Hayata Dair

“kibritçi kız”ın bayram ettiği yılbaşı gecesi

“kibritçi kız”ın bayram ettiği yılbaşı gecesi

Zaten masalın sonunda kibritçi kızı soğuktan dondurmayacaktım ama Diloş benden önce davrandı. Önsezisiyle masalın sonunu getirmemi engelleyerek kendini korumaya aldı. Öyle ya, ne masallarda ne de gerçek yaşamda açlıktan ve soğuktan ölmemeliydi çocuklar.

Yeğenimin bebeği Dila’yı erken yeni yıl kutlaması için görmeğe gittim. İyi bir zaman yöneticisi olan ufaklık, “Komacan (kocaman) Teyze”siyle beraberliğin tadını iyi çıkarır.

Evcilik, mankencilik, popstarcılık, karoeke, bilgisayar oyunları, kek imalatı faaliyetlerinden yorulunca dinlenmek istedim.

“Odama gidelim. Babamın yeni aldığı kitabı okuyalım!” dedi.

Gittik.

Kitabı uzattı: Kibritçi Kız.

Eyvah… İnsanın içini kilitleyen, evsiz küçük kızın hüzünlü masalını okumamı istiyor benden. Her 31 Aralık gününde, karlı kış gecelerinde, sokakta çalışan bir çocuk gördüğümde hatırladığım masal.

Ne beş yaşındaki Diloş’umuza, ne de başka bir “Diloş”a okunmaması gereken bu travmatik masalı “okumak istemiyorum!” desem; nedenini öğrenmeğe çalışacak, kitabı alan babasını da sorgulayacak!

“Hadi, hadi” ısrarıyla mecburcu, bazı kelime ve cümleleri atmaya kararlı; “Soğuk ve karlı bir kış gününde Kibritçi Kız, insanlara elindeki kibritleri satmaya çalışıyormuş…” diye okumaya başlamıştım ki; Diloş “Çocuklar kibrit ellemez ki!” diyerek sözümü kesti.

Umursamayıp “Bembeyaz karlara basan minicik ayakları çıplakmış. Üzerinde…” diye sürdürürken “Neden ayakkabılarını giymemiş yaramaz çocuk?” sorusu geldi.

Metindeki “yer yer yırtılmış eski” sözcüklerini değiştirerek “Üzerindeki eprimiş eteklik ve kazağının soğuğa karşı hiçbir yararı yokmuş…” sözlerim “Komacan Teyzecim; ‘erpimiş’ ne demek?” sorusuyla kesilince “Bilmiyorum(!)” dedim.

İkna olamayınca sayfadaki resme bakmak için uzandı: “Aaa, giysileri eskimiş. Üzerinde anorağı da yok. Bi dakka, bi dur: beresini de takmamış. Aman tanrım! Çizmeleri de yok!” diyen Diloş’u aldığım derin nefesle susturdum.

“Soğuktan üşümüş (donmuş) ayaklarını ısıtacağı sıcak bir köşe arıyor….” cümlesinin devamı gelemedi: “Evine gitse ya…”

Aldığım derin nefesle başladığım “Elindeki kibritleri satmaya çalışıyormuş…” cümlesi de ünlem ve soru işaretli “Çocuklar para kazanmaz! Anne-babalar, büyükler para kazanır” cümlesiyle kesildi.

“O gün yeni yılmış. İnsanlar, kibritçi kızın önünden telaşla geçiyormuş… Karnı acıkmış. Sıcak bir çorba içebilmek umuduyla eski bir lokantaya girmiş. Lokantacı öfkeyle bağırmış: “Dışarı çık. Müşterilerimi kaçıracaksın!” demiştim ki; “Pis lokantacı!!! Bakim, bakim adamın remsi (resmi) var mı? Biz gitmeyelim o lokantaya” diye sinirle bağırdı.

“Okumamı engellersen, bırakacağım!” demem üzerine minicik iki elinin işaret parmaklarını yukarıya kaldırarak “Sözzzz, susacağım!” dedi. İnanmış gibi yaptım.

“Kibritçi kız, karlı sokaklarda, yürümeye başlamış…” cümlem de “Ayakları doncak ama…” çığlığıyla kesildi.

Elimle ağzını kapatıp: “Gidecek evi yokmuş…”diye başlamıştım ki, “Lüften sööööle, bize gelsin!”diyen Diloş’a bakmakla yetinip, sansürlü okumama başladım.

“Taş bir duvarın dibine çökmüş. Elindeki kibritlere bakarak; ‘En iyisi, şu kibritlerden bir kaçını yakıp, ellerimi ısıtayım.’ demiş….” cümlesinin devamını “Ohhh be, akıllı kız di mi?…” cümleciğiyle tamamlanmasına aldırmadım.

“Kibritlerden birini, kutuya sürterek yakınca, karşısında yanan bir soba belirmiş.” cümlem “Nasıl yani?” diyen Diloş’un ağzını elimle kapatarak sürdürdüm.

“Elindeki kibriti yukarı kaldırarak, dikkatle sobaya bakmış. Ellerini uzattığında, sobanın ısıtmadığını anlamış.” cümlesi de “Yaaaa, neden ısıtmıyor soba?” sorusuyla, “Bir kibrit daha yaktığında da zengin bir sofra belirmiş…” cümlem, “yaşasın” çığlıklarıyla kesildi.

“Kibritçi kız, bu sofranın da alev sönünce, kaybolacağını biliyormuş. Kibrit sönünce, bir tane daha yakmış. Bu kez kendini, yeni yıl için çok güzel süslenmiş bir çam ağacının altında armağan paketlerinin yanında görmüş.’Paketlerin içinde ne güzel armağanlar vardır!’ diye düşünmüş….” demiştim ki…

“Kocaman teyze, inşallah paketlerin içinde çizme, bere, kakşol, eldiven falan vardır!” diyen Diloş’a sımsıkı sarılıp, iki yanağına kocaman Ege usulü öpücük kondurup, devam edemeyeceğime olan inancımla okumaya başladım.

“Yeni kibritle çam ağacı ve paketler uzandığında değebileceği kadar yakınına gelmiş. Düş olduğunu anlasa da, çok mutlu olmuş” cümleme cevabi “Düş ne demek?” sorusunu duymazlıktan geldim.

“Kibritçi kız, bir zamanlar küçücük evinde yaşadığı yeni yıl akşamlarındaymış gibi hissetmiş kendini. Kibrit sönünce ağaç karanlıklara karışıvermiş. Yeni yaktığı kibrit bir ay önce kaybettiği büyük annesini getirmiş.” diye sürdürürken “Annemin ‘anane’si pamuk nenem gibi kaybolmamıştır inşallah, kibritçi kızın büyük annesi?” diyen Diloş, beni mahvetti.

Titreyen sesimle “Kibritçi kız, minicik ellerini büyükannesine uzatmış “Seni burada görmek ne güzel!” diye mırıldanmış. Elindeki kibrit sönerse büyük annesini kaybedeceğinden korkan kız bir kibrit daha yakmış. Büyük annesi, bu kez daha da yakınına gelmiş. Sıcacık ellerini uzatarak: “Benimle birlikte gelmek ister misin?” diye okurken Diloş “Veeee” diyerek sözümü -beden dilini de dahil ederek- kesip,

“Kibritçi kız ‘evet’, gelirim Büyükannecim’ demiş! Veeee masal da burada bitmiş.”

Şaşkındım.

Ben zaten masalın sonunda kibritçi kızı soğuktan dondurmayacaktım ama, Diloş benden önce davranmıştı.

Önsezisiyle masalın sonunu getirmemi engelleyerek, kendini korumaya almıştı.

Öyle ya, ne masallarda ne de gerçek yaşamda açlıktan ve soğuktan ölmemeliydi çocuklar!

Ben bunları düşünürken Diloş’un yüksek perdeden sesiyle irkildim:

“Annneeee, biliyor musun Kibritçi Kız, Büyükannesine kavuştu. İkisi bayram gibi yılbaşı yapacak!”

“Hıı öyle mi, aferin kızıma da, komacan teyzesine de” diyen yeğenim Evşen’in sözlerine Diloş’un sesi karıştı:

“Annee, sokakta kibritçi kız görürsek ısıtmaya evimize getirelim olur mu?” (ŞD/EÜ)

* Bayram; sevdiklerinizle beraber olmaksa… bianet’e emek veren ve okuyan herkese bayram yapacakları yeni bir yıl dileğiyle

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın