Hayata Dair

Babaları Değişimden Geçerken, Değişenlere

Babaları Değişimden Geçerken, Değişenlere

Kaybettiklerimiz karşısında varlığımızı sürdürebilmek, yaşadığımız hayata, evrene iz bırakabilmek için “çocuklarımızın çocukları” olacağımız zamana denk gelen bu süreçte; girdiğimiz bu farklı arayışların yol açtığı “değişim” harika bir şey olmalı?

Yaşamda bize uygun görülen rolleri karşılıklı oynarken, zorlandığımız olur çoğu kez. Anne/baba – çocuk ilişkisi; özellikle çocuğun ergenlik, “biraz da edepsizlik” ve ön yetişkinlik döneminde yaman çelişkilerle dolu olduğundan, dört mevsimin bir arada yaşanabildiği şizofrenik bir durum olduğu bile söylenir.

Sevginin, dayanışmanın, çatışmanın, yıkıcılığın, acıtmanın, dayanışmanın, güvenmenin, dürüstlüğün, yalanın, nefretin, eleştirinin, yapıcılığın şahikası yaşanır bu ilişkide.

Büyüyüp de, roller değişince hayatın içinde uzlaşmaz gibi görünen çelişkiler uzlaşıverir, ova düzlüğüne ulaşıldığında..

“Baba
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım;
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…”

Nazım Hikmet,1932

Artık sadece “anne-babalarımızın çocukları” değilizdir, “çocuklarımızın anne-babası” olmuşuzdur.

Hayatımızın ivmesi hızlanmıştır. Günlerimiz debdebelidir. Zaman hızlı akar…. Bir bakarız anne-babamızın anne-babası oluvermişiz. Yaşamımızın “ikindi vakti”dir artık.

Sonra, bir “şey” olur…
Yolunda gittiği sanılan bir şey(ler)in tekdüzeliği bozulur…

“Tam beş kulaç dipte yatıyor baban,
Kemikleri şimdi mercan oluyor
Bir çift inci artık gözlerinde duran
Hiçbir parçası yok olmuyor
Harika bir şeye dönüşüyor bence,
Deniz değişiminden geçtikçe…”
Shakespeare (Fırtına)

Yüreğimizin kileri açılıverir…

Kendimizi, değerlerimizi sorgulamak için, içimize çekiliriz…

Artık yüzümüz hayatın öteki yönüne çevirilidir. Derinlerimizdeki bir şeylerin ayrımına varıp, kendimizi anlamaya soyunduğumuzda içimizi kanırtan şeyler yüzeye çıkar…

“Ben”imizdeki yara(ların) kabuğunu koparırken irkiliriz. Cesaretimiz varsa, yeni acıtmalar için, kabuk kopartmağa devam ederiz.

Geçmiş unutul(a)maz. Geçmişte yaşananlar, hepimizin sıkça yaptığı gibi ötelenebilir, yok sayılabilir sadece. Geçmişin, sadece ölerek unutulabildiği sıkça anımsanarak.

Kaybettiklerimiz karşısında varlığımızı sürdürebilmek, yaşadığımız hayata, evrene iz bırakabilmek için “çocuklarımızın çocukları” olacağımız zamana denk gelen bu süreçte; girdiğimiz bu farklı arayışların yol açtığı “değişim” harika bir şey olmalı?

Babalar! Gününüz kutlu olsun!

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın