Yaşlılık

Eşitsiz Yaşlanan Ülkenin Güvensiz Yurttaşları: Yaşlılar

Eşitsiz Yaşlanan Ülkenin Güvensiz Yurttaşları: Yaşlılar

Türkiye’de yaşlanma konusuna ve yaşlılara yönelik her bir çalışma heyecanlandırıyor beni. Uzun yıllar “Yaşlılığa dair yapılacak çok şey var: Hemen şimdi” dedik ama sesimiz pek gür çıkmadı herhalde.

Elimdeki çok güzel kotarılmış ve anlamlı sonuçlara ulaşılmış çalışmanın,  “Türkiye’de Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri Araştırmasının kitabı da heyecanlandırdı beni.

Bireysel emeklilik ve hayat sigortası alanlarında hizmet veren AvivaSA’nınkatkısıyla Yaşama Dair Vakıf: Her Yaşta Dolu Dolu Yaşa (YADA) çalışmasıyla gerçekleşen araştırmanın kitabı.

Kitabın önsözünde “Türkiye’deki orta yaş ve yaşlı nüfusun yaşlılığı nasıl tarif ettiği ve nasıl tahayyül ettiği gibi sorularla yaşlılık algısını ortaya koymayı, yaşlılık tecrübeleri, planları, yatırımları, potansiyelleri ve gündelik yaşam tecrübeleri gibi konulara odaklanarak olgusal durumu saptamayı hedefledik” diyor AvivaSA CEO’su Fırat Kuruca.

“Büyük ikramiyenin çıkabileceğini düşünüyoruz da yaşlanmayı pek düşünmüyoruz. Oysa birinde ihtimal milyonda bir, diğerinde yüzde yüz…”
“Türkiye’de Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri Araştırması”nda; masabaşı çalışması, bulanık bilişsel haritalama & derinlemesine görüşmeler, niceliksel yüz yüze görüşmeler (anket) teknikleri bir arada kullanılmış.

Anketler; 12 bölge/ şehirde, 35-49 yaş aralığında 767, 50-64 yaş aralığında 518 ve 65 yaş ve üzeri yaş aralığında 1101 olmak üzere toplam 2400 kişiyle yapılmış.

Ankete katılanların 1212’si kadın, 1174’ü erkek olup, eğitim düzeyleri ise lisans ve üstü % 16, lise ve yüksek okul %37, lise altı %47’dir.

Bulanık bilişsel haritalama kapsamında 18 yaş üstü 30’ u erkek 29’u kadın toplam 59 birey (lisans ve üstü 19, lise ve dengi 18, ilk öğretim 22 kişi) analiz edilmiş.

Kitapta “Yönetici özeti”nde; Türkiye’nin bireysel ve toplumsal olarak yaşlanmaya hazır olmadığı, demografik dönüşüme hazırlıksız yakalandığı, Türkiye’de insanların uzun zaman sonra yaşlanacaklarını düşündüğü, yaşlanmanın değişimlere ayak uydurulması gereken bir süreç olduğunu ve yatırım yapılması gerektiğinin unutulduğu, istenmediği için ötelenen yaşlılık fikrinin yaşlı kavramı ve ilgili negatif algılarla beslendiği vurgulanıyor.

Türkiye yaşlanmaya hazır değil: “hele bir gelsin bakarız”
•             Yaşlanma fikri kaygı yaratıyor ancak üzerine düşünmek ve bilgilenmek için harekete geçilmiyor (kaçış).

•             Herkes emekli olmak istiyor, ama emeklilik sonrasına dair tahayyülleri sınırlı.

•             Yaşla birlikte emekli olma fikri endişe yaratıyor ( özellikle orta yaşta ve çocuklu olanların geçim sıkıntısı yaşama endişesi)

•             Emekliliğin getirisi ‘daha fazla vakit’te yapılan aktivite ve ilgi alanları sınırlı. ( Ertelenen planlar gerçekleşmiyor.)

•             Refah seviyesi düşük olduğundan yaşlı nüfus emeklilik planı yapmıyor.

•             Yaşlanma hali ve aktivitelerin kısmen farklılaşması beklense de, durum kanıksandığından değiştirmeye çalışılmıyor.

•             Türkiye’de yaşlı ve yaşlanma algısı negatif: “bizden geçmiş”

•             Yaşlanma algısının negatifliği yaşlanma sürecine ve yaşlıların günlük yaşamına yansıyor. Yaşlılar evde yaşıyor, sosyal hayata daha az katılıyor.

•             Yaşlı kadınlar negatif yaşlılık algısını, baskın toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle daha çok hissediyor.

•             Yaşlılar da yaşlılara yönelik negatif algıyı paylaşıyor.

•             Yaşlıların kendilerinden sorumlu olması beklenmiyor,

•             Yaşlılar aile ve devlet bakımına bağımlı bireyler olarak görülüyor.

•             Başkalarına bağımlı olma fikri tüm yaş gruplarında korku yaratıyor.

Fırsat verilse de 65 yaş üstü bireylerin eskisi kadar üretken olamayacağı düşünülüyor.

Yaşlılığın ve yaşlanmanın arka planında ne var?

Araştırmanın giriş bölümünde; yaşlılık ve yaşlanmanın küresel bir sorun olmadığı, bir toplumun refah düzeyinin artmadan yaşlanmasının sorun olduğu, dünyada yaşlılık oranı en yüksek toplumların refah seviyesinin de yüksek olduğu, örneğin Japonya’nın en yüksek yaşlı nüfusa sahip olmasına karşın en yüksek refaha sahip olduğu,  özetle gelişmiş ülkelerin tamamının yaşlı, gelişmekte olanların yaşlanan, yoksul ülkelerin ise dünyanın en genç toplumları olduğu vurgulanıyor.

21.yüzyılın Türkiye’si: zenginleşemeden yaşlı toplumu

Demografik dönüşüm sürecindeki Türkiye’de;  hızla düşen doğum oranları, azalan ölüm oranları ve göç dinamiklerinin Türkiye’nin –artık- yaşlı bir toplum olduğunu gösterdiği, doğumda beklenen yaşam süresinin arttığı, kırdan kente ve gelişmekte olan bölge/ülkelerden gelişen bölge /ülkelere göçün nüfus yapısını değiştirdiği, genç nüfusun gelişmiş bölgelere doğru hareketliliği nedeniyle kırsalda yaşlıların kaldığı, refah düzeyi yüksek bölgelerde sağlık- eğitim- güvenlik hizmetlerine yaygın erişimin insanların daha uzun yaşamasına yol açtığı araştırma vurgulanıyor.

Araştırmadan…
Türkiye’de yaşlanmaya dair…

Yaşlılık tanımı zamana, kültüre, bağlama, deneyime, koşullara göre farklılık gösteriyor. Türkiye’de 60-65 yaş olarak kabul görüyor.

Yaşlanma basitçe biyolojik olarak tanımlanamayacak kadar bireye özgü, yaşamın birçok açıdan değişimine işaret eden çok katmanlı, benzersiz bir süreç.  Kültüre özgü de farklı anlamları var.

Yaşlılık ne zaman başlar? Doğal ve kaçınılmaz bir süreç olan yaşlılık ve yaşlanmaya ilişkin görüş, tavır ve tutumlar farklı. Bu sürecin başlangıcı zamana ve kültüre göre değişiyor.

Yaşlanma zamanla ortaya çıkan fiziksel, psikolojik ve sosyal bir değişim.

Yaşlı toplum: Toplam nüfusun içinde 65 yaşından büyük kişilerin oranı %7’yi aşmış toplum.

Çok yaşlı toplum: Toplam nüfusun içinde 65 yaşından büyük kişilerin oranı %10’u aşmış toplum.

Türkiye yaşlı toplum. 2018 TÜİK verilerine göre 65 yaş nüfusun toplam nüfusa oranı %8.8.  Projeksiyonlara göre 2023’de nüfusun % 10 u, 2060’da %20 si yaşlı olacak.

Türkiye’nin yaşlanma hızı: Bir toplumda yaşlı nüfusunun iki katına çıkması için gereken süre. Fransa’da yaşlı nüfus oranının %7’den 14’e yükselmesi 114 yılda gerçekleşmiş, Türkiye’nin 15 yılda tamamlayacağı tahmin ediliyor.

Türkiye’de doğumda beklenen yaşam süresi son 50 yıldır hızla artıyor.

Türkiye ortalama yaşam süresi:  78 yıl (erkek: 75.3,  kadın 80.7)  Avrupa  ortalaması: 80.6 yıl ( erkek: 77.9, kadın 83.3)

Türkiye ortanca yaş: Toplumda yaşayan tüm bireylerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan yaş;  1935’de 21.2, 2018’de 32 yıl. (sadece 2000-2018 arası bile 8 yıl artmış.

Türkiye demografik dönüşüm sürecinde. 2040’da yaşlıların sayısı çocukların sayısından daha fazla olacak.

Türkiye’de yaşlanma gündemini belirleyebilecek, önümüzdeki 10-15 yıl için gerekli bilgileri üretebilecek bir araştırma ihtiyacı var.

Türkiye’de eşitsiz yaşlanma: gelecekten gelen alarm

Araştırmada gelire dayalı eşitsizliklerin basitçe gelir dağılımına ilişkin bulgularla sınırlı olmadığı,  Türkiye’nin eşitsiz yaşlanma sürecinde olacağı önümüzdeki 30 yılda temel alanlarda riskler bulunduğu belirtiliyor ve ardından 10 haneden 4’ünde fiziksel sorunlar, 10 haneden 4’ünde ısınma sorunu, 10 haneden 7’sinin borcu olduğu,  10 haneden 7’sinin yılda bir hafta tatil yapamadığı gibi veriler paylaşılıyor

Yaş, toplumsal cinsiyet ve sınıf temelinde çeşitlenen eşitsiz yaşlanma göstergeleri olan yoksulluk ve kötü yaşam koşullarının diğer göstergeleri de tetiklediği, kuşaklararası çatışmaya yol açarak dayanışmayı engellediğini, kuşaklararasında yatay eşitsizlik de olduğu, ölüm, hastalıklar, engellilik ve psiko-sosyal sorunların  –özellikle çocuk ve yaşlı-  yoksullar arasında arttığı, aile yapısı ve hane halkı bileşiminin değiştiği, yaşlıların eğitim ve gelir düzeyleri ile istihdam olanakları ve sağlık durumlarının daha düşük olduğu da araştırma da ayrıca vurgulanıyor.

Türkiye –niye- yaşlanmaya hazır değil…
•             Çünkü yaşlı nüfusun refah ve eğitim düzeyi düşük,

•             ileri yaş nüfusunun gelir ve eğitim düzeyi oldukça düşük,

•             toplumda ekonomik dalgalanmaların etkisiyle diğer yaş grupları gibi yaşlılar da gelecekten umutsuz ve karamsar,

•             65 yaş üstü grupta, bugünkü maddi durumunun 10 yıl öncesine göre daha kötü olduğunu düşünenlerin sayısı daha fazla,

•             katılımcı diğer gruplar gibi 65 yaş üstü grup da ekonomiden etkilendiğini yani geçen yıla göre harcamaların artıp birikimlerinin azaldığını belirtse de  şükretme kültürünün etkisiyle durumlarına daha iyimser yaklaşıyor,

•             tüm yaş gruplarında finansal yatırım araçları kullanım oranları düşük,

•             gelir düşüklüğü ve az tüketme alışkanlığı nedeniyle giyim alışverişi sıklığı yaşla birlikte düşüyor,

•             seyahat etme sıklığı da düşüyor,

•             ev eşyası tüketimi diğer gruplara benziyor,

•             65 yaş üstü grubun %20’si otomobil sahibi ve genellikle erkekler kullanıyor.

Araştırma bulguları: emeklilikten ne umuluyor ne bulunuyor?

Toplam nüfusun %33’ünün emekli olduğu ülkemizde bu araştırma ile yaşlanmayla ilgili tek hedef/planın emeklilik olduğu, herkes hızla emekli olmak istese de endişeleri olduğu ancak bu endişelerin ne olduğuna dair algılarının düşük olduğu, emeklilikte geçim planlarının sırasıyla SGK, eşten destek, devletten yaşlı aylığı, varlıktan gelen gelir, özel emeklilik, çocuk/aile üyelerinden destek, finansal ve olmayan varlıklardan satış olduğu, emekli olabilecek yaştakilerin yarısının ‘emekli olunca zaman geçirmekte zorlanmam’, 65 yaş üstündekilerin % 38’inin ‘zorlanırım’  dediğini, erkeklerin daha çok zorlanacağını düşündüğü, orta yaştakilerde yaşlanma nosyonunun zayıf iken 65 yaş üstündekilerin yalnızlık ve kendini değersiz hissetme eğilimlerinin yüksek olduğu saptanmış.

Toplum, kendini yaşlanmaya hazır hissetmiyor.

Toplum, yaşlanmayı düşünmeyip doğal akışına terk ediyor.

Toplumda, –ancak- yaşlı sayılmaya başlanınca yaşlanma gündeme alınıyor.

Toplumda ve medya analizlerinde yaşlılık dönemi hastalık, engellilik, kırılganlık ve yoksulluk vb. sorunlarla yansıtıldığından yaşlanma korkulacak hal alıyor.

Türkiye’de yaşlılık ve yaşlı algısı zayıf

Yaşla birlikte hanede yalnız yaşama oranının arttığı, 65 yaş üstündekilerin yüzde 11’inin yalnız yaşadığı, yüzde 44[ŞD1] ’ünün yakınlarıyla yaşadığı, yaşlandıkça evde geçirdikleri sürenin arttığı, bu yaş grubunun yüzde 67’sinin nadiren dışarı çıktığı, çıkanların yüzde 30’unun günün yarısını evde geçirdiği, yaş arttıkça arkadaşlar tarafından ziyaret edilmenin azalıp çocuk ve torunların öne çıktığı, çocuklara yakın mesafede yaşama eğiliminin arttığı, ebeveynlerin her yaştaki çocuklarına maddi destek vermeyi sürdürdüğü, çocuklardan ebeveynlere giden maddi katkının daha az olduğu, çamaşır-bulaşık gibi ev işlerini çoğunlukla kadınların yaptığını, erkeklerin yaşı arttıkça ev işlerine katkısı arttığını ve en çok çöp attıkları ve fatura yatırdığına ilişkin veriler elde edilmiş.

Yaş arttıkça;
      **  ev dışı işleri bizzat yapmak azalıyor,

**  hareketlilik ve seyahat azalıyor, en çok memleketini ziyaret ediliyor, düşük oranda da deniz tatili, yurt içi-dışı turlara katılım yapılıyor,

**  çarşı/ pazar ve park/ yeşil alanlarda buluşma oranı artıyor,

** erkekler en çok kahvehanede, kadınlar komşu evlerinde vakit geçiriyor, kadınlar en çok yakınlarına ev ziyareti yapıyor,

**  televizyon izleme oranı ile izleme süresi artıyor, kadınlar daha çok izliyor,

**  aileyle sohbet süresi farklılaşıyor,

**  internette geçirilen süre azalıyor,

** bilgisayarı olanların oranı düşüyor,

** akıllı telefon kullanma eğilimi artıyor,

** sosyal medya kullanımı düşüyor,

** Facebook ve Whatsapp’tan vazgeçmiyorlar, Facebook üyeliği daha düşük ama kullanımı yüksek, İnstagram  ve Twitter üyelik sayısı azalıyor,

** internette işlem yapma oranı azalıyor,

** internet en çok hastane vb. randevu almak için en az banka işlemleri için kullanılıyor.

 “Yüzündeki çizgilerinle

Saçındaki beyazlarla

Benim için eskisinden daha güzelsin,

bırak varsın geçsin yıllar

Bitsin artık bu korkular

          Her yaşın ayrı bir güzelliği var”

 Ajda Pekkan söylüyor

Söz-Müzik: Fikret Şeneş- Garo Mafyan

Yaş arttıkça;
     ** beden kitle indeksi de arttığından yaşla birlikte arttığı için yüzde 62’si fazla kilolu ya da obez,

** fiziksel aktivite veya spor yapma oranları düşüyor, mesela 65 yaş üstündekilerin yüzde hiç 48’i spor/aktivite yapmıyor,

**  kişisel özen ( beslenme, giyim-kuşam, sağlık, kişisel bakım ve temizlik yüzde otuz civarında) artıyor.

** en başta tuz ve şeker tüketimi azalıyor,

** sebze, peynir-yoğurt, meyve, beyaz-kırmızı et ve balığın hiç tüketilmeme oranı azalıyor.

** tansiyon, şeker, kolesterol, romatizma ve kalp gibi kronik rahatsızlıklar artıyor,

** hiç cinsel ilişkiye girmeyenlerin sayısı artıyor. ( Bu oran 50-64 yaş grubu için yüzde 25, 65 yaş üstündekiler için yüzde 61. İlişkide bulunanların çoğu erkek. )

** cinsel hayatın ortalama 61 yaşında bittiğine ilişkin düşünce değişmiyor,

** kadınlar cinsel hayatlarının düşünülen yaştan daha erken, erkekler de daha geç biteceğine ilişkin düşünce değişmiyor.

“ 50-64 ila 65 yaş üstü grupta “10 yıl önceki cinsel istek düzeyim, şimdikinden daha yüksekti,”  diyenlerin oranı aynı: yüzde 65.

Yaşlanma ve yaşlı algısı negatif

Araştırmada katılımcılara açık uçlu olarak yaşlanma kelimesinin çağrıştırdığı kavramlar sorulmuş. Yanıtlar: hastalık, fiziksel değişimler, sağlık sorunları, ölüm, biyolojik kayıplar, sosyal durum, ekonomik zorluklar, yalnızlık, torun, boş zaman, hareket kısıtlılığı, Alzheimer, güçsüzlük, huzur, maneviyata yönelme, depresyon, mutsuzluk, zorlanma duygusallık, huzurevi deneyim aile, asabiyet yaşlanma, kaygı stres, yaşam mutluluk değersizlik hissi, ilaç dinlenme gençlik, unutkanlık olgunluk, zaman, geçmiş, menapoz, saygı, rahat yaşam,   başkasına bağımlılık, yorgunluk, statü, güvensizlik, iş yapmamak, düşkünlük çaresizlik sakinlik ihtiyarlık, ilgi, dede, yardım, huzursuzluk, gelecek… Yaşlı kelimesinin çağrışımları da yaşlanma kelimesine verilen çoğu negatif çağrışımlarla benzer.

Tüm katılımcıların;
 ** yüzde 52’sinin yaşlanma algısı ile yaşlı algısı negatif,

**  yüzde 25’inin yaşlanma algısı, yüzde 27’sinin yaşlı algısı pozitif,

**  yüzde 23’ünün yaşlanma, yüzde 21’inin yaşlı algısı nötr.

** birisine ‘yaşlanmış artık’ dediği yaş:  ortalama 64.

** birisine artık genç demediği yaş: ortalama 52.

Resmi yaş tanımı, toplumun yaşlı algısını belirliyor.

Araştırma kapsamında, ‘bulanık bilişsel haritalar’ ile yaşlı algılarını kuran güçlü negatif zihniyet ağları ortaya çıkarılmış. Çalışmanın bu ilginç bölümü ayrı başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor.

“İnsan hiçbir zaman büsbütün yalnız değildir dünyada. En kötü durumda, bir çocuğu, bir delikanlıyı ve zamanla olgun bir adamı, yani kendisinin eski halini bulur yanında.” Cesare Pavese, “Yaşama Uğraşı”

Türkiye’de Yaşlılık Tahayyülleri ve Yaşlılık Praktikleri Araştırması”nın Türkiye’deki orta yaş ve yaşlı nüfusun yaşlılığı nasıl tarif ettiği ve nasıl tahayyül ettiği, yaşlılık algısı,  yaşlılık tecrübeleri, planları, yatırımları, potansiyelleri ve gündelik yaşam tecrübeleri gibi olgusal durumları saptayarak başlangıçtaki hedefine ulaştığı aşikar.

Eşitsiz bir toplum, daha güvensiz yurttaşlar demek… Eşitsiz yaşlanan Türkiye’nin güvensiz yurttaşları olan yaşlılara ve yaşlılığa dair yapılacak çok şey var: Hemen şimdi üstelik. (ŞD/AS)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir