Rengahenk Yaşlılar

Sahi “Yarın Ne Kadar Sürecek?”

Sahi “Yarın Ne Kadar Sürecek?”

Sahi “Yarın Ne Kadar Sürecek?”

Orta yaşın yaşlılık, yaşlılığın gençlik yaşındaki ve akranım olan arkadaşlarımın çoğu emekli. Her birinin bu dönemi algılayışı ve değerlendirişi farklı. Ortak noktaları ise; “İnsanın zamanını keyfe keder kullanabilmesi, mecburi değil özlediği şeyleri yapması güzel.” demeleri.

Herkesin emekliliği kendine; benzemez hiçbiri bir diğerine” dedirten minik öyküler var onların anlattıklarında.

Esneyen zaman-mekan sınırları

Esneyen zaman, “Kendime zaman ayırmak, tembellik hakkımı kullanmak büyük güzellik. Yıllarca sabahın köründe kalktım yataktan. Şimdi keyfi kalkıyorum o saatte. Detay kahvaltı, gazete-kahve faslı, yürüyüş, uzayan telefon konuşmaları, sanal alem turları. Cam mozaik kursu ödevlerimi sığınağa çevirdiğim oturma odamda yapıyorum. Zaman-mekan sınırlarım esneyince çevremdekilerle mesafem daraldı. Mutluyum genel olarak.” diyor A.

“Hayattan emekli olunmuyor. Yarı zamanlı çalışıyorum. Böylece sevdiklerime, sevdiğim şeylere zaman ayırabiliyorum. Torunum şimdiki hayatımın en büyük güzelliği. ” diyor B.

Sevdiklerime özel çikolata

“Ne kadar uzak görünüyordu emeklilik. ‘Ahhh bi hak etsem bir gün durmam’ derdim hep. Çabucak gelip de geçince fark ettim; hayalini kurduğum emekliliğin aslında beni ürküttüğünü. Korkumun üstüne gidip, yapmak-görmek istediğim şeyleri listeledim. Yıllar önce izlediğim ‘Çikolata’ filminde; Juliette Binoche dükkanı için çikolata yapıyordu. Özenmiştim ona. Listemde çikolata yapımı kursuna gitmek de yer aldı. Mutfak-yemek işlerinden hiç hazzetmezdim. Şimdi sevdiklerime özel çikolata yapıp, hediye ediyorum. Geç diğerlerini, sadece bu keyif bile yeter; emekli olmak için.” diyor C.

“Çalışırken zaman yok, para vardı. Şimdi zaman var ama para sınırlı. Bir arkadaşım bir etkinlik önerdiğinde ‘Kaç lira?’ oluyor ilk sorum. Önceden ‘Hafta sonu mu?’ diye sorardım. Sinemaya halk günlerinde gidiyor, yolculuklarımı önceden planlayıp erken biletliyor, alışverişe daha çok zaman ayırabildiğimden iyi şeyleri ucuza alıyor, pazara gidiyor, market promosyonlarını takip ediyorum. Zarardan kar, kardan zarar meseli. Sonra da istediğim diğer şeyler için değerlendirebiliyorum bu karı. ” diyor D.

Zaman yönetim cetveli

“Endişe, merak, kuşku ve heyecan duygularıyla başladı emeklilik günlerim. Balayını kısa tuttum. Heyecanım, içeriği değişerek sürdü hep. İnsanın 09-18 saatleri dışında çalışmak dışında yapabileceği ne çok şey varmış meğer. Beni kasıp germeyecek esneklikte zaman yönetim cetveli çıkarttım kendime. Bakalım şimdilik her şey çok güzel…” diyor E.

“İşyerinde herkes gençti; ben hariç. Dinozorluğun manası yok deyip emekli oldum. Zor ya… Kendimi işe yaramaz, pespaye biri gibi hissediyorum. ‘Alışırsın’ diyenlere kızsam da, zamana ihtiyacım var galiba.” diyor emekli koca sendromu’ndan muzdarip Zeliş’in eşi F.

“Kızım ‘Nereye kadar çalışacaksın?’ dediğinde ‘İş beni bırakır, ben işi değil’ derdim. Ne büyük laf! Koroner by-pass ameliyatı sonrası yaşadığım depresyon tedavisi bitince evdekilerin zorlamasıyla emekli oldum. Başlangıçta zorlandım ama şimdi ‘iyi ki’ diyorum. Hastaneye yetiştirmeselerdi, şimdi öbür taraftaydım. Hayatımı yavaşlattım, psikoterapi iyi geldi bana. Yeni hayatımda hayır demek, ben merkezli olmak için çaba harcayan biriyim.” diyor G.

İkinci baharın delişmen ruhu

“Çalıştığım yıllar ilkbahar, bu dönemim ikinci bahar bence. Ufak tefek hastalıkları, yaşadığım kayıpları, artan ekonomik sıkıntıları, nadiren bana iyi gelen yalnızlığımı baharın delişmen ruhuna bağlayıp rahatlıyorum. ” diyor H.

“Yaşlılar için ‘Ununu eleyip, eleğini duvara asmış’ denir ya. Emeklilik insana erkenden yaşlı etiketi yapıştırıyor. Ellerim eleği tutacak güçte iken çalışmak istiyorum; hem işe yaramak, hem de ek gelir için. Emekli insanı işe almak istemiyorlar. Alacak olanlar da ’emekli nasılsa’ deyip, komik ücretle çalıştırmak istiyor. İnsan soğuyor tabii” diyor I.

“Erkeklerin askerlik anısı gibi hiç bitmez, emeklilerin geçmişteki iş yaşamına ilişkin anlattıkları. Niye? A. Hanım- B. Bey, Başkanım, Müdürüm, Patronum, Amirim iken, Doktor Bey, Hemşire Hanım iken ‘adsız-unvansız emekli’ olmayı, güç-statü-ayrıcalıklardan da emekli olmayı kabullenmek kolay değil. En azından bana öyle olmadı.” diyor J.

Keşfi, keyfi çok olsun derken…

“Eşimle bol keşifli, bol keyifli bir emeklilik dönemi hayal ettik hep. Hayatın akışı eşimi anasıyla, beni babama bakmakla vazifelendirdi. Babam çok yoruyor beni. Gün boyu bitmiyor kaprisleri. Ağzından bir tane güzel laf çıkmıyor. ‘Senin de bir yaşamın, kocan var; yarın gelme istersen!’ diyen de yok. Torunumun tadını çıkaramıyorum. Eeeee, benim yaşım 60 küsur. Büyüklerimiz bizim yaşlandığımızın farkında değil ki! “diyor K.

“Oğlumun kredi borcunu alacağım ikramiyeyle kapatmak için emekli olunca hayatımı döndüremez oldum. Uzun otur, televizyon izle dur. Kitap-gazete-internet nereye kadar? Çiçek-böcek, gübre-toprak, keski-makasla uğraşmak, resim yapmak, yemek pişirmek bana göre değil. Hatunla didiş dur. İnsanlardan kaçan, melankolik bir adam oldum. Kızım psikiyatriste götürdü zorla. Teşhis: depresyon. Tedavi: antidepresan. Kurşuniden kırık beyaza döndü artık; depresyonumun rengi. Tavsiyemdir; hazır değilseniz emekli olmayın. ” diyor L.

Yaşasın emeklilik

“Angelopoulos’un “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmini izliyorduk eşimle. Alexander soruyor sevdiğine: Yarın ne kadar sürecek? Yanıt: Sonsuzluk ve bir gün. Bu replik emekli olma kararı aldırttı bana. Yarının ne kadar süreceği belli değilse, hala çalışmak niye dedim eşime. Yaşasın emeklilik!” diyor M.

* Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın