Basında Yaşlılık

Grileşen Dünyada Gerontoloji Üzerine

Grileşen Dünyada Gerontoloji Üzerine

“Kişinin yaşlılığı üzerine alması özellikle zordur, çünkü yaşlılığı hep yabancı bir tür olarak değerlendirmişizdir: Ben, ben olarak kaldığım halde, şimdi bir başkası mı oldum?” Size biri iyi iki haberim var. Önce kötüsü: Sadece doğum tarihinizden ötürü, yarın bütün yeteneklerinizi kaybedeceksiniz deseler, buna inanır mısınız? “Hayır” dediğinizi işitir gibiyim ama gelin görün ki milyonlarca yaşlı gibi siz de bir gün buna inanmaya zorlanacak, belki kendiniz bile buna zamanla inanacaksınız. Şimdi de iyi haber:Bilim adamları yıllardan beri yaşlılığın verimsiz, pasif, bilgilerin ve becerilerin kaybolduğu bir yaşam dönemi olmadığını söylüyorlar ve artık bu durum bilimsel bir gerçektir. Yaşlanma ve yaşlılıkla ilgili her olay insana sınırlılığını hatırlatır. Bu nedenle yaşlılık kimse için cazip bir konu olmamıştır ancak insan  ömrünün uzaması daha çok yaşlılığın uzaması olduğundan bütün dünya ülkelerinin giderek daha fazla yaşlılık ve yaşlanma ile yakından ilgilenmelerine yol açmaktadır. Bilinçli bir yaşlanma sürecini tercih eden günümüz insanının yaşamında yaşlılık önemli bir olgudur.

Gerontoloji veya yaşlanma/yaşlılık bilimi disiplinler arası bir bilim dalıdır. Çünkü yaşlanma ve yaşlılık sadece bedensel değil aynı zamanda ruhsal,sosyal ve toplumsal bir fenomendir.  “Gerontoloji” kavramı ise ilk defa 1903 yılında Nobel ödüllü Rus bilim insanı Elie Metchnikoff tarafından kullanılmış ve başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere üniversitelerde bölüm olarak okutulmaya başlanmıştır. Gerontoloji bölümü ülkemizde ilk kez 2006 yılında Akdeniz Üniversitesi Fen/Edebiyat Fakültesi’nde kurulmuştur. Günümüzde ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’da eğitime devam edilmektedir.

 

“Yaşlanma ve yaşlılık, insanların arzulamadıkları doğal bir fenomendir!” Bu gerontolojinin ortaya çıkardığı ilginç sonuçlardan biridir. O hâlde insanlar neden hep gençliğin özlemini çekiyor ve uzun yaşamak istedikleri halde yaşlılıktan öcü gibi korkuyorlar hiç düşündünüz mü? Muhtemelen onları bu duruma iten sebeplerin bir kısmı yaşlılığın kendi gerçeklerinden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar hastalıklara çare bulunmuş, hastalıklar bazı sosyal haklarla güvenceye alınmış olsa da eninde sonunda bakıma muhtaçlıkla son bulan yaşlılık, kafamızda olumsuzluklarla bağdaştırılmıştır. Bu noktada gerontologların görevleri arasında toplumda değersiz görülen yaşlı insanın kendisine olan bakış açısını ortaya koymak kadar, onu değiştirmek ve özgüven kazanmasını sağlamak da bulunuyor.

Gerontoloji yaşlıyla değil, yaşlanan insanla daha çok ilgilenir ve olaya toplumsal perspektiften bakarak toplumun da geleceğini düşünür. Bir taraftan uzun ömürlülükten sevinç duyarken insan aynı fenomenin onu tehdit ettiğini de görür. Bir ülkenin senelerce emek veren vatandaşı olsanız da bir zaman sonra sağlık, barınma gibi haklarınız dolayısıyla ülke ekonomisine yük olarak değerlendirilirsiniz. Yaşlı insanlara üretimde ve çalışma hayatında gereksinimin azaldığı görülünce ortaya çıkan soru şu oldu:”Bir insan hangi yaştan itibaren çalışma yaşamının dışına çıkarılmalıdır ve bu insanların geçimleri nasıl sağlanabilir?” Böylece hem yaşlılığın tarifi yapıldı hem de emeklilikte sosyal haklar belirlendi. Yani yaşlılık, maddi yönden güvence altına alınırken aynı zamanda toplum içinde değer kaybına uğradı.

Gerontoloji çalışmalarından hareket edilerek şimdiden geleceğin politikaları hazırlanıyor. Örneğin “yasal emeklilik” yaşının Avrupa ülkelerinde 65’den 70’e çıkarılması toplumsal yaşlanmaya bir alternatif olarak düşünülmüştür. Bakıma muhtaçlığın yaşlanan toplumda artacağı üzerine personel sıkıntısı doğmaması için tedbirler alınmaya başlanmıştır. Uzayan ömrün emeklilik döneminde ölümü beklemek anlamına gelmemesi için yaşlı insanlara ne gibi imkanlar yaratılacağı ile ilgili konseptler geliştirilmiştir. Peki ya siz yaşlanınca günlerinizi nasıl geçirmeyi planladınız? Evde ya da kahvede tavla oynayarak veya torunlarınızı parka götürerek mi? Neden olmasın ama bu sizi tatmin edebilecek mi? Oysaki yaşlılığın başka uğraşlarla da geçirebileceğine dair güzel haberler var.

 

Türkiye’nin İlk “Yaşlı Kreşi” Projesi

İstanbul’da yaşayan üç emekli hemşire, yaklaşık 30 yıllık meslek hayatlarının ardından hastanede en çok gözlemledikleri, yalnız yaşayan yaşlıların sosyalleşme ihtiyacını gidermeye yönelik, sadece 60 yaş üstü bireylere hizmet veren bir “yaşlı kreşi” açtı. Yaşlılar, bu sayede tıpkı torunları gibi servisle evlerinden alınıyor ve kendi akranlarıyla birçok etkinliğe katılma şansı buluyor. Yaşlıların tıbbi takipleri de kreşteki hemşire ve yaşlı bakım teknikerleri tarafından yürütülüyor.

Son yıllarda gelişmiş ülkelerin en popüler rengi “gri” olmuştur: “Grileşen Toplum”, “Gri Panterler”… Toplumların giderek grileştiği söylenirken bununla ifade edilmek istenen düşünce tabii ki sadece “toplumsal yaşlanma”dan ibaret değildir. Bu söylemlerle aynı zamanda yaşlılığın toplum açısından yarattığı tehlike de vurgulanmak istenmiştir. Ancak asıl tehlike, kendisi hiç yaşlanmayacak gibi davranan insanlar ve bu insanların yaşlılara duydukları nefret ve önyargıdır. Yaşlı insanlara karşı peşin hükümlülük toplumda oldukça yaygındır. Yaşlılar genellikle bitkin, unutkan, pasif, dayanıksız, tutucu ve toplumdan soyutlanmış olarak tanımlanırlar. Doğruluk payı olmayan bu genellemeler toplumda bir kez önyargı olarak oluştuktan sonra ortadan kaldırılması oldukça güç olur. Son yıllarda Gerontoloji’de en çok konuşulan konulardan biri de, yaşlanırken her insanın aktif bir yaşam sürdürmesidir. Aktif insan (genellikle gençlerin aktif olduğu kabul edilir) kavramından ne anlamalıyız? Aktif olan milyonlarca genç var ama niçin mutsuzlar? O hâlde mutluluk mobil olma yeteneği ve bedensel faaliyetlerle ölçülemeyen bir duygu durumudur.

Gerek yurtdışında gerek yurt içinde yaşlılık çalışmaları sürdürülmektedir. Bu çalışmalar, ileri endüstri ülkelerinde sosyologlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de ise yaşlılık henüz yeni bir sorun olarak algılanıyor. Yine Türkiye’de gelecekte yaşlı nüfusun artacağı göz önüne alınarak, şimdiden sosyal sistemde gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu gelişmelerle birlikte gelecekte gerontolojiye ilişkin çalışmaların artış göstereceği beklenilmektedir.

Modernleşmeyle birlikte toplumsal yaşlanma sürecine girmiş bulunuyoruz. Bunun sonucunda yaşam beklentileri, biçimleri ve stilleri birbirinden oldukça farklı bir yaşlı kuşak ortaya çıkmıştır ve yaşlanmak, bireyin üstesinden gelmesi gereken bir rakip değildir. İnsanlar daha uzun yaşıyorlar, daha az çocuk dünyaya getiriyorlar ve toplum git gide yaşlanıyor. 1940 yıllarında Avrupa’da sadece on dört kişiden biri 60 yaşın üzerine çıkabiliyordu; bugün neredeyse her beş kişiden biri bu yaşa ulaşıyor. Daha şimdiden birçok ülkenin nüfus yapısında meydana gelen değişimlerden dolayı gelecekle ilgili konular siyasi gündemi belirleyebiliyor. Diğer taraftan da yaşlılığın değerini arttırıcı çalışmalara ağırlık verilmelidir ve insanlara kendi yaşlılıklarıyla olumlu düşüncelere sahip olmaları için gereken koşullar sağlanmalıdır. Böylece kendi yaşlılığına olumlu bakanlar çoğaldıkça, yaşlılığın somurtkan ve karanlık çehresi, yerini güler yüzlülüğe bırakacaktır.

Kaynakça:

  • Tufan, İ.(2002). Antik Çağdan Günümüze Yaşlılık.İstanbul: Aykırı Yayıncılık.
  • Tufan,İ.(2003). Modernleşen Türkiye’de Yaşlılık ve Yaşlanmak.İstanbul: Anahtar Kitaplar Yayınevi.
  • Kalınkara, V.(2004). Yaşlılık, Disiplinlerarası Yaklaşım, Sorunlar ve Çözümler.Ankara: Odak Yayınevi
  • Koçman,A.(2006). “Sosyal Gerontoloji ve Görevleri” Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi,1,133-139.

Not: Bu Yazı soylentidergi.com Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir