Basında Yaşlılık

Beynimiz Arızaya mı Geçti

Beynimiz Arızaya mı Geçti

Beynimiz Arızaya mı Geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?

YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

PANDEMİDE “uykusuzluk, depresyon, obezite salgınlarına” ek olarak bizi bekleyen yeni bir sorun var: ARIZALI BEYİN SALGINI. Sinsice ilerleyen bu muazzam salgının, “pandemideki psikiyatrik sorunların sayısını arttıracağından, kaygı bozukluğu, takıntılar, depresyon dahil pek çok ruhsal soruna zirve yaptıracağından, çocuklarımızda IQ kaybını, yaşlılarımızda bellek zayıflamasını hızlandıracağından” korkan bilim insanlarının sayısı oldukça fazla. Üzülerek belirteyim, metilfenidat gibi uyarıcı ilaçlar kullanan çocuklar, gençler ve yetişkinlerin sayısı artıyor. Zira dikkat dağınıklığı meselesi neredeyse uçuşa geçmiş durumda. Sağlık uzmanları, çocuk ve ergenlerdeki öğrenme güçlüklerinden ciddi ölçüde rahatsızlar. Nörologlar ise “Eğer böyle giderse Alzheimer hastalığı önümüzdeki günlerde en hızlı büyüyen sağlık sorunlarından biri olacak” diye korkuyorlar. Kısacası eğer bu PANDEMİ MESELESİNE bir an önce “Dur” diyemezsek, eğer onu küresel işbirliğiyle bir an önce başımızdan defedemezsek sadece bugün yaşadıklarımız değil, yarınki sağlık kayıplarımız da büyüyecek. İşte bu nedenle “ARIZALI BEYİN” meselesine ayrı bir başlık açmamızda ve konuya biraz daha odaklanmamızda yarar var.

İYİ HABER
ATTIĞIMIZ HER ADIM ÖMRÜMÜZE EKLENİYOR

DÜZENLİ egzersiz, sağlıklı yaşamın 4 vazgeçilmezinden biri, en az “beslenme, uyku, huzur” başlıkları kadar da önemli. Bir süre önce “Amerikan Koruyucu Tıp Birliği” dergisinde sonuçları yayımlanan mühim bir araştırmaya göre, normal tempolu yürüyüşler düzenli yapıldıklarında bisiklete binmek, tempolu yürümek, jogging denemek, kas güçlendirici egzersizlerden istifade etmek ve diğerleri gibi güçlü egzersizlere göre daha az bir performans sağlasa da “hareketsizliğe bağlı ömür kısalığı” meselesini önemli ölçüde frenleyebiliyor. Araştırmanın sonuçları “sadece normal tempolu yürüyüşlerin bile sağlığı güçlendirip yaşam süresini uzatabileceğini” göstermiş, “Yürümenin sağladığı faydayı sadece adımlarımızın sayısı belirlemiyor” demiş. Araştırmayı yapan uzmanlar, “Normal tempolu basit yürüyüşler bile hiç hareket etmemekten daha anlamlı ve faydalı. Önemli olan hemen her gün düzenli ve en az 20 dakika yürümektir” diyor.

NOT EDİN
‘NE ZAMAN’ YEDİĞİNİZ ‘NE KADAR’ YEDİĞİNİZ KADAR ÖNEMLİ

ÖNEMLİ bir yayın organında, “Cell Metabolism”de yayımlanan bir çalışma, beslenme/kilo dengesi ile ilgili düşüncelerimizde mühim bazı değişiklikler yapmamız gerektiğine işaret ediyor. Araştırmaya göre sadece “kalorileri kısıtlamak, hafif yemekler yemek, yani diyet yapmak” yeterli değil. “Sadece kalori hesabı” yaparak da kilo meselesini çözmeniz biraz zor. “Beslenme/biyolojik saat ilişkisine” de dikkat etmenizde fayda var. Araştırmaya göre, fiziksel olarak aktif olunmayan saatlerde tüketilen gıdalar sağlıklı ve düşük kalorili olsalar da daha kolay kilo aldırıyor. Bu nedenle akşam yemeklerini olabildiğince erken yiyip yemek sonrasındaki tembellik süreçlerinde yani “pijama, terlik, televizyon” saatlerinde ve “gece uykusu öncesinde” ağızlara fermuar çekmek önemli bir kilo kontrol ayrıntısı, mühim bir “kilo freni”!

Not: Bu Yazı hurriyet.com.tr Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın