Hayata Dair

Canından Can Çıkartanlara Dair

Canından Can Çıkartanlara Dair

Annesine çocuk, çocuğuna anne olan genç kadınlarla görüştüm bu anneler gününde. Her biri, bir diğerinin eksiğini tamamladı. Kimi uzun, kimi kısa konuştu; sonuçta ortaya tek bir “anne” çıktı; galiba…

 

Meryem Tatlıer; evli; Doğa’nın annesi.

Kuralcı ve baskıcı değildi; her dem uyaran, iyi-doğruyu işaret eden bir anneydi. Ergenliğimde onu üzüp kırar, sonra hatamı anlayıp, özür dilerdim; gözyaşlarıyla. Ders konusunda müdahil olan, her konuda pimpirikli olan babamdı. Orta 2’de zayıf getirdiğim Fen Bilgisi notumu yükseltmem için başımda oturup beklemişti annem. Kontrol değil destek amaçlı bu davranışı hoşuma gitmişti.

İstanbul’a; üniversiteye gidip, yalnız kaldığımda, kendi sorumluluğumu yüklenince anladım; onun hayatımdaki anlamını. “Atlet giy” derdi; aldırmazdım. Gurbette; böbreklerimi üşütünce, atlet giymek gerektiğini anladım; bir de büyümeye başladığımı.

Annelik; sonsuz sabır, enerji, özveri istiyor(muş). Canından çıkarttığın canı sevmek için özel çaba harcamıyorsun; sevdirtiyor(muş) zaten.

Anneliğin ne denli zor olduğunu akranlarımdan bana söyleyen olmadı. Annelik deneyimlerini bana aktaracak insan yoktu çevremde. Başıma geleceklerden habersiz; çok eğlenceli, hareketli ve sağlıklı bir hamilelik geçirdim. Çevremdekilerin bana –yoksa bebeğe mi?- aşırı ilgi göstermesinden hoşnuttum. Çocuk öncesi tatiller yaptım; ya sonra yapamazsam kaygısıyla.

Doğa’m; kuşum; doğdu. İlk iki gece hiç uyumayınca; aklım başıma geldi. Sonraları; uykum geldiğinde vicdan azabı çeker oldum; bebeğinin sana gereksinimi varken uyku ne ola ki; diyerek. Anneliği eziyete çevirdim. “Mükemmel anne diye bir şey yok; parçalama kendini” diyen olmadı, bana.

Bir sabah; uyuyakalmışım. Oyalamışlar Doğa’yı. Acıkınca; annem emzirmem için beni uyandırdığında; uyku sersemliğiyle “Bu çocuğun annesi nerde? O emzirsin“ deyince anneannesinin kahkahalarıyla kendime geldim. Doğa kuşumla aynı hızda büyüyorum. Annemin uyarganlığına sinir olan ben; aynı onun gibi bir anne oldum desem! Annelik deneyimlenerek öğrenildiğinden; tadı bambaşka.

Anneliğin en güzel yanı; durmadan öpüp koklayabileceğin sana ait bir varlığın olması. Kızım; en büyük zenginliğim. Başkaca beklentim yok, zaten. Sayesinde sabretmeyi, küçük şeyleri kafaya takmamayı öğrendim.

Annemi; anne olunca, daha iyi anladım. Bir yaşına kadar ben baktım ona. Fiziki ve psikolojik olarak yoruldum. Anneliğin tadını çıkartamadım; zamanımı iyi yönetemediğimden belki de. İşe başlayalı beri, Doğa’nın bakım sorumluluğunu annem ve babamla paylaşıyorum. Müthiş rahatladım; oyun oynayacak zaman kaldı bana.

Kızçem; 18 aylık oldu. Aramızdaki iletişimin kalitesi arttı. Kuşumla halı üzerinde boğuşmaya bayılıyorum. Akşamleyin, dedesiyle parkta karşılıyor beni. Kucakladığımda bitiyor; günün yorgunluğu.

Annem, kızım ve ben; üçümüz birlikteyken; ben yine annemin kuzusuyum. Doğa; benim yerimi almadı; hayır. Torun anneanne-dedesinin yüreğinde kendine farklı bir yer açtı; sınırları giderek genişleyen.

Esra Demirci; evli; Azra’nın annesi.Sıcacık bir ilişkim oldu; annemle hep. Otoriter değil özgürlükçüydü. Şımarıklığa cevaz vermezdi. Küçükken “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” sorusunu “babam” diye yanıtlardım. Elektra-Oedipüs kompleksi mi acep? Ergenlik çatışması yaşamadım annemle. Duygularını paylaşan bir çocuk değildim. 11 yaşında yatılı okula gittiği için erken büyüyen bir çocuk olarak; annemin kıymetini ve anlamını çabuk kavradım. Sadece yaz tatilinde birlikte olduğumdan; üzmeye kıyamazdım onu.

Çok istedim anne olmayı. Bebişimin karnımda büyüdüğünü hissetmek çok güzeldi. Annem “Canımdan can çıktığını duyayım; doğumhane kapısındaki stresi kaldıramam” derdi. Dileği tutmadı; annemle el ele doğurdum; kızımı. Annem o anda bile güçlü kıldı; beni.

Bebişime ilk dokunuşumda özel bir duygu yaşamadım; öyle yorgundum ki… Sağlıklı olduğunu bilmekten öte görmek yetmişti. Koruman, kollaman gereken bir varlığı koruyup kolluyorsun. Annelik duygusu; süreç içerisinde gelişiyor. Karşılıklı uyum sağlamak, aranızda ikinize özel bir dil geliştirmek zaman alıyor.

Azra üç yaşında şimdi. Anneannesi baktı ona; iki yıl kadar. Sabah işe giderken onu anneme bırakırdım; iç rahatlığıyla. Artık kreşe gidiyor; çıkışta yine anneannesiyle. Annem hayatımın her alanında; payandam.

Azra iki evin; eşitler arasında birinci değil; en önemli bireyi. Kendi yaptı bunu; biz artı anlam yüklemedik. “Heyyy, herkes benle ilgilensin! diye bağırıyor; odak olmadığında, hasbelkader.

Çalışan anne olmak; suçluluk duygusu kaynağı. Onun gün içindeki her dakikasına tanık olmak istediğimin farkında. “Gitme işe” dediğinde gözüm yaşarıyor, çünkü. “Neden işe gitmen gerekiyor” sorusuna verdiğim yanıt; kendime bile inandırıcı gelmiyor.

Anneliğin abartılmaması gerektiğini ve kusursuz annelik diye bir şey olmadığını çocuk yaşta; yatılı okuldaki arkadaşlarımın aile ilişkilerine ilişkin tanıklığım, öğretmenlerimin sergilediği ana-baba davranışlarına ilişkin gözlemlerim sayesinde öğrendim. Mesafeli ama sıcak ana-baba olmak; galiba güzel olan.

Bilge Yılmaz; evli; hamile.

Teşhis konulamadığından tedavi edilememiş hiperaktif bir çocuktum. Çift kişilikliydim; adeta. Dışarıdaki ben, ailesine mutluluk verirdi; evdeki ben ailesini çıldırtma raddesine getirirdi. Çektirdim onlara; vallahi. Gerçi bir-iki tatlı sözle gönüllerini almayı da becerirdim. Evin küçüğü olmanın tadını dibine kadar çıkardım. Ablam hızlı büyüdü; ben tercihli olarak yavaş.

Anneme “Kuzunun kuzusu olacak” dediğimde inanamadı. Sigara içen babamın yanına gidip “Dedesi, yanımda sigara içme; torunun rahatsız olur” dediğimde gözleri sulandı. 5 ay sonra anne olacağım; heyecan tavanda. İki ultrasonografi arasında özlüyorum; bebişimi.

Anne olmaya hazırmışım meğer. Özveri şimdiden başladı; ağzına peynir koymayan ben şimdi yiyorum. Gelecekte nasıl bir anne olurum? Göreceğiz; birlikte. Kesinlikle çok şımartacağım; çok seveceğim; yaramazlığından yakınmayacağım; mızmız ve pısırık olmasına izin vermeyeceğim. Koşullar oranında; abartmadan; elim(iz)den gelen her şeyi yaparı(m-z) tabii; tüm ebeveynler gibi.

Anneliğe –uzaktan– talimliyim; yeğenlerim ve arkadaş çocukları sayesinde. Sadece ‘yet(iş)emezsem’ kaygım var. Bebeğimi istismar etmeyeceğim kesin; ama “ya bilmeden ihmal edersem” korkum var. Babaannem ilk bebeğini emzirirken uyuya kalıyor ve ölüyor çocuk. Bu korkumu paylaştığım eşim; yatak odamıza emzirme koltuğu almayı önerince, rahatladım.

Neşe Ünal; bekar; annesinin çocuğu.

Kuralları koyan annem; o kuralları yumuşatan ise babam oldu hep. O yüzden babamla arkadaş oldum; annemle de “ana-kız gibi” olduk. Annem çocuklarını özgür bıraktı. Aldığımız kararları ise hoşuna gitsin gitmesin destekledi hep. Onunla en iyi anlaşan çocuğu ben oldum; abim ve ablam kadar asi olmadığım için. Ben ne annemi ne babamı terk edemem. Ayrı bir şehirde yaşayamam; çünkü onlarla beraber olmak bana çok iyi geliyor. Onları kırmaktan korkuyorum: “ya bir gün elimden kayarlarsa” diye. Anneme ‘öf’ diyecek olsam bile üzülür. Onu üzmek istemem, hiç. Bazen annem benim çocuğum oluyor; benim fikrimi alır her konuda.

Yarın anne olursam eğer; annemin tertip, düzen, disiplinini örnek alırım. Çocuğumu; annem gibi; hayata hazırlamak isterim. Anneliğin insanın özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyorum. Sürekli bana muhtaç olan bir varlık; ürkütücü geliyor bana. Doğurduktan sonra da ona çok bağlanacağımı ve onsuz yapamayacağımı düşünüyorum.

Nazife Karadağ; bekar; Dağlar’ın annesi.

Annelik mi? Bir başına çocuk büyütmek mi? Tek kelimeyle: zor. İki kelimeyle: çok zor.

İrem Kayalar; evli; annesinin çocuğu.

Annemle iki zıt kutup olduk; süreç içerisinde. İki baskın karakterin orta noktada buluşması zorlayıcı. Birbirimizin sınırına girmeden; karşımızdakini olduğu gibi kabullenmeye çalışıyoruz. Fedakâr olup, herkesin yükünü üzerine alınca yoruldu; yıprandı, fazlasıyla. Ben dâhil hepimiz onun koşullarımızı kolaylaştırmasını bekledik. Çözümleri tüketince asabi bir insan oldu.

Evlendikten sonra annemi daha iyi anlar oldum. Neden mi? Çünkü evli bir kadının gördüğü baskıyla, taşıdığı kaygılarla tanıştım.

Artık insanları kırmamak için dolambaçlı yollara girmesini istemediğimi, hislerini içinde budaklandırmadan, fazla düşünmeden söyleyivermesini sürekli söyleyip duruyorum ona; çünkü yıllar yılı verdiği emekle insanların onu olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve nihayetinde de kabul edeceklerini biliyorum. (ŞD/EKN)

Son söz yerine;

Kibariye söylüyor: Annem

Ahmet Kaya söylüyor: Günaydın Anneciğim

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın