Rengahenk Yaşlılar

Allar Yakışırken Eller Bakışırken

Allar Yakışırken Eller Bakışırken

“Hayat; siyah-beyaz fotoğrafın hakim olduğu dönemlerde daha sadeydi, kolaydı. İnsanlar daha saygılıydı. Fotoğrafın renklenmesine inat, hayat karardı, zorlaştı sanki.”

“Ayyyyy içim karardı evladım! Üç gündür üzerine geçirdiğin her şey siyah. Yüzün güleç, giysin kara. Yok mu şöyle mor, turuncu, yeşil bluzun? Mavi pantolonun? Şimdi mevsim yaz. Siyah güneşi çeker. Daha yaşın genç. Bak 70’mi geçtim ben. Taziyeye giderken, giyerim karaları sadece. Her kadının siyah bir döpiyesi, pantolonu olmalı; gerektiğinde giyeceği. Ötesi yok…”

Remziye Teyze arkadaşımın annesi. Özü sözü birdir. Hayatın az kredi tanıdıklarından. Eşi ve oğlunu kaybetti ardı ardına. Dünyanın borcu kaldı, üstüne. Fotoğrafçı kocasından kalan dükkanı işleterek, okutup everdi iki kızını. On yıl önce devretti dükkanı. “Tepeköy’de suretini almadığım insan yoktur” diye böbürlenir her daim.

“Fotoğraf çekerken ya siyah göynek giyerdim ya da siyah kolluk takardım; enstantane-diyafram ayarını düzgün yapmak için. Ben siyah-beyaz fotoğraf devri insanıyım. Hayat; siyah-beyaz fotoğrafın hakim olduğu dönemlerde daha sadeydi, kolaydı. İnsanlar daha saygılıydı. Fotoğrafın renklenmesine inat, hayat karardı, zorlaştı sanki. Ben bunu bilir, bunu söylerim; insanın kendisi de, giysileri de renkli olmalı.”

Kahve sohbetimiz ‘neden siyah giyeriz‘ e dönmüş, bana da cevap hakkı doğmuştu.

“Siyah giyinmek; çok ekonomik bir kere. Altına, üstüne giydiğin şeyler tamamlıyor giysiyi. Düğün-derneğe, cenazeye, işe, çarşı-pazara uygun. Dolabını açtığında karar vermeni kolaylaştırıyor. Üzerine bir şal attığında, kolye takındığında, çanta-ayakkabıyla renklendirdiğinde, üzerine renkli-desenli yelek-ceket geçirdiğinde dönüşüveriyor. Zayıf göstermesi de cabası” deyince sözümü kesti.

“Boğazınıza hakim olun, önce. Ne sana, ne Şule’ye yakışmıyor şişmanlık. Az kısa gidin; ucuzluktan renkli giysiler alıverin, paranız yok sanki. Atıverin bu kararık şeyleri” deyince Şule kesti onun sözünü.

“Ayyyyyy anne siyah çok asil bence. Biz çalışan insanlarız. Sabah işe gittiğin giysiyle öğleden sonra toplantıya, cenazeye, nikaha gidersin. Akşam üzeri arkadaşınla buluşacak olursun. Her yere her daim uygun olmalı, sırtındaki. Sonra insanı olgun, usturuplu gösteriyor” diyen arkadaşımın sözünü de kızı Esra kesti.

“Duyan gören de seni çok meşgul biri zannedecek. ‘İçimizin karartısı giydiklerimize yansıyor’ desenize. Kıvırtmayın hiç. Çevremdeki her yaştan anti-depresif kadının siyah giyinmelerinden bıktım. Hele ki akranlarıma iyice ifrit oluyorum. Bak şimdiden söylüyorum; düğünümde ikinize de siyah giymek yas-sah. Mümkün olsa davetiyeye not yazarım: ‘LSG: Lütfen Siyah Giymeyiniz’ diye. Şimdiden söylüyorum; vallahi almam salona. Zaten damadınız da şerrimden korkup beyaz smokin bakınmaya başladı.”

Duyduklarından mest olan Remziye Teyze “Esra; haftaya İzmir’e gidip bana mürdüm rengi döpiyes bakalım; dantelli filan şöyle. Boynuma da ucuzundan inci kolye. Ayakkabım var siyah,” deyince yanındaki anneannesini öpücüklere boğan torun ardından ekledi: “Böyle toruna, böyle a’nane yakışır. Değil mi Şuleciğim?”

“Remziye Teyze; siyah giymek takıntı aslında. Birazda bulaşıcı mı ne? Bir bak çalışan kadınlara; ceman siyahlar içinde” deyince celallendi.

“Pasaklılığınızdan, bence. Huysuz Virjin’i bilirsiniz. Programına konuk ettiği kadın sanatçıya ‘Ne bu pasaklı kadınlar gibi, siyahlar içindesin. Yok, matem rengine büründüğüne göre sevgilinden ayrıldın herhalde.’ demişti. Doğru söze ne denir.”

Konuyu değiştirme umuduyla “Şimdi fal zamanı” diyerek ben kestim sözünü. Nazlanmadan Şule’nin fincanını aldı eline. Evirip çevirdi, cık cık çekti.

“Valla bu kadar olur; falında bile siyah giymiş benim akılsız kızım. Şu şişman, kafasında taç olan şey sensin vallahi. Adını Kemaliye koymalıymışım; olgun görünmek için siyah giymene gerek kalmasın diye. Sen kendinden bile bir şeyler saklıyorsun sanki. Sıkıntın var paylaşmıyorsun, kimseyle. Evladım; dert etme şu düğün işini bu kadar. Olduğu yere kadar. Yettiği kadarıyla her şey. Kısmet de, sağlık olsun de ve inan. Bak taç var kafanda… Rüyada siyah giyinmek mal almak diye tabir edilir. Ben de öyle yorayım. Şule seni ikna edecek o televizyonu almağa; galiba…”

Çalan kapı zili sonrası Esra’nın “Hoş geldiniz!” diyen sesini duyunca kahve fincanlarını toparlamaya başladım. Remziye Teyze konuyu son cümleyle bağladı: “Allar yakışırken eller bakışırken evladım!” (ŞD/EKN)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın