Sair Yazılar

Gözleri, Bakışları ve Sırları Olan Kent: Söke

Gözleri, Bakışları ve Sırları Olan Kent: Söke

Ben Söke’de doğdum. Çocukluk yıllarımın geçtiği bu kente ihanet etmedim ama aramızdaki bağ süreç içerisinde gevşedi, mecburen. Yaşımın ve aklımın büyüdüğü son yıllarda fırsat bulduğumda ya da gerektiğinde kısa ya da uzun süreli gitmeye çalıştım. Geçmişimin irimlerinde dolandım her seferinde, kendimi dışarıya vurup. Bir iz, bir koku, bir tat, bir nesne, bir obje, bir ses aradım. Ve işin güzeli buldum da, bölük pörçük olsa da. Her defasında yeni şeyler, yeni yerler, yeni insanlar da tanıdım bir de…

“Işık ve karanlık zamandır(…)” 

Tarihi boyunca aldığı göçlerle değişik kültürlere mekan olan Söke, kaçınılmaz olarak zamanın çok yönlü erozyon etkisinden nasibini aldı, elbette. Uzaktan izlediğim kadarıyla son yıllarda, kent hafızasını oluşturmaya yönelik çabalar söz konusu; diğer kentlerde de olduğu gibi. Kent hafızasına aldığı eski ya da yeni kitap, fotoğraf, ses kaydı, film, anı, bilgi, nesne, obje, bina vb. ile orada yaşayan kentlilerin de geçmişte yaşadıklarından ya da öğrendiklerinden kodladığı ya da kaydedip depoladıklarını geri çağırmasına ya da hatırlamasına vesile oluyor.

“(Zaman) insandan bağımsızdır ama insanı var eder”

Mustafa Sütlaş’ın* İtalo Calvino’nun “Görünmez Kentler” kitabından mülhem “Kentler ve Kentliler” e-kitabında;

“Kentin tarihi genellikle dünden kalanların yalnızca görünür yanlarıdır.”

“Kentler değişir, çünkü değişmeyen hiçbir şey yoktur. Her değişim önce ve sonrayı, eski ve yeniyi yaratır. İkisinin de aynı değerde olabildiği ve kentlerde bir gelişim ve ilerlemeden söz edilir.”

“Kentlerin var oldukları andan başlayarak varlıklarını sürdürdükleri her anda tüm maddi ve manevi, şimdiki ve geçmiş unsurlarıyla birlikte onlara bakacak irdeleyecek, algılayacak ve anlayacak birileri de gerekir.”

“Kent ve kentli bir anahtar ve kilit gibidir; açılması için birbirleriyle ilişkide olmaları gerekir.”

söyledikleri bu bağlamda çok değerli.

Kendini bakışlardan kaçırmayan kent: Söke

Doğduğum ama kısa süre yaşadığım ancak irtibatımı kesmediğim Söke’ye dair bir fotoğraf albümü geçti elime: ”Zeki Acet ile ‘Geçmişe Yolculuk’ Söke (Sokia)”.

Memleketi(m) Söke’nin geçmişini, arşivindeki ya da duyarlı hemşehrilerinin desteğiyle sağladığı siyah-beyaz fotoğraflarla günümüze aktararak gelecek nesillere tanıtmayı hedefleyen, kent hafızasına ilişkin bu vesikaları önce sergileyen sonra da albümleştiren Zeki Acet’in çalışması, adıyla müsemma geçmişe yolculuğa çıkardı beni.

Eskiden fotoğrafçılık yapan, dört dönemdir Atatürk Mahallesi Muhtarı olan Acet’in;  Söke’nin dünden kalan görünür yanlarını, Söke’nin öncesi ve sonrasını,  eski ve yeni halini, gelişim ve ilerlemesini, anahtar olan kentin kilit olan kentlileriyle ilişki ve iletişiminin vesikalarına yer verdiği bu albümün yeni albümlerin de – ne güzel ki –  muştucusu olduğunu öğreniyoruz önsözden.

Hafızamın irimlerinde gezindim

Her birinin en küçük detayına kadar bakıp incelediğim üç yüzü geçkin fotoğrafla ve fotoğraf altı metinlerle hafızamın irimlerinde dolandım, durdum gün boyu. Hiç bilmediğim ya da sonradan değiş(tiril)miş halini bildiğim mekânlara, hiç tanımadığım ya da sadece adını bildiğim aile ya da kişilere,  yaşadığım ya da yaşamadığım olaylara, gördüğüm ya da görmediğim yerlere ilişkin kaydettiklerimi, depolamadığımı sandığım “şey”leri geri çağırdım ve hatırladım. Ve dahası yeni “şey”ler öğrenip kaydettim, hafızamın irimlerine.

Mesela… Efes Sinemasının yerinde eskiden Marsilya Oteli olduğunu; Kemalpaşa Mahallesindeki “Mahfel”in işgal döneminde İtalyan Hastanesi olduğunu; Emniyet Müdürlüğü olan yerde eskiden Türkocağı-Halkevi bulunduğunu;  nişanlı kızlara bayramlarda süslenmiş –boynuzlarına birer altın bilezik de asılırdı hatta) koç gönderildiğini; Tuntaş Otobüs Firmasıyla İzmir’e, okullarına gidip gelen ablamları karşılayış ve uğurlayışlarımızı; işlettikleri otobüs önünde arkadaşlarıyla birlikte poz veren kuzenim Ahmet Abinin çocukluğumuzda bize anlattığı yol hikâyelerini; Koca Caminin duvar kenarında bekleyen hamalları; pikniğe gittiğimizi Kocakelle’yi,  Arnavut kaldırımlı sokakları,  turunç ağaçlı cadde ve sokaklarında hatırladım.

Mesela… Ulusal bayramlarda zaten sınırlı olan motorlu araçların süslendiğini;  Ziraat Bankası önündeki Söke’nin tek taksi durağındaki afilli ve damalı taksileri;  Çoban Hüseyin’i, Varyemez Amcayı, Pepe Mustafa’yı, Dondurmacı Kasım’ı ve diğerlerini; THK için ulusal bayramlarda taktığımız rozetler karşılığında boynumuza astığımız kumbaralarla para topladığımızı; Ahmet Eniştenin “Foto Aile” dükkânını; Kuşadası yolunun tepelerindeki bizim çocukken ‘perili ev’ dediğimiz evi hatırladım.

Mesela… Menderes Nehri üzerinde köprü olmadığından salla geçildiğine, Söke Çayının taşmasını engelleyici duvarın yapılışına, eski top sahasında kurulan panayırlara,  hastanenin ilk ambulansına, asker uğurlamalarına, politikacı karşılamalarına, sinemaların faytonlarla film reklamı yapmalarına, Atatürk Parkındaki “Bisiklet ve araba ile dolaşmak yasaktır” yazılı diye ikaz levhasına vb. fotoğrafları görünce karanfilli gülümsedim.

Mesela… Çiftçi Mallarını Koruma Derneğindeki kır bekçilerine “desteman” dendiğini; Neşe Sineması’nın önceki adının Uyar olduğunu; İtalya işgali altındaki Söke’ye, Rum çetelerinin baskın yapacağını öğrenen İtalyalıların, halkı şimdi kız meslek lisesinin bulunduğu yerdeki top sahasına kurdukları sahra çadırlarında tehlike geçene dek koruma altına aldıklarını; eskiden Çarşamba pazarının Belediye önünde kurulduğunu; Aydın Caddesinde de Çınarlı Kahve olduğunu; 1970’de şimdiki Söke Teknik Meslek Lisesinin bulunduğu yerde Kadir Mezarlığı olduğunu ve inşaat başlamadan mezar sahiplerinin mezarları başka mezarlıklara taşıdıklarını;  Nenemlere giderken kullandığımız “adsız” köprünün adının önceleri “tahta”, sonraları “kambur” köprü olduğunu, Zahireciler Pazarı’nın sonradan Yeni Cami Mahallesi’ne taşındığını vb. öğrendim.

Zihnimde açılan köprü için teşekkürler

Söke’nin hafızasından geri çağrılan kente dair değişik zamanlardaki genel görünümlere, eğitim-sağlık ve sair kamu kurumlarına, sanayi tesislerine, camilere, köprülere, sinemalara, ulusal bayram kutlamalarına, sosyal-kültürel-politik yaşama ilişkin fotoğraflarla çıktığım yolculuk çok güzeldi, güzel olmasına ama yorucuydu.

Teşekkürler Zeki Acet; ellerinize, yüreğinize sağlık. Yeni çalışmalarınızı bekleyeceğim merak ve heyecanla. Hatta sınırlı sayıda fotoğrafla katkı da vereceğim.

“Görünmez Kentler” kitabında “Her değişiklik, kentte ve yıldızlar arasında bir sürü yeni zincirleme değişiklik yaratır mutlaka: Kent ve gökyüzü asla aynı kalmıyor” diyen İtalo Calvino’ya can-ı yürekten katıldım, yolculuğum –ve bu yazı- bittiğinde.

Köprüsüz ne kent olur, ne de kentli. Köprülerin bazıları gerçek köprülerdir; bazıları ise zihinde, gözde ve anılarda kurulan köprülerdir.” diyen Mustafa Sütlaş’dan mülhem; “Teşekkürler Zeki Acet, fotoğraflara bakan gözlerimle ve anılarımla zihnime açtığınız köprü için” diyorum. (ŞD/EA)

Mustafa Sütlaş. Kentler ve Kentliler. Kendi yayımı. 2015.146 sayfa. Kod: ey/dn-05

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir