Yaşlılık

Yaşlılar İçin Adil Mekânlar; Hemen Şimdi

Yaşlılar İçin Adil Mekânlar; Hemen Şimdi

2019 Yaşlılık Yılında, yaşlılığa dair ikisi dosya-dergi, biri araştırma kitabı niteliğindeki üç önemli, çok güzel kotarılmış yayın heyecanlandırdı beni.

İlki, Birikim (sayı: 362-363-Haziran-Temmuz 2019) Dergisinin “Yaşlılara Bir Yer Var Mı?” dosyasıydı.

İkincisi emeklilik ve sigorta şirketi AvivaSA’nın katkısıyla Yaşama Dair Vakıf: Her Yaşta Dolu Dolu Yaşa’nın (YADA) çalışması olan “Türkiye’de Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri Araştırması” kitabıydı.

Üçüncüsü de beyond.istanbul’ Mekanda Adalet Derneği’nin (MAD) yayımladığı (05.2019) dosya-dergi. Konuk editörlüğünü Didem Danış– Yaşar Adnan Adanalı‘nın yaptığı bu içi ve dışı çok şık dergiyi bana ulaştıran editör sevgili Bahar Bayhan‘a bir kez daha teşekkür ederim.

Adalet mekânda da şart!

Derginin editöryel’den sayfasında Adanalı; “ABD’deki yaşlıların tecrübe ettiği bir mekânda adaletsizlik örneği bizi, ‘Peki, Türkiye’de durum ne?’ diye meraklandırdı. Genel olarak mekân çalışmaları içinde yaşlılığın yeterince ele alınmadığını, yaşlılık çalışmalarının da mekânsal boyutunun eksik olduğunu gördük. Mekân çalışmaları ile yaşlılık çalışmalarını bir diyaloğa sokarak hem dönüşen yaşlılığı hem de değişen kent ve kır mekânlarını daha iyi anlamaya gayret ediyoruz” diyor ve herkese insan onuruna yakışan bir yaşlanma deneyimi yaşamasını diliyor.

The New Yorker Dergisi’nin 2 Ekim 2017 tarihli sayısında yayımlanan “Yaşlılar haklarını nasıl kaybediyor?” başlıklı haberde araştırmacı- gazeteci Rachel Aviv diyor ki (özet);
ABD vesayet hukukundaki yasal boşlukları kullanarak kendi bilgileri ve rızaları dışında yaşlılara vasi tayin ettiren şirketlerin usulsüzlüklerinin üzerine gider. Vesayet kararı aldırdıktan sonra yaşlıları, ansızın kapılarını çalarak evlerinden zorla tahliye ettirip bakım merkezlerine yerleştirmek ve taşınmazları, araba ve özel eşyaları da dahil sahip oldukları her şeyi satarak para kazanan şirketlerin hikayesinin geçtiği bu vakanın münferit değil, sistemik bir istismar olması nedeniyle haksızlığın ağırlığını arttırıyor.

“Bu sayıyı hazırlarken Türkiye’de yaşlılık ve yaşlanma konusunun artan önemine rağmen, konuyla ilgili çalışmaların oldukça az olduğunu gözlemledik” diyen Danış ve Adanalı çok haklı ve bu yüzden de hazırladıkları “Mekanda Adalet ve Yaşlılık” sayısı çok kıymetli.

160 sayfada 24 yazı bulunan, sadece yazıların değil, fotoğrafların da –hele ki tasarımının- şahane olduğu derginin ilk bölümünde; yaşlanmanın demografik boyutları ve toplumsal sonuçları ile yaşlanma politikalarına dair tartışma yürüten ikisi söyleşi dört yazı yer alıyor.

Alan Duben ile Danış-Adanalı’nın yaptığı “Toplum ve aile odağında yaşlanma ve yaşlılık” söyleşinden (özet alıntılar):

Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor. Hayat serüvenleri de farklı. Belli bir yaştan sonra kadın nüfus, erkek nüfustan daha fazla oluyor; 80 yaşlarından sonra neredeyse iki kadına bir erkek düşüyor. Dolayısıyla yaşlılıktan söz ederken daha çok kadından söz ediyoruz.
Erkekler -sadece Türkiye’de değil- ölüm ya da boşanmadan dolayı eşlerini kaybederlerse, rahatça yeniden evlenebiliyor. Kadınlar kendilerinden yaşlı erkeklerle evleniyor. Eş bulup evlenmek, bir tür piyasadan geçer; erkek ve kadınların evlilik piyasaları farklı. Evlenme örüntüleri veya değerleri de farklı. Erkekler daha önce öldüğünden çoğu çocuklarıyla ve eşleriyle birlikte aile içinde yaşlanıyor, kadınlarda bu şans daha düşük.

Yaşlıların bakımı Türkiye’de de çoğunlukla (evde ve kurumlarda) kadınların üzerinde. Aile içinde yaşlılara gelinler veya kendi kızları bakar. Yaşlanmada kadının rolü çok merkezde. Yaşlanan nüfus daha çok kadınlardan oluşuyor, daha genç nüfusun yaşlılara bakma işi de kadınlar üzerinde. Hatta orta yaşlı (sandwiç kuşak) kadınlar sadece yaşlılara değil, büyüttükleri çocuklarına, kocalarına, annelerine (ben ekledim: torunlara da) de bakıyorlar.
Yaşlanan toplumda, doğurganlığın düşmesi önemli bir faktör. İleride yaşlılara bakabilecek çok daha az insan olacak; çünkü aileler küçülüyor, ikincil akrabalar pek yok, geniş aile daralıyor (fasulye sırığı aile).

Toplumsal sınıflar arasındaki en önemli fark yaşlı bakımıyla ilgili. Düşük gelirliler bakım işini kendi kızları, akrabaları, komşuları ya da belediyenin yardımıyla yani kendileri halletmek zorunda. Zenginler uluslararası piyasadan göçmen kadınları istihdam edebiliyor. Farklı yerlerden gelen, genellikle evli, aileleri olan bu kadınların memleketlerindeki çocuklarına kim bakıyor? Anneleri, büyük ihtimalle. Burada çalışıp geride bıraktıklarına para yolluyor. Dolayısıyla orada da benzer bir sistem var. O toplumlarda yaşlanıyor, oralarda da bakım yapabilecek kadınlar azalacak, parayla da bulamayabilirsin. Eninde sonunda yerli- profesyonel insanların yetişmesi gerekiyor, yaşlı bakımı için.

Bakım sektöründeki üç sektör: İlki aile; enformel, yani para piyasası dışında (bakıcıların kısmen enformel yollarla istihdam edildiği) bir mekanizma. İkincisi, göçmen kadınlardan parayla satın alınan bir iş gücü var. Üçüncüsü doğrudan sübvansiyon, yardım veya dolaylı olarak evde bakım gibi birtakım hizmetler sunan kamu sektörü. Bu üç sektörün değişken dengeleri zaman içinde değişebilecektir.

İsmail Tufan “Yaşlılıkta yaşamın sevk ve idaresi, yaşam tarzı ve yaşam biçimi arasındaki kavramsal ayrımlar, sosyal ve yapılandırma boyutları olarak, aralarındaki ilişkileri gözlemleme olanağı sunar” diyor; “Yaşlanan toplumda adalet ve yaşlılık” başlıklı makalesinde.

“Kentte sağlıklı ve güvenli yaşlanma” başlıklı söyleşide de Tufan (özetle); sosyal bakım sigortasından sadece yaşlıların değil, bütün bakıma muhtaç kişilerin yararlanacağını, çalışanlardan ve işverenlerden yapılacak aylık primlerle finansmanı sağlanacak olan, kapsamlı ve masraflı, aynı zamanda zorunlu olan bakım sigortasının hayata geçirilmesinin sosyal politik kararlara dayandığını, bu kararları verecek olan aktörleri bir kere daha bu konuyu düşünmeye davet ediyorum” diye söylüyor.

Ayşe Dericioğulları Ergun‘dan –özet alıntılar-

Bermuda Şeytan Üçgeni: Kırsal Alanda Yaşlı Kadın Olmak

“Hem kadın hem de yaşlı olmanın yarattığı dezavantajların yanında, kırsal alanda yaşamanın getirdiği mekânsal yoksunluklar ve eşitsizlikler de yaşlı kadınlar için üçüncü bir dezavantaj.

Kırsal alandaki yaşlılar kaynak ve temel kamusal hizmetlere erişimdeki eşitsizlikle ve istihdam yetersizliği nedeniyle dışlanmayı daha derin ve çok boyutlu yaşıyor.
Geleneksel aile anlayışında yaşlı olmak ‘sorumlu’ olmak anlamına gelir. İhtiyacı olan tüm bakım ve hizmetler, hane içindeki ya da köydeki gençler tarafından sağlanır. Ancak çekirdek aileye dönüşüm sürecinde aile, sosyal güvenlik kurumu olma özelliğini giderek kaybettiğinden, yaşlılar ‘sorunlu’ olarak, çocuklarına/topluma yük olan, sıkıntı veren bir algıyla değerlendirilmektedir.

Kırsal aile yapısındaki dönüşüm, geleneksel dayanışmanın zayıflaması, coğrafi ve iklimsel koşullar, altyapı sorunları ve kamusal hizmetlere erişimdeki sıkıntılar kırsalda yaşlanmayı karmaşık ve değişken bir süreç olarak karşımıza çıkarıyor.

Yaşlılara yönelik sosyal politikaların planlanmasında aileyi temel alan anlayıştan öte, yaşlının devlete muhtaç olmadan yaşam sürdürebileceği sosyal politika anlayış ve uygulamalarına ihtiyacımız açıktır.

İkinci bölümde yaşlılık ve yaşlılık haklarının kente odağında ayrıca mekânsal ve toplumsal eşitsizlikleri çeşitli boyutlarıyla ele alan 13 yazı bulunuyor.

Gülüstü Salur‘dan –özet alıntılar-

Mekân ve Yaşlılık: İhtiyarlara yer yok mu?

Yaşama ve yaşlanma genelde kendine bir alan oluşturma ve ona alışma, onun içinde rahat etme süreci. Yalnızca yaşanan ev, mahalle, sokak değil, misafirliğe gidilen akraba evleri, bakkal, market, fırın, kasap vb. bu kişisel alanın uzantısı, (aşinalık, rahatlık, güvende hissetme halini oluşturan) konfor alanları. Bu yerlerle özdeşleştirdiğimiz insanlar ve sosyalleşme de mekâna dahil. Yaratılan çağdaş konfor alanlarının tamamlayamadığı bir başka rahatlığın, bir başka güvende olma, evinde olma duygusunun peşindeyiz
(alıştığımız) mekânla ilişkimizde.

Yaşlılıkta mekân değişimi sağlıkta bozulma, ekonomik koşullarda kötüleşme, eş kaybına bağlı yalnızlaşma gibi kişiye özgü nedenlerden ya da mekânın artık yaşlının fiziksel değişimine uygunsuz olması, deprem korkusu vb. gibi dış faktörlere bağlı olabiliyor. Yaşlılıkta mekânla ilişki statik, gereksinimler ise değişken.

Üst üste hayatlar… Mahremiyetin azaldığı hayatlar… Yerinde yaşlanma tercihinin uzantısı, yerinde bakım tercihi. Gelecekte evde bakım daha da öne çıkacak; mekân-yaşlı yakını ilişkisine yaşlıya bakan aile yakını/bakıcı ilişkisi eklenecek. Aile içinde olmak güzel ama -hele de huzurevi/ bakımevlerindeki- başkalarının yapılandırdığı bir günlük rutin içinde mekânla ilişkisi bir yerden bir yere taşınma duygusu veren hayatlar yaşanıyor.

Velittin Kalınkara “İç mekanda gerontolojik düzenlemeler yaşlıya özerklik sağlıyor mu?” başlıklı makalesinde; ihtiyaçların karşılandığı, çözüme dahil olamadığı steril ortamların yaşlıyı sınırladığını, yaşama isteğini azalttığını, enerjisini bitirdiğini; yerinde yaşlanmanın temelinde bireysel özgürlüğün sürdürülmesinin yattığını, yaşlının özgürlük alanını daraltmadan kendi ev ortamında yaşamını sürdürmesine yönelik düzenlemelerin önem taşıdığını söyleyip ekliyor: “Gerenteknolojik düzenlemelerin de bireyin özerkliğini yok etmeyecek biçimde tasarlanması ve sunulması gerekir.”

Özgür Arun “Yaşlanmayı aşmak” başlıklı makalesinde “sosyal politikaların temel prensibi ne olmalıdır?” sorusuna verdiği yanıt net: “Türkiye’nin yaşlanma politikalarının temelinde yatan fikir, toplumun her kesiminde her sınıfında kabul edilemez eşitsizliklerin hakkından gelmek ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmek olmalıdır.”

“Yeni kentleşme dinamikleri ve kentte yaşlılık” başlıklı makalesinde Murat Şentürk; modern iktisadi sistemin kent üzerindeki etkisinin özellikle çalışma yaşamının görece dışında yer alan çocuklar, engelliler ve yaşlılar açısından yıkıcı boyutlara vardığından belli iyileştirmeler için çeşitli adımların atılmasında yarar olduğunu, bunun yaş dostu kentlerin politika ve uygulamalarından esinlenerek ve yerel yaşama kültürünü odağa alarak kentte yaşlanma deneyiminin aktif biçimde gerçekleşmesine imkân tanıyacak müdahalelerle gerçekleştirilebileceğini vurguluyor.

Hatice Kurtuluş‘tan –özet alıntılar-

Kentsel dönüşümün sessiz mağdurları yaşlılar

Kentsel dönüşüm ve yeni bir yaşlılık travması olarak ‘değişime zorlanma’; kentin merkezinde kalmış görece refaha sahip yaşlıların kentsel dönüşümden sağlayacakları maddi fayda kendileri için değil, sonraki kuşaklar için anlam ifade edecek ama yarattığı mağduriyetlerle kendileri baş etmek zorunda kalacaklardır.

Bu mağduriyetlerin başında, yaşlılıkta mekân değiştirmenin zorluklarının yanı sıra kentsel dönüşümün sağlayacağı maddi fırsatları kaçırmak istemeyen yakınlarının ve komşularının yaşlıları uzun süredir yaşadıkları ve kendilerini güvende hissettikleri evlerinden çıkmaya zorlamaları gelmektedir.

Yaşlıların bu değerlenmiş arsa üzerindeki varlıkları fuzuli işgal olarak görülecektir.

Itır Erhart, “Koşu, yaşsızlık ve şehir” başlıklı yazısında; ‘normal’ yaşlanan bir bireyin kendini dış mekânda koşarken hayal etmesinin neredeyse imkansız olduğu Türkiye’de, Mart-2008’de, ‘adım adım’ (charity run) adlı kolektif yardımseverlik koşusunu düzenleyen sivil toplum http://adimadim.org/ oluşumunda 65 yaş üstü koşucu sayısının az olmasını içinde yaşadığımız neoliberal şehirlerde koşunun yaşsız bir aktivite olmamasına, mekânsal ve toplumsal ayrışma ile sosyal eşitsizliklerin normal yaşlanan bireylerin -koşu dahil- fiziksel aktivitelerden uzak durmasına bağlıyor ve – yaşlanan bireyler dahil- herkes için tasarlanmış kapsayıcı şehirlerin önemini vurguluyor.

Murat Güvenç, “Keşifsel değerlendirmeler: İstanbul mahallelerinde yaş profili farklılaşması” başlıklı yazısını “Anlamlı, geçerli, sürdürülebilir ve adil bir kentsel yaşam isteniyorsa, yakın gelecekte ‘yaşam döngüsündeki konum’ boyutunu da değerlendiren yeni bakış açılarına gerek duyacağız” cümlesiyle bitiriyor.

“Kentsel alanlarda yaşlıların karşılaştığı mekânsal engeller” adlı makalesinde Hamza Kurtkapan, mekânla ilgili problemlerin evden, apartmandan başladığını, kentsel mekânların daha çok gençlere göre tasarlandığını, bu durumun yaşlıların evden başlayarak fiziksel ve sosyal alanların küçülmesine, dolayısıyla yalnızlık, kimsesizlik, güvensizlik, dışlanma gibi problemlere sebep olduğunu, yaşlıların bu problemlerle baş edebilmesi için ‘yaşlı dostu kent’ vb. uygulama ve politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Gülay Kayacan‘dan -özet alıntılar-

Kent çağı’nda yaşlanmak ve yaşçılık üzerine bir çalışma: Ada’da yaşlanmadan yaşamak.

Yaşçılık, bireysel ve kurumsal olmak üzere iki düzeyde işlenen bir ayrımcılık biçimidir. Bireysel yaşçılık, yaşlı bireylerin gündelik yaşamlarında kalıp yargılara ve önyargılara dayalı algıdan dolayı ayrımcı tutum ve davranışlara maruz kalmalarıdır. (Gerontofobi: gençlerin hiçbir deneyimsel arka planları olmaksızın, nedensiz yere yaşlılardan nefret etmesi ya da yaşlanmaktan korkması.) Kurumsal yaşçılık, toplumsal yaşamda ya da siyasal alanda, medyadaki temsillerde eksiklik, kent planlamada görmezden gelinme ya da zorunlu emeklilik gibi yasal düzenlemeler veya çalışma hayatında kurumsal hizmet içi eğitimlerde yok sayılma vb. olumsuz yaklaşım ve uygulamalar.
Kayacan, 6-16 Ağustos 2018’de Adalar Vakfı ve Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliğindedüzenlenen Nazım Hikmet Büyükada Yaz Kampı’nda, yaşçılık konusunda, farkındalık geliştirmeyi amaçlayan sözlü tarih çalışmasındaki anlatıların derinlik taşıdığını, gönüllü gençlerin belleklerinde derinlik ve iz bıraktığını söylüyor.

Merve Tunçer‘in “Örtük yaşçılık, neoliberal mekân ve ‘henüz’ yerinden edilmemiş yaşlılar” başlıklı yazısının sonunda vurguluyor: “Yaşlıların bu sözde erişilebilir mekânlardaki görünürlükleri ve mekânla olan etkileşimleri son yıllarda kamusal alan karşılaşmaları konusunda tartışılan uygunsuz/yakışıksız hissetme durumuyla yakından ilişkili. Görünürde engeli olmayan, ‘içermeci’, yeni nesil mekânlar; orada bulunan yaşlıların dışlanmış hissetmelerine, ayıplandıklarını düşünmelerine ve aidiyetsizlik hissi yaşamalarına neden oluyor. Adil, eşitlikçi ve özgür mekânlar için şehrin kenarına süpürülen sakinlerine yer açılması ve seslerinin duyulması gerekiyor.”

Aylin Şentürk, “Moda’da kullanıcı sürekliliği, aidiyet duygusu ve kent kimliği” başlıklı yazısında; aidiyetin bireye kendisinin bir yerin vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissettirdiği, soyut bir kavram olup insanın temel gereksinimlerinden biri olduğu, bu gereksinim yerine getirilmediğinde bireylerde yalnızlık duygusunun arttığı ya da toplumla uyumlu olmayan davranışların geliştiği, aidiyetin fiziki mekândan bağımsız, sadece bireysel algı üzerinden değerlendirilmesinin 1970’lerde kaldığı, aidiyet kültürü için öncelikle ait olunacak bir yer gerektiğini söyleyip ekliyor: “Birey ya da grup, ait hissettiği toprağı korur ve şekillendirir.”

Nilüfer Korkmaz Yaylagül‘den –özet alıntılar-

Kentin görünmezleri: Suriyeli yaşlı mülteciler

Çeşitli riskler yaşlıların bağımlılıklarının artmasına neden olmakta. Zaten bu risklerle karşı karşıya olan yaşlı mülteciler, göç süresince sosyal ilişkilerin ortadan kalkması, ailenin mekânsal olarak dağılmasıyla aile bağlarının zayıflaması, ekonomik ve sosyal güvenlik sorunu gibi çeşitli kayıplara maruz kalabilmekte.

Gittikleri ülkelerde yaşlı mültecilere temel sağlık desteği ile ihtiyaçlarına cevap verebilecek bakım, işitme ve hareket etmeye yardımcı araçlar vb. gibi hizmetler verilmekte.
Yaşlı mültecilerin yeniden yerleşim koşulları ile yaşam koşulları diğer göçmen grupların koşullarından daha zorlayıcıdır. Savaş ve çatışma gibi ortamlardan geldikleri için yaşadıkları deneyimler sarsıcı ve (bedensel- zihinsel- ruhsal) kırılganlıklarını artırıcıdır. Yeni sosyal ortama uyum sağlamaları zordur.

Mekânsal dağılım ve ayrışma etkisiyle genellikle kendi toplumundan insanlarla birlikte yaşama eğilimi gösteren göçmenler; göçtükleri yerlerde etno kültürel ve/veya sosyoekonomik benzerlikler aracılığıyla toplumsal ilişkiler kurulabilmekte, bu göç eden bireylerde güven duygusunun tesis edilmesini sağlamaktadır.

Yaşlı Suriyeli mültecilerin kentte görünmezliği makro düzeyde politik ve ekonomik çerçeveyle yakından ilgili, mikro düzeyde mülteciler içindeki yaşlılar gibi dezavantajlı gruplara yönelik politikalara ihtiyaç duyulmakta.

“Burası… Huzur… Yeni Levent’te bir sosyal mekân: Lokkal Kafe”ye Bahar Bayhan’ın yazısıyla, M. Cevahir Akbaş‘ın fotoğraflarıyla gidiyoruz. Mekân bir kooperatifin lokali. Kullanıcısı olan yaşlılara ev konforu sunduğu, onların dostlarıyla buluşup çalışanlarıyla samimi ilişkilerin kurulduğu, evden çıkmalarına vesile yaratan, bir özgürleşme alanı ve ‘kurtarıcı’ olan bu kafeyi en yakın zamanda görmek istiyorum.

Umut arşivi: Yaşlı dostu mekânlar haritası“nda hak temelli çalışan “65+ Yaşlı Hakları Derneği” ile Beşiktaş Belediyesi Ulus Yaşam ve Alzheimer Etkinlik Evi, İş Sanat Kültür Merkezi, Caddebostan Kültür Merkezi, Darüşşafaka Rezidans, İSMEK, Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall, Milli Reasürans Sanat Galerisi, Kadıköy Belediyesi Sosyal Yaşam Evi ve yirmi park/koru yer alıyor.

Yaşlı dostu olmayan mekânlar, yaşlıları kısıtlı bir çevrede hareket etmeye mecbur bırakır.

Üçüncü bölümde yaşlılığın konut ve mimari tasarım üzerinden ele alındığı 6 yazı yer alıyor.

Levent Şentürk‘ten –özet alıntılar-

Peter Pan Uygarlığı ve 21. Yüzyılda Yaşlılık:

Yaşlıların kentteki sekiz temel sorunu; dış mekânlar ve binalar, ulaşım, konut, sosyal katılım, saygı görmek ve katılım, sivil katılım ve iş bulmak, iletişim ve bilgi, toplum desteği ve sağlık hizmetleri…

Yaşlıların kentteki sorunları nasıl azaltılabilir?
Yeşil alanlar, dış mekânların güzelliği ve şehirdeki doğal çevre. Oturup dinlenebilecek yerlerin varlığı. Geniş yaya yolları; düz ve kaygan olmayan kaldırımlar. İyi sinyalize edilmiş ve ışıklandırılmış yaya geçitleri. Ayrılmış yaya- bisiklet yolları. Yaya sinyalizasyonunun doğru zamanlaması ve saniyeleri göstermesi. Güvenli sosyal mekânlar. Yaya yolları ve binalardan ulaşılan uygun tuvaletler. Konut alanlarında dükkân ve yerel market. Asansörlü, yürüyen merdivenli, rampalı, geniş kapılı ve koridorlu, alçak basamaklı, kaymayan kaldırımlı binalar. Oturma imkânlı bekleme odaları. Ulaşılabilir, ucuz, sık ve güvenilir toplu taşıma hizmeti.

Önemli yerlere giden araçlar, otobüs numara ve rotasının görünür olması, yaşlılara koltuk ayrılması, şoförlerin yaşlıların iniş- binişini gözetmesi, iyi konumlanmış ve aydınlatılmış oturma yerleri olan sefer çizelgeleri olan üstü kapalı otobüs durağı. Rampa, yürüyen merdiven, genel tuvalet ile (yönlendirme) levhaları bulunan tren istasyonları ve otobüs terminalleri.

Buffalo Üniversitesi Mimarlık ve Planlama Fakültesi’nde, mimarlıkta normallik algısı ve mimari görselleştirmede yaşlı bireylerin temsiline odaklanan “Yeni Normaller” dersi veren Sarah Gunawan‘ın “Yaşlı Tayfa: Elderly Entourage” projesi kapsamındaki “Toplumu Çizmek” atölyesinde geliştirilen çizimlerinde eklendiği “Mimari görsellerde ‘yeni normaller’ olarak yaşlı bireyler” başlıklı Sarah Gunawan ile söyleşi ilginç gerçekten.

Esra Akan “Yaşlılıkta çevresel uyum ve mekânın anlamı” başlıklı yazısında;
“Yaşlılara yönelik tasarım sürecinin fiziksel çevre oluşturmanın ötesinde, yaşlıların yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik psikolojik sosyolojik ve kültürel boyutları da kapsayan bütünsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır” diyor.

Bahar Bayhan’dan –özet alıntılar-

Birlikte ve dayanışmayla yaşlanma hayali: Üçüncü Bahar Köyü:

Üçüncü Bahar Sitesi Huzurevi Yapı Ve İşletme Kooperatifi Köyü, yaşlılık dönemini birlikte ve dayanışma içinde geçirme fikriyle bir araya gelen Ankara Fen Lisesi mezunlarının İzmir Seferihisar’da temellerini attığı bir yer.

Türünün ilk ve tek örneği olan bu kooperatifin üyeleri kendi anne-babalarının yaşlanma döneminde karşılaştıkları sorunları yaşamamak, kendi bakımlarının yükünü çocuklarına vermemek için bu girişimi başlatmış, kuruluş aşamasında “Amacımız bina yapmak ve içine girip oturmak değil; ileri yaş dönemimiz için yeni bir hayat kurmaktır” mottosunun da yer aldığı bir manifesto hazırlamışlar.

Bayhan, “Köy sakinlerinin yaşam alanlarına dair söz söyleme ve eyleme geçme kararlılığını göstermesi ve herkes için adil mekânların yaratılmasına katkı sağlaması açısından Türkiye’de incelenmeyi hak eden bir örnek” diyor.

Öncül Kırlangıç‘ın ‘İçin’ yerine ‘birlikte’ tasarım: Düzce Umut Evleri tasarımında yaşlı odak grup görüşmeleri” adlı yazısı ilginç. 1999 Düzce depremiyle evsiz kalan kiracı depremzedelerin konut ihtiyaçlarını hak talebine dönüştürerek önce bir dernek sonra kooperatif etrafında örgütlenmeleri, konutlarının tasarımında yer almak istediklerinden “katılımcı tasarım” başlığıyla yaptıkları çağrıyı yanıtlayan mimar, şehir planlamacı, mühendis, öğrenciler ve diğer meslekten insanlarla kurdukları Düzce Umut Atölyesinin kurulması, nihayetinde birlikte alınan tasarım kararlarına uygun mimari projenin tamamlanması ile 2016’da inşaatın başladığını öğreniyoruz yazıdan.

Sonra kooperatif üyelerinden, gönüllülerin kolaylaştırıcılığında, maket üzerinde, insanlara kolay ortaklaşma ve eşitlenme olanağı veren ‘oyun’ dedikleri 50 yaşın üstündeki üyelerden oluşan yaşlı odak grubu kuruluyor: Yerleşim planları, ortak alanlar, sosyal tesis alanı ile eve ilişkin sorulara alınan yanıtlardan alınan sonuç birlikte tasarımın dönüştürücü etkisini ortaya koyuyor.

Şafak Şilan Ülker‘den -özet alıntılar-

Ortak Yaşam Mekânları ve Dayanışma

Dünya demografi haritasının hızla değişmesi ve yaşlı oranının orantısız bir şekilde artmasıyla evrensel tasarım kapsamında yaşlılık haklarının tartışılmaya başlandığı,
Türkiye’de henüz sadece kentsel donatılar ulaşım yerel yönetim hizmetleri, yaşlı bakım ve sağlık hizmetleri çerçevesinde ele alındığı,

1980’lerde “yaşlı dostu şehirler” programının katkısıyla yaşlı hakları gibi ülkeler üzerinden de tartışılıp bu ilkelere mekânsal tasarımla bir araya getiren alternatifler üretmeye çalışıldığı,

Yaşlılık mekânlarının tarihsel gelişiminde günümüze yaklaşıldıkça, asıl çabanın yaşlıların sağlık ve bakım gereksinimlerinin yanı sıra, toplumdan mekânsal, sosyal ve politik anlamda soyutlanmalarını önlemek olduğu,

Yaşlılar için birlikte yaşam mekânlarının dayanışma ve biraradalık üzerinden kullanıcıların pasif konumlarından sıyrılarak aktif katılımcı olduğu üç model;
** Yaşlılar için kooperatifler ve ortak konut modeli
** Kuşaklararası ev arkadaşlığı modelleri
** Karma konut ve yaşam modelleri.

MADKütüphane’ de Yaşlılık Çalışmalarından örnek yayınlara, Levent Şentürk’ün yaptığı “Seçme Gerontoloji Bibliyografyası” da yer alıyor.

MADSözlük: yaşlılık çalışmaları’ndan...
FASULYE SIRIĞI AİLE (Beanstalk Family) :
Kentlerde yaşayan nüfusun artması, geniş aile kavramının yerini çekirdek aileye bırakması, toplulukların yaşlanması gibi değişiklikler yaşlılık ve bakım ikilemini de beraberinde getirmektedir. Yaşlanan topluluklarda yaşlanan bireye bakacak aile fertlerinin azalması olgusuna verilen isim.

“Mekanda Adalet ve Yaşlılık” sayısının ve bu uzun yazının özeti aslında, Gülüstü Salur‘un çalışmasındaki aşağıdaki cümle…

Bazı demanslı yaşlılar eve, odaya istemedikleri ya da tanımadıkları biri girdiğinde gözlerini kaparlar; gözler kapatamadıkları kapının yerini alırmışçasına…

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir