Kültür Sanat

Samandağ: Asi Nehri Gibi Asi(l) ve Güzel İnsanların Yaşadığı Yer

Samandağ: Asi Nehri Gibi Asi(l) ve Güzel İnsanların Yaşadığı Yer

Hani Musa Dağı, Kel Dağı, Samandağı arasındaki o güzelim yer var ya.

HaniAsi Nehrinin Akdeniz’e döküldüğü noktada kurulan yerleşim yeri var ya.

Hani açık ama kendini habire dalga yaratarak yoran, deli -yok yok çılgın- denizi olan yer var ya.

Hani dünyanın en uzun ikinci sahiline, 14 kilometre uzunluğundaki Çevlik sahiline sahip yer var ya.

Hani sazlıklarında ney yapımına çok uygun kamışlar yetişen yer var ya.

Hani kumsalında güzelim narinlikte kum çiçeklerinin açtığı yer var ya.

Hani Ermeni, Arap, Rum, Alevi, Türk yani herkesin barış içinde yaşadığı yer var ya.

Hani birbiri ardında sıralanan Arap Alevi- Arap Hristiyan ve Sünni köylerin ardı ardına sıralandığı ve tümünün kardeşçe yaşadığı yer var ya.

Hani ülkemizin tek -etnik- Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü’nün bulunduğu yer var ya.

Hani doğanın bir sürprizi olan ağacın bulunduğu Hıdırbey Köyünün bulunduğu yer var ya.

Hani halkı enerji tribünleri için eylem yapan Tekebaşı Köyü’nün bulunduğu yer var ya.

Hani yapılan son seçimlerde kazandırttıkları belediye başkanlarıyla her daim övünen orayı -nihayet- bakımsızlıktan, sahipsizlikten kurtaracağına inandıkları Belediye Başkanını seçen ve her geçen gün yaptıklarından hareketle ondan beklentilerini daha da yükselten ve başkanlarıyla övünen insanların yaşadığı yer var ya.

Hani sahilinde yeşil kaplumbağa ve iribaş kaplumbağaların (caretta caretta) yumurtladığı, belediyesinin Bilimsel Araştırma Merkezi kurup, üniversitelerle işbirliği yaparak caretta carettalara da yaşam olanağı sunmaya çalışan ama bu konuda çok yönlü desteğe gereksinimi olan yer var ya.

Hani türbesi -yani ziyaret edilecek- çok olan var ya…

Hani Deniz Mahallesinde sahil kenarında Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yere yapılan yuvarlak mimarili, yaz-kış günün 24 saati ziyaretçi akınına uğrayan, içinde turlayarak dua edilen, mumlar yakılarak ateşe pohur atılan türbenin bulunduğu yer var ya. O türbenin çevresinden yayan, arabayla ya da bisikletle, motorsikletle dolanılmadan geçilirse, işlerinin rast gitmeyeceğini düşünen insanların yaşadığı yer var ya.

Hani -nedense (!) – hiçbir turizm yatırımının yapılmadığı yer var ya…

Hani yazın en sıcak günlerinde bile denizden esen rüzgarıyla insanı ferahlatan, akşamları uyumanız için ninniler söyleyen rüzgarından, sörf için yararlanılabilecek iken o enerjinin boşa harcandığı yer var ya.

Hani balıkçılık, tarım, narenciye cenneti olan, ipek böcekçiliği de yapılan yer var ya.

Hani başta narenciye olmak üzere yaş sebze dış satımı yapan yer var ya.

Hani biberli ekmeğin, kebabın her türlüsünün, peynirin ve baharatlı çökeleğin, humusun, künefenin, oruğun alasının yapıldığı yer var ya.

Hani defne(gar) sabunu, ipek(harir), boğma rakı(tini), keşkek(hrisi), sam şarabı(imbit) ile ünlenen yer var ya.

Hani ceviz, patlıcan, portakal, nar, vişne, mandalina, böğürtlen, çilek, yeni dünya, şeftali, yaban mersini, turunç, kabak, karpuz ve kavun dahil akla gelen her meyveden reçel, likör yapan becerikli insanların yaşadığı yer var ya.

Hani bol meyveli, bol sahlepli nefis dondurmanın satıldığı Şardan Dondurmacı’sının olduğu yer var ya.

Hani Asi nehri gibi asi(l), bazen hırçın ama hep mağrur, vakur ve onurlu insanların yaşadığı yer var ya.

Hani -neredeyse- herkesin birbiriyle akraba olduğu yer var ya…

Hani yaşlı nüfusun da, hane başına düşen çocuk sayısının çok ama en önemlisi yüksek okul mezunu olan insan sayısının çok olduğu – ama hep dışarıda yaşadığı- yer var ya.

Hani işsizlik yüzünden genç erkekleri hep dışarıya -Arap ülkelerine- gittiği için tazecik gelinlerin, ufacık bebeklerin baba özlemiyle büyüdüğü yer var ya.

Hani giden herkesin bir şekilde dönmeyi düşündüğü, dönmese de baba evi yakınında kendine bir şekilde ev yaptığı yer var ya.

Hani kadınların ve çocukların çok özgür olduğu yer var ya.

Hani pırıltılı giysileri ve altını çok seven kadınların yaşadığı yer var ya.

Hani kocaman yürekleri ve başına buyruk ruhlarıyla ancak büyük mekanlara, evlere, odalara sığabilen insanların yaşadığı yer var ya.

Hani geçmişte hane başına düşen motosiklet sayısının fazla olduğu, şimdilerde ise araba sayısının arttığı yer var ya.

Hani “Beklemek ateşten daha şiddetlidir” meselinden hareketle evecen, kıpır kıpır, çalışkan, üretken insanların yaşadığı yer var ya.

Hani gücü büyüklükle karıştırmaktan imtina edenlerin ama karıştıranlar olur ise ayağa dinelen insanların yaşadığı yer var ya.

Hani “sen yaparsan bende yaparım” meselini hayatlarına her daim uygulayan insanların yaşadığı yer var ya.

Hani küçük sorunları büyüten, büyük sorunları ise küçülten insanların yaşadığı yer var ya.

Hani düğünlerin hakkını gerçekten veren, her yaştaki insanın, bedenini müziğin ritmine bırakıp saatlerce yorulmadan bıkmadan oynadığı yer var ya.

Hani düğünlerdeki şıklık konusunda İstanbul’la yarışan kadınların yaşadığı yer var ya.

Hani duyulan ihtiyaç üzerine dans okulu bile açılan ve dans öğrenmek üzere kursa giden kadınların çokça olduğu yer var ya.

Hani “Bir çiçeğe her gün bakarsan büyüdüğünü göremezsin” meseli yüzünden yaşadıkları yerin güzelliğinin ve özelliklerinin -çok da- farkında olmayan insanların yaşadığı yer var ya.

Hani kendilerini geliştirirken, yaşam alanlarını ihmal eden ama artık bu hatalarını fark edip yola koyulanların -ve başaracaklarına inandığım- yaşadığı yer var ya.

Hani Arapçayı -şiirmişcesine ve -yüksek sesle konuşan insanların yaşadığı yer var ya.

Hani en parlak yıldızlara sahip gökyüzündeki “arvin(akşam) yıldızını görenlerin dilek tuttuğu yer var ya.

Hani içinde Sedıka Teyze ve de Sedıka’nın kızlarının, damatlarının torunlarının yaşadığı ille de Semia-Sabah ile güzelim çocukları Caner, Ece, Cem, Pınar ve Lider’in doğup büyüdüğü, Arvin, İlayda, Ala, Natali, Robin, Ali Kadir’in büyümeğe çalıştığı yer var ya.

Hani Fikret Otyam’a “Ey Samandağ, Samandağ… Yedi Küpeli Gelin” diye kitap yazdıran yer var ya.

Kısacası “Samandağ” var ya.

İşte oradaydım üç günlüğüne.

Başka bir dünya da yaşadım -sanki- o üç günde.

Başka bir hayat yaşadım o üç günde.

Başka bir kültür tanıdım o üç günde.

Yedim, içtim, gezdim, tozdum, yüzdüm, keşfettim o üç günde.

İyi geldi, hem de çok.

Hani paylaşayım dedim, sakıncası yoksa. (ŞD/TK)

*Şadiye Dönümcü. sosyal hizmet uzmanı.

 

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir