Yaş Yaşam Yaşlılık Derleme

ŞİİRLER

ŞİİRLER

ATAOL BEHRAMOĞLU
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarından öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa,
Yaşamak yer yüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bi kum tanesi gibi, bir yaprak gibi
Bir taş gibi dinleyeceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak
Arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmesin
Mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle
Dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgulaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara göğe,
Bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey
Hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

YAHYA KEMAL BEYATLI
( EYLÜL SONU ’NDAN )

“Günler kısaldı, Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları…

Yalnız bir semti sevmek için ömrümüz kısa
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…”

A.AYTEK
İHTİYARLIK

Gencim, yaşamın yazındayım şimdi,
Bir sıcak ki vıcık vıcık.
Bir enerji ki taşın suyunu sık.
Ama, güneş bunaltınca beni,
Bir ulu ağaç gölgesinde alıyorum soluk.

Sen de:
Bir ulu ağaç kadar köklü
Bir ulu ağaç kadar bilgili kılacaksan beni,
Kapımı çabuk çal, İHTİYARLIK


E. KADEROĞLU

69.SOKAK

Kaç kere geçtim bu yollardan.
Bazen çamurlu, Bazen dümdüz.
Kaç kere düştüm, kaç kere kalktım.
Her seferinde yenilmemi beklediler.
Yılmadım, yıkılmayacağımda.
Üstüm kirlense bile aldırmıyorum.
Gene devam edeceğim,
“Hayat” denilen bu yola,
Sizi de bekliyorum, HAYAT caddesinin 69.sokağında

Aysel AYTEK

HUZUREVLERİ

Gençtin, şaka yaptım “Muzur” dur dediler.
Büyüdüm, “İş Tut Hazırdır” dediler.
Yaşlandım, “Artık Huzur Bul” dediler.
İyi ki hazırda, Huzurevleri vardır.

(Bu dörtlük Ankara Seyranbağları ve Ümitköy Huzurevlerine ithaf edilmiştir.)

Aysel AYTEK

TANRI MİSAFİRİ

Davetlim bile değildi ama,
Çaldı kapımı.
“Tanrı Misafiridir” diye
İçeri aldım biraz.
Öylesine yerleşti kaldı ki;
İnanın, hiç bir misafir
YAŞLILIK kadar arsız olamaz.

ALİ ERKAN GÜNERİ

Gözlerimin önünde akıp giden,
Tarih
Geçmiş günleriniz,
Anılarınız.
Yavrularınız
Yaşadıklarınız geliyor aklıma.

Aklıma bu günü hazırlamanız geliyor
Dünden,
Yarına
Bende yaşayacak umudunuz
Gözümde
Işığınız var.


(ŞAİRİ BİLİNMİYOR)

El öpenlerin çok olsun yavrum,
Bizden geçti artık, siz okuyun, adam olun…
Yalnız gitmeden bir tek şey istiyorum,
Gözlerinden bir damla ışık, yüreğinizden bir yudum sevgi…
Gençlik mi? Gençlik istemiyorum…
Verdiğiniz o ışık, o sevgi zaten gençliğimin iksiri…

( Bu şiir ; İskoçya’da bir bakımevinde ölen bir yaşlı kadının eşyaları toplanırken bulunmuştur.)

BUNU HUYSUZ BİR YAŞLI KADIN YAZDI

Ne görüyorsunuz hemşire,
Ne görüyorsunuz ?
Bakarken düşünüyor musunuz ?
Bana
Pek bilge olmayan, huysuz bir yaşlı kadına
Sağlığından kuşkulu, bakışları uzakta
Yemekleri ağzından dökülen,
Ve yüksek sesle
Cevap vermeyen,
Yaptıklarınızı fark etmiyor gibi görünen
Sonsuza dek çorabını ya da ayakkabısını
Kaybeden
İstese de istemese de
Dilediğinizi yapmanıza izin veren,
Beslenerek ve banyo yaparak,
Uzun günü dolduran
Düşündüğünüz bu mu ?
Bu mu gördüğünüz ?
Öyleyse gözlerinizi açın hemşire
Siz beni görmüyorsunuz,
Sizin emrinizle kalkar, sizin emrinizle yerken,
Burada sessiz otururken,
Anlatacağım size kim olduğumu,
On yaşındaki küçük çocuğum ben,
Bir ana ve babanın,
Kız ve erkek kardeşler, birbirini seven,
16 yaşında bir kız
Kanat takmış,
Her an bir sevgiyle,
Karşılaşmayı hayal eden,
20’sinde bir gelin,
Yüreği hoplayan
Tutmaya söz verdiği
Evlilik yeminlerini hatırlayınca
Şimdi 25’indeyim.
Benimde bir küçüğü var,
Güvenli ve mutlu
Bir yuva bekleyen
Şimdi 30’unda bir kadın
Küçüklerim hızla büyüyor
Birbirlerine sımsıkı bağlı
40’ında oğullarım büyümüş ve gitmişti
Ama yanımdaydı erkeğim
Ve yas tutmadım
50’imde bir kez daha
Bebekler belirdi dizlerimin etrafından
Yeniden tanıdık çocukları
Sevdiğim ve ben
Kara günler çöktü üstüme
Kocam öldü
Geleceğe bakıyorum
Korkuyla ürperiyorum
Gençler kendi yavrularını yetiştiriyorlar
Ve ben yılları sevgililerimi düşünüyorum
Doğa acımasız
Şimdi yaşlı bir kadınım ben
Beden yıprandı, cazibe ve enerji gitti
Bir taş var şimdi
Bir zamanlar yüreğimi taşıdığım yerde
Ama hala genç bir kız yaşıyor
Bu kalıntının içinde
Ve şimdi yeniden kabarıyor yıpranmış yüreğim
Hatırlıyorum yılları acıyı hatırlıyorum
Seviyorum ve yılları yeni baştan yaşıyorum
Sayılı ve çok hızlı geçen seneleri düşünüyorum
Kabulleniyorum, katı gerçeği
Hiçbir şeyin sonsuz olmadığını

Açın gözlerinizi hemşireler
Açın ve görün
Huysuz ve yaşlı kadını değil
Yakından bakın beni görün

Ali CENGİZKAN

“ Nice susuzluklar ve nice açlıklar bilir
Nice yorgunluk ve nice ayrılıklar
Nice yoksulluklar ve nice varsıllıklar
Nice küskünlükler ve nice coşkunluklar bildirir ki
sevgidir ömrüm yüksüğü,
Bana düğmeler dik ve ilikle yüreğimin yakasını,
gitmeden önce
Hem bahaneyle denizi gör
ve sevmeye devam et,
beni de”


Rıfat ILGAZ

Nasıl mı yaşıyorum ?
Bu da mı sorun !
Yaşıyorum ya siz ona bakın !
Gençken bir şiirimde
“İş doğmakta değil” demiştim
“Gelmişken yaşamakta”
Dekart gibi düşünüp
Dekart gibi konuşursam eğer;
Yaşıyorum… “Eee şu halde ?
Canım anlayıverin gerisini
Hiç kuşkunuz olmasın ki, “Varım”

Rıfat ILGAZ
AVDAN YAŞLISI

Ben çok eskiyim, ben yepyeni
Kuru bir ağaç, sonra dağ çiçeği,
Gözlerim çok eski yazıtlar gibi:
Kıranlar, kıtlıklar, savaşlar.

Sakarya boylarında yirmi gün yirmi gece,
Çakmaklı tüfeklerle,
Vuruştuk Mustafa Kemal ardınca,
Neler uğuldar kulaklarımda.

Eski ormanlarda ağaçların sohbeti,
Gelin türküleri, ninniler, ağıtlar,
Açarım sessiz sularla geleceğin vadilerini.
Halk dağının kuytusundan çıkarak,
Çok eski sularla…. en yeni!


Kemalettin KAMU

“Odamda iki kardeş,
Biri dün,biri yarın,
Ve ben aralarında
Bir köprüyüm onların.


NAZIM HİKMET
TARANTA-BABU’YA BEŞINCI MEKTUP

….. Yaşamak ne güzel şey TARANTA-BABU!
Yaşamak ne güzel şey
Anlayarak bir usta gibi.
Bir sevda şarkısı gibi duyup
Bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK ……

Yaşamak;
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi…..
Hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
YAŞAMAK ……

YAŞAMAK ……
Ne acaip iştir ki
Bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU!
Bugün bu
“bu inanılmayacak kadar güzel “
bu anlatılmayacak kadar sevinçli şey;
böyle zor
bu kadar
dar
böyle kanlı
bu denlü kepaze

NAZIM HİKMET
FEVKALEDE MEMNUNUM DÜNYAYA GELDİĞİME

Fevkalede memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını,kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen
Ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için………”

NAZIM HİKMET
“Unut yaşını
koru kendini bitten
bir de bahar akşamlarından
bir de ekmeği
son lokmasına dek yemeyi
bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman ……“

NAZIM HİKMET
“ ……esefsiz,
güvenle
emniyetle
gölgeli bir bahçeye girer gibi
girebilmek usulca ihtiyarlığa…… “

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

İKİ SES

Dışarıdan herkes:–Görmemiş ol, savuş…..
İçimden bir ses:–Konuş! Konuş! Konuş!
Dışarıdan herkes:–Böyle uslu, yavaş…..
İçimden bir ses:–Savaş! Savaş! Savaş!
Dışarıdan herkes:–Tıkırında işin…..
İçimden bir ses:–Düşün! Düşün! Düşün!
Dışarıdan herkes:–Bugüne uy, barın…..
İçimden bir ses:–Yarın! Yarın! Yarın!


YAŞAR NABİ NAYIR

“……En güzel rüyaların bile bir sonu vardır;
Bir bahar rüzgarından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.

Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.”


Ahmet Muhip DRANAS
BİRAZ DAHA

Yaşlandım; güneşim batıyor.Gece
Yaklaşmada sinsi, sessiz ve sonsuz.
Biliyorum; her şeysiz sensiz, bensiz.
Yiteceğim karanlıklar içinde.

Biraz daha her şeyle haşır neşir,
Biraz daha kendimle bilişmemiz,
Biraz daha seninle baş başa, bir….
Biraz daha gök, biraz daha deniz.


Ziya Osman SABA

İHTİYAR,ÇOCUK, HİZMETÇİ V.S.

Değneğini taşlara kakar,
Beli bükülmüş toprağa bakar,
İhtiyar….

Yeni başlamış yolculuk,
Yalınayak,benzi uçuk
Çocuk.

Tatmamış baharı, bilmiyor sevinci;
Şu kızların en genci;
Hizmetçi.

Esmer güzeli hemşirem,
Gidecek, sürmeden bir dem;
Verem.

Akşam oldu, gözlerini yum,
Sen herşeyden mahrum
Yavrum.

Ziya Osman SABA
NEFES ALMAK

Nefes almak, içten içe derin derin,
Taze, ılık, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık,
Ağaran güne penceren açık,
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü ufuklara karşı,
Senin her yer;Caddeler, meydan, çarşı
Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Koklar gibi maviliği, rüzgarı öper gibi
Ananın sütünü emer gibi,
Kana kana, doya, doya….

Nefes almak, kolunda bir sevgili,
Kırlarda, bütün bir Pazar tatili.
Bahar, yaz, kış.

Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslerine karışmış.

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
Yanında karına uzatıp bir kolu,
Nefes almak.

O dolup boşalan göğse….
Uyumak, sevmek nefes nefese,
Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

Sürahide ışıl ışıl, içilecek su.
Deniz kokusu,toprak kokusu, çiçek kokusu,
Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes….
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes .


Cahit Sıtkı TARANCI

ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam,
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalp ağrısı.Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye.
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz
Yaşamak bu kadar güzelken?

İnsan dallarla, bulutlarla bir,
Aynı maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir
Yaşamak bu kadar güzelken?

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

“…..Farkında değil gönül,
Sanki hep divane;
İçimizden dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane!

Baki Süha EDİPOĞLU

MEZARLIK

Dün akşam gün batmadan,
Yaşlı ölülerin arasına
Bir küçük misafir geldi.
Çocuk bahçesinde kovası kalmış,
Kumların üstünde küçük küreği.
Besbelli çok yorgun, hemen uyudu.
Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü
Örttü üstünü;
Madem ki burda annesi yok
Bu küçük kız bize emanet.
İlerde yatan bir başka ölü
Yavaşça seslendi;
Başındaki kurdelayı çözüp katlayın
Ütüsü bozulmasın.


Suat TAŞER

“…..Ummaktır yaşamak
İbret al, ders al geceden
Çevir başını gökyüzüne
Yıldızlara bak
Güneşli sabahların umududur yıldızlar…….”

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın