Sair Yazılar

Anadolu Öğretmen Liseleri Kapatılmasın!

Anadolu Öğretmen Liseleri Kapatılmasın!

Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının son halkası olan Anadolu Öğretmen Liselerinin de kapatılacağına ilişkin haberi okuduğumda içim cız etti.

Önce Muallim Mektepleri vardı. Kapatıldı… Köy Enstitüleri açıldı. Kapatıldı;  İlk Öğretmen Okulları açıldı. Kapatıldı; Öğretmen Liseleri açıldı. Kapatıldı; Anadolu Öğretmen Liseleri açıldı. Şimdi sıra onlara geldi demek.

İlkokulu bitirdiğim yıl öğretmen olma amacıyla sınav kazanarak girdiğim ve yatılı okuduğum Ortaklar Öğretmen Okulu’ndan, Ortaklar Öğretmen Lisesi diplomasıyla mezun oldum.

1945-1946 öğretim yılında açılan Ortaklar Köy Enstitüsü; 1954’de 7 yıllık ‘İlk Öğretmen Okulu Programı’nın uygulandığı Ortaklar İlk Öğretmen Okulu’na dönüşmüş, tam 20 yıl sonra ise Öğretmen Lisesi’ne dönüştürülmüştü. 1975-1976 öğretim yılında bu dönüşümün ilk kurbanı olan bizler öğretmen olamadan mezun olduk. 1990’dan bu yana orada Anadolu Öğretmen Lisesi statüsünde eğitim veriliyor.

Ot bile yetişmeyen bataklık

Aydın-Ortaklar Beldesi’ne iki km. uzaklıktaki 2000 dönümlük bataklık arazide, Adabelen tepesinin iki yanına ve karşısına 18 hizmet binası ve 15 öğretmen lojmanı yapan,  süreç içerisinde ot bile yetişmeyen bataklığı buğday-arpa-pamuk yetiştirilebilen tarım arazisine dönüştüren, 100’er dönümlük incirlik ve zeytinlik ile 50 dönümlük sebze bahçesi olan, dağı taşı ağaçlandıran,  ahırlar ve kümesler inşa eden Kızılçullu Köy Enstitüsünden gelen abi ve ablalarımızın eseriydi bu okul.  İnşaata başlanılan tarih (1944 Ağustos)  ile Kızılçullu Köy Enstitüsü’nden son sınıf öğrencilerinin mezun edildiği tarih arasında geçen süre sadece 22 aydı.

Sorgulatan, araştırtan eğitim

Ezbercilikten uzak; düşünmeye, soruşturmaya, doğruları ve gerçekleri akılcı yollardan araştırmaya özendirici; gözlem, deney, araştırma, inceleme ve tartışma gibi tekniklerin kullanıldığı bir eğitim aldık orada. Birlikte yaşama, çalışma ve öğrenmenin temel alındığı; etkili ders çalışma yollarının öğretildiği; bireysel sorumluluk duygusunun pekiştirildiği; başarı/başarısızlıkların birlikte değerlendirildiği; toplumsal değer, tutum ve alışkanlıkların kazandırıldığı bir eğitim anlayışı vardı okulda.

Korkak, mütereddit değil…

Enstitülerden, normal liselerden farklıydı, müfredat. Meslek dersleri 5-6-7 sınıflar da okutulurdu. Köy Enstitülerindeki “üretim içinde eğitim-öğretim” felsefesi, eğitim-öğretimdeki ruha hakimdi. Öğrencilerin korkak, mütereddit, iradesiz değil; mücadeleci, kendini ifade eden, kendinden küçükleri ve aciz insanları kollayan, başkalarının haklarına saygı gösteren, doğayı koruyan, hayatın her alanında israftan kaçınan, sağlığını koruyan, dayanışmacı, paylaşımcı, sosyal-kültürel beceri ve alışkanlıklara sahip bireyler olması amaçtı.

Türkçe dersinde doğru okuma-yazma-konuşma öğretiliyor, anla(t)ma yeteneğimiz geliştiriliyor, ‘insanın yaşadığını anlatması’nın öneminden hareketle hayatımızı günlük tutarak ve mektup yazarak ifade alışkanlığı kazandırılıyor, hitabetimiz güçlendiriliyordu.

Ekilen tohumların genetiği

11 yaşında başladığımız yatılı ve gündüzlü, kız ve erkek karma, parasız eğitim gördüğümüz okulda her ders farklı mahalde yapılırdı. Teneffüste laboratuara, müzik salonuna, atölyelere, spor sahasına,  kapalı spor salonuna, sebze bahçesine giderdik, koşarak.

Öğretmenlerimizin ektiği ve arkadaşlarımızla yeşerttiğimiz dayanışma, birlikte iş yapma, karşılıklı sevgi ve saygı, paylaşma duygusu tohumlarının genetiğinde vardı. Demokratik bir ortamda yapılan öğrenci örgütü seçimlerinde, örgütün yaptığı her tür etkinlikte ve okul yönetimine temsilciler aracılığıyla katılımında da aynı etki vardı kanımca.

Akvaryumda obez balıklar

Bir dolabı üç kişi paylaşır, sabahları her nöbetçi öğretmene göre değişen şekilde uyandırılır, 50-100 kişilik yatakhanelerde “sa-aaaat on, yat-ta-ğaaa konnnnn” dendiğinde uyur, ‘yüksek yüksek tepelere’ türküsüyle ağlardık. Çiğdem çitleyerek açık hava-kapalı sinemada vizyon filmlerini izler, etüt aralarında teknik odadan yayımlanan müzik eşliğinde volta atar, hafta sonlarında radyodan maç dinlerdik.

Kahvaltıda çorba çıktığında kantine kaçar, çay eşliğinde boyoz yerken akvaryumdaki obezleşen Japon balıklarını da besler, yemekhane kuyruğunda kaynak yapardık.  Amerikan yardımı peynir, gül reçelli ve sana yağlı nevaleyi, tencerelerde pişirilen şekeri kendinden menkul çayımtrak su eşliğinde kahvaltı yapardık.

Her şey öğrenci için

Piyano eşliğinde müzik dersi yapar, tümümüz mandolin ve flüt çalabilir, eğlence ve heyecan dolu Beden Eğitimi dersinde gülle, cirit, sırık atlama, yakan top dahil otuzun üstünde not alır, duygu-hareket-ritim estetiği kazandırılırdı. Her sınıfın orkestrası, tiyatro ve folklor topluluğu vardı. Okul tiyatrosu, koro ve orkestrası turneye çıkardı. 19 Mayıs törenleri için trenle Aydın’a giderdik. 16 Mart Öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü bayram havasında kutlanırdı. Tarım dersinde meyve ağaçlarını aşılardık.

İnceleme ve kültür amaçlı köy gezileri ve turistik gezilere giderdik. Okulda çok çeşitli sosyal, kültürel, sportif ve bilimsel etkinlikler ve yarışmalar düzenlenirdi. Enstitülerdeki gibi öğrenim süremizin yarısı kültür-ziraat ağırlıklı değildi ama gerektiğinde ekin yapar, hasat kaldırırdık. Açık havada resim yapar, Ev İşi dersinde yemek-nakış-dikiş öğrenir, El İşi dersinde tahta oyuncaklar yapar, kitap-defter ciltler, laboratuarlarda çocukça ama tehlikeli şakalar yapardık.

Okul başarısı ve disiplin önemli, öğretmenlerimiz çok kaliteli,  öğretmen-öğrenci ilişkisi yoğundu. Öğrencinin söz hakkı vardı; sorumlulukları da. Temizlik dahil her işi öğrenci yapardı. Flörtün adı ‘tarım çalışma’ydı. Takım ruhu aşılandı bize, galiba biraz da hırs. Günlük zaman çizelgesi enstitü benzeriydi. Etütlerde ders çalışır, tuvaletlerde, metruk yerlerde sigara içerdik.

Özel bir eğitimdi gerçekten

Yazıyı daha da uzatmadan özet bir cümleyle; Köy Enstitülülerinden bizlere yansıyan ruh az soluk olsa da; dönemin koşullarında bizlere verilen eğitimi özel kılıyordu.

İlk Milliyetçi Cephe Hükümetinin iş başında olduğu dönemde, Öğretmen Okulundan Öğretmen Lisesine dönüşümün yaşandığı 1975-1976 öğrenim yılında Ortaklar; öğretmenlik hakkının geri alınması için yapılan protesto eylemlerinin merkezi oldu. Okula belli amaçlarla tayin edilen bazı öğretmenlerin foyası çıktı bu dönemde. Bizlere kol kanat geren hocalarımızın çoğu sürüldü. Ülke çapına yayılan eylemler, sürgün, tart ve yargılanmaları getirdi. Öğretmen olamama yüzünden birçok Adabelenlinin yaşamı makas değiştirdi. Eylemlerin sonucunda 2 yıllık eğitim enstitülerine sınavlı giriş hakkı tanındı ama ‘gayri resmi giriş koşulları’nı taşımayanlar alınmadı bu okullara.

Lise çağında sinmeli; öğretmenlik ruhu kişiye

Öğretmen okulları en son 1976’da mezun vermişti. Artık oraların ruhunu içine sindirmiş öğretmenlerin hemen hepsi emekli.  Eğitim sisteminde eksikliklerinin ciddi fark edildiğini söylerim hep.

Anadolu Öğretmen Liseleri –sadece- kapatılacakmış; sağlık meslek liseleri, imam hatip liseleri ve sair meslek liseleri duracakmış. Bu memlekette bir türlü nasıl öğretmen yetiştirileceğine karar verilemedi zaten. Mevcut eğitim sisteminin eksiklikleri saptanıp giderilebileceğine sorunu yok sayıp kestirip at.

Geleneği, ruhu var bu okulların

Bu okullar geleneği ve ruhu olan okullar. Muallim mektepleriyle başlayan, köy enstitüleriyle taçlanan, öğretmen okullarıyla farklı anlamlandırılan ve sonra süreç içerisinde yok edilmeye çalışılan -ve giderek soluklaştırılan-  bu gelenek ve ruh –bir şekilde- korunmalı bence. Çünkü bu okullarda hala –göreli olarak- eğitim kalitesi yüksek.

Ek puan sorunu çözümlemenin mümkün olduğunu biliyoruz; örneklerini gördük zamanında, malum.

YÖK’ün aldığı Anadolu Öğretmen Liselilere artık ek puan verilmemesi kararı, süreç içerisinde -iddia edildiği gibi-  bu okulları olumsuz etkileyebilir ama MEB sair önlemlerle bu durumun önüne geçebilir; o müfredata ve amaca sahip çıkarak.

Sahip çıkalım bu okullara!

Anadolu Öğretmen Liselerindeki öğrencilerin ders gördüğü sınıflara,  uyudukları yatakhanelere, yemek yedikleri yemekhanelere, avaz avaz şarkılar söyledikleri yollarına, top koşturdukları sahaya, gölgesinde tarım çalıştıkları ağaçlara sinen o ruh yok edilmesin.

Uzun uzun anlattım yukarıda kendimi tutamayıp ama inan olsun yılda bir kez 16 Martlarda gidip, eski günleri yad ettiğimiz Ortaklar’da hala var o ruh; az soluk olsa da.  Sahip çıkalım bu okullara! (ŞD/HK)

* Şadiye Dönümcü. 1976 Adabelenli.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir