Hayata Dair

Hata Yapma Hakkını Kullanmayan Kadın

Hata Yapma Hakkını Kullanmayan Kadın

Annesi öğretmen, babası banka müfettişi bir çocuktum. Bana, ailenin çocuk bireyi değil, aile bireyi muamelesi yapıldı. Tek çocuk olmanın bilinen ve yaygın artılarını yaşa(ya)madım. Benim yapmam gereken/gerektiğini düşündükleri hiç bir işi üstlenmediler. Bağımsız bir kişiliğimin olması için çaba harcadılar. Ufacıkken başkalarının haklarına saygılı olmayı öğrendim

Neyi, nerede ve nasıl yapacağımı sadece bir kez söylediler. Bana “Yemeğini bitir” yerine, “Doyduysan kalkabilirsin” dendi. “Kendi sorununu kendin çözmelisin”, “Başladığın hiç bir işi yarım bırakamazsın”, “Yaptığın davranışın, söylediğin sözün sonucuna katlanırsın”, “Bu evde sadece sen yaşamıyorsun” deyip, bana sorumluluk verirken, hep doğru kararlar verebileceğime güvendiklerini sıkça yinelediler.

Odamı toplamalı, çantamı hazırlamalı, kendimi koruyup-kollamalı, ödevlerimi zamanında yapmalıydım. Eğer bunları yapmamak tercihim ise, bedeline de katlanmam gerektiğini çabucak öğrendim. Yapacak olduğum bir şey için fikirlerini sorduğumda “Şöyle yapmalısın” yerine “Şunlar yapılabilir, karar senin” dediler.

Bana doğru ve anlamlı şeyleri “olur”lamayı, “peki”lemeyi, makul olmayanları ise “hayır”lamayı öğrettiler, Benim için “O, yapar/becerir/ başarır” dendi. Zaten tersi düşünülemezdi bile. Annemle babam tarafından sevilmek/takdir görmek/onaylanmak/kabul edilmek ve eleştirilerden korunmak için “mükemmellik silahı”nı edinince, başkalarının düşünce ve eleştirilerine karşı duyarlı oldum.

Hangi yaşta olursam olayım, ben hiç engellenmedim, yapılmaması gereken şeyi yaptığım için azarlanmadım/kınanmadım. Karşılaştığım sorunları çözümleyebileceğime olan inançlarını gerektiğinde yineleyen ailemin, yüksek beklentilerini karşılamak için hep çaba harcadım. Gereksinim duyduğumda, bana destek olacaklarını biliyordum ama, ben kendi işimi görebilmeliydim.

Bilgi yarışmasında bölge birincisi olduğumda, Fen Lisesi’ne girdiğimde, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme’yi kazandığımda, hazırlık sınıfını atladığımda, okulu süresinde bitirdiğimde, yüksek lisans derecesi aldığımda da olduğu gibi başarılarım annem-babam tarafından önemsenmeyip, normal kabul edildi.

Yaşamım boyunca övüneceğim, çocukları olmaktan mutluluk duyduğum mükemmel bir ailem oldu. Ancak eksik olan bir şeyler vardı. Mesela; ailem beni ne eleştirdi, ne de yüreklendirdi. Nadiren teşekkür edip, “Aferin, çok güzel oldu” cümlesini kurdular. Beni manen desteklemeyi ihmal edip, kendimi sürekli eleştirmemi ya da önemsiz görmemi engellemediler. Ve en önemlisi kendini yüreklendirmeyi öğretmedikleri kızlarından, kendilerinin daha önce yaptıkları her davranışı mutlak yapmasını beklediler. Benden istenen yürümem değil, maraton koşmamdı. Anne-babası mükemmel olan bir çocuğun, onları haklı olarak yüceltmesi ve model alması doğaldı.

Şimdi, kendimi değersiz ve kötü hissettiğimi, kırılgan bir yetişkin -ve geçmişte de çocuk- olduğumu itiraf ediyorum. Küçükken ve hep ailemin, öğrencilik sürecinde öğretmenlerimin, sonra da amirlerimin yüksek beklentilerini karşılamak, onlardan onay ve takdir görmek için kendimi heder ettiğimi yıllar sonra anladım.

Başarısız olmak, hata yapmak, hayatın her hangi bir alanında onaylanmamak korkusuyla bu yaşıma geldim. Tüm yaşamımı “-meli, -malı, -memeli, -mamalı” diye düşünerek geçirdiğimi, sıfır esneme payı olan bir hayat sürdürdüğümü şimdilerde anladım. O kadar yorgunum ki…

Ne oldu da bu noktaya geldim?

Burçlara inanır mısınız? Ben burcumun, “çalışkan ve pratik” başak insanının neredeyse tüm özelliklerini taşıdığıma inanıyorum. Başak; “incelerim” dermiş.

Ben de her işi araştırıp, ayrıntılarını inceleyerek ve başarıyla sonuçlandırırım. Gelişigüzel iş yapmaz, o şeyi tümüyle doğru yapabilmek için kendimi parçalarım. Sürekli hareket halindeyimdir. Dinlenmeyi, gevşemeyi de beceremem zaten.

Hayatımın her alanında kendimi kanıtlamaya çalıştım. Çocukluğumdan itibaren bana her şeyin en iyisi sunulduğu ve yapmam istendiğinden elimde olmadan herkesi, her şeyi eleştiriyorum. Sıkça “hayır” diyebiliyorum. Benim standartlarıma uyulmadığında, hata bulduğumda, yapılanları beğenmediğimde çevremdekiler ise bozuluyor.

Yaşamımda duygusallığa yer yok. İnsancıl tutkuları olan veya yakınmacı kişiliği olanlarla anlaşamıyor, insanlarla çabucak içli-dışlı olamadığımdan “soğuk” olarak nitelendiriliyorum. Seçiciliğim yüzünden arkadaş sayım çok az. Yaşamım boyunca duygusal ilişkilerimde hep sorun yaşadım. Erkek arkadaşlarımın kusursuz olmasını istedim; olamadılar. Tercihim değilse de; evlenemedim.

Mükemmeliyetçilik, bana başarı, takdir ve terfi getirdi belki ama götürdüklerinin bedeli daha ağır. “Hiçbir zaman ve koşulda hata yapmamalıyım” düşüncesinin yarattığı sürekli tedirginlik, kuşku ve kaygı yıpratıyor insanı.

Artık sevgiden mahrum olmak, “En iyisini yapmalıyım” düşüncesinin yol açtığı daha çabuk yorulmak, sinirlenmek, düşük moralle çalışmak gibi bedeller ödemek istemiyorum. Hem en yüksek standartlara ulaşacaksın, hem de hata yapmayacaksın.

Bu zor hedefe ulaşacağım diye harcadığım çabanın bende yarattığı harabiyeti yenilerde -42 yaşında- fark ettim. “İnsanın kendi kendine edindiği mükemmeliyetçilik huyu, birtakım davranış tedavileriyle daha normal ve gerçekçi seviyelere çekilebilir” diyen doktorum daha neler söylemedi ki…

“Ya hep-ya hiç”ciliği bırak. Durumlardan kaçmak yerine yüzleş. Başkalarının senle ilgili olumsuz düşüneceği korkusunu terk et. Sosyal korkularını yen. Utanma hissini azalt.

Bir şeyi yapmaya kalkışmak, başlamamaktan daha önemli. Hata yaptığında sendele ama yıkılma. Yanlışlarını gözden geçirip, onları yararlı hale getir. Sana getirilen eleştirileri, kişiliğine saldırı olarak görme ve söylenenleri iyi dinle. Hata yapma hakkın var. Hata yapmadan öğrenmek ve gelişmek mümkün değil. Üstesinden geldiğin, her şey senin başarındır. Başarıların için kendini övmelisin ki, özgüvenin artsın” diyen terapistimin sözlerini dinledim mi?

Elbette…

Artık kendim hakkında daha nesnel olmaya çalışıyorum. Mükemmel olmayan bir sonucun, iyi taraflarını bulmaya çalışıyorum. Artık işimde ve özel yaşamımda daha gerçekçi hedefler koyuyor, mükemmel olmayan sonuçların da korktuğum/kaygılandığım kadar olumsuz sonuçlara varmadığını fark edebiliyor, geçmişte başarıyla sonuçlanan bir şeyin bugün öyle sonuçlanamayabileceğini de kabulleniyorum.

“Ya hata yaparsam!” korkusuyla risk alamadığım günler artık geride kaldı. Kişiliğimde bence dikkate değer ve önemli bazı değişiklikler başladı. Eski düşüncelerden sıyrılıp yeni davranışlar kazanmak için zamana ihtiyacım olduğunu bildiğimden, cesaretimin kırılmasına izin vermemekte ve artık kendime hoyrat davranmamakta kararlıyım.

Sırası gelmişken tüm ikinci ve üçüncü şahıslara, her konuda Türkiye’nin, Balkanlar’ın, Ortadoğu’nun, Avrupa’nın ve dünyanın en iyisini yapmaktan vazgeçtiğimi ve bundan böyle hata yapma hakkımı kullanacağımı ilan ederim.(ŞD/EÜ)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın