Kültür Sanat

İçinde Bade Geçen Şarkılar

İçinde Bade Geçen Şarkılar

Kafasına; tiyatro oyuncusu, tiyatro yönetmeni, film ve dizi oyuncusu, yapı kurucusu, garajistanbul adlı bağımsız eğlence ve kültür kurumunun eş sanat yönetmeni şapkası takan, sanatını uluslararası platformda sergileyen, atölye çalışmaları yapan ve şapkalarını aldığı ödüllerle taçlandıran bir adam: Mustafa Avkıran.

Gururla taşıdığı ‘muhalif’ şapkasıyla; toplumsal, sosyal ve politik olayları, hayatı ve mesleğini sorgulayan, eşi ve tiyatro sanatçısı Övül Avkıran ile birlikte; politik duruşunu sanatsal üretimlerine taşıyan; ötekilik olgusunu tüm boyutlarıyla mühimseyen bu adamı Türkiye dizi oyuncusu olarak tanıyıp sevdi.

Şimdilerde “Kuzey Güney” dizisinde Sami Tekinoğlu olarak izlediğimiz Avkıran bu aralar kafasına şarkıcılık şapkası takmış: ‘garajistanbul’da; “Ser Hoş Komünite İftiharla Sunar: Sabahlar Olmasın” adlı “Matrak Konser”de şarkı söylerken yine çok ciddi, muhalif ve içli.

* * *

garajistanbul’un mekanı şahane bir tasarımla gazinoyo –meyhane ya da pavyon mu?- dönüştürülmüş. Tavanda tüller, kırmızı güller sarkıyor. Sandalyelerde kırmızı otrişler, masalarda kırmızı kadife örtüler var. Loca oluşturulmuş. Salon ışıkları: kırmızı. Sahnede neon ışıklar var. Sahne alan çalgıcıların arasından, değişik kostümler içindeki Mustafa Avkıran çıkıp konuşmaya başlıyor. Salon şaşkın ve ilk cümlelerini anlamamış gibi.

İlk şarkısına başlıyor: “Bira getir garson / Rakıya param yok / Bugün efkarlıyım kardeş kafam çok bozuk / Sevgilimden ayrılmışım kafam çok bozuk / Sabahlar sabahlar olmasın”.

Yıllarca, şarkıcılık yapmış bir profesyonel gibi olan adam; coşku, keyif ve neşe içinde çoğu bilindik şarkıyı söylerken nakarat bölümlerine seyirci de eşlik ediyor. Tanju Okan, İbrahim Tatlıses, Aşık Mahsuni, Müslüm Gürses, Eyyam, Sezen Aksu, Malatyalı İbrahim dahil, çoğu tanış sanatçıya ait türkü, arabesk, fantazi, pop, rock, tango, alevi deyişi dahil farklı tarzlarda 25 kadar şarkı söylüyor. Şarkı aralarında bilvesile “Sabahlar olmasın” diye bağırıyoruz garajdan bozma gazinoda. Elimizdeki bardak-şişe-kadehleri havaya kaldırarak hep beraber.

Şarkılar, araya yerleştirilen metinler, şarkıcı harika. Gülüyor, oynuyor, avaz avaz şarkı söylüyoruz.

Üç saat süren, o kadar çok “sabahlar olmasın” dileğinde bulunmuşken adı “matrak” ama aslında “ciddi” olan konser, sabah olmadan bittiğinde Mustafa Avkıran’dan ertesi gün için ropörtaj sözü alınca keyfim daha da artıyor.

*****

Nasıl doğdu “Sabahlar Olmasın’ projeniz?

Yapmak istediğim şey belliydi: içinde(n) içki geçen şarkılar söylemek istiyordum. Sonra içinde(n) içki geçen şarkılar ortaya çıktı bir bir. Türler de belli oldu. O türler ve şarkılar arasında organik bir ilişki, bağlantı gerekliydi. 30 yıllık disiplinimiz gereği bu dünyayı bir metinle tasarlamalıydık. Şarkı aralarında mutlaka metinler olmalıydı. Çok eski arkadaşım, çok uzun zamandır birlikte çalıştığımız Kemal Gökhan Gürses’e projeyi anlattığımda “Çok mutlu olurum hemen gönder bana şarkıları” dedi. Gönderdim ama cevap yok. Benim provalardaki şarkı söyleme halimi gördüğü günün ertesinde metni gönderdi. Biriktirmiş muhtemelen. Kısa, 10-20 cümlelik epizodlarla bir hikaye anlattı. Aynı yolun yolcusuyuz zaten, çok güzel oldu sonuçta.

Şarkıları nasıl seçtiniz?

Sabah 6 gibi kalkarım ben. Kafam en çok o saatlerde çalışır. Herkes bizim uyuduğumuzu zanneder ama hiç öyle değil. İki ay süreyle, her sabah kalkıp saat 9’a kadar kesintisiz şarkı dinledim kulaklıkla. 200-250 şarkı filan. Bazı şarkıların melodisi güzel, sözleri zayıf. Bazılarında söz iyi, melodisi zayıf. Seyirci empati kurabilmeli; şarkıyı birazcık bilmeli ki eşlik edebilsin istedim. Katılma duygusu önemli çünkü.

Çok fazla referansı olan bir süreçti, benim için. Hangi şarkı ne kadar biliniyor? Söz yazarı ve bestecisi kim? Bulamadıklarımı repertuvara almak istemedim. Söylemek istediğim, söyleyebileceğim pek çok şarkı var daha. Ama bir konser süresine bu kadar sığıyor. Son şarkıya sıra geldiğinde “Üfff diyorum, yorgun olduğumdan değil daha söyleyebileceğim şarkılar olduğundan”.

Bu iç(ki)li şarkılar konseri artı üç saat daha sürebilir mi?

Elbette. Dünkü konserde olmadı ama daha öncekinde, sahneden indim, seyirci bırakmıyor, “Hani sabahlar olmayacaktı” diye. Söyledim tabii. Dünkü konserde belli bir yaş üstü vardı. Aslında çok memnunum bu yaş ortalamasından. Seyirci biraz daha genç olduğunda, ikinci yarıda hep ayakta ve göbek atıyor.

Biz de 2. yarıda açıldık ama yerimiz dardı. Çok keyifliydi gerçekten. Peki işin yorgunluk kısmı nasıl? Tiyatrodan daha mı zor?

Mukayese edilmez; her konserde 1-2 kilo veriyorum. Arada gömlek değiştiriyorum; sırılsıklam zira.

“Bade var madem / Dem çekelim bir tanem”

Beden diliniz çok güçlü. Konser boyu yaptığınız omuz-boyun ve el-ayak hareketleri nedeniyle kireçlenme tedavisi yapıyorsunuz kendinize. Mekan tasarımı, kostüm tasarımı çok hoş ve başarılı. Kim yaptı?

Övül (Avkıran) yaptı. Sahneye o koydu zaten. Ve öyle bir anda gelip öyle bir hareket yaptı ki… Benden habersiz gidip bana ve garsonlara kostüm ayarlamış. Kırmızı güller, tüller, örtüler, otrişler filan. Garsonlar aslında beyaz eldivenli ama çalışırken rahat edemeyince çıkardılar.

Bu projenin kahramanları kim?

Kahraman sayısı 4. Ben, Övül, ‘hasbıhal’ci Kemal Gökhan Gürses ve ışık tasarımcısı Yüksel Aymaz. Bu ekip 20 yıldır birbirini tanıyan, birlikte çalışan bir ekip. Bazı şeylerin çok hızlı olmasının nedeni geçmişin getirdiği ortak dil.

Çalgıcılar da çok başarılı.

Evet; gerçekten öyle.  ‘Vurmalı’ da  Levent Güneş, ‘yaymalı’da Hüseyin Kemancı, ‘dokunmalı’da Mayki (Murat Başaran) ve  ‘tıngırdatmalı’da Ozan Türkyılmaz var. Gruptaki üç kişi piyasa müzisyeni değil stüdyo müzisyeni. Şu anda piyasadaki Kalan Müzik etiketli albümlerin ses mühendisi onlar. Projeyi çok sevdiler.  Çok heyecanlılar. Her defasında teşekkür ediyorlar; bizi stüdyodan alıp, sahneye çıkarttınız diye.  Seyirciyle kontak kurmak, seyirciden reaksiyonunu görmek, hatırlanmak iyi geldi onlara.

Konserin sonuna doğru söylediğiniz “Bade var madem” şarkısının esprisini anlatsanız?

Her projede bir tane hit şarkı olur ya… Kemal Gökhan’a dedim ki” Herkesin şarkısını söylüyoruz bir tane de bizim şarkımız olsun! Sen söz yaz, Levent bestelesin. İçinde alkol geçmesin ama içinde alkolü hissettirecek bir şey olsun. TV’lerde yayımlanacaksa böyle olmak zorunda ya. Sonunda yazdı: “Bade var madem / Dem çekelim bir tanem” diye başlayan bayağı uzun bir balat. Eklemelerle gidecek bu şarkı.

Çok güzeldi gerçekten. İlk dinleyişte akılda kalan kısmı sınırlı oluyor ama Sabahat muhabbetine bayıldım. Bu şarkıyı farklı bir şekilde de değerlendirecek misiniz?

Projenin motor şarkısı bu. Hasan Saltık’a “Bu projeyi stüdyoya girip, albüm yapalım” dedik. “Kaç tane satar” dedi. Doğru, ne kadar satacak? “Bilmiyorum ama her konserde ben 15-20 satarım” dedim. 16-17 şarkılık stüdyo kaydını, yazın yapacağız muhtemelen. Kirletmeden, büyütmeden daha lezzetli bir sound yakalayacağız. Stüdyo kaydı bu projenin devamlılığını da getirecek.

“Müzik başrolde”

garajistanbul; bu projeyi nasıl anlamlandırıyor?

garajistanbul için değil ama Mustafa-Övül Avkıran için özel bir proje. Mesleğinin 30. yılındaki bir adam şarkı söyleyip, böyle bir hikaye anlatıyor. Avkıran böyle anlatmaz; daha çok metinle, hareketle hikaye anlatırdı. Bu kez küçük hikayelerle 60-70’lerle ve daha çok 80’lerle hesaplaşıyor?

Konser sırasında terinizi sildiğiniz ve artık –iyi ki de- unuttuğumuz kumaş mendil bile “şeytan ayrıntıda gizlidir” timsali.

Çok hoş değil mi? Kayınvalidem sandıktan çıkarmış kayınpederimin mendili.

Sizin hayat tasarımınızda Övül Avkıran’ın rolü?

Övül bir parçam oldu. Karı-kocalık, aşk, bağlılık, saygı, sevgi… Onlar var ama hakikaten onsuz bir şey eksik oluyor. Bu biraz da tehlikeli tabii. Birbirimize bakıp zaman zaman ağladığımız anlar var. Hakikaten yarın birimize bir şey olsa, diğeri ne yapar? Nasıl dolar o boşluk. Ama hayatta böyle şeyler var. Zor tabii.

Daha çok uzun yıllar birlikte, hayatın içinde, sanat üretmeye devam edersiniz; inşallah. Şarkılar çok güzeldi. 2-3 tanesini hiç duymamıştım.  Bu proje sizin için bir kaçış ya da özlem mi? Şarkı söylemeyi sevdiğiniz anlaşılıyor.

Ben öyle meyhanelerde, şarkı söyleyen bir adam değilim. Bir şarkıyı baştan sona bilmem. Oyunlarda şarkı söylemeyi çok severim, o başka. Şimdi bakıyorum da tiyatro diye bir hesabım var benim, 30 yıllık. Bu proje hesabı kapatmak ya da hesabı başka bir yere havale etmek gibi bir şey. Hep tiyatroda yetmediğimi sandığım, yetmediğini düşündüğüm(üz) bir şeyi aslında müzik tamamladı hayatımızla ilgili. Projede müzik başat rolde. Bir oyuncu, bir performer, sahnedeki insan olarak ben, içimdeki belki de unuttuğum bir enerjiyi keşfettim.

Yaşlandığımın farkındayım. Yaşlılığın getirdiği helmelenme var ya. Müzik o helme duygusunu sağladı bana.

Her bir şarkıyı yeniden söylerken şarkının tasarımını değiştiriyorum. Konser esnasında çalgıcılara bazen pas veriyorum, bazen de çalım atıp kaçıyorum. Levent dünkü konserde bana “Bu numaraları nereden öğrendin” dercesine bakıyordu.

Spontan ama hep yaptığınız bir şey gibi yapıyorsunuz. Yılların oyuncusuna şarkıları nasıl ezberlediniz diye sormak ayıp olacağından şarkı daha mı kolay ezberleniyor diyeyim?

Geçenlerde oyuncu arkadaşım Zerrin Tekindor sordu, “Ya bu rüya mı? Nasıl ezberledin bu kadar şarkıyı, bu kadar kısa zamanda?” Aslında bir garanti metni var sahnede; çok az baksam da. Şarkı ezberi daha zor. Pas alacağınız, hatırlatacak biri yok. Tiyatroda karşındaki bir şey söyler, cevap verir. Metin anlamında şarkı sözleri zorlayıcı. Mesela “Kime Ne” şarkısının sözleri: Bağrımdaki taştan / Gözümdeki yaştan / Gönlümdeki kordan / Gurbetteki yardan / ya da / Tutunduğum daldan / İnandığım faldan / Cebimdeki puldan / Sırtımdaki çuldan / Birer kelime değişiyor ya da sıfatlar. Sürekli hatırlamaya çalıştım, ilk konserlerde…

Mesela “Serhoşa hesap sorulmaz / Masaya adisyon konulmaz / Kol böreği kıymalı / Garsona posta koyulmaz/ Bu sözleri karıştırırsan tadı kaçar.

Bu projenin mekanı ne? Gazino? Pavyon? Meyhane?

Başlangıçta matrak konser dedik ama mekanı tanımlamadık ama şimdi gazino-kabare gibi bir şey dönüyor kafamızda. Beslendiğimiz yer gazino kültürü. Eskiden bir gazinoya gittiğinizde Türk Hafif Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, yabancı parçalar söylenir. Arada oryantal çıkar filan. Gecenin sonuna doğru assolist altı çıkar. Ve nihayetinde Bülent Ersoy. Oradan şunu anlıyorum gazino; her tür müziği dinleyebileceğiniz, her tür eğlenceyi yaşayabileceğiniz, her tür lezzeti alabileceğiniz bir yer. Gazinolardan esinlenen, beslenen  ama nostaljik olmayan bir proje bu. Kabare benden dolayı geliyor. Kabaretist bir adam; politika yapıyor, eleştiriyor, hareket ediyor, dans ediyor, mimikler filan. Kabare ne kadar  batı ise, gazino o kadar doğu  bir şey. O yüzden gazino-kabare gibi.

“Sabahlar olmasın”

Sabahın köründe, meyhane çıkışında, peluştan ayı filan satan vicdan oyuncakçılarından ve onlardan oyuncak ayı alan babalardan söz ediyorsunuz. Vicdan oyuncakçılarından alınma oyuncaklarla büyüyen, babası sarhoş çocukların dibine düşeceği ağacın ne tür armut vereceğini daha iyi anladığınızı söylüyorsunuz. Sahiden var mı böyle bir şey?

Çıkalım Nevizade’ye, Asmalımescit’e görürüz günümüze dair yani. Babalar özür diliyorlar çocuklarından oyuncak alarak. Çocuklarını susturup ona yatırım yapıyor böylece. Baba nerede? Baba yok! Baba gelecek mi? O metin manyakça değil mi?

Gerçekten öyle. Ya o içki tarifi? 

Uçucu, kokucu, kusturucu, konuşturucu, bıktırıcı, mest edici, “dertleri zevk edindim, bende neşe ne arar” düzeyinde pesimizme sevk edici, tesellisi kadeh şeklinde, umumiyetle keyif verici, dertten, sevinçten, tasadan, masadan, bardaktan, şişeden ve bazen de kasadan içilen; içilmesini müteakiben kendinden geçiren, sonra bi daha içiren, şişede durduğu gibi durmayan, içinde balık olma arzusu uyandıran, özütünü umumiyetle tahılların oluşturduğu, meyvemsi, bukalı, kekremsi, tanenli, mayhoş ve meşe fıçıya mahkum bir madde.

Gerçekten nasıl ezberlenir böyle bir metin? Daha önemlisi nasıl yazılır böyle bir metin?

Kemal Gökhan böyle bir adam. Manyakça bir metin işte.

En içli söylediğiniz şarkı hangisi?

En sonunda söylediğim alevi deyişi: “İçmişem Sarhoşum Bugün”. Şu sözlere bakar mısın? “Dünya tümden boş geliyor / Yarim bana hoş geliyor / Her sevdikçe coş geliyor / Severem yarim vallahi / Her sevdikçe coş geliyor / Severem yarim vallahi/

İki ayrı “Sabahlar olmasın” şarkısı söylüyorsunuz konserde.

Evet. Konserin başında söylediğim Malatyalı İbrahim’e ait, “Bira getir garson”  diye başlayan türkü, alt kültüre dair en iyi şarkıydı.

Sonunda söylediğim ise Eyyam’ın şarkısı: “Çok yoruldum be kaptan sürme artık beni / Çıkarın beni bu kaptan unuttu ruhum kendini/ diye biten. Bu şarkıyı sona saklayıp,  Eyyam’la bitirmek istedim. Bir bakın sözlerine… Neredeyse beni tanımlıyor: “Çok yoruldum be kaptan” diyorum.

Hakikaten bu düzende; bu sürgitte çok yoruldum. “Bırakın beni çok yoruldum gideyim artık ben” diyorum. Bunu da bilerek söylüyorum. O şarkı bana iyi geldi. (ŞD/HK)

*  Mustafa Avkıran & Ser Hoş Komünite İftiharla Sunar: Sabahlar Olmasın gösterisi 19 Nisan Cuma günü.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir