Yaşlılık, Aktif Yaşlanma, Yaşlı Nüfus, Yaşlılar Haklıdır, Yaşlılıkta Bakım

Sabret…

Sabret

Sabret...

Kendim(iz)e çok alışkın dahası kendim(iz)le çok da barışık olmadığım(ız)ın ayrımına vardığımız Korona günlerine her geçen gün yenileri ekleniyor. Ne kadar süreceği bilin(e)meyen bu günlerde herkesin yaşamı –bir şekilde– alt üst oldu.

Yeni rutinlerimiz oluştu; çoğu kez eski çoğu kez yakındığımız rutinimize duyduğumuz özlemle.

Yaşadığım kentten ve evimden uzakta, misafir olarak geldiğim İzmir’de, kızçemin yanındayım, tam 33 gündür. Güzelim deniz havası, insanı sokağa davet eden güzelim güneşli hava –bazen insanın içini de yıkayan yağmur olsa da- cezbediyor insanı. Evin minnacık bahçesi çok kıymetli benim için. (Şimdi televizyonda Candan Erçetin o güzelim “Bahar” şarkısını söylüyor: “Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar…”

Bahçe, bahar deyince ektiğimiz maydanozlar çimlenmeye başladı. Komşu bahçedeki leylaklar da görüntüsü ve kokusuyla günümüzü şenlendiriyor. Sabahları da bülbül sesleriyle uyanmak umut veriyor.

Bunca gündür ev içinde yapılacak detay işler bitti. Temizlik işlerinde ‘kırklama’dan da vazgeçtim artık. Zaten obsesiftim, baktım ki iş daha kötüye gidiyor; mücadele ediyorum çamaşır suyu (İzmir’de klorak denir) ve kolonya kullanmayı asgariye indirmek için. Ama kolonyanın bir yararı oldu, ellerimdeki yaşlılık lekelerini azalttı, ellerimdeki yaşlılık lekelerine peeling etkisi yaparak.

Uzun süredir yapmadığım emek yoğun yemekleri yapıyorum arada bir. Alınan kilolar mı? Şahtım, şahbaz oldum; bir-iki ekleniyor bittabi. Akşamları ay çekirdeği (İzmir’ de çiğdem denir) yeme takıntımız oldu bir ara, neyse ki terk eyledik.

Film izlemek de iyi geliyor, çoğu kez sıkılıp yarım bıraksam da. Bazen de kendimi kaptırıp dizi izliyorum, ardı ardına 3-4 bölüm üstelik. Müzik – her zamanki gibi– kurtarıcı, iç konuşmalarımı duymamı engellediğinden.

Rengarenk iplerle iki battaniye bir bolero ördüm, sıra toruna yelek örmeye geldi. Çok rahatlatıyor beni ördüğüm ‘kutu kutu penseler’ nam-ı diğer kesme şekerlerim. “Şado, Korona günlerinde ördü” sergisi açarsın artık diyor arkadaşım.

Yaşlıyım haklıyım web sitesi için yapılan medya takip raporunu incelemek epey zamanımı alıyor, dünyada ve ülkemizde yaşlıların hal-i pürmelaline ilişkin haberler içimi acıtıyor olsa da. Bir haftadır gözlerimdeki rahatsızlık nedeniyle bilgisayarı sınırlı kullanıyorum.

Sosyal medyayla mesafemi daraltmaya devam. “N’aber” mesajlarından da iyice gına geldi zaten. ‘Nasılsın’la başlayan telefon aramalarına bayılıyorum oysa. Telefon görüşmelerini de hızlı adımlarla yürüyerek yapıyor, gün sonunda adım kaydımı kontrol ediyorum.

Günün en özel zamanı torun Atlas’la yaptığım görüntülü görüşmeler. Ona, evdeki –karşılıklı fiziki mesafemiz olan‘Topişko’ ve ‘Culya’ adlı iki kedinin maceralarını anlatmam çok hoşuna gidiyor. Bana öğrendiği yeni şarkıları söylüyor, ben de ona bildiğim şarkıları.

Bazen düet yapıyoruz İzmir ve İstanbul’daki ev ahalimizle.

Atlas’a yeni yıl hediyesi olarak yazıp yara bantları ve dergi kesikleriyle resimlediğim butik iki masal kitabı yapmıştım; yenilerini yaparım belki, yakında. Evime kavuşacağım ve Atlas’ı sarıp sarmalayarak, öpüp koklayacak günlerin hayalini kuruyorum her dem.

“Kültürel gelenekler salgınla yok oluyor”

“Prof. Dr. Çevik: Kültürel gelenekler, salgınla yok oluyor” başlıklı haberde Prof. Dr. Çevik, özetle şöyle diyor:

Kökeni Antik Çağ’a dayanan tokalaşma ve sarılma geleneği, Koronavirüs el yoluyla bulaşabildiğinden salgınla bir anda yok oldu. Salgın bittiğinde, bunun kültürel kalıcılığını zaman gösterecek. Binlerce yıl önce sözün olmadığı zamanlarda en çok vücut diliyle -en çok göz ve el hareketiyle- anlaşılırdı. İnsanlar birbirine sevgilerini dostluklarını ve barışlarını bu şekilde gösterirdi. Vücut ve el teması, sevgi ve dostluğun en ileri göstergesidir.

Her ulus kendi gelenekleri doğrultusunda tokalaşır; alından, yanaktan ya da dudağından öper. İnsanlar binlerce yıldır dokunarak birbiriyle selamlaşıp sevgilerini gösterir. Bu aynı zamanda bir barış göstergesidir. Elini size uzatıp tokalaşan birinin elinde silah olma ihtimali yoktur. Antik kaynaklarda ve arkeolojik belgelerde tokalaşma sahnelerini görüyoruz.

Mesela Nemrut Dağı’nda Arsemia’daki Kral Antiochos ile Herakles’in tokalaşma sahnesi gibi. Günümüzdeki tokalaşma sevgi gösterisi.
Elin üzerinde mikrobun var olduğunun saptanması tokalaşma biçimini değiştirdi.

Koronavirüs dünyasında artık insanların birbiriyle tokalaşmıyor, öpüşmüyor, sarılmıyor; kendilerini olası virüslerden korumak için.

Yaşlılara karşı tavırlarımız, tokalaşma ve sarılma gibi adetlerimiz bir salgınla yok oldu. Bir yaşlı için masaj; dokunulmaktır, sevilmektir, ilgilenilmektir. Dokunma masajı (sıvazlama) genel olarak dokunsal uyarım, periferal dokunma ile sinirsel uyarım, dokunsal masaj, aromaterapi, masajı, el masajı, fiziksel dokunmayı ifade eden ve sıvazlama anlamında kullanılabilir. Dokunma masajı, demanslı hastaların günlük bakım aktivitelerinin bir parçasıdır; diğer uygulamalarla kombine.
Bedenin farklı bölgelerine değişik şekilde frekans ve uzunlukta uygulanan dokunsal masaj; yaşlıya/ hastaya (aslında herkese) büyük bir zindelik verir, stresini azaltır, ağrısını hafiflettiğinden anksiyetesini düşürür, sinirli davranışların azaltır.

İçime en çok oturan -uzun yıllar başka ülkelerde bir süredir de ayrı şehirlerde yaşadığından- uzak yakınımdaki kızçemden, şimdi bu denli yakınken uzak olmak. 33 gündür bir kez saçlarını okşayabildim; suçlu hissederek kendimi. Evin dışarı işleri onun üzerinde. O benim için kaygılı ben onun için.

Ayşe Özek Karasu, “Sosyal mesafe yaşam tarzı olsun; mümkünse İsveç usulü” başlıklı yazısında şunları söylüyor:
Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘sosyal mesafe’yi kavramını ‘fiziksel mesafe’ çevirdi, insanlar sosyal bağlarını korumalı diyerek. Virüsün yayılmasını engellenmeli ama fiziksel mesafe içinde sosyal bağları güçlendirilmeli; pandeminin aşılmasında birlik ve beraberlikle dayanışma ağları kurmak bakımından kritik önemde olduğundan. Kovid 19 bir süre daha hayatımızda kalacak ve bağlılık hissine ihtiyacımız olacak.

Nadiren sabahın erken saatlerinde kaçamak yapıp dışarı çıkıyorum. Karşıyaka’nın upuzun sahilinde köpeğini gezdiren iki-üç kişi dışında kimsenin olmaması garip geliyor. Geçen gece bankamatikten para çekmek için çıktım evden yarım saatliğine, maskeli ve siperlikli. Tuhaf geliyor insana. Maske meselesi de ayrı sorun. Evdekiler bitti; edindiğimiz yeniler de sağlıklı değil. Sıradan edinilebilen bir şeye ulaşamamak tuhaf –başka sözcük bulamadım– geliyor. 5 liralık siperliğe 35 lira ödemek de zoruma gitti.

Aile eşrafından, arkadaşlarımdan, tanışlarımdan aldığım sağlık afiyet haberleri mutlu ediyor. Hastanelik bir durum olmasın diye, kırık-çıkık ya da yanık gibi ev kazalarına karşı aşırı dikkat geliştirdim, herkes gibi.

Arkadaşım Senar aradı telefonla az önce. Sordum ”Bu günlerin şarkısı ne olmalı? “ diye. Cevabı şarkı adı aşağıda.

Hicranı açmıştır sînede yara

Zavallı gönlümün neş’esi kara

Talihin zulmeti yol vermez yâra

Bahtım kara, gül kara, sümbül kara

Sabret gönül birgün olur bu hasret biter

Çekilen acılar canım gün olur geçer

Bir gül için bülbül giymiş karalar

Sînem üzre göz göz olmuş yaralar

Bu dert beni iflah etmez paralar

Benim derdim dermanın bilen yok

Sabret gönül bir gün olur bu hasret biter

Çekilen acılar canım gün olur geçer

Beste: Sâdi Hoşses

Güfte: Karacaoğlan

Makam: Mahur Usûl: Düyek

Kaynak

Korona günlerinde yoğunlaşma ve odaklaşma güçlüğü çevremdekiler gibi benim de sorunum; yazıdan da anlaşıldığı üzre.

Korona stresinin doğrudan demans yapmayacağını ancak özellikle orta yaşlılarda ileride demans hastalıklarının ortaya çıkmasını kolaylaştırabileceğine dair bir haber okudum geçenlerde. ‘Aman dikkat’ dedim kendime. Sevgili okur; iş bu yazı vesilesiyle sizi de uyarayım, haddim olmayarak.

Karanfil ve tarçınlı yeşil çayımın eşliğinde örgüme ve izlediğim şahane dizime döneyim izninizle.

Sağlıcakla…

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın