Hayata Dair

Hayata Atığımız “Poz”ların suretleri

Hayata Atığımız ``Poz``ların suretleri

İlk çocukluk dönemimi belgeleyen çok az fotoğraf var. Yatılı okuduğum Öğretmen Okulu günlerinse öyle çok fotoğraf var ki…

Babam “Benim kızım harçlığını fotoğrafa yatırır,” derdi. Arkalarına mutlaka tarih yazmamı ister, yoksa kendisi eklerdi.

O yıllara ait neredeyse tüm toplu fotoğraflarımın arkasında isimler, nerede çekildiğini bir şekilde yazmışım sayesinde. Üniversite yıllarına ait çok az fotoğrafım var.

İkiz bebeklerim doğduktan sonra fotoğraf sayısı tavan yaptı. Çalışma yaşamıma ilişkin olanların sayısı da hayli fazla…

Askerlik fotoğrafı benzeri grup fotosu ve vesikalık çektirmekten hiç haz etmem ama habersiz çekilenlere de bayılırım.

Tab ettir, ayır, küçük notlar düş, çoğalt...

Onları saklamak da ne yaman ve zor iştir! Tab ettir, ayır, bilgisayar etiketlerine küçük notlar düş, ilgililere dağıtmak için çoğalt, yerlerine ulaştır, filmleri sakla vb…

Koca bir dolabın içindeki klasörlerde tüm fotolarımız. Evde zorunlu ikamete tabii olduğum bir dönemde artık albümler yetmediğinden tümünü transparan dosyaların içine koyduğum renkli A4 kağıtlara yapıştırarak, klasörler halinde düzenledim. Dönemler, yıllar ve elbette aile bireyleri şeklinde ayırarak…

Artık teknoloji çok gelişti. Kameralar, dijital makineler, kameralı cep telefonları günlük yaşamın içinde. CD’lerde ve PC’de arşivleme olanağı var

Sonsuzluğa duyulan özlemi sabitlemek

Her insan gibi, ben de belli aralıklarla fotoğraflara bakarak yaşantılarımı hatırlamaktan keyif alıyordum.

Zaten fotoğraflar, yaşamımızdaki bazı kareleri, anıları belgelemeye, beynimize kazımaya yarar.

Anı görüntülemek, sonsuzluğa duyulan özlemi bir yerlere sabitlemek, geçmişe olan özlemimizi gidermek, unutulma korkusunun önüne geçmek…

Bakarken inanılmaz yoruluyor beynim. Her biri başka tellerden çaldığından… Artık eski fotoğrafların hüzün vermeğe başladığı yaşlara geldiğimden mi ne, eski merakım kalmadı fotoğraflara…

Fotoğrafa bakış açımda küçük değişiklikler var; bazı yaşantılar neden oldu bu değişikliğe belki de…..

Annemle babamın keşke fotoğrafları olsaydı!

Huzurevinde çalışırken bir yaşlımız vardı. Annesi ona hamileyken eşini kaybetmiş. Doğum yaparken de kendisi ölmüş. Yaşlımız “maymundan mı doğdum? Bukalemundan mı? Annemi ve babamı hiç tanımadım. Keşke bir fotoğrafları olsaydı,” derdi.

Ve fotoğraf çektirmeğe bayılırdı. Ben de bir makine bulduğumda bir şekilde onun fotosunu çekip, kendine hediye etmeğe çabalardım. Evlenmemişti ve hiç yakını yoktu, ardında bırakacağı…

Onu kaybettiğimizde mirasçısı olmadığından tereke mahkemesine gitti fotoğrafları, diğer terekesiyle birlikte. Bende kalan bir-iki fotoğrafını kuruluşun bazı yerlerine asarak kendimi rahatlatmıştım.

Zamanında Ankara’nın en kalburüstü terzilerinden olan bir erkek yaşlımızın ölümü sonrası eşyaları arasında yer alan albümler de çok etkilemişti beni. Hakim onları tereke kabul etmeyip, imha etmişti. Nasıl hüzünlenmiştim?

Huzurevlerinde her yaşlının odasında çerçevelenmiş gençlik fotoğrafları durur. Her birinin geçmişiyle, mevcudunu karşılaştırırsınız odadan odaya geçerken.

Kadınlar daha bir geçmişe bağlı, sanki erkeklerden… Uzun uzun anlatırlar o suretlerin kendilerinde kalan anlamını…..

Asker portreleriyle gelen asalet

Sıkça ziyaret ettiğim antika pazarlarında ve Çıkrıkcılar yokuşundaki bazı dükkanlarda yerlere serilmiş bir şekilde gördüğüm yüzlerce siyah-beyaz fotoğraf da içimi acıtıyor! Bunların alıcısı sadece koleksiyoncular mı?

Bir satıcı “kendilerine asalet satın almak isteyenlerin alıcı” olduğunu söylemişti. En çok omuzu kalabalık asker portreleri imiş sattıkları zira. Hiç tanımadığınız bir insanın fotoğrafını evinin duvarlarına asmak! Tuhaf….

Fotoğraf ve mektupları ölünce yakın, bahçeye serpin!

Bir söyleşi esnasında Üniversiteden bir hocam ailesinden kalan tek kişi olduğunu, yitirdiği tüm yakınlarının fotoğraflarını sakladığını, kendisininkiyle birlikte onları ne yapacağını bilemediğini, imha etmeyi ise göze alamadığını söylemişti.

Şimdi ismini hatırlamadığım biri fotoğraf ve mektuplarının öldükten sonra yakılıp, bir kaba konarak bahçesine avuç avuç dökülmesini vasiyet etmiş.

Her mevsim o bahçede açacak çiçeklerle, anılarının doğada mevcudiyetini korunmasını böylece sağlayacağı düşüncesiyle… (ŞD/NM)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın