Hayata Dair

Bir+Bir = İki(z) Çocuklu Bir Anne Yazdı

Bir+Bir = İki(z) Çocuklu Bir Anne Yazdı

Bir+Bir = İki(z) Çocuklu Bir Anne Yazdı

Ailenin, sülalenin, sokağın, mahallenin benden küçük tüm çocuklarıyla iyi anlaştığımdan, onları koruyup kolladığımdan komşumuz Yadigar Teyze “Allah sana beşer, onar versin!” dediğinde ikiz kızları olan teyzemin halini bildiğimden “Sağol ama almayayım” derdim.

Teyzem düşük ağırlıklı doğan bebeklerini büyütme mücadelesi verirken tek istediği “Acıktım. Peynir ekmek ver!” ya da “Karnım ağrıyor” diyebilmeleriydi. Ona göre, bu iki cümleyi söyleyebilen bir çocuk kendini kurtarmış sayılırdı. Annelik kariyeri daha yüksek olan annemin “Bu günleri çok ararsın. Asıl dert büyüdükleri zaman” demesine aldırmazdı.

Ferhan-Feyhan kardeşler iki yaşındayken dayımın ikiz torunları Alp-Alper doğunca sülalenin mevcut ve potansiyel anne/babalarını “Ya bizim de ikizlerimiz olursa…” kaygısı sardığını hatırlıyorum.

Aradan yıllar geçti. Evlendim. Üç yıllık evliyken doğanın anne olmama karşı çıktığını anladık. Meşakkatli ve masraflı bir yolculuğun sonunda anne adayı olabildim.

İçimde on yedi haftadır büyüyen bebeğimi izleyen doktorum “ikiz gebelik(?)” tanısıyla ultrasonografi çektirmemi istediği gün “ikiz anası olma şüphesi” bile uykumu(zu) kaçırtmaya yetmişti. Grafi raporu “tek’iz” olunca rahatladık.

Bebişimle beraberliğimin otuzuncu haftasında çift kalp atışı alan doktorum ikiz teşhisini teyit için grafi istedi. Radyoloğun “Aaa, 1-2-3-4 kol görüyorum.” dediği anda ikiz değil, özürlü bebek annesi olacağımı sandığımdan kendimden geçmişim. Serpelenen suyla kendime gelirken hemşirenin “Şimdi tüm hazırlıklarınızı ikiye katlamalısınız!” cümlesine sinirlenmiş, doktorun “İkizler acelecidir; her an gelebilirler” cümlesi de beni ürkütmüştü.

Hastane çıkışı Ankara dışındaki eşime telefon etmeğe giderken dalgınlığım -yoksa şaşkınlık mı?- yüzünden neredeyse eziliyordu(m-k). Eşimin “Söyle onlara da benim Ankara’ya gelişimi beklesinler” demesi üzerine bebeklerim otoriter babalarının sözünü dinleyip doğmak için uygun zamanı kollamaya karar vermişler. Ancak bu kararlarını bana tebliğ etmediklerinden evde kapının yanında duran doğum çantası süreç içerisinde valize dönüştü.

İkiz annesi teyzemin “Ekonomik zorluk yaşamazsınız. Onlar bereketiyle gelirler” deyişinin haklılığı daha bebişler doğmadan ortaya çıktı. Çevremizden yapılan ayni ve nakdi İMF yardımlarıyla değil ikiz, “onuz” bebeklere bile bakılabilirdi.

Bebeklerime kavuşacağım günler yaklaştığında neredeyse bedenimden çok uzakta giden karnım, ödem nedeniyle tefe benzeyen yüzüm, kütüğe dönüşen bacaklarımla bir varil gibi yuvarlanarak yürüdüğümden sokakta tüm bakışları üzerime toplamaya alışmıştım.

Ödem yüzünden hastaneye yatırıldım. Topun ağzındaki ilk bebek pozisyon değiştirmediğinden, sezaryen ile doğuracaktım. Stresim tavana vurduğu bir sabah hoca ameliyat kararını verince adeta uçarak ameliyathaneye indim.

Doğum anından hatırladıklarım: Bir bebek viyaklaması, “Aaaa ne tatlı bir kız” diyen bir kadın sesi ve “hadi bir kızı garantiledin; öteki kız veya erkek olsa da fark etmez” diyen iç sesim.

Kuvöze alınan kızlarımdan eşimin, annemin ve arkadaşlarımın yaptığı dedikodular sayesinde bilgi alabilmenin yol açtığı hafif depresyonel durumdan, hastane deyimiyle “Toker-1” ve “Toker-2” ile doğumdan 72 saat sonra ilk karşılaşmam…

Cam sandık içinde ampul altında yatan el kadar ebatlı, topukları delik içinde, acemi berber(!) elinden çıkma saç traşlı, dudakları balonlu, kibrit çöpü el parmaklı, bezelye benzeri ayak parmaklı, gözleri korsan bantlı, popoları bağlı, fizyolojik sarılığın sararttığı bana ait olduğu söylenen bebeklerimi ilk görüşüm ve göz göze gelemeyişimiz sonrası telefonda eşime “Karşında bir anne var!” deyişim…

İşte bu ilk karşılaşma anından itibaren artıları, eksileri, çarpıları ve bölüleriyle yaşamımın matematiğini değiştiren kızlarım. Doğduklarından altı gün sonra günlüğüme “Mutluyum; çünkü ben iki kere anneyim” yazdıran kızlarım. Hayatıma yeni keyifler ve yeni sıkıntılar katan kızlarım.

Yüreğimin odacıklarında kendilerine ayırabileceğim alanı genişletebilmek için azami çaba harcayarak, yirmi iki yıldır her konuda kendimden önce gelmeyi başaran şeker kokulu kızlarım. Yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla, her koşulda her daim onur duyduğum kızlarım.

Her geçen gün birbirimizi keşfetmeyi sürdürdüğümüz değişen, gelişen, büyüyen -ve tuhaftır artılarım ve eksilerimle bana benzemeye başlayan- kızlarım. Annemin dediği gibi büyüdükçe dertleri artsa da, arkadaş-dost olduğum kuzularım. Annesiz kalıp da, üşümeğe başladığımda bana ‘anne’ olan kuzularım…

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

** Uzun bir not:

Bu yazıyı yazarken bir nedenle inter aleme daldığımda www.sosyalhizmetuzmani.org sitesinde www.kadinportal.com kaynaklı “Nasıl bir annesiniz?” başlıklı test içerikli bir yazıyla karşılaştım.

Nasıl bir anne olmadığımı biliyorsam da, nasıl bir anne olduğumu test etmek için elime kağıt-kalem aldım. Sorular bizim yaş grubumuza girmiyorsa da, ilgili dönemde yaşadıklarımıza göre yanıt verip, annelik tipimi saptadım. Kendi sonucumu paylaşmayacak olsam da, testin değerlendirme bölümünde yer alan aşırı hassas, cesaretli ve mükemmele yakın anne olmanın ip uçlarını sizinle paylaşmak istiyorum.

Aşırı hassas anneler çocukları hayatta hiç üzülmesin-sıkıntı yaşamasın diye, onların yapması gereken önemsiz gibi görünen ancak hayatlarını etkileyecek bazı sorumlulukları onun adına üstlenir, karar verme noktasında kendilerine sığınmalarına neden olurmuş. Bu tür annelerin unutmaması gereken şey: Çocuklarını dinlemek, anlamak ve yönlendirmek, ona sorumluluklarının ne olduğunu, nasıl üstesinden gelebileceğini, gündelik hayatın aslında tüm hayat demek olduğunu öğretmek imiş.

Eğer çocuğumuz küçükken tek başına yürümeyi öğrenmez ise, gelecekte yanında ol(a)madığımızda daha çok üzülür, sıkıntı yaşarmış. Çocuğumuzun yanında olmalı, onu desteklemeliymişiz ama, taşa takılıp düştüğünde ilk önce kendisinin kalkmasını beklemeli, yardım isterse elimizi uzatmamız gerekirmiş.

Cesaretli anneler, annelik hakkındaki bilimsel araştırma ve tavsiyelerden yararlanarak çocuklarının duygu ve düşüncelerine değer verirmiş. Kendilerini değerli hisseden çocuklar daha doğru düşünen sağlıklı ve yaratıcı bireyler olurmuş. Çocuk ve ebeveyn arasındaki karşılıklı saygı, özgürlük ve sorumluluk çocuğu cesaretlendirerek onun lider ve başarılı olma yolunda ilerlemesini sağlarmış.

Mükemmele yakın anneler çocuklarıyla yakından ilgilenir, düşüncelerine önem verir, onları çok iyi tanıdığından neyi neden yaptığını bilir, ona hayatı öğreterek ayakta kalmasını sağlar, gerekli donanımları edinmesine destek verir, kendi yaşamıyla onun yaşamını ayırırmış. Bu anneler ikilem yaşadığınız durumlarda çocuk konusundaki profesyonellerden destek almayı ihmal etmezmiş.

*** Hassas, cesur, mükemmele yakın annelere ve ruhu anaç tüm kadınlara ve de iyi evlat olan herkese sevgiler…(ŞD/EÜ)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın