Yaşlı Nüfus

2013’te Türkiye’nin Ayrıntılı Nüfus ve Sağlık Durumu

2013'te Türkiye'nin Ayrıntılı Nüfus ve Sağlık Durumu

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün beş yılda bir gerçekleştirdiği “Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması”nın (TNSA) sonuçları açıklandı.

2013-TNSA’da ulusal düzeyde, kentsel ve kırsal alanlar ile beş coğrafi bölge düzeyinde; bazı konularda ise 12 coğrafi bölge düzeyinde hane halkı nüfusu ve konut özellikleri; kadınların temel özellikleri; doğurganlık; aile planlaması; düşükler ve ölü doğumlar; doğurganlığı belirleyen diğer ana değişimler; doğurganlık tercihleri; bebek ve çocuk ölümlülüğü; üreme sağlığı; beslenme durumu; kadının statüsü nüfus ve sağlık göstergelerindeki durum ve değişimler betimlenmiş. Projenin yürütücülüıünü Doç. Dr. Ahmet Sinan türkyılmaz yaptı. saha çalışması Eylül 2013 – Ocak 2014 tarihleri arasında yapıldı.

11,794 hane halkı ve 15-49 (doğurgan) yaşlardaki 9,746 kadınla yapılan görüşme sonucunda düzenlenen 371 sayfalık rapordaki veriler aşağıda -özetle- yer alıyor.

* Nüfusun yüzde 26’sı 15(-) yaşta. 65(+) yaş toplam nüfus oranı yüzde 8. Ortalama hane halkı büyüklüğü kentte 3.6, kırda ise 3.9. Beş yıl önceki raporda (2008) nüfusun yüzde 27’si 15 yaşın altındaydı. Ortalama hane büyüklüğü ise 4 ‘tü; kentte 3,8, kırda 4,2 idi. bu durum kırdan kente göçün sürdüğün gösteriyor. (TNSA-2008)

* Nüfusunun çoğunluğu okula gitmiş. Örneğin erkeklerin yüzde 49’u, kadınların yüzde 36’sı en az ortaokul; erkeklerin yüzde 29’u, kadınların ise yüzde 21’i en az lise mezunu. 2008’de lise mezunu erkeklerini oranı yüzde 26, kadınlarda ise yüzde 18 idi.

* Son beş yılda yapılan doğumların yüzde 99’u nüfusa kaydedilmiş. bu göstergede gelişme oldukça dramatik yükseliş gösteriyor 2003’te doğan çocukların yüzde16’sı, 2008’de yüzde 6’sı nüfusa kaydedilmemişti; bu oran yüzde 1’e kadar düştü.

* Görüşülen kadınların yarısı 30(-) yaşta; yüzde 68’i evli (2008 ; yüzde 93’ü okuma yazma biliyor (2008 yüzde 89); yüzde 53’ü en az ortaokul, yüzde 31’i en az lise mezunu. Araştırma tarihi öncesi 12 aylık sürede kadınların yüzde 35’i bir işte çalışmış. Her 10 kadından altısı hizmet sektöründe çalışmış. Tarım sektöründe çalışanların oranı yüzde 31, sanayi sektöründekilerin ise yüzde 14.

Kadınlarda şiddete karşı bilinç yükseliyor

2008’de fiziksel şiddet yaşanmasına ilişkin en az bir nedeni kabul eden kadınların oranı yüzde 25’di; 2013’te bu oran yüzde 13’e geriledi.

Kadınların yarısının sosyal güvencesi yok

* Sosyal güvencesi olmayan kadın oranı yüzde 50. Sağlık sigortası olan kadın oranı yüzde 89. TNSA-2008’de bu rakamlar yüzde 69 ve yüzde 84 idi.

* Kadınlar ortalama 2.26 çocuk sahibi. Yaşa özel doğurganlık hızı en yüksek 25-29 yaş grubunda. Doğurganlık düzeyindeki yaş yapısı doğumların daha ileriki yaşlara ertelendiğinin göstergesi. Kent-kır alanlar arasındaki doğurganlık farkı giderek kapanıyor. Batı ve Orta bölgelerde doğurganlık yenilenme düzeyinin altında. Doğu bölgesindeki doğurganlık hızı 3’ten fazla çocuğu işaret ediyor.

Eğitim düzeyi arttıkça doğurganlık azalıyor

* Eğitim düzeyi arttıkça doğurganlık azalıyor. Eğitimi olmayan kadınlar, lise veya üzeri eğitim almışlardan ortalama iki çocuk daha fazla doğuruyor. İlk doğumda anne yaşı düzenli yükseliyor. İleri yaşlardaki kadınlar arasında adolesan yaşta doğum yapmış olma genç gruplardakilerden daha yaygın.

* Türkiye’de evlilik ülke genelinde yaygın. Doğumların –neredeyse– tamamı evlilik içerisinde gerçekleşiyor. İlk evlenme yaşı gebelik riskini ifade ediyor.

* Kuşaklar arasında ortalama evlilik yaşı artıyor. (Örneğin 45-49 yaş grubunda ortalama evlilik yaşı 20.2’den 22’ye yükselmiş.)

* Kadınların eğitim düzeyi farklılaşıyor. 25-49 yaştaki kadınlardan hiç eğitimi olmayanlarla, en az lise mezunu olanlar arasındaki ilk evlenme yaşı farkı 6 yıl.

* Kadınlar aile planlaması yöntemlerinin tümünü biliyor. Görüşülenlerin tamamına yakını en az bir modern yöntemi duymuş. Bildikleri en modern ve yaygın gebelik önleyici yöntem RİA (spiral), hap, kadın sterilizasyonu, erkek kondomu ve gebeliği önleyici iğne.

En yaygın doğum kontrolü RİA ve “geri çekme”

* Evli kadınların yüzde 74’ünün kullandığı gebeliği önleyici yöntemin yüzde 47’si modern, yüzde 26’sı geleneksel. Kullanılan en yaygın modern yöntemler: RİA (yüzde 17) ve erkek kondomu (yüzde 16). Geri çekme (yüzde 26) en yaygın geleneksel yöntem.

* Gebeliği önleyici yöntem kullanımı yaşa göre değişiyor. Evli kadınlar arasında herhangi bir yöntem kullanma oranı; en yüksek 35-39 yaş grubunda (yüzde 84). Geri çekme yöntemi kullanımı 15-19 yaş grubunda, RİA kullanımı ise 35-39 yaş grubunda en yüksek.

* Yöntem kullanımı kentsel ve kırsal yerleşimlere, bölgelere, eğitim düzeyine ve yaşayan çocuk sayısına göre farklılaşıyor.

* Yöntem kullananların yüzde 32’si o yöntemi 12 ay içinde bırakıyor. RİA, en düşük yöntem bırakma hızına (yüzde 11) sahip. Birleşme anında kondom kullananların yüzde 33’ünün bu yöntemi 1 yıl içinde bırakmış.

* Yöntem kullanmayan evli kadınların yarısı ileride gebeliği önleyici yöntem kullanmak istiyor.

* Gebeliği önleyici yöntem kullananların yüzde 56’sının bu yöntemleri sağlık ocakları ya da devlet hastanelerinden, modern yöntem kullananlarındörtte biri ise bu yöntemi eczanelerden sağlıyor.

Kürtaj oranı yüzde 5

* Son beş yıldaki gebeliklerin yüzde 20’si canlı doğum olmadan sonlanmış. 100 gebelikten 19’u düşükle sonuçlanmış ve bu 100 gebeliğin 5’i isteyerek düşüktür. Önceki beş yılın kadın başına toplam düşük hızı: 0.14 ve en yüksek değer 35-39 yaş grubunda. Doğu bölgesi kadınları arasında isteyerek düşük oranı daha az. İsteyerek yapılan düşüklerin yüzde 63’ü gebeliğin ilk ayında ve özel sektörden (yüzde 62) hizmet alınarak gerçekleşiyor.

* Evli kadınların yüzde 57’si gelecekte başka doğum yapmak istemediklerini veya zaten doğum kontrolü amaçlı kısırlaştırıldığını; yüzde 18’i bir sonraki doğum için en azından 2 yıl daha beklemek istediklerini belirtmiş.

İstenmeyen gebelikler önlenirse doğurganlık hızı 1.9 olacak

* Halen evli kadınlar arasında ortalama ideal çocuk sayısının 2.9 olması; kadınların çoğunun küçük aileler istediğinin göstergesi.

* Eğer tüm istenmeyen gebelikler önlenebilseydi, toplam doğurganlık hızının 1.9 olacağı (halihazırdakinden 0.4 çocuk daha az) saptanmış.

* Toplam aile planlaması talebi yüzde 79 olup, yüzde 93’ü karşılanmış.

* Doğurganlığı sonlandırma talebi, doğum aralarını açma talebinin yaklaşık iki katı daha fazla.

* Son 5 yıl için, bebek ölümlülüğü hızı binde 13, çocuk ölümlülüğü hızı binde 2 ve 5(-) yaş ölüm hızı binde 15 olarak hesaplanmış ancak son yıllarda tüm bebek ve çocuk ölümlülüğü göstergeleri düşmüş.

Annelerin yüzde 97’sinin doğum öncesi bakım aldı

* Bölgeler ve kır-kent yerleşim yerleri arasında bebek ve çocuk ölümlülüğünde belirgin farklılıklar var. Annelerin eğitim düzeyi ile bebek ve çocuk ölümlülüğünün ilişkisi var. Sosyo-ekonomik gruplar arası farklılaşmalara ek olarak, annenin doğumdaki yaşının genç veya 35’ten büyük olması, çocuğun yüksek doğum süresi ve kısa doğum aralığına sahip olması çocukların diğerlerine göre daha yüksek ölüm riskine maruz kalmasına yol açıyor. Ayrıca düşük doğum ağırlıklı çocukların hayatta kalma şansını da etkiliyor.

* TNSA-2013 öncesi beş yılda son doğumunu yapan annelerin yüzde 97’sinin doğum öncesi bakım aldığı; yüzde 95’inin gebeliğinin 6. ayı itibarıyla bakım aldıkları, kadınların yüzde 89’unun doğum öncesi dörtten fazla bakım aldığı, tüm bakım alan kadınların yüzde 95’inin bu bakımı doktorlardan aldığı saptanmış. Az çocuklu, kentli, Doğu dışında bir bölgede yaşayan, en az ilkokul eğitimi almış kadınlar diğer kadınlardan daha fazla doğum öncesi bakım almış.

* Araştırma öncesi beş yılda yapılan doğumların yüzde 97’si sağlık kuruluşunda yapılmış. Doğumların yüzde 60’ı kamu sağlık kuruluşlarında gerçekleşmiş. Doktor ya da eğitimli sağlık personelince yaptırılan doğum oranı yüzde 97. Kadınların yüzde 94’ü doğum sonrası kontrol almış. Doğum sonrası bakım doktorlarca (yüzde 70) gerçekleştirilmiş.

* Son 5 yılda canlı doğum yapan kadınların yüzde 74’ü doğum sonrası bakımı 4 saatten daha kısa sürede alırken yüzde 6’sı hiçbir bakım almamış.

* Canlı doğum yapan, yüksek doğurganlığa sahip kırsal alanda veya Doğu’da yaşayan, eğitimi olmayan kadınların doğum sonrası bakım alma oranı düşük.

5 yaş altı çocukların yüzde 10’u kısa boylu

* Bebeklerin yüzde 95’i sağlık personelinden bakım almış. Doğum sonrası ilk dört saatte sağlık kontrolü yapılan bebek oranı yüzde 61.

* 15-26 aylık çocukların yüzde 74’üne; tüberküloz, difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, menenjit, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, hepatit B ve pnömokok gibi aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı tavsiye edilen 5 aşı uygulanmış. Aşısı tamamlanan çocuk yüzdesi kırsal alanda (yüzde 65) ve Doğu bölgesinde (yüzde 68) en düşük.

* Çocukların yüzde 96’sı ortalama 17 ay emzirilmiş. Destekleyici besleme çok küçük yaştaki çocuklar arasında giderek azalıyor. Yaşamlarının ilk 2 ayında 3(-) yaştaki çocukların yüzde 58’i sadece anne sütü ile beslenmiş. Emzirilen ve 6(-) aylık çocukların yüzde 28’ine hazır mama verilmiş. Çocukların yüzde 2’si ise düşük kilolu.

* 5 yaşından küçük çocukların, yüzde 10’u bodur (boyu kısa). Kırsal alanlarda, Doğu Bölgesinde, annesi eğitimsiz veya çok az eğitimli olan çocuklar arasında, daha yüksek doğum sırası olan çocuklarda ve bir önceki doğumla arasında 24 aydan daha kısa süre olan çocuklar arasında bodurluk daha yaygın.

Kadınların yüzde 55’i kilolu, yüzde 27’si şişman

* Beden kitle endeksi (BMI) hesaplamalarına göre, kadınların yüzde 55’i kilolu, yüzde 27’si şişman.

* Halen evli kadınlar, kocalarından ortalama 4.3 yaş daha genç. Kadınların yüzde 4’ü kocalarından 2 yaş veya daha büyük.

* Kadınların çoğunlukla kendilerinden daha eğitimli erkeklerle evleniyor.

* Kadınların çalışmama nedeni ise ev kadını (yüzde 22); çocuk bakımı (yüzde 19); öğrenci olma (yüzde 17). Kadınların yüzde 8’i çalışmalarına gerek olmadığını belirtmiş.

* Araştırma öncesi 12 ayda çalışmış olan kadınların yüzde 70’inin 6(-) yaşta çocuğu bulunmuyor.

Kreşte bakım yüzde 15

* Çocuk bakımının temel kaynağı anne veya akrabalar olduğundan yuva veya kreş gibi kuruluşlarda bakım oranı yüzde 15.

* Kadınlara bir erkeğin eşine değişik nedenlerle fiziksel şiddet uygulamasını doğru bulup bulmadığı sorulduğunda fiziksel şiddet yaşanmasına ilişkin en az bir nedeni kabul eden kadınların oranı yüzde 13.

* Yaşanılan konutun fiziki özellikleri ile temel hane halkı gereksinimlerinin mevcut ve erişilebilir olması; nüfusun genel refah düzeyi ile sosyo-ekonomik koşullarının değerlendirilmesi açısından önemli.

Hanelerde ortalama oda sayısı 1.9

* Bir hanedeki tuvalet eğer sadece ev halkı üyelerince kullanılıyorsa ve tuvalet atığı insan temasından etkin şekilde ayrılıyorsa hijyenik olarak sınıflandırılır. Türkiye’de hane halklarının yüzde 98’i iyileştirilmiş tuvalet imkânına sahip. Tuvaletlerin yüzde 86’sı kanalizasyona bağlı, yüzde 10’u ise kapalı çukur. İyileştirilmiş atık sistemine sahip tuvaletlerin oranı: kentselde yüzde 99, kırsalda yüzde 87. Kentteki tuvaletlerin çoğu, kırsaldakilerin azı kanalizasyona bağlı. Kırsalda çukur kullanımı yaygın.

* Türkiye’de hanelerin 99’ı iyileştirilmiş su kaynağına sahip. Konutların yüzde 50’si şehir şebeke suyu, yüzde 36’sı ve 8’i korunaklı kaynak suyu kullanıyor. Kentte şebeke suyu yüzde 51 ve şişe suyu yüzde 44; kırsalda ise şebeke suyu yüzde 48 korunaklı kaynak suyu yüzde 10.

* Kır ve kentte konutların özellikleri farklı. Kırda hanelerin beşte ikisinin zemin yüzeyi beton, kentte ise parke/laminant. Kentte merkezi ısıtma ve kat kaloriferi, kırda soba ve odun-kömür kullanılıyor.

* Hanede yatmak için kullanılan oda sayısının Türkiye ortalaması 1.9. Bu oran kentte 1,8, kırsalda 2.2.

* Hanedeki ev eşyaları ve diğer dayanıklı tüketim malları sosyo-ekonomik seviye göstergesidir. Hane halklarının büyük çoğunluğunda temel ev aletleri bulunuyor. Kırsal alanda göreli olarak daha az sayıda hane ulaşım aracına sahip. Kentteki hane halklarında araba/traktöre sahip olma oranı kırdakinden daha yüksek. Kırsal hane halklarında motosiklet oranı tek başına bile yüksek (yüzde 15) (ŞD/HK/ÇT)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın