyız ikimiz de.

-Dur bir dakika! Şiir Bedri Rahmi’nin mi? “Benim güllerim olmadıkça/senin bahçelerin yetim, yitik.”

-Gülleri olmayan bir ön bahçede yetim, yitik kalabilecek miyim? Galiba en iyisi; şimdiden arka bahçeye bolca gül fidanı dikmek.

-Sağ olasın Gül! Sen de arka bahçendeki güllerine iyi bak! Hoşça kal…(ŞD/EÜ)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın