Kültür Sanat, Sosyal Hizmetler

Zor Çiçekler

Zor Çiçekler

Zor Çiçekler

Yer, çocuk yuvası bahçesi. Mevsim bahar. Günlerden arife. Papatya bezeli çimenlerin üzerinde, iki kız çocuğu papatya falı bakıyor; gelecek, gelmeyecek diye. Son yaprak gelmeyecek.

Onları uzaktan izleyen “müdür baba” sesleniyor: “Kim gelmeyecek kızlar?”

“Annemiz… O gelmeyecek.”

Fallar her zaman doğru çıkmaz. Belki gelir”, deyip uzaklaşıyor müdür baba.

Yuva kayıtlarından çocukların annesinin telefonunu buluyor. Eşi ölünce yeniden evlenen, eşi istemediği için yuvaya yerleştirdiği çocuklarını ziyaret bile gelmeyen anneyi, müdür baba ikna ediyor; yuvaya gelmesi için. Bayram günü kızlarını görmeye gelen anne, hatta onları eve de götürüyor.

“Müdür Baba”ya “Keşke çocuklarımızın masum hayallerini(fallarını) istedikleri gibi çıkarabilsek. Keşke bütün iyi fallar doğru çıksa!” dedirtiyor bu yaşanmışlık.

*****

Meslektaşım, sosyal hizmet uzmanı (SHU) Hulusi Armağan Yıldırım, mülga Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünde (SHÇEK) yönetici, taşra teşkilatında il müdürü, kuruluş müdürü ve SHU olarak görev yapmış. Halen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında daire başkanı olarak görev yapan Yıldırım’ın yetiştirme yurdunda çalışırken “yetişmesine katkı verdiği ve kendisine ‘baba’ ya da ‘hocam’ diye hitap eden yüzlerce çocuğu” var.

Hulusi Armağan Yıldırım, “Zor Çiçekler: Bir SHU’nun Anıları“adlı kitabında yetiştirdiği çocukların ve mesai arkadaşlarının bazılarını anlatmış. Otuz altı anı/öykü bulunan kitabı okuyup bitirdiğinizde bir ‘sosyal hizmet alanı’ olan ‘Korunmaya Muhtaç Çocuklar’ ile onlara bakım hizmeti veren kuruluşlara dair; gözlemci ve uygulayıcı gözünden ve yüreğinden beyninden anlamlı bilgi ediniyorsunuz, biraz hüzünlü olsa da.

Kitabın sunu yazılarından birinde SHU İlyas Ali Daştan’ın yazar ve kitap için “Bandığı tabaktan damıttığı ve tatmamız için bize sunduğu birer lokma öyküler karnımızı değil gönlümüzü fazlasıyla doyuracaktır.” cümlesindeki ‘bandığı tabaktan’ sözcüklerini Bir lokma çok şey değiştirir” öykü/anısını okuyunca anlamlandırdım.

“(Özetle) :”Yurtlarda yemek saatleri, geçit töreni gibidir. Yemek kuyruğundaki çocuklarla göz teması kurmayı, yüzlerindeki ifadelerden o günkü ruh hallerini öğrenmeyi çok severdim. Soru sorar, bir şeyler söyler, espri yapar; yanıtlarına göre o günkü ruh hallerini tahmin ederdim. Değişiklik sezinlediğim çocuklarla yemeğini alıp masasına oturduğunda daha yakından ilgilenir, konuşarak bana açılmasını sağlardım. Bazen masaların arasında ‘afiyet olsun’ diye gezinir, konuşmak istediğim çocuğun tabağındaki yemeğin suyuna ekmek banardım. O bi lokma ekmek o çocuğu çok mutlu ederdi, yüzündeki durgunluk yerini tebessüme bırakırdı. Çalışma arkadaşlarımdan biri ‘Çocuklar biz söyleyince yapmıyorlar, siz söyleyince yapıyorlar. Neden?’ diye sorduğunda ‘Bazen bi lokma çok şeyi değiştirir; iş, o tabağa ekmeğini banabilmekte ‘ demiştim.”

Kuruluşlardaki çocuklarımız erkek müdürlere ‘müdür baba’ ya da ‘hocam’ , SHU’lara da ‘uzman abi/abla der.

Hulusi -yetiştirilmesi zor olan- çiçekleri seven bir SHU olarak yurdun ‘sosyal servis’indeyken bir çocuk girer içeri.

* Hocam, niye bazı çiçekler çabuk büyürken, bazıları zor büyüyor?

* Bazı çiçekler zor çiçeklerdir evlat. Bakması, büyütmesi yetiştirmesi zordur. Zor çiçek/meyve verir; tıpkı insan gibi.

* İnsan da zor çiçek midir, hocam?

* Evet insan da zor çiçektir; hele gençler. Onlar en zor çiçeklerdir. Zor çiçekler kolay yetişmediğinden zordur ve sayıca daha azdır. Fakat iyi yetiştirilirse nadir ve daha değerli çiçek olurlar.

Hulusi’nin anılarından derlediği kitabı okurken ‘Zor çiçekler’in barındığı kuruluşlarda görevli meslektaşlarımın, SHU’ların yani, çocukların psiko- sosyal gelişimine yaptığı katkının ne denli kıymetli olduğunu düşündüm.

“Yuva ve yurtlarda bakım gören –korunmaya muhtaç– çocuklar, ayrılığı sarsıcı şekilde yaşar. Terk edilen çocuk terk edenden, kocası ölen kadın bakamadığı çocuğunu yuvaya verirken, boşanan çift bakıma muhtaç çocuğunu kurum bakımına verirken, öksüz ve/veya yetim kalan çocuk akrabaları bakmakta zorlandığı için ayrılık yaşar” diyen Yıldırım, “Ayrılık sancısı” ve “Ben senin babanım oğlum” adlı öyküleri ayrılığa dair.

Yurtta görevli kadın öğretmenle tartışan, Hulusi’nin yönlendirmesiyle elindeki gülle öğretmeninden özür dileyen Yavuz; ”Elini öptüğümde beni bir anne gibi bağrına basarak ağladı, sevinçten mi, yoksa üzüntüden mi ağladı anlayamadım. Bana tıpkı en son yıllar önce sarıldığım annem gibi sarıldı” dediğinde Hulusi Hocasından “Oğlum o hem öğretmen, hem anne. Anneler bazen sevinçten, bazen üzüntüden ağlar. Bazen de sebepsiz yere ağlar. Onu biz erkeklere bilemeyiz” diyecektir.

Kitaptaki “Bir fotoğrafın önemi” başlıklı öyküde (özetle); “Yuva/ yurtlardaki çocukların kişisel dosyalarında resmi evrak bulunur. Çocuk kurumdan ayrıldığında elinde hiç fotoğraf olmaz. Ben bu dosyalara çocukların fotoğraflarını da koydurturdum. Bir gün –yaşı benden büyük– bir adam geldi, kuruluşa. Yıllar önce buradan ayrılmış. Dosyasında bulunması olası sağlık raporuna gereksinimi varmış. Zor oldu ama dosyada, istenilen evrak da bulundu. Adamın sevinci ve ağlaması çok etkileyiciydi. Ama asıl dosyadaki bir zarfın içinden çıkan siyah-beyaz foto. Annesi ölünce babası tarafından yuvaya yerleştirilen, hiç tanımadığı kardeşi evlatlık verilen, yuvada büyük güçlükler yaşayan, çocukluk arkadaşlarını hatırlayınca ağlayan adam; Belçika’da işçi olarak çalışan evli ve iki çocuklu biri. Çocuklarının ‘Baba senin hiç fotoğrafın yok mu?’ sorusunu yanıtlayamazmış. ‘Bu foto benim yaşadığımın ispatı.” dediğini anlatıyor meslektaşım. “Bu olay sonrası çalıştığım çocuk-genç-yaşlı-engelli kuruluşlarında çocukların dosyalarına, zarf içinde fotoğraflarını vb. koydum.” diye de ekliyor.

Kitapta her bir anı/öykü anlamlı. Hulusi’nin her birinden çıkardığı ders daha da anlamlı ve bizler için öğretici. Yurttaki çocukların sevgilisi sevimli Köpek Bati için cenaze töreni düzenleyerek çocukları teselli etmek, güvercini ölen çocuğa taziyede bulunmak, “Bu akşam eve gidince siz ne yiyeceksiniz” diye soran çoçuğa “eşimden fırça yiyeceğim çok geç kaldığım için” yanıtı vermek, gibi daha bir sürü anı var kitapta.

SHU; hayatı sevmeli, mücadeleden kaçınmamalı, duygulu ama duygularını kontrol altına alabilmeli, sıcak fakat gerçekçi olmalı, ön yargısız olmalı, insan ayırmamalı, ırk-dil-din vb. ayrımı yapmamalı, insanların yaşam hakkı olduğunu çok iyi algılamalı, pesimist değil optimist olmalı, toplumun sesini iyi dinlemeli, toplum tarafından zor kabul edilen bireylerle çalışırken onlara ‘ben seninle ilgiliyim, sana önem veriyorum’, mesajı verebilmeli, müracaatçısıyla sıcak ilişki kurmalı ve ona dokunabilmeli, kullanacağı sözcüklere, hitap şekline dikkat etmeli, bilgisini aktarmalı, gerçekçi olmalı ve olmayacak şeyler için müracaatçısına umut vermemeli, vb.” dir ya…

Hulusi Armağan Yıldırım’ın “Zor Çiçekler: Bir SHU’nun Anıları” kitabında bu özelliklerin her birinin örneği ve dahası var. Yüreğine sağlık…(ŞD/NV)

* “Zor Çiçekler: Bir SHU’nun Anıları”, Hulusi Armağan Yıldırım, Trend yayınları, 2. Baskı, 2017.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın