Sair Yazılar

Kalabalığın Okulları

Kalabalığın Okulları

Kalabalığın Okulları

Artık posta kutularımıza sadece ekstre ve fatura geliyor. Dün kutuda bizim Adabelenliler (Ortaklar Öğretmen Okulu Mezunları) Derneği’nden gönderilen mektup vardı.

16 Martta, 158. kez kutlanacak olan öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü nedeniyle Aydın Ortaklar’da düzenledikleri bir törene davet ediliyordum.

Bu davetiye beni albümlerin de eşlik ettiği bir yolculuğa çıkardı. Bianet’teki Levent Eraslan’ın Yatılı Bölge Okulları (YIBO) üzerine “Yalnızlığın Okulları” yazısını anımsadım. Hayır ben yalnızlığın değil, “kalabalığın okulları”nda okumuştum.

Ben öğretmen olacaktım ama olamadım. Biz okurken, 1974’te yapılan düzenleme ile okulumuz Öğretmen Lisesine dönüştürüldü. Ayrıca iki yıllık Eğitim Enstitüsü açıldı.

Biz ilk lise çıkışlı mezunlarız. Öğretmenlik hakkımızı yeniden elde etmek için Ortaklar’dan başlayıp, ülke çapına yayılan eylemler, sürgün, tart ve yargılanma getirdi sadece.

Japone kollu bluz

Yatılı ve gündüzlü 1500 öğrencili karma okula kayıt yaptırırken müdür yardımcısı, boyu kısa eteğimi ve japone kollu bluzumu giymemem için babamı uyardığında, kendimi kötü hissetmiştim.

Babamı uğurlarken tıkanmıştım. 1970 Eylül’ünde bir çocuk için çooook büyük bir para olan 2,5 lira harçlık bırakmıştı babam. Ders çalışma, ödev yapma, dolabını, yatağını düzenli tutma, çamaşırını yıkama ve benzeri sorumluluklar değil, bu parayı saklamak zor işti.

Giysilerimizi, formalarımızı, kitap ve defterlerimizi idare verecekti. Üç arkadaş aynı dolabı paylaşacak, 53 kişilik bir yatakhanede yatacaktım.

Arkadaşlarımızla çabucak tanışıp, kaynaştık. Antalya ve Fethiyeliler “köylüm” muhabbetiyle sahip çıkıyorlardı yeni gelen memleketlilerine. Üst sınıflardaki abi ve ablalarımız okula oryantasyonumuzu sağlamakla görevliydiler.

Ne zaman “yüksek yüksek tepelere” türküsünü duysam, okuldaki ilk günlerde yatakhanede toplu ağlama törenini hatırlarım.

Müzik, sinema, maç tekmili birden

Okul büyüklü küçüklü binalardan oluşuyordu. Her ders ayrı bir mahalde yapılırdı. Sabit bir tek etüt sınıfımız vardı.Teneffüste laboratuara, müzik salonuna, atölyelere, spor sahası, kapalı salon ya da sebze bahçesine giderdik koşarak.

Tören alanı olarak kullanılan meydanda açık hava sineması işlevi sağlayan kocaman bir beyaz perde, yani aslında duvar vardı. Açık/kapalı salonda cuma ve cumartesi günleri İzmir’den getirilen vizyon filmlerini izlerdik, çiğdemlerimizi çitlerken.

Akşamüstleri ve etüt aralarında volta atardık, teknik odadan yayımlanan müzik eşliğinde volta atardık. Hafta sonları radyodan maç yayınları yapılırdı. Keşke bu meydanın dili olsa…

Obez Japon balıkları

Sabah erkenden uyandırılırdık, her nöbetçi öğretmene göre değişen uyandırma şekliyle. Gece de nöbetçi öğretmen yatakhaneye geldiğinde yatakta olmalıydık. “Sa-aaaat on, yat-ta-ğaaa konnnnn”cu coğrafyacıyı hiç unutmadım. Yıllarca çocuklarımı böyle yatağa gönderdim.

Amerikan yardımı Hollanda gravyer peynirli, gül reçelli-sana’lı nevaleyi çay-tencerelik içinde şekeri kendinden menkul çayımtrak su eşliğinde yerdik. Kahvaltıda çorba çıktığında kantinin yolunu tutardık.

Okulumuzun en sevilen yeri kantindi. Duvar dekorasyonuyla çok şık olan kantinimizin akvaryumundaki Japon balıkları obezdi; boyoz ve simitle beslendikleri için.

Her sınıfa bir orkestra

Yemekhanede uzun kuyruk olurdu. ‘Kuş’luğumuz geçince sırada kaynak yapmayı öğrendik. Cumartesi akşam mönüsü çok özel olurdu.Yemekhanede bir öğrenci dört dakika içinde yemeğini bitirmeliydi. Hızlı yeme ve çiğnememe, bu yıllarda edindiğim kötü bir alışkanlıktır.

Müzik dersi piyano eşliğinde yapılırdı.Tümümüz mandolin ve flüt çalabilirdik. Müzik, resim ve beden, en önemli derslerdi. Gülle, cirit, yakantop dahil otuzunun üstünde not alırdık bedenden.

Kasadan atlamamak için lisede rapor almıştım. Resim ve edebiyat kültürümüz çok geliştirildi.

Okulda çok çeşitli sosyal, kültürel, sportif ve bilimsel etkinlikler düzenlenirdi. Örneğin; Aşık Veysel’in ölümünün hemen ertesinde bir kompozisyon yarışması mutlaka olurdu.

Her sınıfın bir orkestrası, tiyatro ve folklor topluluğu vardı. Okul tiyatrosu, koro ve orkestrası turneye çıkardı.

2. MC sürgünü

19 Mayıs’ta trenle Aydın’a gidilirdi. Özel günler bayram havasında kutlanırdı. Hele ki 16 Mart’lar…

Lojmanda oturan, bazısı otoriter veya şiddetsever, bazısı sevecen ve şefkatli olsa da bize abla-abi /anne-baba olan hocalarımız da yatılı okuyordu bence. 1980 öncesinde 2. Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti döneminde döneminde belli amaçla göndertilen hocaların foyalarını ortaya çıkartan, bizlere kol kanat geren hocalarımız sürüldü.

Öğretmen kalitesi çok yüksekti. Okul başarısı ve disiplin çok önemliydi. Öğretmen-öğrenci ilişkisi yoğundu. Öğrencinin söz hakkı vardı. Gerçek bir seçim ortamı yaratılarak seçilen Okul Öğrenci Derneği çok etkindi.

Ekmek kesmekten tutun, temizlik denetimine dek bir çok işini öğrenci yapardı. “Emre itaat”i sağlamak mıydı amaç bilemem ama, biz keyif alırdık “nöbet” tutmaktan.

Flört ve “Tarımda çalışmak”

Okulda her türlü sebze ve meyve yetiştirilirdi. Zeytin, susam, pamuk toplatılırdı bizlere.Pazar günleri mıntıka temizliği yaptırılırdı.

Flört etmeğe “tarım çalışmak” denirdi. Okulumuzda en çok çalışılan ders tarım(!)dı.

Sigara konusunda idare çok hassastı ama içmeyen öğrenci yok gibiydi. Hafta sonu saatlik izinle Ortaklar’a giderdik. Lisedeyken Söke, İzmir, Aydın’a bile kaçardık.

Dostluk, arkadaşlık, dayanışma, paylaşım, saygı ve sevgi önemli kavramlardı.

Grup normlarımız önemliydi. Her sınıfın iklimi farklıydı diğerinden. Takım ruhu aşılanmıştı tümümüze, galiba biraz da hırs.

Bir şanstı

Yatılılık, yaşama hazırladı bizi. Sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi, çok yönlü ve sosyalize edilerek yetiştirildik.

Her mayıs ayında iki günlüğüne yüzlerce mezun bir araya geldiğimizde, o günleri yad ederken bu okulun bizlere kazandırdıklarını saymakla bitiremiyoruz.

Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanan kızlarımı, sınav deneyimi kazansınlar diye, parasız yatılı sınavlarına girmelerini istemiştim.

Formları idareye teslim etmemişler; kazanırlarsa yollarım diye. Kızamamıştım; evimizden, sizden ayrılmak istemiyoruz dediklerinde.

Oysa “kalabalığın okulları”nda okumak, belki o dönem, benim için şanstı. (ŞD/BA)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın